Ana Sayfa Blog Sayfa 2

İngiltere’de Kürt Ve Türk Kurumlarından Ortak Tepki: “Kürtlerin Kriminalize Edilmesine Son Verin”

 

Ali Kaya

İngiltere’de faaliyet gösteren Kürt, Türk ve Britanyalı sivil toplum kuruluşları, Londra’daki Kürt Demokratik Halk Meclisi (NADEK) binası önünde düzenledikleri basın açıklamasıyla Kürt toplumuna yönelik baskılara tepki gösterdi. Çok sayıda kişinin katıldığı açıklamada, “Stop the Criminalisation of Kurds in the UK” (İngiltere’de Kürtlerin Kriminalize Edilmesine Son Verin) yazılı pankart açıldı.

Ortak bildiride, son dönemde İngiltere’de Kürt kurumlarına ve aktivistlere yönelik yürütülen soruşturma ve yargı süreçlerinin toplumda ciddi rahatsızlık yarattığı ifade edildi. Açıklamayı yapan kurumlar, özellikle 27 Kasım 2024 tarihinde Londra’daki Kürt Toplum Merkezi’ne düzenlenen geniş çaplı polis operasyonunun ardından yaşanan gelişmelerin demokratik değerler ve hukuk ilkeleri açısından sorgulanması gerektiğini belirtti.

“800’den Fazla Polis Görevlendirildi”

Bildiride yer alan bilgilere göre, söz konusu operasyonda 800’den fazla polis memuru görev aldı. Operasyonun ardından altı Kürt aktivist hakkında ciddi suçlamalar yöneltildiği ancak aylar süren yargılamalar sonucunda herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadığı vurgulandı.

Açıklamada, jüri üyelerinin aktivistlerin ya da temsil ettikleri kurumların suç faaliyetlerinde bulunduğuna ikna olmadığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

“Milyonlarca sterlin kamu kaynağının harcandığı bu süreç, toplumsal fayda açısından ciddi şekilde sorgulanmalıdır.”

Kurum temsilcileri, devam eden hukuki sürecin yalnızca sanıkları değil, İngiltere’de yaşayan geniş Kürt toplumunu da olumsuz etkilediğini savundu.

“Toplumsal ve Psikolojik Baskı Oluştu”

Basın açıklamasında, operasyon ve dava sürecinin Kürt toplumu üzerinde sosyal, psikolojik ve siyasi baskı yarattığı ifade edildi. Açıklamada, demokratik faaliyetler yürüten kurumların güvenlik tehdidi gibi gösterilmesinin toplumsal kutuplaşmayı artırdığı savunuldu.

Katılımcılar, Kürt toplumunun uzun yıllardır İngiltere’de sosyal yaşamın bir parçası olduğunu belirterek, demokratik hakların korunması gerektiğini dile getirdi. Yapılan konuşmalarda, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve siyasi faaliyetlerin kriminalize edilmemesi gerektiği vurgulandı.

PKK’nin Kararı da Bildiride Yer Aldı

Ortak açıklamada ayrıca PKK’nin 12 Mayıs 2025 tarihinde örgütsel yapısını feshetme ve silahlı mücadeleyi sona erdirme yönünde aldığı karar da hatırlatıldı. Bildiride, bu gelişmenin ardından devam eden davaların kamu yararı açısından daha fazla tartışmalı hale geldiği ifade edildi.

Açıklamada şu değerlendirme yapıldı:

“Eğer yürütülen operasyonların gerekçesi güvenlik tehdidiyse ve söz konusu yapı faaliyetlerini sonlandırdığını açıklamışsa, devam eden yargı süreçlerinin meşruiyeti kamuoyu tarafından sorgulanacaktır.”

“Demokratik Değerler Korunmalı”

Kürt, Türk ve Britanyalı kurumlar, İngiliz yetkililere çağrıda bulunarak hukukun siyasallaştırılmaması gerektiğini belirtti. Açıklamanın sonunda, demokratik haklara saygı gösterilmesi ve sonuç alınamayan yargı sürecinin sona erdirilmesi talep edildi.

Basın açıklaması, dayanışma mesajları ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi. Katılımcılar, Kürt toplumunun demokratik ve sivil mücadele çizgisinde hareket etmeye devam edeceğini ifade etti.

“Filistin ile dayanışma ve aşırı sağa karşı mücadele Londra sokaklarında birleşiyor”.

Ali Kaya

Londra’da 16 Mayıs Cumartesi günü hem Filistin’le dayanışma gösterileri hem de aşırı sağ karşıtı kitlesel yürüyüşler nedeniyle geniş katılımlı gösteriler düzenlenmeye hazırlanırken, Metropolitan Police Service kent genelinde yaklaşık 4 bin polisin görev yapacağı kapsamlı bir güvenlik operasyonu planlandığını açıkladı. Aynı gün oynanacak FA Cup Final ile birlikte on binlerce kişinin Londra merkezinde toplanmasının beklendiği belirtilirken, güvenlik önlemlerinin son yılların en büyük operasyonlarından biri olacağı ifade edildi.

Gösterilerin odağında, Filistin halkının yaşadığı büyük yıkım ve zorunlu göçün simgesi olan Nakba’nın yıl dönümü yer alıyor. Filistin’le dayanışma çağrılarıyla bir araya gelen çok sayıda kurum ve demokratik kitle örgütü, aynı gün aşırı sağın ve ırkçı çevrelerin sokakta provokasyon girişimlerine karşı da ortak tutum alma çağrısı yaptı.

Irkçılık karşıtı kampanyalarıyla bilinen Stand Up To Racism, Stop the War Coalition ve Palestine Solidarity Campaignöncülüğünde düzenlenecek yürüyüşte, “Nakba 78 — Filistin için adalet” ve “Robinson ve aşırı sağa karşı birleşelim” sloganları öne çıkacak. Organizasyona destek veren DAY-MER de üye ve dostlarına yürüyüşe katılma çağrısı yaptı.

Açıklamada, Filistin halkıyla dayanışmanın büyütülmesi, ırkçılığa, ayrımcılığa ve göçmen karşıtı nefrete karşı ortak mücadelenin sokakta güçlendirilmesi gerektiği vurgulanırken, 16 Mayıs’ta Londra sokaklarının hem uluslararası dayanışmanın hem de faşizm karşıtı birlikteliğin önemli adreslerinden biri olacağı ifade edildi.

International Trade Union Delegation Observes Court Hearing in Solidarity with BİRTEK-SEN President Mehmet Türkmen

 

Ali Kaya

GAZIANTEP, Turkey — A seven-member international delegation of trade unionists from Germany and the United Kingdom attended court proceedings in Gaziantep as observers in solidarity with Mehmet Türkmen, President of BİRTEK-SEN, and in support of trade union rights and democratic freedoms.

The delegation, attending as international observers, expressed concern over pressure on trade union organizing and violations of workers’ democratic rights while closely monitoring the legal proceedings.

Speaking on behalf of the international trade union solidarity network in Cologne, Ali Çiçek said:

“Capital moves and organizes on a global scale. The working class must also organize internationally and strengthen itself in order to defend its interests. International solidarity is vital in defending workers’ rights.”

Paul Kershaw, representing the National Shop Stewards Network (NSSN) from London, said:

“Today was an important day for democratic workers’ rights. We cannot accept that human rights end at factory gates. We will continue to strengthen international solidarity, monitor anti-democratic and anti-worker practices, and bring them to public attention.”

The international delegation emphasized that their presence in Gaziantep was a clear expression of solidarity with Mehmet Türkmen, BİRTEK-SEN, and all workers defending their fundamental rights.

Gaziantep Adliyesi’nde görülen davada Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen hakkında beraat kararı verildi.

0

Ali Kaya

Savunmasında iddialara yanıt veren Türkmen, soruşturmanın bir işveren şikâyetiyle başladığını belirterek, “Adım gibi biliyorum ki bu soruşturma Şireci patronunun şikâyeti üzerine açıldı. Kopan kolun hesabını sorduğum için suçlu oldum” dedi. Gaziantep’te son yıllarda yaşanan iş cinayetlerine dikkat çeken Türkmen, 13 yılda en az 555 işçinin hayatını kaybettiğini, buna rağmen hiçbir patronun ceza almadığını ifade etti. Türkmen ayrıca, “Patronlara ‘İstediğiniz kadar sömürün, konuşanı biz içeri atarız’ mesajı veriyorsunuz” sözleriyle tepki gösterdi.

Esas hakkındaki mütalaasında savcılık, Türkmen hakkında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan hapis cezası ve siyasi yasak talep ederken, tutukluluğun devam etmemesi yönünde görüş bildirdi.

Tüm beyanların ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Mehmet Türkmen’in beraatine hükmetti. Kararın açıklanmasıyla birlikte adliye önünde bulunan kalabalık “Hak, hukuk, adalet”, “Mehmet Türkmen onurumuzdur” ve “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganları atarak sevinç gösterilerinde bulundu.

MEHMET TÜRKMEN DAVASINDA ADLİYE ÖNÜNDE BÜYÜK DAYANIŞMA

0

Ali Kaya

Gaziantep Adliyesi, Mehmet Türkmen davası nedeniyle çok sayıda sendika, hukukçu, siyasi temsilci ve işçinin katıldığı geniş bir dayanışma buluşmasına sahne oldu. Türkiye’nin farklı kentlerinden ve Avrupa’dan gelen katılımcılar, duruşma öncesinde adliye önünde açıklama yaparak Türkmen’e destek verdi.

“Bu dava yalnızca bir kişiye açılmış değil”

Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Sekreteri Mikail Kılıçalp, yaptığı açıklamada davanın hukuki değil siyasi olduğunu savundu.
Kılıçalp, Türkmen’in işçilerin ücret, çalışma koşulları ve iş cinayetleri konusundaki mücadelesi nedeniyle hedef alındığını belirterek, “Bu düzen işçiyi değil sermayeyi koruyor” ifadelerini kullandı.

İş cinayetleri tartışması büyüdü
Açıklamalarda Türkiye’deki iş güvenliği sorunları da gündeme getirildi. Sendika temsilcileri, iş cinayetlerinin bireysel değil yapısal bir sorun olduğunu savunarak mevcut denetim mekanizmalarını eleştirdi.Savunma tarafı ise, son yıllarda binlerce işçinin hayatını kaybettiğini belirterek iş kazalarının “sistematik bir tabloya” dönüştüğünü ifade etti.

30 kişilik salon tepkisi

Duruşmanın 30 kişilik küçük bir salonda görülmesi, adliye önünde tepkilere neden oldu. Katılımcılar, avukatların dahi salona alınmamasını eleştirerek adil yargılanma hakkına vurgu yaptı.Kısa süreli gerginlik yaşanırken, kalabalık “şeffaf yargılama” çağrısı yaptı.

Aileden duygusal çağrı: “Oğlumu almadan gitmem”

Mehmet Türkmen’in annesi Ayşe Türkmen, adliye önünde yaptığı açıklamada oğlunun suçsuz olduğunu savundu.

“Ben oğlumu almadan gitmem” sözleriyle dikkat çeken anne Türkmen, serbest bırakılmasını istedi.

İş kazası mağduru işçilerden destek

İş kazasında elini kaybeden Mustafa Alkurt ise Türkmen’in kendisine destek olduğunu belirterek tahliye çağrısında bulundu.

Alkurt, Türkmen’in işçilerin sorunlarını kamuoyuna taşıyan önemli bir isim olduğunu ifade etti.

Geniş katılım dikkat çekti

Duruşmaya ve açıklamalara çok sayıda sendika, siyasi parti temsilcisi ve uluslararası işçi örgütü katıldı. Katılımcılar, sendikal faaliyetlerin suç haline getirilmemesi gerektiğini vurguladı.

Cezaevleri mi, kapalı disiplin alanları mı? Mehmet Türkmen vakası bize ne söylüyor

 

Ali Kaya

Bir ülkede hukuk devleti tartışması en çok, kimsenin duymadığı kapalı kapılar ardında başlar. Gaziantep E Tipi Cezaevi’nden gelen Mehmet Türkmen haberi de tam olarak bunu hatırlatıyor.

BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, işçilerin ücret gaspına karşı yükselen bir sese destek verdiği için tutuklandı. Ancak asıl tartışma burada bitmedi. Türkmen’in cezaevinde hasta tutukluların durumuna dikkat çeken bir mektup yazmasının ardından hücreye alındığı iddiası, artık sadece bireysel bir dosya değil, sistem sorunudur.

Sendikanın açıklamalarına göre süreç yalnızca bir disiplin uygulaması değil; müdahale, fiziksel yönlendirme ve “onur kırıcı muamele” iddialarını da içeriyor. Bu iddialar doğruysa, ortada basit bir cezaevi içi işlem değil, ciddi bir hak ihlali tablosu vardır.

Türkmen’in mektubunda anlattıkları ise daha da çarpıcıdır: yaşlı ve hasta tutukluların tedaviye erişememesi, geciken hastane sevkleri, ilaçların ulaştırılmaması ve temel yaşam koşullarındaki yetersizlikler… Bunlar yeni değil, yıllardır bilinen ama sürekli ertelenen sorunlardır.

Tam da bu noktada kritik soru şudur: Cezaevleri gerçekten infaz kurumları mı, yoksa eleştiriyi bastıran kapalı disiplin alanlarına mı dönüşüyor?

Eğer bir tutuklu, içerideki koşulları dile getirdiği için hücreye alınıyorsa, burada sadece bir idari işlem değil, ifade özgürlüğü ve insan onuru açısından ciddi bir sorun vardır.

Devletin görevi yalnızca güvenliği sağlamak değildir; aynı zamanda cezaevinde bulunan herkesin insan onuruna uygun koşullarda tutulmasını garanti etmektir. Aksi durumda cezaevi, hukuk düzeninin bir parçası olmaktan çıkar.

Şu an için cezaevi yönetiminden resmi bir açıklama yapılmış değildir. Ancak iddiaların ağırlığı, sessizliği daha da anlamlı hale getiriyor.

Bu dosya sadece Mehmet Türkmen’in dosyası değildir. Bu dosya, cezaevlerinde kimin neyi konuşabildiğinin dosyasıdır.

İngiltere’de genel grevin 100. yılında 1 Mayıs

Arif Bektaş

İngiltere’de son genel grev 1926 yılında yapılmıştı. Bu yıl, genel grevin 100. yılı dolayısıyla, grevin başladığı 4 Mayıs gününe denk getirilen 1 Mayıs kutlamaları, her yıl olduğu gibi Marx Hatıra Kütüphanesi önünde başladı.

Çeşitli sendikaların yanı sıra göçmen örgütlerinin de yoğun katılım gösterdiği 1 Mayıs yürüyüşü Trafalgar Meydanı’nda sona erdi.

Marx Hatıra Kütüphanesi önünde yapılan konuşmalarda örgütlü mücadelenin önemine vurgu yapılırken, yasaklanan genel grev hakkının mücadeleyle yeniden kazanılacağı belirtildi.

Bu yıl bir kez daha Demiryolu, Denizcilik ve Ulaştırma İşçileri Sendikası (RMT) yoğun katılım gösterirken, diğer sendikaların yetersiz katılımı eleştiri konusu oldu.

Eylemde Filistin bayrakları da taşınırken, İran, Küba, Türkiye ve Uzak Asya ülkelerinden göçmen dernekleri de bayrakları ve talepleriyle katıldı. Eyleme yaklaşık 5 bin kişi katıldı.


Londra’da bugün yapılan 1 Mayıs gösterisine polis müdahale etti. En az 4 kişi gözaltına alındı. Maytap attıkları gerekçesiyle gözaltına alınan gençleri almak için polise direnen kitle ile polis arasında gerginlik yaşandı.

Londra’da Denizler Karl Marx’ın anıtı önünde anıldı

Ali Kaya / Arif Bektaş


Londra’da faaliyet yürüten Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi, (DAY-MER)
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı, Highgate Cemetery’de bulunan Karl Marx’ınanıtı başında düzenlenen etkinlikle andı. Anmaya çok sayıda emekçi, genç ve toplum temsilcisi katıldı. Anmada ilk sözü DAY-MER Başkanı Senvi Özdemir aldı ve Denizlerin mücadelesi ile Marx’ın ideolojisinin birleştiğini söyledi.

Karl Marx’ın ideolojik olarak gösterdiği yoldan giden Denizler, Londra’da son yıllarda Marx’ın doğum günü 5 Mayıs vesilesiyle Marx anıtı önünde anılıyor. Bu nedenle anma, yalnızca Denizler’i anma etkinliği değil, aynı zamanda Marx’ın düşünsel mirasına da bir saygı duruşu niteliği taşıyor.

“Marx’ın sözü sadece tarihsel bir slogan değil”

Anmada konuşan Denizlerin arkadaşı yazar Aydın Çubukçu, daha çok Marx’ın dünyanın değişiminde geliştirdiği fikirlerine değindi. Çubukçu, Marx’ın anıtı üzerinde yazılan “Bütün ülkelerin işçileri, birleşin” sözünün yalnızca tarihsel bir slogan olmadığını, bugün de işçi sınıfının ortak mücadelesine yapılmış güçlü bir çağrı niteliği taşıdığını söyledi.


Aydın
Çubukçu, “Marx değiştirilebilir bir dünyada yaşadığımızı öğretti. Değişen bir dünyada yaşadığımızı gündelik hayatımız içinde biliyoruz, görüyoruz. Değişmesi gereken bir dünyada yaşıyoruz. Ama değiştirilebilir olduğunu söyleyen zaman Marx, rastgele bir slogan olarak ortaya atmıyordu. O, bunun bizzat kendisinin kurucusu olduğu tarihsel materyalizmin öğretisine dayanarak söylüyordu” didi. Çubukçu, Marx’ın çağrısının sömürüye, eşitsizliğe ve savaşa karşı dünyanın dört bir yanındaki emekçilerin birleşme çağrısı ve dünyayı değiştirme arzusu olduğunu vurguladı.

“Hangi mücadelenin parçası olduğumuzu ilan ettiler”

Etkinlikte söz alan ve yine Denizlerin mücadele arkadaşı olangazeteci-yazar Mustafa Yalçıner ise, Denizler ile aynı dönemin mücadele arkadaşlarından biri olduğunu belirterek, onların bıraktığı mirasın bugün hâlâ yol gösterdiğini ifade etti. Yalçıner, “Deniz Gezmiş henüz 24 yaşındayken yaşamını yitirdi. Deniz, Yusuf ve Hüseyin idama giderken bile başları dikti. Mahkeme salonunda ‘Yaşasın işçi sınıfı’ diyerek hangi mücadelenin parçası olduklarını ilan ettiler” dedi.


Yalçıner, son dönemlerdeki tartışmalara değinerek, “Deniz, artık oyun oynamamamız gerektiğini bir kez daha net olarak talimat verdi. Oyun oynamayacağız. İşçileri ne kadar örgütlüyor, ne kadar bir devrimci işçi hareketi içinden yürüyorsak, öyle koparıp alacağız, dünyayı değiştirme işini de, Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlama işini de.

“Denizler gençlik için umut olmaya devam ediyorlar”

DAY-MER Gençliği adına konuşan Sarp Demirel ise, Karl Marx’ın fikirlerinin bugün hâlâ genç kuşaklara yol göstermeye devam ettiğini belirtti. Marx’ın kapitalist sistemi yalnızca eleştirmekle kalmadığını, onun işleyişini bilimsel olarak çözümlediğini ifade eden Demirel, sömürüye karşı gerçek çözümün işçi sınıfının örgütlü mücadelesinde yattığını söyledi.

Shot with FIMO EK 80.


Demirel konuşmasında, bugün dünyanın Orta Doğu’dan Afrika’ya kadar emperyalist müdahalelerle, savaşlarla, çevre yıkımıyla ve derinleşen eşitsizliklerle karşı karşıya olduğunu vurgulayarak, gençliğin bu düzene boyun eğmeyeceğini ifade etti.

Deniz Gezmiş, Yasuf Aslan ve Hüzeyin İnan’a da değinen Demirel, Deniz’in henüz çok genç yaşta dünyanın değişmesi gerektiğini fark ettiğini, Marx’ın öğretilerinin aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ güncelliğini koruduğunu gördüğünü söyledi. Denizler’in anti-emperyalist, anti-kapitalist ve bağımsızlıkçı mücadele çizgisinin bugün gençlik için önemli bir ilham kaynağı ve umut olmaya devam ettiğini belirten Demirel, gençlerin toplumsal dönüşüm mücadelesinde tarihsel bir role sahip olduğunu vurguladı.

Enfield’da Değişim Rüzgarı: Bağımsız Adaylara Güçlü Destek Büyüyor

ALI KAYA

Birleşik Krallık’ta yerel seçimlere kısa süre kala Enfield’da bağımsız adaylara yönelik destek her geçen gün daha da büyüyor. Enfield Community Independents (ECI) çatısı altında seçime giren bağımsız adaylar, halkın uzun yıllardır yaşadığı sorunlara gerçek çözümler üretmek ve belediyede yeni bir siyasi anlayış oluşturmak için sahada yoğun bir çalışma yürütüyor.

Toplam 18 adayla Enfield’in farklı bölgelerinde seçim yarışına katılan bağımsızlar, özellikle Pymmes Park, Edmonton ve Upper Edmonton bölgelerinde seçmenlerden büyük ilgi görüyor. Kapı kapı dolaşarak vatandaşlarla birebir görüşen adaylar, halkın değişim isteğini net bir şekilde sahada hissediyor.

Yerel halk, mevcut belediye yönetiminin yıllardır aynı sorunları çözmekte başarısız olduğunu ve artık gerçek bir değişim istediğini açıkça dile getiriyor. Belediye hizmetlerindeki aksaklıklar, ulaşım sorunları, sağlık sistemindeki yetersizlikler, sosyal konut krizi, artan yaşam maliyetleri ve gençlere yönelik fırsat eksikliği seçmenin en büyük gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Bağımsız adaylar ise tam da bu noktada halkın gerçek sesi olarak öne çıkıyor. Parti disiplinine değil, doğrudan halkın ihtiyaçlarına odaklanan bu adaylar, belediyede tek parti hakimiyetine karşı güçlü bir denge unsuru olmayı hedefliyor. Amaçlarının yalnızca seçim kazanmak değil, aynı zamanda karar alma süreçlerinde halkın doğrudan söz sahibi olmasını sağlamak olduğu belirtiliyor.

Bağımsız adaylardan Oktay Cinpolat, belediyede halkın doğrudan temsil edilmesi gerektiğini vurgulayarak, Enfield’da yaşayan insanların sorunlarını en iyi yine burada yaşayanların anlayabileceğini ifade ediyor. Cinpolat, “Yerelden gelen, yerel için çalışan bir belediye modeli kurmak istiyoruz” diyerek yıllardır kendisini dışlanmış hisseden birçok kesim için gerçek temsilin önemine dikkat çekiyor.

Cinpolat ayrıca belediye hizmetlerindeki kesintilere, artan hayat pahalılığına ve kaynakların yanlış kullanılmasına karşı daha şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim talep ediyor. Belediyenin bütçesinin nasıl kullanıldığının halk tarafından bilinmesi gerektiğini savunan Cinpolat, kemer sıkma politikalarına karşı duracaklarını ve güçlü bir denetim mekanizması oluşturacaklarını belirtiyor.

Bağımsızların en dikkat çeken yaklaşımı ise klasik siyaset anlayışının ötesine geçmeleri. Sadece seçim dönemlerinde değil, sürekli halkın içinde olan, mahalle meclisleri ve yerel toplum gruplarıyla vatandaşları doğrudan karar alma süreçlerine dahil eden bir model öneriyorlar. Bu yaklaşım, Enfield’da siyasete olan güveni yeniden inşa edebilecek önemli bir adım olarak görülüyor.

Bağımsız adaylardan Sevda Kaygılı da özellikle sosyal konut krizine dikkat çekiyor. Meridian Water projesinde verilen 10 bin konut sözünün yalnızca yaklaşık 300’ünün tamamlandığını belirten Kaygılı, mevcut yönetimin halkın temel ihtiyaçlarını karşılamakta başarısız olduğunu ifade ediyor.

Crews Hill çevresindeki yapılaşma planlarına da karşı çıkan Kaygılı, Yeşil Kuşak alanlarının korunmasının hem çevre hem de toplumun yaşam kalitesi açısından hayati önemde olduğunu söylüyor. Yarım kalan projelerin tamamlanması ve boş konutların değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kaygılı, çözüm odaklı bir belediyecilik anlayışını savunuyor.

Belediye vergilerindeki artışlara da tepki gösteren Kaygılı, vatandaşın ödediği vergilerin karşılığını hizmet olarak alamadığını belirtiyor. Daha adil, daha şeffaf ve halktan yana bir mali yönetim gerektiğini ifade ediyor.

Bir diğer bağımsız aday Meryem Kuşçu ise gençlerin, kiracıların ve çalışan ailelerin mevcut siyasi sistem içinde yeterince temsil edilmediğini söylüyor. Enfield’da büyümüş genç bir üniversite öğrencisi olarak halkın gerçek sorunlarını yakından bildiğini belirten Kuşçu, bağımsız aday olarak parti çıkarlarından uzak, doğrudan halkı temsil etmek istediğini ifade ediyor.

Kuşçu’nun öncelikleri arasında uygun fiyatlı konut, gençler için fırsatlar ve güçlü yerel hizmetler bulunuyor. Özellikle gençlik hizmetlerine erişimin artırılması, eğitim desteğinin güçlendirilmesi ve istihdam yollarının açılması gerektiğini savunuyor.

 

Siyasi uzmanlar da bağımsız adayların bu seçimde ciddi bir çıkış yapabileceğini belirtiyor. Anderson tarafından hazırlanan bağımsız seçim analizine göre, Enfield Community Independents adayları belediyede 7 sandalyeye kadar kazanım elde edebilir. Bu durum, belediyedeki güç dengelerini değiştirerek yıllardır süren tek parti hakimiyetini sarsabilecek tarihi bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Seçim sürecinin son haftalarına girilirken Enfield genelinde bağımsız adaylara yönelik destek büyümeye devam ediyor. Halkın değişim isteği artık çok daha güçlü duyuluyor. Enfield’da yeni bir siyasi dönemin kapısı aralanırken, bağımsız adaylar yalnızca bir seçim kampanyası değil, halkın umudu haline geliyor.

Patronların isteği üzerine Sendika Başkanı Cezaevinde: Mehmet Türkmen Tutuklandı

 

Ali Kaya / Özel Haber

Gaziantep’te işçilerin hak mücadelesine destek veren BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, gözaltına alınıp tutuklandı. Karar, sendikalar, emek örgütleri ve uluslararası platformlar tarafından sert şekilde eleştirildi.

İşçilerin Sesi Susturuluyor mu?

Gaziantep’te faaliyet gösteren Sırma Halı fabrikasında işçilerin uzun süredir sürdürdüğü ücret ve çalışma koşulları eylemlerine destek veren Türkmen, fabrika önünde yaptığı konuşmalar nedeniyle hedef haline geldi.

Türkmen konuşmalarında, işçilerin yaşadığı ekonomik zorlukları şu sözlerle dile getirmişti:

“İşçiler bu ülkenin yükünü taşıyor ama en az payı alan yine onlar oluyor. İnsanlar geçinemiyor, çocuklarına gelecek kuramıyor. Bu adaletsiz düzen değişmeden işçilerin sorunları bitmeyecek.”

Bir başka konuşmasında ise işçilere birlik çağrısı yaparak:

“İşçiler bir araya geldiğinde hiçbir güç onları susturamaz. Haklarımızı almak için birlik olmaktan başka yolumuz yok. Bu mücadele sadece bir fabrikanın değil, tüm emekçilerin mücadelesidir.”

ifadelerini kullanmıştı.

Ev Baskını ve Tutuklama Kararı

Evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınan Türkmen’in evinde arama yapıldığı ve bazı elektronik eşyalara el konulduğu öğrenildi. Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen sendika başkanı, savcılık tarafından “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla mahkemeye çıkarıldı ve tutuklanmasına karar verildi.


Sendikalardan ve İşçilerden Sert Tepki

Kararın ardından birçok sendika ve emek örgütü açıklama yaparak duruma tepki gösterdi. İşçilerin hak arama mücadelesine destek veren bir sendika başkanının tutuklanmasının demokrasi ve ifade özgürlüğü açısından ciddi bir sorun olduğu vurgulandı.

Sırma Halı işçileri ise fabrika önünde ve sosyal medyada yaptıkları açıklamalarda Türkmen’e destek verdi. İşçiler, taleplerinin insanca yaşayabilecek bir ücret, daha iyi çalışma koşulları ve sendikal haklara saygı olduğunu belirtti.

Uluslararası Tepki: SPOT Turkey

İşçi ve sendika haklarıyla ilgili uluslararası dayanışma ağı SPOT Turkey, tutuklamaya sert tepki gösterdi. Açıklamada, Türkmen’in ve diğer sendikacıların tutuklanmasının sendikal haklara ve protesto özgürlüğüne yönelik baskının bir örneği olduğu vurgulandı.

SPOT Turkey, hükümete çağrı yaparak, tüm tutuklamaların sonlandırılması ve hak savunucularına yönelik baskının sona erdirilmesini talep etti. Açıklamada ayrıca uluslararası dayanışma çağrısı yapıldı ve işçilerin hak arama mücadelesinin engellenemeyeceği belirtildi.

Hukukçulardan Uyarı

Hukukçular, sendikal faaliyetlerin demokratik toplumların temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çekerek, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün korunması gerektiğini belirtiyor. Emek örgütleri, sendika liderlerinin ve işçilerin hedef alınmasının toplumsal gerilimi artırabileceğini vurguluyor.

Önümüzdeki Günler Kritik

Türkmen’in tutuklanmasıyla ilgili hukuki sürecin önümüzdeki günlerde nasıl ilerleyeceği merak edilirken, emek örgütleri ve işçi temsilcileri mücadeleyi sürdüreceklerini ve tutuklama kararının geri alınmasını talep edeceklerini duyurdu.