Ana Sayfa Blog

CABLE STREET’İN 90. YILINDA LONDRA’DA YÜRÜYÜŞ: EYLEMDE BİR KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

Londra’nın Doğu Yakası’nda 1936’daki Cable Street Direnişi’nin 90. yıl dönümü kapsamında yürüyüş ve anma etkinliği düzenlendi.

United Sendikası’nın da örgütleyicileri arasında yer aldığı etkinlikte DAY-MER ve çeşitli anti-faşist kitle örgütlerinin çağrısıyla gerçekleştirilen etkinlikte yüzlerce kişi bir araya geldi.


Tower Hamlets bölgesinde başlayan yürüyüşte katılımcılar; ırkçılık, antisemitizm, İslamofobi ve faşizme karşı birlik ve dayanışma mesajları verdi.

TARİHSEL DAYANIŞMAYA VURGU

Etkinlikte yapılan konuşmalarda, 4 Ekim 1936’da Doğu Londra’da yaşanan Cable Street olaylarının tarihsel önemi anlatıldı.

Konuşmacılar, 1936’da Yahudi, İrlandalı, Bangladeşli ve diğer yerel toplulukların faşist yürüyüşe karşı bir araya gelmesine dikkat çekerek, farklı toplulukların bugün de ırkçılık ve ayrımcılığa karşı birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Konuşmalarda özellikle
antisemitizm, İslamofobi ve her türlü ırkçılığa karşı mücadele çağrısı öne çıktı. Göçmen ve mültecilere yönelik ayrımcılığa karşı da mesajlar verildi.


Etkinlikte İspanya İç Savaşı dönemindeki anti-faşist mücadeleye atıfta bulunularak “No Pasaran” sloganı da kullanıldı.

YÜRÜYÜŞ SIRASINDA GERGİNLİK

Yürüyüş sırasında ise kısa süreli bir gerginlik yaşandı.

Sahadaki görüntülere göre, yüzünü kapatan bir protestocu ile başka bir kişi arasında yaşanan olayın ardından polis müdahale etti. Protestocunun yüzünün açılmasının ardından polis ekipleri kişiyi yoğun güvenlik önlemleri altında alandan çıkardı.

Gözaltına alınan kişi, çok sayıda polis memurunun eşliğinde bölgeden götürülerek polis merkezine sevk edildi.

Olay sırasında çevrede bulunan bazı eylemcilerin polis müdahalesine tepki gösterdiği görüldü.

Gözaltının hangi gerekçeyle gerçekleştirildiğine ilişkin ise şu ana kadar polis tarafından resmi bir açıklama yapılmadı. Bu nedenle gözaltına alınan kişinin herhangi bir suç işlediği yönünde kesin bir ifade kullanılmaması gerekiyor.

CABLE STREET’İN TARİHİ

4 Ekim 1936’da faşist lider Oswald Mosley’nin British Union of Fascists üyeleriyle Doğu Londra’da gerçekleştirmek istediği yürüyüş, bölgedeki farklı toplulukların ve anti-faşist göstericilerin direnişiyle karşılaşmıştı.

Bugünkü etkinlikte de 90 yıl önceki olayın mirasına vurgu yapılarak, farklı toplulukların ırkçılık ve faşizme karşı birlikte hareket etmesinin önemi dile getirildi.

Londra’daki yürüyüş, konuşmalar, müzik ve şiir etkinlikleriyle devam etti.

İNGİLTERE’DE ABD’NİN KULLANDIĞI HAVA ÜSSÜ YAKININDA 5 GÖZALTI

Ali Kaya

İngiltere’nin Gloucestershire bölgesinde, ABD güçlerinin de kullandığı RAF Fairford Hava Üssü yakınlarında yaşanan olay nedeniyle güvenlik operasyonu başlatıldı.

Metropolitan Police tarafından yapılan açıklamaya göre, 27 Eylül Pazar günü saat 00.45 sıralarında polis, hava üssüne doğru ilerlediği bildirilen üç şüpheli araç hakkında ihbar aldı.

Silahlı polis ekiplerinin müdahalesinin ardından Whelford bölgesinde 5 erkek gözaltına alındı.

Polis, şüphelilerin önce Explosives Act kapsamında suç işlediği şüphesiyle, ardından Terrorism Act kapsamında terör eylemi hazırlama şüphesiyle gözaltına alındığını açıkladı.

85 HANE TAHLİYE EDİLDİ

Olayın ardından araçların bulunduğu bölgede yaklaşık 400 metrelik güvenlik çemberi oluşturuldu.

İngiliz Ordusu’na bağlı bomba imha ekipleri araçlarda inceleme yaparken, güvenlik amacıyla çevredeki yaklaşık 85 hane tahliye edildi.

Polis, soruşturmanın henüz erken aşamada olduğunu ve beş kişinin gözaltında tutulduğunu açıkladı. Yetkililer ayrıca kamuoyundan olayla ilgili spekülasyon yapılmamasını ve resmi açıklamaların takip edilmesini istedi.

İRAN BAĞLANTISI ARAŞTIRILIYOR MU?

İngiliz ve uluslararası basında olayın olası İran bağlantısı da soruşturma kapsamında gündeme getirildi. Ancak bu aşamada İngiliz polisi, olayın İran tarafından gerçekleştirildiğini açıklamış değil.

The Guardian’ın aktardığına göre terörle mücadele ekipleri olası İran bağlantısını araştırıyor ve araçlarda bulunan materyaller inceleniyor. Bu nedenle İran bağlantısı şu aşamada iddia ve soruşturma konusu olarak aktarılmalı; kesinleşmiş bilgi olarak sunulmamalıdır.

Soruşturma devam ediyor .

37. Kültür ve Sanat Festivali Kapsamında Londra’da Kültür ve Sanatın Eşsiz Adresi DAY-MER: Muhteşem Sergi ve Müzik Şöleniyle Unutulmaz Bir Gün!


Ali Kaya

Londra’nın çok kültürlü yapısı içinde, toplumsal birikimi sanatla harmanlayan ve şehirde kültür-sanat alanında kelimenin tam anlamıyla “eşsiz” bir yere sahip olan Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAY-MER), geleneksel festivali kapsamında dün yine hafızalardan silinmeyecek bir güne imza attı. Gün boyu süren etkinlikler, hem görsel sanatların hem de müziğin birleştirici gücünü gözler önüne serdi.

Büyük müzik şölesi öncesinde, festivalin en anlamlı ve renkli bölümlerinden biri olan DAY-MER Gökkuşağı Resim Sergisi kapılarını açtı. Değerli öğretmen Belgin Özkurşun’un eğitmenliğinde ve liderliğinde uzun süredir büyük bir emek, sabır ve özveriyle hazırlanan resim grubu, ürettikleri muhteşem eserleri sanatseverlerin beğenisine sundu. Ziyaretçilerden tam not alan sergi; tuallere yansıyan hikayeler, canlı renkler ve toplumsal motiflerle izleyenlere adeta görsel bir ziyafet sundu. Katılımcılar, Belgin Özkurşun ve öğrencilerinin el emeği göz nuru çalışmalarını hayranlıkla inceledi.

Görsel şölenin ardından, North London Community House’da festivalin büyük ses getiren Müzik Dinletisi bölümüne geçildi.

Dikkat  çeken bu özel dinleti, farklı coğrafyaların melodilerini aynı çatı altında buluşturdu. Ukraynalı yetenekli müzisyen Eka, ülkesinin geleneksel çalgısı Bandura ile yaptığı performansla salonda adeta kültürel bir köprü kurdu.

Ardından Sara Fotros ve Zanyar Hesami’nin eşlik ettiği Zagros Daf Group ile ev sahibi Day-Mer Daf Group, erbane ve def ritimleriyle salondaki coşku ve enerjiyi doruğa çıkardı. Gecede duygu dolu anlar yaşatan Bam Şiir Dinletisi’nin hemen ardından sahne alan Anna Ayyıldız, büyüleyici Whirling Dance (Semazen Gösterisi) performansı ile izleyicilere hem görsel hem de ruhsal bir deneyim yaşattı.

Gecenin final bölümünde ise sahne alan Evrim Erdoğan ile konuk müzisyenler  Onur Çabuk ve Özgür Saygılı, sergiledikleri kolektif performansla kulakların pasını sildi. Etkinlik, tüm sanatçıların hep birlikte sahneye davet edilmesi ve salondaki coşkulu alkışlar eşliğinde son buldu.

Londra gibi devasa bir metropolde, göçmen toplumun bağlarını sanatla güçlendiren, amatör ruhu profesyonel bir vizyonla harmanlayan DAY-MER; dün gerçekleştirdiği bu çok yönlü programla kültür ve sanat alanında Londra’da neden eşsiz ve alternatifsiz olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Sanatseverler, hem görsel hem de işitsel bir doyuma ulaştıkları bu özel gün için DAY-MER emekçilerine teşekkürlerini iletti.

DAY-MER 37. Kültür ve Sanat Festivali’nde “Yaşayan Mezopotamya” Söyleşisi Yoğun İlgi Gördü

ALI KAYA

DAY-MER 37. Kültür ve Sanat Festivali kapsamında düzenlenen “Yaşayan Mezopotamya: Tarih, Kültür ve Politika” başlıklı söyleşi, North London Community House’ta çok sayıda katılımcının iştirakiyle gerçekleştirildi. Etkinlikte Mezopotamya’nın tarihsel mirası, toplumsal yapısı, kültürel sürekliliği ve günümüze uzanan etkileri çok yönlü biçimde ele alındı.

Programın sunuculuğunu Çınar Altun üstlenirken, açılış konuşmasını Selvi Özdemir yaptı. Özdemir konuşmasında DAY-MER Kültür ve Sanat Festivali’nin 37 yıldır farklı toplulukları bir araya getiren önemli bir kültürel dayanışma platformu olduğunu belirtti. Festivalin yalnızca sanat etkinliklerinden ibaret olmadığını ifade eden Özdemir, kültür, dayanışma ve birlikte yaşam kültürünün güçlendirilmesini amaçladığını vurguladı.

Özdemir ayrıca dünyada yaşanan savaşlar, eşitsizlikler ve toplumsal sorunlara dikkat çekerek, bu tür dönemlerde kültür ve sanatın birleştirici rolüne işaret etti. Festivalin farklı kültürel, düşünsel ve toplumsal etkinliklerle sürdüğünü ve toplumun farklı kesimlerini bir araya getirmeyi hedeflediğini ifade etti.

Söyleşide yazar ve araştırmacı Aydın Çubukçu ile konuşmacı Ahmet Güven yer aldı. Katılımcılar, Mezopotamya uygarlıklarının tarihsel gelişimini, kültürel yapısını ve modern dünyaya bıraktığı mirası detaylı biçimde ele aldı.

Aydın Çubukçu konuşmasında uygarlığın temelini kentlerin oluşturduğunu belirterek, kentlerin büyümesiyle birlikte yazı, hukuk ve devlet gibi kurumların ortaya çıkmasının zorunlu hale geldiğini ifade etti. Çubukçu, yazının ilk olarak ticaret ve kayıt ihtiyacından doğduğunu, hukukun ise toplumsal düzeni sağlama ihtiyacının bir sonucu olarak geliştiğini söyledi. Bu sürecin en erken ve belirgin örneklerinin Mezopotamya’daki Sümer kentlerinde görüldüğünü vurguladı.


Söyleşide ayrıca Mezopotamya’nın ekonomik ve kültürel yapısına ilişkin başlıklar da gündeme geldi. Tapınak ekonomisi, ticaret ağları ve erken dönem toplumsal örgütlenme biçimleri tartışılırken, bölgedeki inanç sistemlerinin ve halk kültürünün günümüze uzanan etkileri de değerlendirildi. Cinler, şeytanlar, büyücülük, falcılık ve nazar inancı gibi halk inançlarının tarihsel kökenleri ile Tammuz Bayramı gibi ritüellerin kültürel sürekliliği üzerine görüşler paylaşıldı.

Konuşmacılar, Mezopotamya’nın yalnızca tarihsel bir uygarlık alanı olmadığını, aynı zamanda günümüz kültürleri ve toplumsal yapıları üzerinde etkisi süren canlı bir miras olduğunu ifade etti. Katılımcıların sorularıyla interaktif şekilde ilerleyen etkinlik, karşılıklı görüş alışverişi ve değerlendirmelerin ardından sona erdi.

North London Community House’ta gerçekleştirilen söyleşi, festival programının dikkat çeken etkinliklerinden biri olarak öne çıkarken, festivalin önümüzdeki günlerde de çeşitli kültürel ve düşünsel etkinliklerle devam edeceği bildirildi.

 

DAY-MER 37. Kültür ve Sanat Festivali Piknikle Başladı

ALI KAYA 

İngiltere’de yaşayan Türkiye ve Kürdistan kökenli toplumun önemli demokratik kitle örgütlerinden DAY-MER (Türk ve Kürt Toplum Merkezi) tarafından organize edilen festival, bir ayı aşkın süre boyunca çeşitli kültürel, sanatsal ve sosyal etkinliklerle devam edecek. Her yıl binlerce kişinin katıldığı festival, farklı kültürlerden insanları bir araya getirerek dayanışma, eşitlik ve barış mesajlarını öne çıkarıyor.

Festivalin açılışı kapsamında düzenlenen piknikte aileler, gençler ve çocuklar bir araya gelirken, gün boyunca çeşitli sosyal etkinlikler gerçekleştirildi. Katılımcılar hem doğayla iç içe vakit geçirme fırsatı buldu hem de festival boyunca yapılacak etkinlikler hakkında bilgi aldı. Piknik alanında dayanışma ve birlik mesajları öne çıkarken, katılımcılar festivalin toplumun farklı kesimlerini buluşturan önemli bir organizasyon olduğunu vurguladı.


Bu yılki festivalin teması, dünya genelinde yükselen savaş politikalarına, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı ortak mücadele çağrısı olarak belirlendi. Festival afişlerinde yer alan “Irkçılığa Karşı, Savaşa Karşı, Barış İçin” sloganı da organizasyonun temel mesajını yansıtıyor. DAY-MER yetkilileri, kültür ve sanatın halkları birbirine yaklaştıran en güçlü araçlardan biri olduğunu belirterek, festivalin farklı topluluklar arasındaki dayanışmayı güçlendirmeyi amaçladığını ifade etti.


Festival programı kapsamında önümüzdeki haftalarda çok sayıda etkinlik gerçekleştirilecek. Programın öne çıkan etkinlikleri arasında 20 Haziran’da Westminster’da düzenlenecek Uluslararası Savaş Karşıtı Konferans yer alıyor. Konferansta savaş politikaları, NATO, silahlanma ve barış mücadelesi gibi konular ele alınacak.

23 Haziran’da ise şair Orhan Veli’nin eserlerinin okunacağı “Şiire Yolculuk” başlıklı şiir dinletisi düzenlenecek. Şiir severleri bir araya getirecek etkinlikte, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Orhan Veli’nin şiirleri seslendirilecek.


Festival kapsamında gençlere yönelik etkinlikler de önemli yer tutuyor. 28 Haziran’da DAY-MER Gençlik Komisyonu tarafından düzenlenecek Gençlik Futbol Turnuvası, farklı bölgelerden gençleri spor aracılığıyla bir araya getirecek. Turnuvanın dostluk ve dayanışma ruhunu güçlendirmesi hedefleniyor.

1 Temmuz’da gerçekleştirilecek söyleşide ise “Tottenham’ın Mücadele Tarihi” ele alınacak. Bölgenin sosyal ve politik geçmişine ışık tutacak etkinlikte, Tottenham’ın emek, göçmenlik ve toplumsal mücadeleler açısından taşıdığı önem değerlendirilecek.


Festival, 4 Temmuz’da düzenlenecek Çocuk Şenliği ile sona erecek. Gün boyunca müzik, dans, tiyatro, resim, yüz boyama, seramik çalışmaları, oyunlar ve çeşitli sahne etkinlikleri gerçekleştirilecek. Çocuklar ve aileler için hazırlanan şenlik, festivalin en renkli etkinliklerinden biri olmaya aday.

37 yıldır aralıksız olarak düzenlenen DAY-MER Kültür ve Sanat Festivali, Londra’daki göçmen toplumunun kültürel yaşamında önemli bir yere sahip bulunuyor. Festival, yalnızca sanatsal etkinliklere ev nsahipliği yapmakla kalmıyor; aynı zamanda dayanışma, eşitlik, demokrasi ve barış taleplerinin geniş kitlelerle buluşmasına da katkı sunuyor.


Bu yılki festival de piknikle başlayan coşkusunu önümüzdeki haftalarda konferanslar, konserler, sergiler, spor etkinlikleri ve kültürel buluşmalarla sürdürerek binlerce kişiyi bir araya getirmeyi hedefliyor.

 

6 Yaşındaki Dünya’dan Büyük Başarı: Bir Yılda 400 Kitap Okudu

ALI KAYA 


Henüz 6 yaşında olan Dünya, kitaplara olan sevgisi ve azmiyle dikkat çekici bir başarıya imza attı. Okumaya 5 yaşındayken başlayan küçük öğrenci, ilk sekiz ay içinde yaklaşık 250 kitap okuyarak önemli bir okuma alışkanlığı geliştirdi. Bir yılın sonunda ise okuduğu kitap sayısı 400’e ulaştı. Dünya hâlâ aynı heyecanla kitap okumaya devam ediyor.

Ailesi, Dünya’nın okuma yolculuğunda en önemli unsurun kitapları çocuklar için eğlenceli hâle getirmek olduğunu söylüyor. Evde yapılan okuma saatlerinde hikâyeler adeta küçük bir tiyatroya dönüşüyor. Karakterlere farklı ses tonları verilerek hikâyeler canlandırılıyor; bazen bir aslan, bazen bir kedi, bazen de hikâyedeki başka bir karakter gibi davranılarak kitaplar okunuyor. Bu yöntem sayesinde çocuklar yalnızca kitap okumakla kalmıyor, aynı zamanda hikâyenin içine girerek karakterlerle birlikte macerayı yaşıyor.

Kitap okuma süreci yalnızca sayfaları bitirmekle de sınırlı kalmıyor. Her kitabın ardından hikâye üzerine sohbet ediliyor, karakterler ve olaylar birlikte değerlendiriliyor. Sorular sorularak çocuğun düşünmesi, yorum yapması ve hikâyeyi daha derin anlaması teşvik ediliyor. Böylece kitaplar çocuk için yalnızca bir okuma etkinliği değil, aynı zamanda öğrenme ve hayal kurma alanına dönüşüyor.

Dünya’nın bu yolculuğunda ağabeyi Rüzgar da önemli bir rol model olmuş. Kitap okumayı çok seven Rüzgar’ın da ilkokul yıllarında kısa bir sürede 275 kitap okuduğu belirtiliyor. O dönemde okulda özel bir ödül sistemi bulunmasa da öğretmeni bu başarıyı fark ederek Rüzgar’ı ayrıca takdir etmiş ve kendisine hediye olarak bir kitap vermiş. Bu anı, onun için unutulmaz bir motivasyon kaynağı olmuş.

Aile, okuma yolculuğunun başlangıcında özellikle Türkçe kitaplara ağırlık vermiş. Türkiye’den getirilen çocuk kitapları, öğretmen bir arkadaşın gönderdiği hikâye kitapları, masallar ve dünya klasiklerinden oluşan eserlerle evde küçük bir “kitap dünyası” oluşturulmuş. Bu ortam, Dünya’nın kitaplara olan ilgisini daha da artırmış.

Küçük yaşta elde edilen bu başarı okulda da büyük ilgi gördü. Dünya’nın 400 kitaba ulaşması üzerine okul yönetimi tarafından kendisine bir sertifika verildi. Bu başarı, okul tarafından önemli bir “kilometre taşı” olarak değerlendirildi. Ayrıca Dünya’ya “Reading Champion” unvanıyla bir göğüs rozeti (badge) takdim edildi. Öğretmenleri, okul açıldığından bu yana bu seviyede bir okuma başarısı için böyle bir ödülün ilk kez verildiğini ifade etti.

Ailesi için bu başarı büyük bir gurur kaynağı olurken, Dünya da kitap okumaya aynı heyecanla devam ediyor. Küçük yaşta kazanılan okuma alışkanlığının çocukların hayal gücünü, kelime dağarcığını ve öğrenme isteğini güçlendirdiğini belirten eğitimciler, bu tür örneklerin diğer çocuklar için de ilham verici olduğunu vurguluyor.

Dünya’nın hikâyesi, kitapların çocukların hayatında ne kadar güçlü bir yer tutabileceğini bir kez daha gösteriyor.

“ESNEKLİK” ADI ALTINDA GÜVENCESİZLİK: LONDRA’DA EMEKÇİLER YAŞAM MÜCADELESİ VERİYOR

Ali Kaya

London’da emekçiler, “küresel refah merkezi” söyleminin gerisinde derinleşen bir güvencesizlik rejimi içinde yaşam mücadelesi veriyor. Finansal büyüme ve sermaye birikimi hızlanırken, işçi sınıfı açısından tablo tam tersi yönde ilerliyor: düşük ücret, düzensiz çalışma ve kalıcı belirsizlik.

Kentte özellikle hizmet, lojistik ve platform ekonomisinde çalışan emekçiler, “esneklik” adı verilen modelle giderek daha güvencesiz koşullara itilmiş durumda.

“Zero-hour contract” olarak bilinen sistem, işçiye hiçbir çalışma garantisi sunmadan emek gücünü işverenin ihtiyacına bağlayan bir model olarak öne çıkıyor. Bu sistemde işçiler haftalık gelirini önceden bilemiyor, çalışma saatlerini planlayamıyor ve hastalık ya da izin durumunda tamamen gelir kaybına uğruyor. Sendikal çevreler bu modeli “yasal güvencesizlik düzeni” olarak tanımlıyor.

Öte yandan Uber Eats, Deliveroo gibi platformlarda çalışan işçiler “bağımsız çalışan” statüsü altında temel işçi haklarından dışlanıyor. Ücretlerin algoritmalar tarafından belirlendiği bu sistemde hastalık izni ve tatil hakkı bulunmuyor, işçiler sürekli performans baskısı altında çalıştırılıyor. Emek süreci, teknoloji aracılığıyla parçalanmış ve tamamen kontrol edilebilir bir yapıya dönüşmüş durumda.

Londra’da kira ve temel yaşam giderlerinin artması, düşük ücretli işçileri çoklu işte çalışmaya zorluyor. Bu durum uzayan çalışma saatlerini, dinlenme hakkının fiilen ortadan kalkmasını ve “çalışan yoksulluğu”nun kalıcılaşmasını beraberinde getiriyor. Sermaye merkezli büyüme söylemine rağmen emekçiler açısından yaşam koşulları her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

Labour Party politikalarına yönelik eleştiriler ise özellikle güvencesiz çalışma biçimlerinin ortadan kaldırılmaması üzerinde yoğunlaşıyor. Emek örgütleri ve sendikal çevreler, verilen reform vaatlerine rağmen sıfır saat sözleşmelerinin etkili biçimde sınırlandırılmadığını, platform işçilerinin işçi statüsüne alınmasının geciktiğini ve yaşam maliyeti krizine karşı ücret politikalarının yetersiz kaldığını belirtiyor. Bu tabloya göre “esneklik” söylemi, işçi sınıfı açısından güvencesizliğin yeniden paketlenmiş hali olmaktan öteye geçmiyor.

Emek piyasasında göçmen işçiler ve gençler en düşük ücretli ve en güvencesiz işlerde yoğunlaşıyor. Bu durum sınıfsal eşitsizliği derinleştirirken sosyal kırılganlıkları da artırıyor.

Sonuç olarak Londra örneği, kapitalist merkezlerde büyüme ve finansal genişleme devam ederken emekçilerin yaşam koşullarının aynı oranda iyileşmediğini açık biçimde ortaya koyuyor. “Esneklik” politikaları altında kurulan bu düzen, işçi sınıfı için istikrar değil, kalıcı bir belirsizlik ve güvencesizlik rejimi anlamına geliyor.

İngiltere’de Kürt Ve Türk Kurumlarından Ortak Tepki: “Kürtlerin Kriminalize Edilmesine Son Verin”

 

Ali Kaya

İngiltere’de faaliyet gösteren Kürt, Türk ve Britanyalı sivil toplum kuruluşları, Londra’daki Kürt Demokratik Halk Meclisi (NADEK) binası önünde düzenledikleri basın açıklamasıyla Kürt toplumuna yönelik baskılara tepki gösterdi. Çok sayıda kişinin katıldığı açıklamada, “Stop the Criminalisation of Kurds in the UK” (İngiltere’de Kürtlerin Kriminalize Edilmesine Son Verin) yazılı pankart açıldı.

Ortak bildiride, son dönemde İngiltere’de Kürt kurumlarına ve aktivistlere yönelik yürütülen soruşturma ve yargı süreçlerinin toplumda ciddi rahatsızlık yarattığı ifade edildi. Açıklamayı yapan kurumlar, özellikle 27 Kasım 2024 tarihinde Londra’daki Kürt Toplum Merkezi’ne düzenlenen geniş çaplı polis operasyonunun ardından yaşanan gelişmelerin demokratik değerler ve hukuk ilkeleri açısından sorgulanması gerektiğini belirtti.

“800’den Fazla Polis Görevlendirildi”

Bildiride yer alan bilgilere göre, söz konusu operasyonda 800’den fazla polis memuru görev aldı. Operasyonun ardından altı Kürt aktivist hakkında ciddi suçlamalar yöneltildiği ancak aylar süren yargılamalar sonucunda herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadığı vurgulandı.

Açıklamada, jüri üyelerinin aktivistlerin ya da temsil ettikleri kurumların suç faaliyetlerinde bulunduğuna ikna olmadığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

“Milyonlarca sterlin kamu kaynağının harcandığı bu süreç, toplumsal fayda açısından ciddi şekilde sorgulanmalıdır.”

Kurum temsilcileri, devam eden hukuki sürecin yalnızca sanıkları değil, İngiltere’de yaşayan geniş Kürt toplumunu da olumsuz etkilediğini savundu.

“Toplumsal ve Psikolojik Baskı Oluştu”

Basın açıklamasında, operasyon ve dava sürecinin Kürt toplumu üzerinde sosyal, psikolojik ve siyasi baskı yarattığı ifade edildi. Açıklamada, demokratik faaliyetler yürüten kurumların güvenlik tehdidi gibi gösterilmesinin toplumsal kutuplaşmayı artırdığı savunuldu.

Katılımcılar, Kürt toplumunun uzun yıllardır İngiltere’de sosyal yaşamın bir parçası olduğunu belirterek, demokratik hakların korunması gerektiğini dile getirdi. Yapılan konuşmalarda, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve siyasi faaliyetlerin kriminalize edilmemesi gerektiği vurgulandı.

PKK’nin Kararı da Bildiride Yer Aldı

Ortak açıklamada ayrıca PKK’nin 12 Mayıs 2025 tarihinde örgütsel yapısını feshetme ve silahlı mücadeleyi sona erdirme yönünde aldığı karar da hatırlatıldı. Bildiride, bu gelişmenin ardından devam eden davaların kamu yararı açısından daha fazla tartışmalı hale geldiği ifade edildi.

Açıklamada şu değerlendirme yapıldı:

“Eğer yürütülen operasyonların gerekçesi güvenlik tehdidiyse ve söz konusu yapı faaliyetlerini sonlandırdığını açıklamışsa, devam eden yargı süreçlerinin meşruiyeti kamuoyu tarafından sorgulanacaktır.”

“Demokratik Değerler Korunmalı”

Kürt, Türk ve Britanyalı kurumlar, İngiliz yetkililere çağrıda bulunarak hukukun siyasallaştırılmaması gerektiğini belirtti. Açıklamanın sonunda, demokratik haklara saygı gösterilmesi ve sonuç alınamayan yargı sürecinin sona erdirilmesi talep edildi.

Basın açıklaması, dayanışma mesajları ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi. Katılımcılar, Kürt toplumunun demokratik ve sivil mücadele çizgisinde hareket etmeye devam edeceğini ifade etti.

“Filistin ile dayanışma ve aşırı sağa karşı mücadele Londra sokaklarında birleşiyor”.

Ali Kaya

Londra’da 16 Mayıs Cumartesi günü hem Filistin’le dayanışma gösterileri hem de aşırı sağ karşıtı kitlesel yürüyüşler nedeniyle geniş katılımlı gösteriler düzenlenmeye hazırlanırken, Metropolitan Police Service kent genelinde yaklaşık 4 bin polisin görev yapacağı kapsamlı bir güvenlik operasyonu planlandığını açıkladı. Aynı gün oynanacak FA Cup Final ile birlikte on binlerce kişinin Londra merkezinde toplanmasının beklendiği belirtilirken, güvenlik önlemlerinin son yılların en büyük operasyonlarından biri olacağı ifade edildi.

Gösterilerin odağında, Filistin halkının yaşadığı büyük yıkım ve zorunlu göçün simgesi olan Nakba’nın yıl dönümü yer alıyor. Filistin’le dayanışma çağrılarıyla bir araya gelen çok sayıda kurum ve demokratik kitle örgütü, aynı gün aşırı sağın ve ırkçı çevrelerin sokakta provokasyon girişimlerine karşı da ortak tutum alma çağrısı yaptı.

Irkçılık karşıtı kampanyalarıyla bilinen Stand Up To Racism, Stop the War Coalition ve Palestine Solidarity Campaignöncülüğünde düzenlenecek yürüyüşte, “Nakba 78 — Filistin için adalet” ve “Robinson ve aşırı sağa karşı birleşelim” sloganları öne çıkacak. Organizasyona destek veren DAY-MER de üye ve dostlarına yürüyüşe katılma çağrısı yaptı.

Açıklamada, Filistin halkıyla dayanışmanın büyütülmesi, ırkçılığa, ayrımcılığa ve göçmen karşıtı nefrete karşı ortak mücadelenin sokakta güçlendirilmesi gerektiği vurgulanırken, 16 Mayıs’ta Londra sokaklarının hem uluslararası dayanışmanın hem de faşizm karşıtı birlikteliğin önemli adreslerinden biri olacağı ifade edildi.

International Trade Union Delegation Observes Court Hearing in Solidarity with BİRTEK-SEN President Mehmet Türkmen

 

Ali Kaya

GAZIANTEP, Turkey — A seven-member international delegation of trade unionists from Germany and the United Kingdom attended court proceedings in Gaziantep as observers in solidarity with Mehmet Türkmen, President of BİRTEK-SEN, and in support of trade union rights and democratic freedoms.

The delegation, attending as international observers, expressed concern over pressure on trade union organizing and violations of workers’ democratic rights while closely monitoring the legal proceedings.

Speaking on behalf of the international trade union solidarity network in Cologne, Ali Çiçek said:

“Capital moves and organizes on a global scale. The working class must also organize internationally and strengthen itself in order to defend its interests. International solidarity is vital in defending workers’ rights.”

Paul Kershaw, representing the National Shop Stewards Network (NSSN) from London, said:

“Today was an important day for democratic workers’ rights. We cannot accept that human rights end at factory gates. We will continue to strengthen international solidarity, monitor anti-democratic and anti-worker practices, and bring them to public attention.”

The international delegation emphasized that their presence in Gaziantep was a clear expression of solidarity with Mehmet Türkmen, BİRTEK-SEN, and all workers defending their fundamental rights.