Ana Sayfa Blog Sayfa 30

“Kıyamet Günü” Saati Güncellendi

0

Kıyamet Günü Saati, Kıyamete Günü’ne 90 saniyeye kalaya kadar güncellendi. Albert Einstein, J. Robert Oppenheimer ve ilk nükleer silahları üreten Manhattan Projesi’nde çalışan bilim insanları tarafından 1945’te kurulan Bulletin of AtomicSciencists, 24 Ocak’ta Kıyamet Günü Saatini güncelledi. Bilim insanları saati, dünya ve insanlarına yönelik ‘varoluşsal’ riskleri temel alarak ayarlıyor. Bunların arasında nükleer tehditler, iklim değişikliği, yapay zeka ve yeni biyoteknoloji gibi yıkıcı olma potansiyeli olan olaylar yer alıyor

İnsan eliyle dünyanın sonunu getirecek, kıyameti kopartacak gelişmelere dikkat çekmek için geliştirilen sembolik saat 1947 yılından buyana her yıl güncellenmekte. Kıyamet Günü Saatini bir kez daha gece yarısına 90 saniye kalaya ayarlayan Bulletin of Atomic Sciencists, yaptığı ayarlamanın gerekçelerine dair bir açıklama da yaptı. Açıklamada, insanlığın eşi benzeri görülmemiş bir tehlike ile karşı karşıya kalmaya devam ettiğine dikkat çekilerek “dünyanın dört bir yanındaki liderler ve vatandaşlar bu açıklamayı keskin bir uyarı olarak almalı ve sanki bugün modern tarihin en tehlikeli anıymış gibi acilen harekete geçmelidir” uyarısı yapıldı.

Açıklamada, dünyayı küresel felakete doğru götürmeye devam eden eğilimler; Ukrayna’daki savaş ve nükleer silahlara olan yaygın ve artan güven, Çin, Rusya ve ABD’nin nükleer cephaneliklerini genişletmesi, nükleer başlıklarını modernize etmek için büyük meblağlar harcaması olarak sıralanıyor. Tüm bu gelişmelerin hata ve yanlış hesaplamalara açık olması nedeniyle ‘her zaman mevcut olan nükleer savaş tehlikesini artırmakta’ olduğuna vurgu yapıyor. Her yıl dünya kayıtlarına geçen en sıcak yıl rekoru kırılması nedeniyle meydana gelen büyük seller, haftalarca söndürülemeyen yangınlar da kıyameti kopartacak iklim değişikliğine bağlı etkenler olarak sıralanıyor.

İngiltere’de nükleer silahlanmaya karşı kampanya yürüten CND Kıyamet Günü Saatinin güncellenmesine dair bir açıklama yaparak, Bulletin of Atomic Sciencists’in uyarılarına destek verdi. CND yaptığı açıklamada şunlara yer verdi: “Geçen yılki duyurudan bu yana CND düzenli olarak İngiliz hükümetini küresel nükleer gerilimi azaltmak için daha fazlasını yapmaya çağırdı. Hükümet ise bunun tam tersini yaparak nükleer cephaneliğini modernize etme ve arttırma planını uygulamaya devam etti. Savunma Bakanı Grant Shapps’ın son açıklamaları, savaş öncesi bir dünyada olduğumuzu ve gelecekteki çatışmalara hazırlanmak için artan militarizasyon ve askeri harcamaların gerekli olduğunu iddia ediyor. Önümüzdeki ay yapılacak NATO savaş oyunlarında, Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük İngiliz askeri birliği, ittifakın Rusya liderliğindeki bir koalisyonla çatıştığı bir senaryoda yer alacak her ikisi de nükleer silahlara sahip bloklar.

İngiliz hükümeti ayrıca Orta Doğu’da süregelen ve bölgesel bir nükleer çatışmaya dönüşme riski taşıyan krizi barışçıl bir şekilde sona erdirmek için de hiçbir şey yapmadı. Bunun yerine İngiltere Yemen’in bombalanmasına katıldı ve Gazze Şeridi’nde soykırım uyguladığı iddialarına rağmen İsrail’e hem diplomatik hem de askeri destek veriyor.”

CND Genel Sekreteri Kate Hudson’da geri dönüşü olmayan noktaya hızla yaklaşıyoruz uyarısı ile birlikte, barışın hâkim olmasını isteyen herkese, zamanı geri almak için elinden gelen herşeyi yapma çağrısı yaptı. Hudson kaygılarını, “Kıyamet Günü Saatinin gece yarısına 90 saniye kalması tüm dünya için bir uyanış çağrısı olmalıdır. Nükleer silah sahibi devletler cephaneliklerini arttırıp modernleştirirken, müttefikleri de daha yeni ve daha ölümcül konvansiyonel teknolojilerle yeniden silahlanıyor. Dünya nükleer savaşa hiç olmadığı kadar yakın ve Ukrayna’dan Orta Doğu’ya çatışmaların sona erdirilememesi bu riski her geçen gün arttırıyor.” sözleri ile dile getirdi.

1947 yılında gece yarısına 7 dakikayı gösteren Kıyamet Günü Saati 2007 yılına kadar 18 kez değiştirildi. Saat, 1 dakika ileri alınarak 11 Ocak 2012’de 23:55’i gösterdi; 2015’te iki, 2017’de ise yarım dakika ileri alınarak 23:57:30’u göstermeye başlamıştı. Geçen yıl 10 saniye ileri alınan Kıyamet Günü Saati, iki yıldır 23:58:30’u göstermekte.

 

Dünya Sağlık Örgütü uyarıyor: Avrupa’da kızamık vakaları geçen yıla oranla 45 kat arttı

Kızamık vakaları korkutucu boyutlara ulaşmış durumda. Uzmanlar, vakaların hala arttığı ve daha fazla yayılmayı önlemek için “acil önlemlere” ihtiyaç duyulduğu konusunda uyarıyor.

2022’nin tamamı boyunca 941 enfekte kişi kayıtlara geçerken bu sayı 2023’te yaklaşık 42.200 kişiyi geçti. DSÖ, bunun Covid salgını sırasında hastalığa karşı daha az çocuğun aşılanmasının bir sonucu olduğuna inanıyor. NHS İngiltere’ye göre, 16 yaşın altındaki 3,4 milyondan fazla çocuk korunmasız ve hastalanma riski altında.

Aşı kızamığa karşı korumada çok etkili, ancak Birleşik Krallık’ta ilkokula başlayan çocukların sadece %85’i bu aşıya sahip.

Avrupa’daki durum hakkında konuşan DSÖ bölge direktörü Dr. Hans Kluge şunları altını çiziyor: “Bölgede kızamık vakalarında sadece 30 kat değil, aynı zamanda yaklaşık 21.000 hastaneye yatış ve kızamığa bağlı beş ölüm gördük. Bu endişe verici. Aşı, çocukları bu potansiyel olarak tehlikeli hastalıktan korumanın tek yoludur.”

Kızamık her yaşta ciddi bir hastalık olabilir. Genellikle yüksek ateş ve normalde 10 gün içinde düzelen döküntü ile başlar, ancak komplikasyonlar pnömoni, menenjit, körlük ve nöbetleri içerebilir. DSÖ, kızamığın geçen yıl tüm yaş gruplarını etkilediğini söyledi.

Kızamığa karşı koruma sağlayan MMR aşısının ilk dozu için aşılama oranları, Avrupa genelinde 2019’da %96’dan 2022’de %93’e düştü. İkinci dozun alımı aynı dönemde %92’den %91’e düştü. Aşılamadaki görünüşte küçük düşüş, Avrupa’da 1,8 milyondan fazla çocuğun bu iki yıl boyunca kızamık aşısını kaçırdığı anlamına geliyor. DSÖ, “Covid-19 pandemisi bu dönemde bağışıklama sistemi performansını önemli ölçüde etkiledi ve bu da aşılanmamış ve az aşılı çocukların birikmesine neden oldu” dedi.

Uluslararası seyahatin yaygınlaşması ve sosyal mesafe önlemlerinin kaldırılmasıyla birlikte, kızamığın sınırlar arasında ve topluluklar içinde yayılma riskinin çok daha büyük olduğunu ve özellikle aşılı popülasyonlarda çok daha büyük olduğunu söyledi.

DSÖ, kızamık eliminasyon statüsüne ulaşan ülkelerin bile büyük salgın riski altında olduğu konusunda uyardı. Yüksek bulaşıcı hastalığın yayılmasını önlemek için tüm topluluklarda çocukların %95’inin kızamığa karşı iki doz aşılanması gerektiğine vurgu yaparken, Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı, daha fazla insan aşılanmadıkça kızamık vakalarının hızla yayılacağını söyledi.

 

İngiltere gündemindeki Post Office skandalı

İngiltere, Epstein’e “sapık adası” Little St James’e götürülen doğrusu kandırılarak kaçırılan çocuk yaştaki kızların aralarında işadamı Richard Branson ve Prens Andrew’ın da bulunduğu ünlülere servis edildiği skandalıyla çalkalanıyor. Benim sözünü etmek istediğim skandal ise uygarlığımızda bir dönüm noktası olabilecek Post Office’in Horizon IT skandalı…

Post Office Genel Müdürlüğü, Horizon adlı hatalı Fujitsu muhasebe yazılımının şubelerde para yokmuş gibi göstermesi üzerine 1999-2015 arasında 736 postane şube müdürü hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve hırsızlıktan ceza almalarını sağlamış. Bu davalar adliyelerde sonlanmamış, pek çok dramatik sonuçlar da doğurmuş. Suçlanan pek çok şube müdürü ekmek teknesini yitirmiş, ailesini kaybetmiş ve bilinen dördü de yaşanılanlara dayanamayıp intihar etmiş. İşin belki de en dramatik yanı bu süreçte mağdurlardan gelen “bu işte bir yanlışlık var. Horizon programı denetlensin!” çığlıkları da dönemin Post Office genel müdürü Paul Vennells tarafından dikkate alınmamış.

Neyse ki, iyi ki biz gazeteciler varız. Computer Weekly’den Karl Flinders ve serbest çalışan Nick Wallis, Horizon hikâyesini yıllarca takip ederek yazıya dökünce asıl suçlunun yazılım olabileceği düşünülmeye başlanmış. Computer Weekly’nin 2009’dan bu yana Horizon hakkında, çoğu Karl Flinders’in kaleme aldığı 350 hikaye yayınladığını da aktaralım.

Bu arada benim de zevkle izlediğim fotoğrafta afişini gördüğünüz ITV’nin draması “Mr Bates vs The Post Office”, Horizon IT skandalı sonucunda yüzlerce postane şube müdürünün haksız yere yargılandığı hikâyeyi kamuoyunun geniş öfkesine taşıdı. Aktör Toby Jones’un yardımcı şube müdürü Alan Bates rolünü üstlendiği dört bölümlük dramanın yayınlanmasının ardından Londra Polisi ilk kez postanedeki “potansiyel dolandırıcılık suçlarını” incelemeye başladı.

Bütün bunların ötesinde olayın mağdurlarının “Postaneler için Adalet Birliği” adı altında bir araya gelerek 2018’de genel merkeze karşı toplu dava açması ve 2020’de bir kamu soruşturması başlatılmasıyla birlikte skandalın gündeme oturması da sağlandı.

Şimdi gözler hükümetin atacağı adımda… Hükümet ve Post Office, onca yıl mağdurların çağrılarına neden kulak tıkadığını tartışmak yerine mağdurlara ödenecek tazminatlarda, topu teknoloji şirketi Fujitsu’ya atma derdinde. Adalet Bakanı Alex Chalk, geçen hafta Posta Ofisi Bilgi Teknolojisi skandalına olası çözümleri tartışmak üzere üst düzey yargıçlarla bir araya geldi. Bakan, adaletin bir an önce tecelli edeceğini söylese de sorun çeyrek asra merdiven dayamış durumda.

Ulusal basına göre de bu skandal, İngiltere’nin modern çağda gördüğü en büyük hukuksal haksızlıklarından biri olmaya aday. Öte yandan Post Office eski genel müdürü Paul Vennells’in Kraliçe’den aldığı Commander of British Empire (CBE) unvanı iade etmesi için toplanan imza bir milyon sınırını aştı.

Post Office’in Horizon IT skandalı gösterdi ki, artık suçlu ararken cansız ve ruhsuz da olsa teknolojiyi hesaba katmazsak asıl suçlu biz olabiliriz.

 

Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi Londra’da da protesto edildi

TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi Türkiye Cumhuriyeti Londra Büyükelçiliği önünde yapılan bir gösteri ile protesto edildi. TİP Britanya Örgütü tarafından çağrısı yapılan protesto 31 Ocak Çarşamba akşam saatlerinde gerçekleştirildi.

Ferman Saray’ın Can Atalay halkındır sloganlarının öne çıktığı protestoya Demokratik Güç Birliği Britanya, Londra’da faaliyet gösteren Alevi kurumları ve CHP İngiltere Birliği temsilcileri destek verdi.

TİP Britanya adına Umut Kurç tarafından okunan basın açıklamasında, meclisin Hatay halkının iradesini yok sayan bir karara imza atması kınandı. Adaylığı kabul edilen, meclis tarafından mazbatası verilen, yemin törenine Hatay milletvekili olarak çağrılan, meclis başkanı olarak gösterilmesi onaylanan, TBMM İnsan Hakları Komitesi Üyeliği’ne seçilen Can Atalay’ın hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulması ve milletvekilliğinin düşürülmesi sert bir dille eleştirildi.

Anayasa Mahkemesi’nin iki kez derhal tahliye kararına rağmen hukuksuz tutukluluğu devam ettirenler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi yargıtay eliyle gerçekleştirilen darbenin ortakları olarak ifade edildi. Basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi: ‘‘AYM kararlarının bağlayıcı olduğu ve tüm yargı kurumlarını bağladığı yönündeki anayasa hükmü önce Yargıtay tarafından ardından da TBMM tarafından fiilen yürürlükten kaldırılmıştır. Türkiye’de artık bir anayasanın bulunmadığı, anayasal güvencelerin ortadan kaldırıldığı TBMM tarafından tescillenmiştir. Sanılmasın ki yılacağız, sanılmasın ki pes edeceğiz, öyle olsun diyeceğiz. Biz bugün bir kez daha yeniden başlıyoruz. Buradan bu hukuksuz kararın alınmasında en ufak payı olanlara, kararın altına imza atanlara sesleniyoruz:

Bu ülkenin tarihinin en aydınlık sayfalarından biri olan Gezi Direnişi’ni kirletebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Ölümü reva gördüğünüz, ölüme mahkûm ettiğiniz Hatay halkının iradesini hiçe saymanın hesabını mutlaka vereceksiniz.

Halkımıza buradan bir çağrı yapıyoruz:

Biz Saray’dan büyüğüz, biz iktidarlardan, patronlardan büyüğüz. Bu yüzden şimdi bir kez daha yan yana gelmek, yeniden mücadele etmek zorundayız. Can Atalay er ya da geç esir tutulduğu dört duvar arasından çıkacak. Hatay Halkı vekiline kavuşacak.’’

Basın açıklaması ve protesto, ‘‘Ferman Saray’ın Can Atalay halkındır’’ sloganları ile devam ettirildi.

 

Hackney Belediyesi’nden iki kat “Council Tax” uygulaması

0

Hackney Belediye Başkanı Caroline Woodley, bölgesinde boş veya ikinci bir evi olanların ödeyeceği “council tax” ücretleri ikiye katlanacağını duyurdu.

Hackney Belediyesi tarafından yapılan açıklamalarda, en az 12 ay boş kalan evlere, Nisan ayından itibaren normal ücretin iki katı “council tax” uygulanacağı belirtildi. Bunun yanında, ikinci bir evi olan ve bu evi düzenli ikamet için değil, ara sıra kullanan kişilerin ödeyeceği ücretlerin de Nisan 2025’ten itibaren ikiye katlanacağı ifade edildi. Bölgede ev ihtiyacı olan birçok aile olduğu ve artışların, ev sahiplerini, konutlarını boş bırakmamaya teşvik etmek için yapıldığı aktarıldı.

Yapılan açıklamalara göre, belediyenin konut bekleyenler listesinde şu anda 8 bin aile bulunuyor ve bunların 3 bininden fazlası hostellerde ya da başka geçici yerlerde kalıyor. Ayrıca, artıştan elde edilecek gelirin de diğer yerel hizmetler için kullanılacağı belirtildi.

Hackney Belediye Başkanı Caroline Woodley, konuyla ilgili “Kiraların arttığı, bekleme listelerindeki kişi sayısının çoğaldığı ve birçok kişinin ev alamayacak durumda olduğu bu zamanlarda, Hackney’deki evlerin boş kalması doğru değil” dedi.

 

Hackney’in Cazenove Mahallesinde Ara Seçimleri Muhafazakarlar Kazandı

0

Yeni yılın ilk günlerinde, 18 Ocak’ta gerçekleşen Cazenove mahallesi ara seçimlerini, Muhafazakar Parti (Conservatives) adayı Sharer, kullanılan oyların %53,6’sını alarak kazandı. Önceden Liberal Demokrat adayı olan Sharer encümenlik koltuğunu böylece Labour’dan almış oldu. Seçimler, mahallenin önceki encümeni Caroline Woodley’in, geçen Kasım ayında Hackney belediye başkanlığına seçilmesiyle gündeme gelmişti.

Trans bireylere karşı ayrımcılık yaptığı iddiasıyla partisinden uzaklaştırıldıktan sonra seçim sonuçları açıklanmadan birkaç saat önce tekrar partiye geri alınan Labour Party adayı Laura Pascal oyların %30,9’unu alarak ikinci geldi. Seçimlerde Yeşil Parti adayı Tamara Micner %12,8’lik oy oranıyla üçüncü, Liberal Demokrat Parti adayı Dave Raval ise %2,4 oy oranıyla sonuncu oldu. Bu ara seçimlere katılım oranı ise %31,9’da kaldı.

Muhafazakâr Parti sözcüsü Simche Steinberger, seçimler sonrası yaptığı açıklamada adaylarının başarısını ve kendi partilerine geçmesinin nedenini belediyenin “düşük trafik uygulamasına” (LTN) muhalefet olarak niteledi, seçimlerin LTN’lerle ilgili bir referanduma dönüştüğünü söyledi.

Cazenove uzun süredir Liberal Demokratlar ve Labour arasında paylaşılan bir koltuk; ama bu seçimlerde mahalleyi 2002 ile 2018 arasında temsil eden Sharer parti değiştirdi. Yeşillerin bölge encümenlerinden Alastair Binnie-Lubbock yaptığı açıklamada “Sharer Liberal Demokrat olmadan önce de Labour encümenliği de yaptı. Yeşillere katılıp desteyi tamamlamasını dört gözle bekliyoruz” şeklinde espri yaptı, oylarının artmasından duyduğu memnuniyeti belirtti.

Sonuçlar şöyleydi:

Ian Sharer, Conservative and Unionist Party, 1,623 oy.

Laura Pascal, Labour Party, 935 oy. ldildi

Tamara Micner, Green Party, 387 oy.

Dave Raval, Liberal Democrats, 73 oy

 

Julian Assange’a Özgürlük İçin Londra’da Dayanışma Toplantısı

0

Julian Assange’a Özgürlük İçin Londra’da Dayanışma Toplantısı Conway Hall’da 300’e yakın katılımcıyla gerçekleşti. Assange’a Özgürlük Kampanyası, Uluslararası Af Örgütü, Ulusal Gazeteciler Sendikası, Sınır Tanımayan Gazeteciler ve dünyadaki hemen hemen tüm sivil haklar ve basın özgürlüğü kurumları ile gazeteciler sendikaları tarafından destekleniyor.

İngiliz alternatif komedi hareketinin önde gelen isimlerinden Alexei Sayle Bertolt Brecht’in şiirinden bir pasaj okuyarak toplantıyı açtı. Kampanyadan John Rees de “ABD, Julian Assange’ı Casusluk Yasası uyarınca mahkûm etmeye çalışıyor. Eğer bunu sağlarlarsa gazeteciliği casusluk olarak tanımlamayı başarmış olacaklar. Bu anlamda bütün gazetecilere ve yayıncılara gözdağı vermiş olacaklar. Bu dava 21. yüzyılın en önemli basın özgürlüğü davasıdır; zor kazanılmış özgürlüklerimizi kaybetmeyeceğimizden emin olmalıyız” dedi.

Julian’ın hapisteyken evlendiği ve özgürlüğü için durmaksızın kampanya yürüten eşi Stella Assange, “Son dört buçuk yıl, Julian’a ve iki küçük oğlumuz da dâhil olmak üzere ailesine çok büyük zarar verdi. Julian’ın ruh sağlığı ve fiziksel durumu önemli ölçüde kötüleşti” diye konuştu.

Julian Assange, 11 Nisan 2019’da ABD’nin iade talebi üzerine tutuklandığından beri yüksek güvenlikli Belmarsh Cezaevinde tutuluyor. Geçen yıl 19 Aralık’ta, İngiltere Yüksek Mahkemesi 20-21 Şubat 2024 tarihlerinde kamuya açık bir duruşma yapılacağını açıkladı. İki gün sürecek duruşma Julian Assange’ın ABD’ye iadesini engellemek için son şansı olabilir. İade edilmesi halinde Assange, ABD’nin Afganistan ve Irak savaşlarında işlediği savaş suçlarını ifşa ettiği için, 175 yıl hapis cezasına çarptırılabilir.

 

Sendikacılar ve milletvekilleri SPOT konferansında buluştu

Geçtiğimiz ay Londra’da bir araya gelen sendikacılar, AKP hükümetin demokrasi ve özgürlüklere yönelik baskılarının arttığına dikkat çekerek Türkiye’deki işçilerle dayanışma çağrısında bulundu.

Aralarında Labour Party (İngiltere İşçi Partisi)’nin eski lideri Jeremy Corbyn’in de bulunduğu konuşmacılar Türkiye Halklarıyla Dayanışma Kampanyası (SPOT) tarafından düzenlenen konferansta, Recep Tayyip Erdoğan’ın “tek adam rejimine” karşı daha güçlü bir uluslararası destek çağrısında bulundular.

Corbyn, Türkiye’nin insan hakları ihlalleri ve muhalif isimlere yönelik siyasi baskıların yanı sıra gazetecilere, sendikalara ve akademisyenlere yönelik saldırılar konusundaki siciline dikkat çekti.

İngiltere’deki sendikacıların, Kasım ayından bu yana kendi seçtikleri bir sendikaya üye olma hakları için direnişte olan Urfa’daki Özak Tekstil işçileriyle dayanışma gösterme gücüne sahip olduğunu söyleyen Corbyn, Türkiye’de sendikal haklara yönelik saldırıların “yeni bir şey olmadığını” vurduladı.

Peace and Justice Project (Barış ve Adalet Projesi) kurucusu şunları söyledi: “Türkiye’de siyasi baskı son derece ciddi boyutlarda.Saldırı altındaki milletvekili sayısı, görevden alınan üniversite öğretim görevlisi sayısı ve işten çıkarılan eğitim personeli sayısı çok büyük.

“Biz buradaki işçi hareketi olarak sürekli aktifiz ve geçtiğimiz yıl boyunca gerçekleşen tüm eylemler gücümüzü gösteriyor. Türkiye’de barış, adalet ve insan hakları için ayağa kalkan işçilere sunulabilecek olan da budur.”

Etkinlikteki konuşmacılar arasında Barones Christine Blower, Türkiye’den milletvekilleri, gazeteciler ve akademisyenler ile İngiltere’deki sendika temsilcileri de yer aldı.

Barones Blower, enternasyonalistlerin, Özak işçilerinin üretim yaptığı giyim şirketi Levis gibi dünyanın dört bir yanındaki sömürüden faydalanmaya çalışanlara karşı çıkmalarının önem taşıdığını söyledi.

Unite sendikasından Onay Kasab şunları söyledi: “Londra’dan Urfa’ya ve Filistin’e kadar dayanışma talep ediyoruz.’’

“Birleşik Krallık’taki sendikalar ne kadar güçlü olursa, uluslararası destek de o kadar güçlü olur.”

(Üniversite ve Kolej Sendikası) Başkanı Justine Mercer de Türkiye’de öğretmenlere yönelik devam eden mağduriyet ve tutuklamalar hakkında konuştu.

CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Erdoğan rejimine karşı “elbette” mücadele edilebileceğini söyledi.

“Bunu yapabilmek için uluslararası dayanışmayı inşa etmeye devam etmeli ve birleşik bir mücadele platformu yaratmalıyız” dedi.

“Türkiye’de bu otokrasiyi sona erdirmek için mücadele eden pek çok kişi olduğu için umutluyum.”

EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ise şunları söyledi: “Erdoğan’ın politikalarını tekellerle yaptığı anlaşmalar belirliyor. Örneğin, Filistin için timsah gözyaşları dökerken, İsrail ile milyarlarca dolarlık ticari anlaşmalar yapıyor.

“Önümüzdeki beş yılın Erdoğan’ın düşüş yılları olacağına inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda bu çöküşü emek ve demokrasi mücadelesiyle tanımlayacağımızı umuyorum.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, “İfade özgürlüğüne karşı 17 yıldır yürütülen saldırı sonucunda hükümet, ülkedeki medya platformlarının yaklaşık yüzde 95’ini kontrol eder hale geldi,” dedi.

“Medya özgürlüğü sadece gazetecilikle kazanılmayacak, halkın alternatif bir ses talep etmesine ve gerçeği aramasına ihtiyacımız var.”

 

Filistin için barış talebi polis engeline rağmen devam ediyor

0

Metropolitan Polis, Gazze’de ateşkes çağrısıyla Londra’nın merkezinde yapılacak ulusal bir protestoyu engelleme tehdidinde bulundu.

Eylem 3 Şubat Cumartesi günü, İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımına son verilmesi için yapılan ve üç ayı aşkın bir süredir İngiltere ve dünya çapında devam eden haftalık protestoların bir parçasıydı.

Emniyet güçleri ve İçişleri Bakanlığı’nın eylemleri kriminalize etme girişimlerine rağmen yüz binlerce kişi gösterilere katılmaya devam ediyor.

Üç Şubat’daki protesto, Internatinal Court of Justice (Uluslararası Adalet Divanı – ICJ)’nın İsrail’in soykırım yapıyor olma ihtimalinin olduğu yönündeki kararın çıkmasından bu yana düzenlenen ilk protesto oldu.

Aralarında Palestine Solidarity Campaign (Filistin Dayanışma Kampanyası – PSC) ve Stop the War Coalition (Savaşı Durdurun Koalisyonu)’nun da bulunduğu organizatörler, polise protestonun biri Trafalgar Meydanı’nda diğeri de Whitehall’da olmak üzere iki bitiş aşaması olacağını bildirdiklerini söyledi.

Gruplar yaptıkları açıklamada şunları söyledi: “Bu düzenleme daha önceki birçok yürüyüşümüzde işe yaramış olmasına rağmen, polis [bu eylemde] izin vermedi. Hiçbir makul gerekçe gösterilmedi.”

İkinci bir etabın olmamasının “Trafalgar Meydanı’nda ciddi bir aşırı kalabalık oluşması ve çoğu protestocunun gösterinin bitiş noktasına ulaşamaması, Regents Street ve Piccadilly’de yoğun trafik sıkışıklığına yol açması riskini taşıdığını” söylediler.

“Whitehall’a girmemize izin verilmezse, bu aynı zamanda İngiliz hükümetinin ICJ’nin İsrail soykırımına ilişkin kararını hiçe saymasından günler sonra insanların Downing Street’in dışında protesto yapamayacağı anlamına gelecektir” diye eklediler.

PSC direktörü Ben Jamal, Filistin yanlısı gösterilere yönelik polis müdahalesinin “katılımı yıldırmak ve caydırmak için tasarlanan [yeni polis yasalarının] emirlerinin ahlaksızca kullanılmasıyla giderek daha baskıcı hale geldiğini” söyledi.

Jamal, “Buna, ilan edilen toplanma saatinden önce gelen herkesi tutuklamakla tehdit eden ve yüzlerce görevlinin erken gelmesini gerektiren bir operasyonu büyük ölçüde engelleyen bir emir de dahildir,” dedi.

“Gazze soykırımının ortasında polis, kitlesel katliama yeşil ışık yakılmasındaki suç ortaklığını protesto etmek için yüz binlerce insanın hükümet merkezine yürümesini engellemek için hareket ediyor.”

Met Polisi daha sonra u-dönüşü yaparak protestonun Whitehall’da sona ermesine izin verdi ve bu, polis baskılarına karşı kampanya yürütenlerin üçüncü zaferi oldu.

 

İngiltere, ICJ’nin İsrail aleyhine verdiği tedbir kararlarına karşı çıktı

0

İngiltere, Uluslararası Adalet Divanı’nda (ICJ) İsrail aleyhine verilen tedbir kararlarıyla ilgili açıklamasında, hükmün, İngiltere’nin talep ettiği sürdürülebilir ateşkese yardım etmeyeceğini savundu.

İngiltere Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, ICJ’nin bağımsızlığına ve rolüne saygı duyulduğu belirtildi. Açıklamada, “Davanın sürdürülebilir ateşkes hedefini gerçekleştirmeye yardımcı olmayacağına yönelik kaygılarımızı dile getirdik” ifadesine yer verildi.

İsrail’in uluslararası insancıl hukuk çerçevesinde Hamas’a karşı kendini savunma hakkı bulunduğu kaydedilen açıklamada, “Bizim görüşümüz, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin soykırım olarak tanımlanamayacağı yönünde, bu nedenle Güney Afrika’nın davayı açma kararının yanlış ve provokatif olduğunu düşünüyoruz” değerlendirmesi yapıldı.

Divan’ın esirlerin serbest bırakılması ve Gazze’ye daha fazla insani yardım girişinin sağlanması yönündeki kararının memnuniyetle karşılandığı vurgulanan açıklamada, “Çatışmalara acil insani ara verilmesinin esirlerin serbest bırakılması ve yardımların ulaştırılması açısından gerekli olduğunu düşünüyor, ondan sonra çatışmalara dönülmeyecek şekilde sürdürülebilir ve kalıcı ateşkes için çalışmak istiyoruz” denildi.

İngiltere, 7 Ekim 2023’ten bu yana acil ateşkesi reddediyor. Ülkede, iktidar ve muhalefet temsilcileri, çatışmalara acil insani ara verilmesi, Hamas’ın elemine edildiği ve Gazze’de söz sahibi olmadığı bir yapının kurulduğu “sürdürülebilir ateşkes” savını destekliyor.