Ana Sayfa Blog Sayfa 29

Angry Brigade KIZGIN TUGAY

“Kar kapitalizmini ve insanlık dışılığı reform edemezsiniz. Yıkılana kadar tekmele.”

— Kızgın Tugay, bildiri.

1970 ile 1972 yılları arasında Kızgın Tugay, mülklere yönelik bir dizi sembolik saldırıda silah ve bomba kullandı. Eylemlere, hedef seçimini ve Kızgın Tugay felsefesini açıklayan bir dizi bildiri eşlik etti: özerk örgütlenme ve mülkiyete saldırıların yanı sıra militan işçi sınıfı eyleminin diğer biçimleri. Hedefler arasında baskıcı rejimlerin büyükelçilikleri, polis karakolları ve ordu kışlaları, butikler ve fabrikalar, hükümet daireleri ve Kabine bakanlarının, Başsavcı ve Metropolitan Polis Komiserinin evleri yer alıyordu. Üst düzey siyasi isimlerin evlerine yapılan bu saldırılar sonuç alma baskısını artırdı ve çığ gibi polis baskınlarına yol açtı. Polis, başından beri toplumun tamamen yabancı bulduğu bir kesimini kavramakta zorlukla karşı karşıyaydı. Ve bir organizasyonla mı yoksa bir fikirle mi karşı karşıyaydılar?

Bu kitap, Angry Brigade’in 1960’lardaki devrimci mayalanmadaki köklerini ele alıyor ve kampanyalarını ve polis soruşturmasını, İngiliz hukuk tarihindeki en uzun ceza davası olan Old Bailey’deki “Stoke Newington 8” komplo davasıyla sonuçlanana kadar takip ediyor. Hem özgürlükçü muhalefet hem de polis arasında yapılan kapsamlı araştırmaların ardından yazılan bu kitap, Britanya’nın ilk şehir gerilla grubu hakkında temel çalışma olmaya devam ediyor.

Bu genişletilmiş baskı, “Öfkeli On Yıl”ın kapsamlı bir kronolojisini, ekstra illüstrasyonları ve Kızgın Tugay’ın polis görüntüsünü içeriyor. Stuart Christie ve John Barker’ın (“Stoke Newington 8″ sanıklarından ikisi) yaptığı tanıtımlar, Öfkeli Tugay’ı zamanının siyasi ve sosyal bağlamında ve onun uzun vadeli önemini tartışıyor.

Kitapla ilgili şu ifadeler kullanılıyor:

“Bunca zamandan sonra bile Carr’ın kitabı Kızgın Tugay’ı doğuran kültür ve harekete en iyi giriş olmaya devam ediyor. Katılımcının tüm belgeleri ve sesleri tek bir yerde toplanıncaya kadar bu, o günlerin sürükleyici, okunabilir ve güvenilir anlatımı olarak kalacak. Mutlaka okunması gereken bir eser ve PM Press’i bunu bize sunduğu için tebrik etmek gerekiyor.”

—Barry Pateman, Yardımcı Editör, The Emma Goldman Papers, Berkeley’deki California Üniversitesi

Yazar hakkında:

Artık emekli olan Gordon Carr, BBC Television News için araştırmacı belgeseller hazırlayan bir gazete ve televizyon gazetecisidir. Carr ayrıca PM Press tarafından yayınlanan The Angry Brigade belgeselinin yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendi.

Şehre inen traktörler, saman balyasından barikatlar: Avrupa’da çiftçiler neden ayakta?

0

Almanya, Fransa, İtalya, Yunanistan, Polonya, Litvanya…. Haftalardır Avrupa’nın değişik ülkelerinde çiftçiler ulusal ve AB tarım politikalarına karşı protesto eylemleri sürdürüyor.

SERDAR DERVENTLİ / Köln

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde üretici çiftçiler haftalardır sokaklara çıkarak hükümetlerini ve Avrupa Birliği’nin (AB) tarım politikalarını protesto ediyorlar. Çiftçilere verilen sübvansiyonları kesme planlarına karşı başlayan eylemler AB ve ulusal yasal düzenlemelere, bürokrasiye ve serbest ticaret sözleşmelerine karşı devam ediyor. Yüksek enflasyon, susuzluk ve yüksek enerji fiyatları çiftçilerin en büyük sorunları olmaya devam ediyor. AB genelinde her yıl binlerce çiftlik iflasa sürükleniyor.

Traktör konvoyları, işgal edilmiş kavşaklar, saman balyalarıyla barikatların kurulduğu otoyollar, ziraat odalarının ve belediyelerin önüne atıkların dökülmesi ve binlerce öfkeli çiftçi.

Son bir haftadır eylemler Fransa’da yoğunlaşıyor. Ülkenin birçok bölgesinde otoyolları traktör konvoyları ve saman balyalarıyla işgal eden Fransız çiftçileri, hükümetlerin uzun yıllardır çiftçiler lehine politika yapmamasından şikayetçiler. Kendilerine sürekli vaatler verildiğini ama bunların yerine getirilmediğinden yakınan çiftçiler için bardağı taşıran son damla, tarım araçlarında kullanılan mazota uygulanan sübvansiyonu kaldırma kararı oldu.

Şiddetli protestoların ardından Fransa Başbakanı Gabriel Attal geri adım attı ve mazota uygulanmak istenen vergi artışı masadan kalktı. Ancak çiftçilerin protestoları devam ediyor, çünkü hükümetin verdiği sözleri yine tutmayacağını düşünüyorlar. Taleplerin başında tarımsal mazot fiyatlarının düşürülmesi, daha az bürokrasi ve çevreyi koruma adına hazırlanan yasal düzenlemelerin geri alınması geliyor.

Güney Fransa’da yaygınlaşan eylemler giderek başkent Paris’e yaklaşıyor. İspanya sınırını uzun süre bloke eden çiftçiler, AB’nin kendilerini sattığını düşünüyorlar. Güney Amerika ülkeleri ve AB arasında uzun yıllar devam eden müzakereler sonucunda hazırlanan Mercosur Serbest Ticaret Anlaşması’nın yürürlüğe girmemesi de çiftçilerin talepleri arasında.

AB ile Güney Amerika Mercosur ülkeleri Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay arasındaki anlaşma 2019 yılında tamamlandı ancak bugüne kadar henüz onaylanmadı. Fransa ve Avusturya, kendi çiftçilerini korumak için katı çevre koruma şartlarında ısrar ederlerken Almanya ise anlaşmanın hızla onaylanmasından yana. Son aylarda Almanya, anlaşmayı onaylamaları için Avusturya ve Fransa üzerinde baskıyı artırmıştı.

Hükümetten gelen vaatlere rağmen Fransız çiftçiler protestolarını sürdürmek istiyor. Çiftçi sendikaları tarafından yapılan açıklamalarda 101 ilin 85’inde eylemler devam edecek ve başkent Paris’in geniş çaplı ablukaya alınması gündemde.

POLONYA: ‘UKRAYNA’YA VERGİ UYGULANSIN’

Polonya’daki çiftçilerin aylardır sürdürdüğü protestolar ise ilk etapta hükümetin Ukrayna politikasını hedef alıyor. Ukrayna’ya destek için bu ülkeden ithal edilen tahıl ve diğer tarım ürünlerinin gümrük vergisinden muaf tutulmasına Polonyalı çiftçiler karşı çıkıyor. AB’nin tarım politikaları nedeniyle zaten zor durumda olduklarını belirten çiftçi örgütleri, özellikle Almanya, Avusturya, Hollanda ve Fransa gibi tarımın son derece sanayileşmiş olduğu ülkelerle rekabette zorlandıklarını söylüyorlar.

LİTVANYA: ‘RUS TAHILINA GEÇİT YOK’

Litvanya’daki çiftçiler ise Rus tahılının kendi ülkelerinden transit geçişine son verilmesini istiyor ve hükümetin AB kararlarını uygulamamasını talep ediyorlar. Söz konusu kararlarda doğayı koruma adına tarım koşullarının kaldırıldığını ileri süren çiftçi örgütleri, tüm bu uygulamaların, gelirlerinin daha da düşmesine neden olduğunu belirtiyorlar. Özellikle süt taban fiyatlarının çok düşük olmasından yakınan Litvanyalı çiftçiler, mazot fiyatlarının da diğer ülkelerde olduğu gibi yükseleceği konusunda endişeliler.

ROMANYA’DA HÜKÜMET “SÖZ” VERDİ

Almanya’daki eylemlerin ardından Romanya’daki çiftçiler ve nakliyeciler de eylemlere başlamıştı. Macaristan, Sırbistan ve Ukrayna sınır kapıları da dahil olmak üzere birçok otoyol günlerce traktör ve kamyonlarla işgal edildi. Hükümet, çiftçilerin ve nakliyecilerin ana taleplerinden biri olan araç sigortası maliyetlerinin düşürülmesi konusunda adım atma sözü verdiği için protestolar önemli ölçüde azaldı.

ÜRETİCİ ÇIFTÇILERDE HAYAL KIRIKLIĞI BÜYÜYOR

“Agriculture Stratégies” (Tarım Stratejileri) adlı düşünce kuruluşunun Araştırma Başkanı Alessandra Kirsch’e göre, “Tüm Avrupalı çiftçiler bir süredir bıkmış durumda. Daha önce tarımsal fiyatlar iyiydi ve çiftçiler kendilerini güvende hissediyorlardı. Ancak yılın başlangıcı zordu ve fiyatlar düşüyordu. Bardağı taşıran son damla için pek bir şey gerekmedi. Herkes giderek daha fazla feragat etmek zorunda kaldıkları duygusunda”.

Kirsch, eleştirilerin ana hedefi olarak AB’nin ortak tarım politikasını görüyor. AB her yıl on milyarlarca dolar destek ödemesine karşın sübvansiyonların aslan payı büyük toprak sahiplerine, tarım sanayisine gidiyor ve bu da çiftçiler arasındaki hayal kırıklığının büyümesine neden oluyor.

ALMANYA: MESELE MAZOT DEĞİL, YAPISAL DEĞİŞİM

Bugün Almanya genelinde sokağa çıkarak uygulanan politikaları protesto eden çiftçileri anlamak için son 20-30 yıl içinde büyük bir hızla gerçekleşen yapısal değişimi görmek gerekiyor. İklim değişikliğiyle birlikte dünya genelinde tarımsal alanda su sıkıntısının büyümesi ve tarım alanlarının azalması, büyük yatırım fonlarının gıda şirketleriyle birlikte üretim alanlarına yönelmelerine neden oldu. Sonuçta tarımsal alanın azalması, spekülasyon alanının artması anlamına geliyor.

Kurulan dev şirketler yüksek düzeyde makineleşmiş üretim biçimlerini gündeme getirdiler. Tarımda milyonlarca insanı doğrudan etkileyen derin bir değişim yaşandı. Son yıllarda küresel gıda endüstrisindeki şirket birleşmeleri, yutmalar, büyük perakende zincirlerinin artan gücü, üreticiler üzerindeki baskının artmasına neden oldu. Bu şirketlerin özellikle süt ve süt ürünlerine, et ve et ürünlerine uyguladıkları damping fiyatlar nedeniyle bu değişim daha da vahim bir hal aldı. Bu sektörlerdeki birçok çiftlik artık kârlı bir şekilde faaliyet göstermiyor ve önemli bir bölümü çiftliklerini terk etmek zorunda kaldı.

Almanya’da 1950’de yaklaşık 1.6 milyon olan çiftlik sayısı 1980’lerin sonunda 0.7 milyona düşerken bugün 275 bin civarında. 2020’de tarımda istihdam edilen kişi sayısı 580 bin olup, bu sayı Almanya’daki toplam iş gücünün yüzde 1.3’üne tekabül ediyor.

 

Day-Mer Kadın Komisyonu’ndan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü çağrısı

0

Kadınlar, 167 yıllık bir geleneğin mirasıyla bugün de mücadele etmeyi sürdürüyor: 167 yıl önce, ABD’nin New York eyaletinde 8 Mart 1857’de daha iyi çalışma koşulları ve insanca yaşam istemiyle greve giden on binlerce dokuma işçisi kadına polis saldırmış, 129 kadını fabrikaya kilitleyerek çıkan yangında yaşamlarını yitirmelerine neden olmuştu. Clara Zetkin’in 1910’da 2. Uluslararası Kadın Kongresinde yaptığı öneriyle 8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar günü olarak kabul edildi.

Kadınlar, bu mücadeleleri sonucunda toplumsal yaşamda daha fazla yer alıyor, kendilerine biçilmiş rolün ötesine geçiyor, eşitsizliğe ve ayrımcılığa karşı daha yüksek ses çıkarıyorlar. İş yaşamında sömürüye, güvencesizliğe karşı eşit ücret, sosyal hak ve adalet için örgütleniyor, direniyorlar…

Günümüzde, çıkan savaşlar, çatışmalar ve artan yakıt ve gıda fiyatları nedeniyle, son tahminler ülkelerin yüzde 75’inin 2025 yılına kadar kamu harcamalarını azaltacağını gösteriyor. Bu da kemer sıkma politikaları demek. Bu politikalar ise en çok kadınları ve çocukları olumsuz etkiliyor. Covid salgını, jeopolitik çatışmalar, iklim felaketleri ve ekonomik kargaşa, 2020’den bu yana fazladan 75 milyon insanı ciddi yoksulluğa itti. Bu, 2030 yılına kadar 342 milyondan fazla kadın ve kız çocuğunun yoksulluk sınırının altında yaşamasına yol açacağını gösteriyor. İş sektöründe ise, mesleki ayrımcılığın sürdüğünü, kadınların ucuz işgücü olarak değerlendirildiğini, sektördeki olumsuz çalışma koşullarının işgücüne ve istihdama katılımlarının önünde engel oluşturduğunu görmekteyiz.

Pandemi sonrasında özellikle kadınlar açısından üretime katılımda ciddi bir artış oldu ancak bu artış kadın istihdamını artırmak üzere değil, geçim sıkıntısının günden güne katlanarak artması nedeniyle oldu. Kadınlar hâlâ “eve destek atan” bir pozisyonda kendilerini görmek zorunda bırakılırken, bizler de bu 8 Mart’ta evde, işte, sokakta, hayatın her alanında, yaşamlarımızla sınanmaya, işten atma tehditlerine, aynı işe verilen düşük ücretleri, ilk işten çıkarılan olmayı, haklarımızın gasp edilmesini, kölece çalışmayı, insanlık dışı yaşam koşullarını hak etmiyoruz; eşit insanca bir yaşam istiyoruz.

Mobbinge, tacize, baskıya, eşitsizliğin derinleştirilmesine, medeni haklarımıza yönelik saldırılara, gençlerin, çocukların hayatlarının karartılmasına, geleceksiz bırakılmalarına karşı özgür, eşit, şiddetsiz bir yaşam istiyoruz.

Bu istediklerimiz ne yazık ki bize altın tepside sunulmuyor, sunulmayacak da. Oturup beklemek, hep başkasının harekete geçmesini istemek nefes alamadığımız o çemberin daralmasından başka bir işe yaramıyor. Çünkü o beklenen kahraman asla gelmeyecek! Oturup beklemesi öğütlenen milyonların yan yana gelerek istediklerini söke söke alması tek seçenek.

Bugün en önemli meselemiz, her yerde irili ufaklı direnişlerde, mücadele alanlarında sözünü söyleyen, öfkesini ortaya koyan kadınların seslerini birleştirmesi, birlik olması, bir araya gelmesi.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü, yaşadığımız her alanda hep birlikte örgütleyelim. İşyerinde, mahallede, okulda birlik olup, birlikte kazanalım. Unutmayalım: Özgür, eşit, şiddetsiz bir yaşam bizimle mümkün.

Birlikte kazanacağız… Kadınlar kazanacak!

 

Ayın Artizi: Tottenham’la alakası olmayan Tottenham Milletvekili ve Gölge Dışişleri Bakanı David Lammy pirimiz

0

Oldu olacak ben de beynelmilel takılayım bu ay; ne tartışılmayıp da tartışılması gereken konular üzerinden bir artize işaret etmekte, ne de vuku bulan artizliklerle insan düşünsel yaşamında yaratılan tahribat ve dumurlar üzerinden kavramsal yolculuklara çıkmakta her daim keramet olmuyor ne de olsa.

Ama şu bizim protestan İngiliz demokratları ya da Türkiye’den ithal en son diğer “temiz-politika” simsarları gibi gözümün önündekinden değil de binlerce kilometre ötede olanlar hakkında konuşacak olsam bile bunu güzelim Tottenham’ımla birleştireyim: sonuç ise David Lammy kardeşimiz. Artizlik tahlilinin sonucunu da baştan söyliyeyim, İsrail devletinin yürüttüğü katliama karşı en önde gelen görevimiz bunu tesis eden kendi emperyalistlerimize karşı mücadeleyse, bunun da gözümüzün önündeki David Lammy’nin artizliğinin ifşasıyla bir yerlerden sürmesi lazım.

90’ların sonundan beri bölge milletvekilliğini ve ne menem bir siyaset yürüttüğünü bilirsiniz. Corbyn dışındaki yıllarda her daim partisinin sağcı kanadının önde gelenlerine yavşamasıyla isim yapan Lammy pirimiz, Blair döneminde tüm oylamalarda onu ve Irak savaşını desteklemiş, ırk meseleleri konusunda kendisini bilirkişi ilan edip bunun ünlülüğünü satmış arada da Tottenham’da kumarhanelere karşı hayali kampanyalar yürütmüştü. Gençler hala danışmalarını betshoplarda görüyorlarmış. Neyse sağcıların biyografileri uzmanlık alanım değil, isteyen açıp okusun, bize de anlatsın, zaten yazımın konu ve mantığı da, son yaptıklarının nasıl artizlikle taçlandığını ortaya koymak. Ve gene. Çünkü ikincidir seçiliyor bu mertebeye Lammy, eskiden artizdi, şimdi artiz gölge bakanı ya da gölge bakanı artiz, yani pire yeni eklenmiş bir artizlik katmanı daha.

Corbyn döneminde sağcı, sığ, bir şey bilmediği halde bilgiçlik ya da halka yukardan bakmasını bir meziyet gibi satması para etmedi: parti içindeki sözde Yahudi karşıtlığına karşı kampanyaya katılarak Corbyn’i deviren ekip içinde yer aldı. Starmer liderliği boyunca da Tottenham dışında her yerde görülmeye başladı. En son da 7 Ekim’de başlayan Filistin’deki olaylardan sonra da konuyla ilgili yaptıklarıyla.

Birkaç hafta önce kendi burjuva işçi partisinin yine kendisi gibi herşeyi bildiğini sanan ama buna rağmen siyasi sığlıklıklarıyla tavan yapan Fabian grubunun düzenlediği bir toplantıda konuyla ilgili konuşuyor, birkaç seyirci çıkıp “o’lm kes fasafisoyu, katliama dair bir şey yapmıyorsunuz” diye kendisine haklı olarak bağırıp çağırdı; ilginçtir Lammy “bu sorunlar protestoyla değil iktidarla çözülür” diye kulağa hiç de fena gelmeyen bir şekilde yanıt verdi. Ki artizlerin söylediklerinin ilk duyulduğunda kulağa hoş gelmesi de artizliklerinin bir belirtisidir, ki bu sözlerin içtensizliğinin ortaya çıkmasının kaçınılmazlığıdır artizliğin ainesi.

Öyle de oldu. Birkaç gün sonra BBC4 radyoda konuşuyor, “Netanyahu’nun Filistin halkının varlığını ve bir devlet kurma hakkını kabul etmemesini kınıyoruz” diyor. Yani protesto. Turşu-perhiz ikilemlerinde karlı mevsimler. Kınamaktan başka birşey öneriyor mu? Birşey yok ortada. Diet sosyalist Corbyn döneminde İsrail boykotu, Filistin’in derhal tanınması politikaydı. Lammy hafta sonunda Channel 4’da da ateşkes çağrısı yaptı. Ekim’de İsrail’in saldırı hakkını savunuyordu. Ya ancak 3 ayda aklı yerine gelmiş ya da yalan söylüyor.

Şu açıdan ya da bu nedenden artiz, falan. Ama Lammy’nin bu son artizliklerinin ya da artizliğinin bu son döneminin somut olarak gösterdiği artizlerin içtensizlik, kofluk ve kibrinin yanında artık sığlık, cahillik, becerisizlik, yardakçılık gibi meziyetlerinin daha fazla prim yaptığı. Gericileşen ve saldırganlaşan bir dünyada artizliğin de, düşen kalitesi demiyim de yükselişte olan yüzsüzlüğüyle evrim halinde olduğu; artizliğin artık olasılığı artan uluslararası savaşların cephe gerisinin hizmetine girdiği. İngilizlerin Ozan Arif’lerinin ordan burdan yeşermesini seyredin artık, Lammy’nin beyazların yapamadığı provokatörlüğe nasıl evrildiğini. Tottenham’ı seni beni değil de Lammy kimi memnun ediyor düşünürsek belli oluyor bu.

Anlayacağınız, Filistin sorunu üzerinden Lammy’nin yaptığı son yaptıklarının artizlik açısından gösterdiği daima taşımaya meyilli olduğu Stockholm sendromu unsuru – yani kendisini tutsak edenlere aşık olma eğilimi. Yazımınız hakkında olmadığı ırk sorunu bir yana, Lammy bu yardakçılığı dağ dağ yerine getiriyor dümdüz Tottenham’dan. Ama bu özel yön artizliğin başka ve daha genel bir boyutuyla ezilmeye mahkum, o da yardakçılığın faniliği, zamanı geldiğinde çöpe atılırlığı, artizliğin geçiciliği.

Kalıcı anılar efendim.

 

Sağlıkta neler oldu?

0

Eczacılar da 7 hastalık için ilaç yazabilecek

Boğaz ağrısı ve kulak ağrısı gibi yedi yaygın rahatsızlık için GP’den randevu almak yerine eczaneye gidebilecek.

Pharmacy First (Önce Eczane) programı kapsamında, İngiltere’deki eczacılar konsültasyon yapabilecek ve gerekli gördüğünde antibiyotik verebilecek.

Böylece hastaların daha kolay yardım almaları ve milyonlarca GP randevusunun daha ciddi sorunlar için kullanılması amaçlanıyor.

Eczaneler bu programı memnuniyetle karşıladıklarını, ancak kapanan eczane sayısı ve programın finansmanı konusunda endişeli olduklarını belirtiyor.

Eczacılar şu rahatsızlıklar için ilaç verebilecek:

  • boğaz ağrısı
  • kulak ağrısı
  • sinüzit
  • impetigo (özellikle çocukları etkileyen, kaşıntılı ve bulaşıcı cilt enfeksiyonu)
  • zona
  • enfekte böcek ısırıkları
  • kadınlarda komplike olmayan idrar yolu enfeksiyonları

50 yaş altı bağırsak kanseri ölüm oranlarında üçte bir artış bekleniyor

Uzmanlara göre 50 yaşın altındaki insanların bağırsak kanserinden ölme oranı bu yıl üçte bir oranında artacak. Endişe verici bu artışın obezite, kötü beslenme ve fiziksel hareketsizlikteki artıştan kaynaklandığı belirtiliyor.

2015-19 yılları arasındaki beş yıllık ortalamaya kıyasla, 25 ila 49 yaş arasındaki ölüm oranlarının 2024 yılında kadınlar arasında %39, erkekler arasında ise %26 oranında artacağı tahmin ediliyor.

Araştırma ayrıca Britanya’da her yaştan kadında bağırsak kanserinden ölüm oranlarının artacağını öngörüyor; bu ise diğer kanser türlerinin çoğunda görülen azalma eğilimine ters düşen bir başka endişe verici gelişme olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlar, yetişkinlerin daha erken yaşlarda daha sağlıklı yaşam tarzları benimsemeye teşvik edilmesi gerektiğini belirtirken, insanların daha erken taramadan geçmeleri çağrıları da artıyor.

Cancer Research UK’ye göre Britanya’daki bağırsak kanseri vakalarının yarısından fazlası (%54) önlenebilir. Vakaların dörtte birinden fazlası (%28) çok az lifli gıda tüketmekten, %13’ü işlenmiş et yemekten, %11’i obeziteden, %6’sı alkol almaktan ve %5’i çok az fiziksel aktiviteden kaynaklanıyor.

Tek kullanımlık elektronik sigaralar yasaklanacak

Hükümet, gençlerin elektronik sigara kullanımının artmasına karşı mücadele planının bir parçası olarak tek kullanımlık elektronik sigaraların yasaklanacağını açıkladı. Tek kullanımlık olmayan elektronik sigaranın çocuklara pazarlanmasını ve reşit olmayanlara satışını engellemek için de önlemler alınacak.

Sigara kullanımı ve sağlık üzerine çalışan yardım kurumu ASH’in verilerine göre, 11 ila 17 yaş arasında düzenli ya da aralıklarla elektronik sigara kullanım oranı yüzde 7,6. Bu oran 2020’de yüzde 4,1’di.

Başbakan Rishi Sunak, elektronik sigara kullanımının şu an çocuklar arasındaki en endişe verici trendlerden biri olduğunu, yaygın hale gelmeden harekete geçmeyi hedeflediklerini söyledi.

 

Zorunlu yetişkinliğe zorlanan mülteci çocuk ve gençlerin dramı

İçişleri Bakanlığının “yanlış” yaş belirlemesi çocuk mültecileri risk altında bırakıyor.

Birleşik Krallık’ta sığınma talebinde bulunan yüzlerce çocuğun yaşının, İçişleri Bakanlığı tarafından yanlış tespit edildiği bir raporla belgelendi. Sığınma talebinde bulunan çocukların yaş tespiti kısa bir görsel değerlendirme ile yapılıyor. Yaşları hatalı tespit edilen çocuklar, yetişkinlerin bulunduğu denetimsiz konaklama yerlerinde ve kamplarda tutuluyor. Bu durum ise yaşları büyütülen çocuk mültecileri önemli riskler ve potansiyel tehlikelere maruz bırakıyor.

Helen Bamber Vakfı, Human Rights Network (İnsan Hakları Ağı) ve Refugee Council (Mülteci Konseyi) tarafından hazırlanan ortak rapora göre, İçişleri Bakanlığı’nın Birleşik Krallık’a vardıklarında sığınma talebinde bulunan çok sayıda çocuğa yetişkin gibi uygunsuz muamele yaptığına dair güncellenmiş kanıtlar sundu. Elde edilen yeni veriler endişe verici boyutta.

Ocak ve Haziran 2023 arasında 69 belediye, “yetişkin konaklamasına veya gözaltına gönderilen gençler” için çocuk hizmetleri departmanlarından 1004 sevk aldı.

İçişleri Bakanlığı tarafından yetişkin olarak kaydedilenlerin (847) yarısından fazlasının (%57) çocuk olduğu tespit edildi. Bu önemli risk, yalnızca 6 ay içinde en az 485 çocuğun yanlışlıkla yetişkinlerin konaklama veya gözetim merkezlerine alındığı anlamına geliyor.

2022 verileriyle birlikte ele alındığında Ocak 2022’den Haziran 2023’e kadar bin 300’den fazla çocuğun İçişleri Bakanlığı tarafından “yanlışlıkla” yetişkin olarak değerlendirildiğini gösteriyor. Aynı dönemde Human Rights Network, bir çocuğun denetimsiz konaklamalarda akraba olmayan bir yetişkinle aynı evi paylaştığına dair 832 tespit yaptı. Bunlardan 406’sının yaşları daha sonra yerel makamlarca kabul edildi. Yaş değerlendirmesinin sonucunu bekleyen 123 kişi ise yerel makamların gözetiminde tutuluyor. Ayrıca yetişkin olarak kaydedilen 136 mültecinin yetişkin olmadıklarına dair ellerinde güçlü gerekçeler olan avukatlar yaş değerlendirmelerine itiraz etmiş durumda. Human Rights Network kuruluşunun 50 çocukla yeniden temas kuramaması, bu çocukların güvenliği ve nerede olduğu konusunda ciddi soru işaretlerine yol açtı.

Human Rights Network ayrıca haksız yere yetişkin muamelesi gören çocukların suçlu sayıldığı ve 14’ünün yetişkin hapishanelerinde gözaltında tutulduğu 15 vaka tespit etti. Aynı dönemde Refugee Council’in Yaş Uyuşmazlığı Projesi, başlangıçta yetişkin olarak tanımlanan 185 “çocuğa” yardım etti.

Refugee Council’in hazırladığı rapora göre daha sonra bunlardan 98’i güvenli olmayan bir yetişkin ortamından yerel otoritelerin bakımına alındı. Bu çocukların bir kısmı için, yaşlarına ve ihtiyaçlarına uygun bakım almasını sağlamak amacıyla belediyelere koruma yönlendirilmeleri yapıldı. Öte yandan Refugee Council Eylül 2022 tarihli “Kimlik krizi” raporunda, 2021 yılında desteklediği 233 çocuğun vakasını hatırlattı. Rapor %94’ü İçişleri Bakanlığı’nın yanlışlıkla yetişkin olarak değerlendirdiği ve diğer yetişkinlerle birlikte barındırıldığı çocukların durumuna ilişkindi.

Durum daha da kötüleşebilir

Yaşları yanlış değerlendirilen çocukların itirazlara gerek kalmaksızın Birleşik Krallık’tan uzaklaştırılmasına olanak tanıyabilecek Yasadışı Göç Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle durum daha da kötüleşebilir. İçişleri Bakanlığı tarafından bir şekilde yetişkinliğe zorlanılan 1300’den fazla çocuk okumak istiyor. İltica sisteminden geçen çocukların korunması ve daha sağlıklı koşullarda yaşamaları için acilen reforma ihtiyaç var.

İçişleri Bakanlığından beklenilenler:

yaş tespitinin yürütülmesini ilgili eğitime sahip personelle sınırlandırmalı ve çocuk olduğunu iddia eden kişilere yalnızca istisnai durumlarda yetişkin muamelesi yapmalı, (şayet bu kişinin 20’li yaşların sonlarında veya daha büyük olduğuna dair kanıt varsa)

İçişleri Bakanlığı’nın yetişkin muamelesi yaptığı ve çocuk olduğunu iddia eden kişilerin sayısına ilişkin tam istatistikleri yayınlamalı ve daha sonra çocuk olduğu belirlenen kişilerin sonuçlarını takip edebilmek için izleme süreçlerini uygulamaya koymalı

Yetişkin olduğu belirlenen potansiyel çocuklar hakkında yerel yetkililer bilgilendirilmeli.

Ayrıca, hükûmet desteğe ve eğitime erişimi olmayan, istismar ve ihmal riskiyle karşı karşıya olan bu mülteci çocukları, 2023 Yasadışı Göç Yasası’nın kapsamı dışında bırakmalı. Yaş tespitlerini denetleyecek bağımsız bir organ oluşturmalı.

Durum düzelmiyor ve ilerleme kaydetmiyorken, 2023 Yasadışı Göç Yasası’ndaki önlemlerin uygulamaya konması halinde, yüzlerce çocuk koruma uzmanlarıyla hiçbir etkileşime girmeden veya herhangi bir müdahalede bulunmadan Birleşik Krallık’tan uzaklaştırılıp Ruanda’ya veya ciddi risk altında olabilecek diğer ülkelere gönderilme tehdidiyle karşı karşıya. İçişleri Bakanlığı’nın aldığı kararlar temelde kusurlu. Bu durum çocukların yalnızca büyük ölçekli konaklama merkezleri de dahil olmak üzere yetişkinlerin konaklama yerlerine yerleştirilmesine değil, aynı zamanda yetişkin cezaevlerine yerleştirilmesine de neden oluyor.

Çocuklar Birleşik Krallık mülteci koruma sisteminin nasıl işlediğini ve haklarını bilmiyor. Kendilerini nasıl savunacakları ve kendilerine adil davranılmasını sağlamak için gerekli olan temel bilgilere sahip değil. Onca şey yaşamış olmanın üstüne akraba olmayan yetişkinlerin yanına yerleştirilen çocuklar, yaşlarının yanlış tespiti ile derin travmalar yaşıyor ve korkuyorlar.

Bu riskler göz önüne alındığında, hükümetin acilen göçmenlik görevlilerinin, karar alma mekanizmalarını iyileştirmesi ve çocukların hakları olan koruma ve desteği almasını sağlayacak önlemler getirmesi gerekiyor.

Hükûmetin son yıllarda sığınma sistemini daha az erişilebilir ve daha cezalandırıcı hale getirmesi sonucu sığınma talebinde bulunan çocuklar ailelerinden ayrı düşüyor. Çocuklar, savaştan, zulümden ve insan hakları ihlallerinden kaçarken tehlikeli ve travmatik yolculuklara katlanmak zorunda kalıyor. Şebekelerin ve yolda tanıştıkları yetişkinlerin insafına terk edilen bu mülteci çocuklar için bir an evvel kuruluşların ama en öncede hükümetin ilgili birimlerinin etkili çözümler üretmesi gerekiyor.

 

NATO en büyük tatbikatlarından birini başlattı

NATO, 24 Ocak’ta tarihinin en büyük tatbikatlarından birini başlattı. Mayıs’a kadar sürmesi beklenen tatbikata 90 bin askerin katılacağı bildirildi.

Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO), Sovyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından bu yana en büyük tatbikatını başlattığını duyurdu.

NATO Avrupa Komutanı Christopher Cavoli, önceki gün Brüksel’de NATO Askeri Komisyonu toplantısından sonra yaptığı açıklamada, “Steadfast Defender” (Sarsılmaz Savunmacı) adıyla düzenlenecek tatbikatın asıl olarak Rusya’ya yakın bölgelerde olacağını da kaydetti.

Cavoli, 31 NATO üyesi ve aday ülke İsveç’ten yaklaşık 90 bin askerin katılacağı tatbikatın Mayıs sonuna kadar süreceğini söyledi. Cavoli, “İttifak, güçlerini Kuzey Amerika’dan Atlantik ötesine hareket ettirerek Avrupa- Atlantik alanını takviye etme kabiliyetini gösterecek.” dedi.

Tatbikat, Rusya’nın bir NATO üyesine saldırması durumunda, 5. Madde’nin devreye konulmasıyla askeri olarak nasıl hareket edileceğini içeriyor.

NATO’nun 5. Maddesi’nde, “Bir üye ülkeye yapılan saldırı bütün üye ülkelere yapılmış” olarak kabul ediliyor ve karşı harekat başlatılıyor. Bu durumda bütün üye ülkelerin belirlenecek saldırı planına dahil olması zorunlu.

90 bin askerle yapılacak tatbikatın NATO’ya yeni üye olan Finlandiya topraklarını da kapsaması bekleniyor.

NATO en son en büyük tatbikatı 51 bin askerin katılımıyla 2018’de Norveç merkezli olarak Kuzey Avrupa’da yapmıştı. NATO tarihinin en büyük tatbikatı ise 1988’de 125 bin askerin katılımıyla yapılmıştı.

 

İşçi Partisi, Edmonton Milletvekili Kate Osamor’u Gazze yorumları nedeniyle görevden uzaklaştırıldı

0

İşçi Partisi milletvekili Kate Osamor, Holokost Anma Günü’nde Gazze’nin bir soykırım olarak hatırlanması gerektiğini söylediği için hakkında soruşturma açıldı ve partinin parlamento grubundan uzaklaştırıldı.

Edmonton milletvekili, ikinci dünya savaşı sırasında öldürülen Yahudilerin anıldığı Holokost Anma Günü arifesinde gönderdiği mesaj nedeniyle özür diledi.

Osamor parti üyelerine gönderdiği mesajda Holokost Anma Günü’nün anılması gerektiğini ancak diğer soykırımların da hatırlanması gerektiğini söylemiş ve Gazze’yi de bunlardan biri olarak saymıştı.

Jeremy Corbyn’in ekibinde görev yapan eski gölge kalkınma bakanı, Holokost kurbanlarının yanı sıra “Kamboçya, Ruanda, Bosna ve şimdi de Gazze’de daha yakın tarihlerde gerçekleşen soykırımları” hatırlamanın “uluslararası bir görev” olduğunu yazdı. Yahudi grupları Osamor’a tepki gösterdi.

Osamor daha sonra sosyal medyada paylaştığı bir mesajda da “Holokost Anma Günü, Holokost’ta öldürülen 6 milyon Yahudi’yi ve o günden bu yana meydana gelen soykırımları hatırlama günüdür. Bu anma gününün bir parçası olarak Gazze’de devam etmekte olan insani felakete atıfta bulunmamın yol açtığı her türlü kırgınlık için özür dilerim” diye yazdı.

İşçi Partisi’nin gölge iş dünyası bakanı Jonathan Reynolds, Osamor’un disipline verilip verilmeyeceği konusunda, “Bu görüşmeler önümüzdeki hafta içinde olacak. Ne zaman böyle bir durumla karşılaşsak bunu son derece ciddiye alıyoruz” dedi.

 

Manş Denizi’nden teknelerle gelen göçmenler arasında Türkiye 3. sırada

İçişleri Bakanlığı verilerine göre, Manş Denizi üzerinden küçük teknelerle İngiltere’ye gelen Türkiyeli göçmenlerin sayısı 2023’te yaklaşık üç katına çıktı.

Daily Telegraph gazetesinden Charles Hymas ve Ben Butcher’ın haberine göre, Türkiye’den İngiltere’ye ulaşanların sayısı 2022’de 1127 iken geçen yıl 3060’a yükseldi. Böylece küçük teknelerle gelenler arasında Afganistan ve İran’ın ardından Türkiye üçüncü sırada yer aldı.

Manş Denizi üzerinden yasa dışı toplam geçişler ise geçen yıl düşüş gösterdi. 2022’de teknelerle 45 bin 774 göçmen İngiltere’ye ulaşırken geçen yıl bu sayı 29 bin 437’ye geriledi.

İngiltere, insan kaçakçılığı yapan şebekelere şişme bot tedarikinin ortadan kaldırılmasına yönelik işbirliğini arttırmak üzere Ağustos ayında Türkiye ile yeni bir anlaşma müzakere etti.

Hükümet, Türkiye vatandaşı göçmenlerin hızlı bir şekilde sınır dışı edilmesini sağlayacak bir geri dönüş anlaşması için görüşmeler yürütüyor.

 

Londra’da yüz binler barış için yine sokağa çıktı

0

Londra’da yüz binlerce kişi İsrail’in Gazze’deki saldırılarını protesto etmek için yürüdü.

Londra’da yüz binler bir kez daha İsrail’in Gazze’deki saldırılarını protesto etti. 3 Şubat Cumartesi günü BBC önünde sabahın erken saatlerinden itibaren toplanan kitle Parlamento Meydanı’na yürüdü.

Sunak hükümetinin ve muhalefetteki İşçi Partisinin İsrail’e desteği kınanırken sık sık, “İsrail gibi sizin de eliniz kanlı”, “Derhal ateşkes ilan edilsin”, “Savaşlar son bulsun” sloganları atıldı.

Yürüyüş sırasında Gerçek’e konuşan Savaş Karşıtı Koalisyon Yöneticisi John Rees, Birleşik Krallık halklarının savaşlara karşı sokaklara çıkmaya devam edeceğini belirterek, ABD’nin Irak ve Suriye’ye saldırılarını da kınadı. “Orta Doğu’da emperyalist barbarlığı ve tüm savaşları durdurmalıyız” diyen Rees, “Bu savaşlarda kendi hükümetimizin de elindeki kanı tüm dünyaya duyurmalıyız” dedi.

İngiltere’de Filistin’e destek ve savaşlara karşı eylemler her hafta sonu yapılmaya devam ediyor. İki haftada bir ulusal çapta ve belli merkezlerde kitlesel eylemler yapılırken, iki haftada bir de yerellerde toplantı ve gösteriler şeklinde devam ediyor.

Savaşlar durana kadar bu eylemlerin süreceği belirtiliyor.