Ana Sayfa Blog Sayfa 42

Zayıflatan iğneye onay geliyor

Ulusal Sağlık Hizmetleri’nin (NHS), obezite kaynaklı hastalıkları azaltmak amacıyla kilo verdiren bir iğneye onay vermeye hazırlanıyor.

Hastanelerdeki obezite kaynaklı yükü azaltmak için Wegovy ismindeki iğneyi bir pilot program kapsamında onaylamaya hazırlanan NHS’de, bir hastanın bu iğneye en fazla iki yıl boyunca erişiminin olmasına izin verilecek.

NHS yaptığı araştırma sonunda vücut ağırlığının yüzde 10’unun bu iğneyle kaybolduğu tespit edildi. İğne, iştahı bastırarak kişilerin tok hissetmesini ve az yemesini sağlıyor.

Başbakan Rishi Sunak, bu iğnenin büyük bir değişim getirebileceğini kaydederek kilo verme hizmetlerine 40 milyon sterlinlik bir bütçe ayrılacağını duyurdu. Ancak uzmanlar ABD’de çok sayıda ünlünün reklamını yaptığı bu tarz iğneler ve ilaçlar hakkında uyarıda bulunarak asıl sağlıklı bir diyet ve sporun çare olabileceğini vurguluyor.

Hemşirelerin İngiltere’ye göçü, Gana’da sağlık sistemini çökme noktasına getirdi

0

Ganalı hemşirelerin daha yüksek bir maaş ve yaşam şartları arayışıyla İngiltere NHS bünyesindeki işlere başvurmaları, ülkelerindeki sağlık sistemini çökme noktasına getirdi.

Hemşirelerin uluslararası meslek kuruluşları, yoksul ülkelerden sağlıkçıların beyin göçünün “kontrolden çıktığını” belirtiyor.

BBC, Gana’daki sağlık sisteminin beyin göçünden derin şekilde etkilendiğini gösteren bulgulara ulaştı. Batı Afrika ülkesi Gana’da birçok uzman hemşire daha yüksek maaşlı işler için ülkeyi terk ederek Batı ülkelerine gitmeye çalışıyor.

2022’de 1200’ü aşkın Ganalı hemşire, İngiltere’de çalışmaya başlamış.

NHS, son yıllarda AB dışındaki ülkelerden gelen çalışanlarla, personel açığını kapatmaya çalışıyor.

KAYGI VERİCİ DURUM

Uluslararası Hemşireler Konseyi (ICN) adına Howard Catton, Gana gibi ülkeleri terk eden hemşire sayısının kaygı verici olduğunu söylüyor: “Bence tablo kontrolden çıkmış durumda.”

Gana’daki Büyük Akra Bölgesi Hastanesi’nin başhemşiresi Gifty Aryee, BBC’ye yaptığı açıklamada, kendi yoğun bakım ünitesinin bile 20 hemşiresinin altı ay içerisinde İngiltere ya da ABD’ye gittiğini söylüyor.

Aryee, “Daha çok hastayı kabul edemediğimiz için buradaki bakım etkileniyor. Gecikmeler yaşanıyor ve ölüm oranları artıyor” dedi.

Durumu ağır olan hastalar da mevcut yetersizlik nedeniyle uzun süreler bekletiliyor. Hastanedeki bir hemşire de birlikte mezun oldukları arkadaşlarının yarısının ülkeyi terk ettiğini, kendisinin de gitmek istediğini belirtiyor.

Bir başka hastanenin başhemşiresi Caroline Agbodza, geçen yıl 22 hemşirelerinin İngiltere’ye göçtüğünü belirterek “Bütün deneyimli hemşirelerimiz gitti. Elimizde hiçbir şey kalmadı. Deneyimli çalışanlar yok. İşe alımlar olsa da yeniden eğitim sürecinden geçirmek zorundayız” diyor.

Gana, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre sağlık sistemi en savunmasız 55 ülkeden birisi. Kişi başına düşen hemşire sayısı dünya ortalamasının gerisinde.

34 yıllık tecrübe ve zorluklardan başarıyla çıkan FESTİVAL

Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi ( DAY-MER) Kültür ve Sanat Festivali, bu yıl 34. kez yine Clissold Park’ya yapılacak final etkinliği ile sona erecek.

Piknik, resepsiyon, fotograf ve resim sergileri, paneller, tiyatro gösterileri, çocuk şenliği ve futbol turnuvasının düzenlendiği festival, 3 haftalık etkinliklerdizisinin ardından 1 Temmuz’da Clissold Park’ta yapılan Park Şenliği ile sona eriyor.

Bir mücadele alanı olarak FESTİVAL

Bir yıldan fazladır başlayan grev dalgasının öncülüğünü yapan sendikaların da yerini alacağı park şenliğinde, kampanya gruları, politik partiler, kitle örgütleri, yöre dernekleri ve kültür sanat etkinlikleri park alanında yerini alacak.

Konuşmacıların bir çoğu sendikacılar olacak. Başta hayat pahalılığı olmak üzere, işçi haklarına yönelik saldırılara karşı mücadeleyi yükselten sendikacılar ve işçiler festival alanında olacak. Bir yıllık grev galgasını ve etkilerini, mücadele planlarını park alanını dolduran binlerce kişi ile paylaşacak olan sendikacılar, ortak mücadele çağrılarını da yenileyecek.

Emekçilerin ellerinde yükselen FESTİVAL

34 yıldır onlarca, bazı yıllar yüzlerce kişinin katkı sunarak ortaya çıkartılan festival, Kuzey Londra’da en uzun festival özelliği ile Hacney Belediyesi tarafından geleneksel festivaller listesine alınarak ayrı bir anlam yüklemiştir.

Sadece Türkiyelilerin katıldığı bir festival olmaktan çıkan ve başta göçmenler olmak üzere yerli halkın da ilgi gösterdiği festival, çeşitli kültürlerin de sergilendiği bir alana dönüştürülüyor.

Bütün bu özelliklere kavuşmasının en önemli sebebi, olağanüstü emeklerle ilmek ilmek ören emekçilerdir. Başta DAY-MER üyeleri olmak üzere, DAY-MER dostları, Türkiyeli ve İngiliz emekçileri bu festivali sahiplenmiş ve hazırlığından etkinliğin yapıldığı güne kadar hummalı bir çalışmaya girmiştir. Bu her yıl daha büyük heyecanlarla yükselerek devam ediyor.

Türkiye’deki haksızlıkları İngiliz kamuoyuna duyuran FESTİVAL

1990 yılından bu yana yapılan DAY-MER Kültür ve Sanat Festivali, her yıl Haziran’ın ortasında başlayıp Temmuz ayının ilk Pazar günü sona eriyor. Bu tarih, 34 yıl önce, gerek havanın en sıcak ve yağmurun en az yağma riskinin olmasından, gerekse de katılımın yoğun olabilmesi olanağı hesaplanarak belirlenmiştir. Bu tarih Hackney Belediyesi tarafından da onaylanarak, her yıl Clissold Park’ı Temmuz’un ilk pazarında DAY-MER Festivali’ne ayırtıyor. Başka gruplar ve çevreler bu günü belediyeden talep ettiklerinde, o tarihin DAY-MER festivaline ait olduğu hatırlatılarak, başkasına verilmiyor. Bu yönlü daha önce yapılan bir çok girişim sonuçsuz kaldı.

Temmuz’un ilk pazarı doğal olarak 3-5 yılda bir 2 Temmuz’a denk geliyor. Bilindiği gibi 2 Temmuz 1993 yılında, devlet destekli yobazlar tarafından 33 aydın Sivas’ta Madımak otelinde yakılarak katledildi.

33 aydının katledilmesinin ardından 4. festivalden itibaren park alanında bu aydınlarımız anılmış ve 2 Temmuz’a denk gelen festivallerde de daha fazla dikkat çekilerek, katliamı gerçekleştirenler ve arkasındaki güçlerin yargı önüne çıkartılması talep edilmiştir. İngiliz kamuoyu olayla ilgili bilgilendirilmiş ve dayanışmaya çağrılmıştır.

Fakat bu yıl planlanan festival proğramında 2 Temmuz günü Park Şenliğinin duyurusu da yapılmıştır. Bu duyurudan sonra, İngiltere çıkışlı bir kara çalma kampanyası başlatılımıştı. Festival, sadece “dans edip eğlenildiği” bir etkinlik olarak propaganda edilmiş ve başta Türkiye olmak üzere dünyanın bir çok yerinde aynı anda hakaret ve DAY-MER’le hiç bir koşulda yan yana gelmeyecek suçlamalarda bulunuldu.

İngiltere’de yaşayan halkımız ve bir çok kurum, DAY-MER festivalinin ne olduğunu, nelerin tartışıldığını, kimlerin katıldığını ve hangi mücadele çağrılarının yapıldığını çok iyi biliyor. Buna rağmen bazı çevreler, atılan çamuru izlemekle yetindi.

Bugüne kadar, en mücadeleci sendikacılar, halkın sorunlarını kendine dert edilmiş politikacılar, milletvekilleri, savaş karşıtları, insan hakları savunucuları ve Türkiye ve Avrupa’dan sanatçı ve politikacılar festivale katılmıştır. Bundan sonra da katılacaktır.

“Dans-eğlence” diyerek festivalin prestijine gölge düşürmek isteyenler, belki de ilk kez bir DAY-MER festivalinde sendikalaşmanın önemi ile ilgili sözler duymuşlardır. Ya da, kesintilere karşı mücadeleyi, sosyal hakların budanmasına karşı çıkmayı, savaşlara karşı durmanın çağrılarını ve yerli işçilerle omuz omuza mücadele etmenin önemini bu festivalde duymuşlardır.

Yine bu çevreler Jeremy Corbyn’i, Bob Crow’u, Lindsey German’ı, Liverpool Liman İşçilerini, demir yolu işçilerini, postacıları, savaş karşıtlarını, kesinti karşıtlarını ve daha bir çok çevreyi DAY-MER festivalinde dinlemişlerdir.

Bütün bunlar, DAY-MER festivalinin bir “dans-eğlence” mekanı olmadığını, kültür sanat etkinlikleri ile mücadele alanı olduğunu ve dolayısıyla bu mücadelede Sivaş’ta katledilen aydınlarımız, Greenfell’de yine yanarak katledilen çoğu göçmen 72 kişinin de anıldığı bir mekan olduğunun kanıtıdır.

İki hafta içinde ikinci kez hazırlanan FESTİVAL

Kara propaganda ve yapılan son derece asılsız ve bilgisiz yorumlar, Alevi halkımız ve özellikle yakınlarını Sivas’ta yitiren dostlarımız üzerinde etkili olmuştur. Bu yüzden festival, bu yıl ilk kez bir Cumartesi günü yapılıyor. Başta Hackney Belediyesi olmak üzere, bir çok organizasyon çeşitli destekler sağlamasına rağmen, 3 ay önceden hazırlanmış festivalin, iki hafta kala tarihi değiştirilmiş ve bu iki haftada, ses cihazından sahneye, standlardan tuvalerlere, ambulanstan çadırlara, hatta sanatçılara kadar bir çok değişiklik yapılmış, kiralanan bir çok araç tekrar kiralanmış ve onbinlerce sterlin ek harcamaya neden olmuştur.

DAY-MER üyeleri, yapılan kara propaganda ve içi boşaltılarak sadece “dans-eğlence” festivaliymiş gibi dünyaya yaymaya çalışan kesimlere inat, iki hafta içinde, tekrar yeni tarihli broşür ve afişlerle Londra’yı donattılar. Hazırlıklara gece dündüz demeden başladılar ve festivali yine görkemli ve mücadele çağrılarının yankılandığı bir mekana çevirdiler.

 

Halkın sağlığıyla oynamayın

Düşük ücret ve ağır çalışma koşullarına karşı doktorlar da sonunda greve gitmeye karar verdi. Doktor, hastane ve hemşire yetersizliğinden dolayı sağlık hizmetinin giderek komaya girdiği İngiltere’de yaklaşık 50 yıl sonra tüm doktorlar greve gidecek.

Hastane, yatak, yoğun bakım sayısında azaltmaya giden hükümetler, yıllardır doktorlara zam da vermiyor. Yeni doktor da işe almazken, var olan doktorlar bunca hastaya yetişmekte zorluk çekiyor. Tüm hastalara zamanında ve olması gereken tedavi yapılamadığı için hastanelerde ölüm oranları artmaya başladı.

Son 10 yıl içinde asgari ücret hesaplandığında doktorlara yüzde 30 zam yapılması gerekiyor. Fakat hükümet sadece yüzde 5 önerdi. Doktorlar, aşırı iş yükü ve yetersiz ücretten dolayı halkın sağlığının tehlikeye girdiğine dikkat çekerek derhal taleplerinin kabul edilmesi istendi.

Doktorlar, 20 ve 21 Temmuz’da 48 saatlik bir grev gerçekleştirme kararı alırken, hükümetin sağlık alanına daha fazla yatırım yapmayarak halkın sağlığı ile oynadığını açıkladılar. Doktorların üye olduğu British Medical Association (BMA), hükümetin tutumunun kabul edilemez olduğunu ve grev yapmaktan başka seçenek bırakmadığını söyledi.

Pratisyen doktorlar tarihi greve hazırlanıyor

Öte yandan pratisyen doktorlar da tarihin en uzun grevine hazırlanıyor. Daha önce Sağlık Bakanlığı ile yaptıkları görüşmelerde sonuç alamayan pratisyen doktorlar 13, 14, 15, 16 ve 17 Temmuz’da 5 gün aralıksız greve çıkacak. Bu grev de pratisyen hekimler tarihinde en uzun grev özelliği taşıyor.

Hükümet, neredeyse enflasyon oranının yarısı kadar ücret zammı teklif ederken, pratisyen doktorlar yüzde 5’lik bir ücret zammının sorunları çözemeyeceğini belirtti.

Diğer alanlarda olduğu gibi, özellikle sağlık alanında yapılan kesintiler ve ayrılması gereken bütçenin ayrılmamış olması insanların hayatına mal oluyor. Hükümet, her alanda kesinti peşine düşerken, kendi yandaşlarını ve sermaye gruplarını halkın vergileri ile beslemeye devam ediyor. Bu da bir kez daha gösteriyor ki; Hükümet halkın sağlığı ile oynuyor.

Derhal doktorların talepleri kabul edilmeli, yeni hastane ve sağlık ocaklarının yanı sıra, yeni doktor ve hemşireler işe almalıdır. Bu da sağlığa ayrılması gerekn bütçenin sağlığa gerçekten harcanmasıyla olur. Her yıl NHS’in bütçesinden kesintiler yapılmaya devam ediyor. Buna son verilmelidir. O zaman halk sağlıklı bir sağlık hizmeti alacaktır.

 

İçişleri Bakanlığı’nın gizli uygulaması deşifre oldu

İçişleri Bakanlığı’nın gizli tuttuğu politikası, oturum izni olan iki kadının Birleşik Krallık’a girişlerinde gözaltına alınmalarının ardından açığa çıktı. İçişleri Bakanlığı, Ulusal Sağlık Servisi NHS’e borcu olanları sınır girişlerinde gözaltına alınmalarına neden olan bir politikayı yıllarca gizlice uygulamış.

İçişleri Bakanlığı’nın NHS borcu olanlara yönelik gizli politikası, iki annenin defalarca tutuklanmasının ardından, avukatların ve vakıfların elde ettiği bilgi ve delillerin ardından ortaya çıkartıldı. İçişleri Bakanlığı, oturum iznini yenilerken haberdar olduğu NHS borcundan dolayı anneleri, İngiltere’ye her girişlerinde gözaltına almaya devam etti. Yanlarındaki çocuklarıyla birlikte gözaltına alınan kadınlara, neden gözaltında tutuldukları ve gözaltında ne kadar kalacakları bilgisi de verilmedi. Sınır koruma memurları, İçişleri Bakanlığı’nın sisteminde fişlendiği gözüken kadınları gözaltına alarak haklarında tahkikat yaptı. Gözaltına alınan kadınlardan biri Mali diğeri ise Arnavutluk vatandaşıydı ve her ikisinin de NHS borcu doğum bakım servisinde aldıkları hizmetten kaynaklanıyordu.

Mahkeme gizlice uygulanan politikayı yasalara aykırı buldu

Her iki kadın tarafından açılan davada İngiltere yüksek mahkemesi, İçişleri Bakanlığı’nın uyguladığı gizli politikanın yasalara aykırı olduğuna hükmetti. Mahkemenin yargıcı aldığı kararda ‘iki kadın ve küçük çocuklarının İçişleri Bakanı tarafından gerekçesiz yere haksız olarak hapsedildiğini’ dile getirdi. Yargıç ayrıca İçişleri Bakanı Suella Braverman’ın, NHS’in ücretlendirilmesinde orantısız olarak etkilendiği bilinen kadınlar üzerindeki eşitlik ilkesini dikkate almayarak da görevini ihlal ettiğini vurguladı. İçişleri Bakanlığı dava sürecinde, kadınların gözaltına alınmasına neden olan politikanın varlığını inkâr etse de, sonradan kabul etmek zorunda kaldı. Kadınlar lehine karar veren yargıç, İçişleri Bakanlığı’nın insanları sınırlarda durdurmaya yönelik yayınlanmamış politikasını yasa dışı buldu.

Hükümetin göçmenlik karşıtlığında ısrar ediyor

Davanın ardından bir hükümet sözcüsü “İçişleri Bakanlığı, kararın sonuçlarını dikkatle değerlendiriyor. Uygulama kısa süre içinde güncellenecek ve yayınlanacaktır” açıklaması yaptı.

Son 13 yıl boyunca halkın ve ülkenin hiçbir sorununu çözmeyen Muhafazakar Parti’nin kendisini aklamak ve hükümette kalmak için dayanak yaptığı göçmenlik karşıtlığı, şimdiki İçişleri Bakanı Suella Braverman ile zirveye çıkmış durumda. İlticacıları Ruanda’ya gönderme, ilticayı suç kapsamına alma ve sonradan vatandaşlık hakkı kazananların vatandaşlık hakkını ellerinden alma gibi kabul edilemez yasalar çıkartan muhafazakârlar, sadece bu yasalarla yetinmemiş gizlice uyguladığı politikalar da çıkartmış.

 

11 milyon kişi faturalarını ödeyemiyor!

İngiltere’de yaklaşık 11 milyon kişinin faturalarını ödemekte zorlandığı belirtiliyor. Denetim kurumu Finansal Yönetim Otoritesi’nin (FCA) araştırmasına göre, ülkede kredi ve fatura ödemelerini 6 ayda en az üç defa zamanında yapamayan kişi sayısı bu yılın ocak ayında geçen yılın mayıs ayına kıyasla 1,4 milyon artarak 5,6 milyona yükseldi.

FCA yapılan açıklamada, kurumun araştırmasına göre, ülkede faturalarını ödemekte zorlanan kişi sayısının bu yılın ocak ayında 10,9 milyona ulaştığı belirtildi. FCA açıklamasına göre, ülkede faturaların ödeme güçlüğü çeken kişi sayısı geçen yılın mayıs ayında ise 7,8 milyon seviyesindeydi.

Ülkede nüfusun yaklaşık 28 milyonluk kısmının borçları nedeniyle yoğun stres altında yaşamını sürdürdüğü belirtilen açıklamada, kredi ve fatura ödemelerini 6 ayda en az üç defa zamanında yapamayan kişi sayısının ise bu yılın ocak ayında geçen yılın mayıs ayına kıyasla 1,4 milyon artarak 5,6 milyona yükseldiği açıklandı.

Açıklamada, ülkede yaklaşık 6,2 milyon kişinin geçen yılın ocak ayı itibarıyla artan hayat pahalılığı nedeniyle sigorta poliçelerini iptal ettirmek zorunda kaldığı da belirtildi.

Konuya ilişkin değerlendirmelerine yer verilen FCA Tüketici ve Rekabet Direktörü Sheldon Mills, “Araştırmamız, artan hayat pahalılığının halkın faturalarını ödeyebilme gücü üzerindeki gerçek etkisini gösteriyor” dedi. Mills, “Finansal kuruluşların mali zorluklarla karşı karşıya kalan veya yakında olabileceklerinden endişe duyan müşterilerine yardım etmelerini sağlamak için hızlı hareket etmeye devam edeceğiz” yorumunda bulundu.

HSBC’NİN ARAŞTIRMASI: ZORUNLU GİDERLERDE KESİNTİ VAR

Ülkenin önde gelen bankalarından HSBC’nin yaptığı bir başka araştırmada ise nüfusun yaklaşık yüzde 78’inin giderlerinde bir şekilde kısıntıya gitmenin yolunu aradığı belirtildi. Araştırmaya göre, ülkede vatandaşların yaklaşık yüzde 45’lik kesimi, indirimli marketlerden alışveriş yapmayı tercih ederek zorunlu giderlerinden kısmaya çalışıyor.

HSBC’nin Varlık ve Kişisel Bankacılık Başkanı Jose Carvalho, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Artan hayat pahalılığı birçok insanın üzerinde etkisini hissettirmeye devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

GIDA YARDIMI ALANLAR 3 MİLYONA YAKLAŞTI

İngiltere Merkez Bankası (BoE ) Başkanı Andrew Bailey de geçtiğimiz günlerde Exeter şehrinde bir gıda bankasını ziyaret ettiğini belirterek, “Çok sayıda insanın zor kararlarla karşı karşıya kaldığı, zaruri ihtiyaçlarından kısmak zorunda kaldığı açık şekilde görülüyor” demişti.

Ülke genelinde ihtiyaç sahiplerinin gıda gereksinimlerini karşıladığı 1.600’ün üzerinde gıda bankası ve gıda dağıtım noktası işleten Trussell Vakfı’nın yıllık raporuna göre, son bir yılda 760 bini ilk kez olmak üzere yaklaşık 3 milyon kişiye gıda kolisi yardımı yapıldı.

LONDRA’DA KİRA 2 BİN 500 STERLİNİ AŞTI

Ülkedeki online emlak şirketi Rightmove tarafından geçen ay yapılan açıklamada, başkent Londra’da ortalama bir konutun kirasının bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 14 artarak aylık 2 bin 501 sterlin ile tüm zamanların en yüksek seviyesine yükseldiği bildirilmişti.

Enflasyon martta yüzde 10,1 olmuştu. Gıda enflasyonu ise yüzde 19,1 ile 46 yılın en yüksek seviyesini görmüştü. BoE Mayıs başında enflasyonun yüzde 2 hedef seviyesine düşürülebilmesi amacıyla politika faizini üst üste 12’inci kez artırarak, yüzde 4,25’ten yüzde 4,50’ye yükseltmişti.

Festivaller ayı geliyor

0

Festivaller kendi coğrafyasından uzakta olanların, aynı kültürü paylaşanların bir araya geldiği önemli etkinlikler sayılıyor. DAY MER Kültür ve Sanat Festivali de her zamanki gibi Haziran’da resepsiyon ile başlayıp 2 Temmuz Park Şenliği ile bitecek. Toplumun en uzun soluklu ve kesintisiz festivalinin bu yıl 34’üncüsü gerçekleşecek.

Bu yıl 12’ncisi yapılması beklenen Alevi Festivali seneye ertelendi. Britanya Alevi Federasyonu Eş Başkanı Dilek İncedal, sorumuzu “Depremden dolayı çok fazla kayıplar oldu. Alevi toplumunun yoğun yaşadığı yerler yerle bir, bu kadar acı içerisinde yapmak çok doğru gelmedi. O nedenle bu sene Alevi Festivalini yapmama kararı aldık” diye yanıtladı.

Geçen yıl Londra’da 19 Haziran’da gerçekleşen “Kırkısraklılar Festivali – Avrupa” bu yıl yapılmayacak… GİK DER’in 14’üncü Kültür ve Sanat Park Festivali de bu yıl 16 Haziran’da geliri depremzedelere gönderilmek üzere Alexandra Park’ta konser olarak gerçekleşecek.

Kıbrıslı toplumda 10 derneği çatısında toplayan NOTCO 25 Haziran’da Dominion Centre’de (N22 6DS) Kıbrıs Türk Kültür ve Sanat Festivali gerçekleştirecek. Bu yıl 5’incisi düzenlenecek festivale Kıbrıslı  sanatçı Ziynet Sali de sahne alacak.

Kıbrıslı toplumda muhafazakar derneklerin çatı örgütü Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi de bu yıl 2 Temmuz’da festival yapacak. İngiletre doğumlu Kıbrıslı sanatçı Işın Karaca da bu festivalde sahne alacak sanatçılar arasında.

Kıbrıs festivalini organize eden kurumlar, özellikle çocuklarının asimile olmaması ve kendi kültürlerini tanıması için bu tür etkinliklere önem veriyor.

Süleymaniye Kültür Merkezi’nin geleneksel olarak her yaz Clissold Park’ta yaptığı devlet destekli Anadolu Kültür Festivali de, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da park festivalinin yerine “Laburnum Street Food Fair” olarak düzenleyecek.

Kralların en alçağı: VIII. Henry

Yakın zamanda vatandaşlık sınavına giren bir dostumuza, “VIII. Henry’nin kaç karısı vardı?” diye sormuşlar. “Çoktu, ama tam sayısını sanırım kendisi de bilmiyordu!” diye cevaplamış. “Kaç kişinin kellesini kesti?” diye sorulsa, yine aynı cevap verilebilirdi. İngiliz kraliyet tarihinin entrikalarla, cinayet, rüşvet ve ihanetlerle dolu sayfaları arasında bu kralın seçkin bir yer tutmasının sebebi, yalnızca bol keseden insan harcama marifeti değildir. Geniş bir yemek tabağını andıran suratına bakanlar, bir ebleh olduğu yargısına kolayca varırlar. Fakat o karmaşık komplo tezgâhları kurup işletmesiyle olduğu kadar, kendisini neredeyse bir “Aziz” mertebesine çıkaran “din adamlığı” ile de ünlüdür!

Bunlar birbiriyle çelişir mi? Belki de bunlar, evrensel olarak birbirini tamamlayan, dünyanın neresinde olursa olsun, bütün çağlarda karşımıza çıkacak bir tipin ayrılmaz iki özelliğidir. Çok dindar olacaksın, hatta bir “Kilise Kurucusu” düzeyinde “aziz din adamı” sayılacaksın, hem de gelmiş geçmiş en büyük dalaverecilerden biri olacaksın! Evet o, hem İngiltere’yi Roma Katolik Kilisesi’nden ayırıp Katoliklik ve Protestanlık arasında bir orta yol olan Anglikan Kilisesini kurmasıyla, hem de resmi olarak 6 kez evlenmesiyle, sayısız evlilik dışı ilişkisiyle ve 70 binden fazla insanın kafasını kesmesiyle birlikte anılıyor. Demek, çok dindar olmakla çok alçak olmak birbiriyle çelişmiyor.

Tarih kitapları, 1502 yılında ağabeyi Arthur’un ani bir şekilde “bilinmeyen bir sebepten” öldüğünü ve krallık sırasını bekleyen VIII. Henry’nin tahta geçtiğini yazıyor. Daha serbest düşünceli tarihçiler, “bilinmeyen sebep” yerine bir zehirlenme olayından söz ediyor. Zehirleyen olarak, kuşkunun parmakları Henry’yi gösteriyor. Tahta çıktıktan birkaç ay sonra, ölen ağabeyinin karısı Aragonlu Catherine ile evleniyor.

Sonraki evliliklerin hepsi uzun hikâye… Aralarında, ensest, zina, komplo, vatan hainliği vs. vs. suçlamasıyla yargılı yargısız öldürülenler var, ama bunlar sıradan olaylar sayılıyor herifin hayatında.

Ama onun Anglikan Kilisesi’ni kurmasına sebep olan evliliği tarihsel öneme sahip.

1540 yılında Cleves’li Anne ile evleniyor ve sadece altı ay evli kaldıktan sonra boşanıyor. Ardından kendisinden otuz yaş küçük olan Catherine Howard ile iki yıl evli kaldıktan sonra, zina yapma suçlamasıyla Catherine’i tutuklayıp yargılamadan idam ediyor. Bir yıl sonra Catherine Parr ile evleniyor. Fakat bu sırada bir başa kadına âşık oluyor. Catherine’in erkek çocuk doğuramamasını evliliklerinin lanetli ve geçersiz olduğuna bağlayarak boşanmak istiyor. Fakat Catherine’nin yeğeni İspanya İmparatoru V. Şarlkent ve Papa, önceki boşanmaları görmezden gelirken, bu sefer Henry’nin bu isteğine şiddetle karşı çıkıyorlar. Yaklaşık altı yıl boyunca boşanmak için uğraşan Henry, çareyi Papa’ya olan din bağını kesmekte buluyor. İngiliz Reformu denilen alavere-dalavere ile Anglikanizm kilisesini kuruyor.

VIII. Henry, 38 yıl iktidarda kaldı ve tıka basa yemek yemekten hoşlanan oburların hastalığı olan guttan öldü.

İğrenç iktidarı içinde işlediği suçların en büyüğü, “Utopia” adlı eseriyle, aydınlanma dünyasında yıldızı dünyanın sonuna kadar parlayacak olan Thomas More’un kafasını kesilmesidir. Onu da gelecek sayımızda anlatalım.

 

BOUDİCA: Roma’ya İsyan Eden Kraliçe

Britanya, çağlar boyunca özgürlük için savaşan pek çok direnişçi doğurdu. Bunlar arasında Kraliçe Boudica kadınların cesaret ve mücadele simgesi olarak özel bir yer tutuyor.

Güney Britanya’nın Roma tarafından işgal edildiği dönemde Kraliçe Boudica, kocası Kral Prasutagus ile birlikte Doğu Anglia’nın Iceni kabilesini yönetiyordu. Boudica çarpıcı görünümlü bir kadındı. Romalı tarihçiler onu şöyle tanımlıyorlar: “Çok uzun boyluydu, gözünün bakışları şiddetli, sesi sertti. Kızıl saçları belinin altına kadar uzanıyordu ve görünüşü düşman için gerçekten ürkütücüydü.”

Romalılarla sorunlar, Bodica’nın kocası Prasutagus’un Roma imparatoru Nero’ya yanaşmaya çalışmasıyla başladı. Ülkesini saldırıdan koruma umuduyla zenginliğini onunla paylaşmayı teklif etti!

Ne var ki İngiltere’nin Roma Valisi, toprak ve zenginleri paylaşma dışında fikirleri olan Paulinus’du. Prasutagus’un ölümünden sonra toprakları ve halkı Romalı subaylar ve askerleri tarafından yağmalandı. Tüm mülk ve arazileri almakla yetinmeyen Suetonius, Prasutagus’un dul eşi Boudica’yı alenen kırbaçlattı ve kızlarına Romalı köleler tarafından tecavüz edildi! Bütün Iceni kabilesi köleleştirilmek istendi.

Ellerinden kurtulan Boudica, toplayabildiği Iceni halkıyla birlikte Roma egemenliğine karşı ayaklandı. Kısa zamanda, bölgedeki diğer kabileler de Boudica’nın isyancılarına katıldı. İsyancı halk, ilk başta büyük başarılar elde etti. Roma yerleşimini ele geçirdiler ve oradaki Roma birliklerini bozguna uğrattılar, İmparatorluk valisi Galya’ya kaçtı.

Boudica ilerlemesini durdurmadı ve Londinium (Londra) ve Verulamium (St. Albans) illerine baskın düzenledi. Kasabalar yağmalandı ve yakıldı! İsyan eden Britanyalılar, Roma mezarlıklarına bile saldırdılar, heykelleri parçaladılar ve mezar taşlarını kırdılar. Bu parçalanmış heykellerden bazıları bugün Colchester Müzesi’nde sergilenmektedir.

Bu arada askerleriyle birlikte Roma askeri bölgesinin görece güvenli bölgesine çekilmiş olan Suetonius ana gövdesi 14. Lejyon’dan oluşan 10.000 düzenli asker den oluşan büyük bir ordu kurdu.

Boudica ve kızları, son savaştan önce bir savaş arabası üzerinde tüm kabilelere ulaşıp ve onları cesur olmaya ve savaşmaya çağırdılar. Kırbaçlardan morarmış vücudunu gösterdi ve öfkeli kızları için sıradan bir insan olarak savaştığını söyledi. Saflara katılmakta tereddüt eden erkeklerle alay ederek, onlardan şunu düşünmelerini istedi: “Ya savaşı kazan ya da yok ol! Ben bir kadınım ve savaşacağım, siz erkekler, eğer istediğiniz buysa, köle olarak yaşamaya devam edin!”

Boudica’nın önderliğindeki yaklaşık 100 bin kişilik halk ordusu, Roma savunma hattına karşı hücuma geçti. Düzenli Roma ordusu, basit silahlarla donanmış çoğunun elinde yalnızca balta, orak, tırpan gibi üretim araçları olan halka, birkaç bin ağır Roma mızrağı fırlatan düzeneklerle karşı koydu. Ardından hızla ikinci bir yaylım ateşi geldi. Savaşın daha ilk dakikalarında, henüz Roma hatlarına ulaşamamış olan halk büyük kayıplar verdi. Mızraklarla daha göğüs göğse savaş başlamışken pek çoğun ölmüş ya da ağır yaralanmış olan halk ordusuna Romalılar, mızraklı süvariler ve kısa kılıçlarla donanmış piyadelerle saldırdı. Diğer bir süvari birliği de arkadan saldırıya geçti.

Tacitus, 80.000 Britanyalı, erkek, kadın ve çocuk öldürdü. Roma tarafından ise yalnızca 400 asker öldürülebilmişti. Boudica savaşta öldürülemedi, ancak yenilgi kesinleştiğinde, Romalılar tarafından canlı esir alınmak istemediğinden zehir içerek intihar etti.

Boudica, Britanya halk tarihine Roma’nın kudretine karşı savaşan cesur kabile Kraliçesi olarak geçti. Bugün Westminster köprüsünün başında kızlarıyla birlikte savaş arabasının üzerinde tasvir edilen Boudica, şu sözlerle selamlanmaktadır: “ The ultimate in Girl Power!”

 

İngiltere’de demiryolu grevleri kaldığı yerden devam ediyor

İngiltere’de geçtiğimiz yıl başlayan grevlerde öne çıkan demiryolu işçilerinin grevi kaldığı yerden devam ediyor.

İngiltere’de geçen yıl başlayan ve ülke çapında etkili olan grevlerin adeta lokomotifi olan demiryolu işçileri kaldıkları yerden devam ederek 2 Haziran’da bir kez daha iş bıraktı. RMT sendikasında örgütlü işçilerin sözcüsü Genel Sekreter Mick Lynch, Muhafazakar Parti hükümetinin grev görüşmelerini çözümsüz bırakmak için kasten çalıştığını söylüyor.

RMT’den yapılan basın açıklamasında hükümetin ekonomiyi ve toplu taşımayı çok kötü yönetmesinin bedelinin işçilere, yolculara ve genel anlamıyla tüm vergi mükelleflerine ödetmek istemesi nedeniyle greve çıkıldığı ifade edildi. RMT açıklamasında ayrıca hükümetin toplu taşımayı ve ekonomiyi iyileştirmeye yönelik bir plan sunmak yerine grevleri körüklediğini ve Haziran 2022’deki ilk grevden bu yana geçen sürede göreve gelen üç başbakanın da kamunun parasını demiryolu sendikalarına karşı beyhude bir savaş için israf ettiğini söylüyor. İskoçya ve Galler’de hükümetler “endüstriyel ilişkiler konusunda adil ve daha az ideolojik bir yaklaşım” benimsendiği için demiryolu işçilerinin oralarda grevde olmadığını belirten sendika, İngiltere’deki hükümetin bu stratejisinin kamuya toplam maliyetinin şimdiden yaklaşık 5 milyar sterlin olduğunu söylüyor.

Lynch grevlerin başladığı tarihten bu yana greve çıkılan günler için tren yolu şirketlerinin sermayedarlarına kamu kaynaklarından para aktarılmasının yanısıra, şirketlerle çok önceden çözülebilecek anlaşmazlık konusunda hükümetin müzakerelere kasten taş koyduğunu belirtti. Genel Sekreter hükümetin bu şekilde tıpkı eğitim ya da sağlık gibi diğer iş kollarında olduğu gibi işçileri bilerek isteyerek yoksullaştırdığını vurguladı.

RMT Genel Sekreteri Mick Lynch, cuma günü erken saatlerde demiryolu işçilerinin grevinin başladığı Londra Euston’daki bir grev çadırından katıldığı canlı yayınlarda, “Enflasyonu indirmek için ücretleri düşürmeye çalışıyorlar, ülkedeki bütün işçileri yoksullaştırıyorlar. Ancak enflasyonun bu artışında sendikamıza üye işçilerin bir etkisi yok zira dört yıldan bu yana zam almadılar” dedi.

Genel Sekreter Lynch, ayrıca farklı 14 tren hattında çalışan yaklaşık 20 bin işçinin katıldığı grev konusunda Tribune dergisiyle yaptığı söyleşide de “Bu mücadele demiryollarının geleceği için”  dedi ve bunun sadece ücretler üzerinden süren bir mücadele olmadığını hatırlattı. Lynch hükümet ile tren şirketleri sermayedarlarının “modernleşme adı altında“ bilinen anlamıyla demiryollarını bitirmek istediğini söyledi.