Ana Sayfa Blog Sayfa 43

Kağan Güner resimleri Londra’da sergilenecek

0

Kağan Güner sergisi: Nobody was a Foreigner

Genç yaşta yitirdiğimiz Kağan Güner’in eşi Yaprak Güner’in mesajı şöyle: “1-30 Haziran tarihlerinde Newington Green Meeting House’da Kağan’ın 25 resminden oluşan ‘Nobody was a Foreigner’ adlı sergisi izleyiciyle buluşacak. 1 Haziran 18.30’daki sergisinin açılış kokteyline ‘Arkadaşım Kağan’ ‘Müşterekleşme Temelli Mimarlık ve Yabancılaşma’ ve ‘Stop the War, Kağan Güner’ başlıklı seminerler eşlik edecek. Haziran boyunca sergi ziyaret gün ve saatleri: Perşembe ve cuma, 12-6 pm”

2011’de 48 yaşındayken yaşamını yitiren Kağan Güner uluslararası bir sanatçıydı. Kağan Güner’in Londra’da Türkçe konuşan toplumun gelişmesi, bilinçlenmesi ve kendi kültürüyle var olmasında yadsınamaz katkıları olmuştu.

Protesto eylemlerinin tanınmış siması olan Güner, İngiltere’de “Göçmen sanatçı” tanımlamasına; farklı kültürlerden sanatçıların bu şekilde sınıflandırılarak ötekileştirilmeye çalışıldığını söyleyerek karşı çıkıyordu. Güner 2011 yılında, oldukça hasta olmasına karşın, Kars’a giderek dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın “ucube” dediği “İnsanlık Anıtı”nın yıkılmasını önlemeye çalışan “sanatçı eylemi”ne katılmıştı. Güner Türkçe gazetelerdeki sauna reklamı karşıtı kampanyalara varıncaya değin pek çok toplumsal eylemin aktif katılımcısı ya da örgütleyicisiydi.

Açılış: 1 Haziran 2023, 7:30 pm

Panel: 6:30-7:30 pm

Sergi Ziyaret Gün ve Saatleri: Perşembe ve Cuma günleri, 12-6 pm

Ayın Artizi: Alttan Alta Gölge Gölge Maliye Bakanı Rachel Reeves Abla

0

Selam ahali, haller vakitler baharın şu günleri kadar iyidir umarım.

Kusra kalmayın, bu defasında bizim oflaysınsta olanlarla bağdaştırmadan hemen girişeceğiz artiz ifşaatına. Yoksa dükkanda durumlarda çok bir değişiklik yok, dondurma ve karpuz hazırlıklarından başka. Belçika şırasının önü kesileli işler biraz da kesat ama olan müşteriye oluyor, bir de üzerinde price-mark mal satmak zorunda olan bölgelerdeki esanafa. Duymuşsunuzdur bol bol el değiştiriyor Stevenage, Darlington ve Lewisham’daki dükkanlar, kebapçılar. Yarın birgün Ankara anlaşmalıların da tesellisi düşüp bir de burda yetişen ikinci nesilleri belirip işin içine katıldığında siz o zaman görün ticaretin tadını. O zamana kadar hükümet de değişir diyeceğiz ki bu da bu ayın artizine ister istemez oflaysıns ve emeklilik düşleri üzerinde bakın yine istemeden bağladı bile bizi.

1 Mayıs ve bank holiday bolluğuyla gelen tam baharın neşesi, Türkiye seçimlerinde yaşanan binbir tür aymazlık ve artizlik, ITV’nin This Morning eski sunucusu Peter Schofield’in ünlülük sonu gereği olarak yaptığı kaçınılmaz rezillikler, UEFA’nın faşistlerin etkinliğine katılan hakem, Szymon Marciniak’a Şampiyanlar Ligi finalini yönetmeye izin vermesi ya da Britanya hükümetinin grev kırıcılığı gibi daniskalıklar bu ayın artiz seçimini, evet, etkilemedi. Çünkü birazdan da anlayacağımız gibi Rachel ablamız, seçimlerde, futbolda ya da iş hayatında olsun yaşanan artizlik ve yaşatan artizlerin imalatının hızla devam ettiğini örnekledi. Adamın dediği gibi sadece geçmişleriyle ilgilieneceğimize gelin yarın bize aynı sonuçları verecek gelecekleriyle uğraşalım artizlerin. Görünen o ki, her dönem gibi geçici bir dönem olan bu tarih diliminde artizler baki. Yaptıklarını değiştiremiyoruz bu sefer de hazırlamaya çalışalım kendimizi.

Reeves ablamız anamuhalefet Labour Parti’nin ileri gelenlerinden, lider Starmer’dan daha ciddiye alınan bir Starmer çömezi. Corbyn partiden paketlendiğinde işbaşına gelenlerden, partinin gölge Maliye Bakanı. Yarın alacağınız benefitlerin karar vericisi. Abla öyle medyatik değil fazla, ortasınıf okul müdürü ciddi görünümlü hava satması dışında pek bir malumatı yok. Çekirdekten, şu anda da milletvekili olan kızkardeşi Ellie Reeves gibi Labour Parti içinde büyüyen biri olsa da İngiltere Bankası ve Washington büyükelçiliğinde çalışacak kadar resmi.

Ablanın artizliğinin önemi artizlerin iflah olmamasını kanıtlaması veya olmamaya taban sağlaması olarak düşünülebilir. Bunu iyi bir biçimde özetleyen yaranmak üzere ABD’ye Mayıs ortalarında yaptığı ziyaret ve Washington DC’de Peterson Institute’te yaptığı ve liberallerin ve köfte-demokratların ağzının suyunu akıtan konuşmasıydı. O kadar Labour ve emek yanlısı ya ekonomik fikirlerini sermayeye açıklıyor, ve onun uluslararası desteğini bekliyor. Ha kazanan ha kaybeden seçim adayları gibi ABD’ye el öpmeye gidiyor. Orijinal olduğu kadar, emekçilerin sorunlarını çözeceği kadar herhalde fikirleri uluslararası sosyal demokrasinin sorunlarını da birden çözüp onları sermayenin idareci hükümetleri olmaktan çıkaracak! Çok bekleriz.

Buyrun dinleyelim Rachel ablanın 2021’de görev başına geldiğinde beri sermayeye yaranan fikirlerinin bu konuşmada formülasyonlarına: ablaya göre 2008’den beri dünya ekonomisi değişmiş – bu konuda ablaya ve müthüş saçlarına 10 puan, bir sosyal demokratın ekonominin değiştiğini düşünmesi bile iyi bir şey çünkü merak etmeyin yarım saat sonra unuturlar ve 90’dan beridir ilk hatırlamaları bu. Sıkışınca merak etmeyin dinciler gibi insanın değişmez doğasından bahsederler yerseniz. Corbyn’in yarı pişmiş politikalarına çamur atmayla meslek yapmışsa da önümüzdeki dönem devletin ekonominin üzerinde daha büyük etkisi olmasına inanıyormuş. Bunu da söyledikleri sermayedarlar ki anlamı arasıra birşeyler söylüyor gibi yapmamıza izin verin demek. Yapacağımızı söyleyin, dinlemeye hazırız diyor yani. Çünkü ekonomi değiştiği gibi, değişimi önemli görülen ekonomi, onu da Reeves’e göre sermayedarları yürüttüğüne göre, aklındaki devlet etkisini siz düşünün. Sonra liberal ekonomiler birlikte çalışmalı diyor, Brexit sonrası çanak açmanın yanında bu diğerlerini hizaya getirmek istiyorsan senin köpeğin olmaya hazırız demek Amerikan emperyalizmine. Blair ve Brown Reeves’in hocası siz hatırlayın, Irak ve Afganistan’a liberal demokrasi ve ekonomi götürmek için ne kadar birlikte çalıştıklarını. Son olarak da, mali kurallar olmalı diyor Reeves, ki ekonomi uysun. Nasıl bir ekonomi, büyümeyen bir ekonomi, yani Reeves yine gerektiğinde baskı da yapacaz diyor.

Sizin anlatacağınız o kadar artizlik varken, yenilerini mayalıyor Reeves, yenilerinin yolda olduğunu gösteriyor – en belirleyici olanlarının da kendisi gibi resmi resmi altan altan yüzsüz yüzsüz çalışanlarının olduğunu. Yarın birgün iktadara gelseler de Partisinin sermaye politikalarının hademesi olacağını, sattıklarının aynı temcid olduğunu bilmemezlikten geliyor. Önemli ayırıcı bir artizlik özelliği olarak da artizliklerini de halk ve böylece kendi kendisinin nefreti üzerinde temellendiriyor olması ablamızın. Neymiş serbest piyasayla ekonominin devlet kontrolü arasında bir yer bulmuşmuş. Zaten sosyal demokratlar da kapitalizmle faşizm arası çok yumuşak sıcak bir yer bulmuşlar, kestiriyorlar orda, iyi uykular walla! Anlayacağınız Reeves, biz böyle şimdiki artizlerin ne yaptıklarını çekerken, atı alan Atlas’ı geçmiş artizi. İmalatlarının tam hız sürdüğünün kanıtı, çektiklerimizin olduğu kadar gelenlerin de özeti.

Yaz aydınlığıyla da görünüşler ardındaki gerçekler daha da belirir umarım, iyi sıcaklar efendim..

 

Sanatçılar, Universal Credit yüzünden geçim sıkıntısı yaşıyor

Sahne ve eğlence sektöründe çalışan sanatçıların üye olduğu Equity Sendikası ve Warwick Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, Universal Credit’in sanatçıların yaşam koşullarını zorlaştırdığını ortaya koydu. Araştırma, geçim sıkıntısı yüzünden sanatçıların kendi mesleklerini terk ettiği bilgisini de içeriyor.

Sanatçıların olmayan kazançları gelir olarak kabul ediliyor

Serbest meslek sahibi olarak görülen sanatçılar, Universal Credit’in ‘minimum gelir eşiği’ düzenlemesinden dolayı ücret kaybı yaşıyor. Yeterli geliri olmadığı için Universal Credit başvurusu yapan sanatçıların yardımları, serbest meslek grubunda görüldükleri için serbest meslek grubunda olanlar için belirlenen minimum gelir üzerinden hesaplanıyor. Olmayan kazançlarına rağmen, yardımları gelirleri varmış gibi hesaplanan sanatçıların aldıkları yardımlar, haliyle, temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor. Kiralarını ve faturalarını ödemekte zorlanan sanatçılar, öğün atlamak zorunda kalıyor.

Araştırmaya katılan her 10 sanatçıdan dördü, yeterince gelire sahip olmadığı için aç kaldığını, yüzde beşi ise kirasını ödeyemediği için evini terk etmek zorunda kaldığını beyan ediyor. Yine araştırmaya katılanların yüzde 80’ni, Universal Credit’in kendi alanlarında çalışmalarına olanak tanımadığını ve yüzde 75’i eski yardım sisteminin daha iyi olduğuna vurgu yapıyor. Araştırmaya katılan 674 Equity üyesinin hemen hemen yarısı faturalarını ödemekte zorlandıkları dönemler yaşamış. Sahne ve eğlence sektöründe serbest meslek sahibi olarak çalışanların ortalama maaşları, 15 bin 270 sterlin civarında. Bu rakam ortalama ücretle çalışanların maaşlarının çok altında.

Yeterli gelir desteği alamayan sanatçılar sektörden ayrılıyor

Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Warwick Üniversitesi’nden Dr. Heidi Ashton, ‘Universal Credit yaratıcı sanat ve kültürel alanda çalışanların yaşadıkları eşitsizliği derinleştiriyor. Geçmişte işçi sınıfına mensup olanlar, serbest meslek yapıyor olmanın zorlukları ve kariyerlerinin ilk yıllarında yaşadıkları geçim sıkıntısını aşmak için sosyal yardımlara güveniyorlardı. Bu güvenceden ve başka maddi olanaklardan yoksun olanlar ya sektörden ayrılıyor ya da evlerini kaybetmekle yüz yüze kalıyorlar’ açıklaması yaptı.

Araştırmanın ortaya çıkardığı gerçeklere neden olan politikaları sert bir şekilde eleştiren Equity Genel Sekreteri Paul W Fleming ise ‘sosyal güvenlik sistemi tarafından sanatçıların ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesine Equity seyirci kalmayacak’ açıklaması yaptı.

Sanatçılar ve eğlence sektöründe çalışanların durumuna dikkat çeken bu araştırma; Universal Credit’in sadece yalnız anneler, engelliler, vasıfsız işçileri değil, toplumun en yaratıcı kesimlerini de mağdur ettiğini de ortaya koyuyor. Çalışanların ödüllendirileceği ve işsizliğin azaltılacağı propagandasıyla pazarlanan Universal Credit’in şimdiye kadar ortaya çıkardığı sonuçlar, çalışanların, kendi mesleğini yapmak isteyenlerin cezalandırıldığı ve işsizliğin arttığına işaret ediyor.

 

Anneler günü ve farkındalık

Mayıs ayının ikinci Pazar günü anneler günü sessizce kutlandı bu yıl. Depremde annelerini kaybetmiş birçok çocuğun gözyaşları ile annelerini anması acının tarif edilemez olduğunu bir kez daha gösterdi hepimize. Anne olmak hiç bir zaman doğurmakla ilişkilendirilmedi. Çünküanne olmak bir çocuğa annelik duyguları ile yaklaşabilmek becerisiyle alakalıdır. Biz kadınlar annelik heyecanını ilk hamile olduğumuz anda hissetmeye başlıyoruz ama babalar çocuklarının doğduğu anda babalık hisleri ile tanışıyorlar.

Anne olmak bir Kadın için hayatta yaşayabileceği en güzel duygulardan biri. Bir çocuk için anne, sevildiğini hissettiği ve güven duygusunu öğrendiği ilk kişidir. Sağlıklı, mutlu ve başarılı bireyler yetiştirmek için öncelikle babaların annelere huzurlu bir ortam sağlamasıgerekiyor. Huzurlu bir ortamdaki anne çocuklarını yetiştirmekte çok daha fazla başarılıoluyor. Bu başarılar topluma yansır ve toplumu şekillendirir. Toplumların gelişimi ve ilerlemesi anneler sayesindedir.

Hayatın bazı gerçeklerine değinmek gerekirse bu dünyada yaşanabilecek en büyük acı insanın evladını kaybetmesidir. Çünkü ismi ve tarifi olmayan en ağır acıdır evlat acısı. Bu evladın kaybı sadece vefatı ile değil, uyuşturucu, alkol ve kumar batağına düşmesiyle de olur. İngiltere’de yaşayan Türk ve Kürtlerin en çok mücadele verdikleri konulardır bunlar. İnsanlar dualarında bile Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın derler. Yanı annelik ve evlat sevgisi birbirinden ayrılamaz bir bütündür. Bu dünyada sayıları her ne kadar az olsa da bazı babalarda annelik görevini üstlenmiş durumdalar o babalara da selam olsun. Çünkü evlatları için annenin eksik kalan taraflarını tamamlamak için ellerinden geleni yaptıkları için çok kıymetliler.

Bugünkü yazımda farkındalık başlığını kullandım çünkü kadınların son yıllarda yaşadığı en önemli sorunlardan biri göğüs kanseri. Bu konuya dikkat çekmek istememin başlıca sebeplerinden biri teyzelerimin, kuzenimin, en yakın arkadaşlarımın bu hastalıkla mücadele etmesi. Bu hastalıkla sadece ilaçlarla değil psikolojik olarak da mücadele etmek gerekiyor. Kadınların göğüslerini kendilerinin muayene etmesi dışında en ufak bir farklılıkta doktora da gitmeleri şart. Her zaman erken teşhis hayat kurtarır. Göğüs kanseri ile mücadele sırasında mutlaka kadınların aileleri ve sevdikleri tarafından desteklenmesi ve psikolojik yardımıuzmanlar tarafından alması gerekmektedir. Bilinçli olmak bu hastalığın erken teşhisi ve tedavisi için ilk adımdır. Umarım bu hastalıkla ilgili olarak herkes duyarlı olur. 

Tüm annelik duygusu taşıyan insanların anneler gününü yürekten kutluyorum. Bir gün için değil her gün özelsiniz. 

– Hatice Ayla Bozkurt

 

IRMAK                                    

Bir Irmak gibi akmak isterim denizlere,

Bir rüzgar gibi esip götürmek isterim kötülükleri,

Bir güneş gibi üşüyen kalpleri ısıtmak isterim

Bir ay gibi karanlıklara doğmak isterim

 

Bir yıldız gibi geceleri parlamak isterim

Bir yol gibi özlemleri bitirmek isterim

Bir melodi gibi türkü olmak isterim

Bir tohum gibi gönüllere sevgi ekmek isterim.

Hatice Sesen 

 

OLMALI

İnsanın bir yolu olmalı 

Kendinden emin bir duruşu olmalı

Beraber yürüdüğü biri olmalı

Çiçekleri, ağaçları olmalı

 

Mutluluğunu, üzüntüsünü, paylaşacağı

Dostları olmalı

Tuzu bittiğinde gideceği

Komşusu olmalı

 

Gel bir kahve içelim diyeceği

Arkadaşı olmalı

İyi değilim ben diyeceği

Dostu olmalı.

– Hatice Sesen 

 

SİLDİM

Ağlarken gözyaşlarını sildim

Kahkahalarımın tam ortasında

Sen aklıma gelince 

Gülüşünü, özlemlerini sildim

Yaşamak çok basitti 

Hayatı zorlaştıran herkesi sildim

Sana güvenerek kurduğum hayallerimi sildim

Yaşadıklarım ağır gelince geçmişimi sildim

Beni üzen , benimle savaşan herkesi sildim

Sildim de sildim yeni başlangıçlara…

Hatice Sesen

İngiltere’ye göç edenlerin sayısı rekor kırdı

0

İngiliz Ulusal İstatistik Ofisi’nin (ONS) açıkladığı verilere göre, 2022’de yaklaşık 1,2 milyon kişi eğitim, çalışma ve diğer gerekçelerle İngiltere’ye geldiği, 557 bin kişi ise ülkeyi terk etti.

ONS’nin açıkladığı verilere göre, Aralık 2022’de açıklanan bir yıllık verilere göre İngiltere’ye net göç 606 binle rekor seviyeye ulaştı. ONS, bu artışın AB dışından çalışmak ya da eğitim almak üzere İngiltere’ye gelenler ile Ukrayna ve Hong Kong’dan özel vize programları kapsamında gelenlerden kaynaklandığını vurgulayarak geçen yıl göçteki rekor artışa rağmen, göç oranlarının son aylarda yavaşladığına dair veriler olduğunu belirtti.

ONS verileri, 2022’de yaklaşık 1,2 milyon kişinin eğitim, çalışma ve diğer gerekçelerle İngiltere’ye geldiğini, 557 bin kişinin ise ülkeyi terk ettiğini ortaya koydu. Net göç, ülkeye gelen nüfustan ülkeden ayrılan nüfusun çıkarılmasıyla elde ediliyor. Ülkeye net göç edenlerin sayısı 2021’de 488 bin olarak kayıtlara geçmişti.

BAŞBAKAN SUNAK: “GÖÇÜ AZALTACAĞIZ”

Başbakan Rishi Sunak, göçe ilişkin son verilerin açıklanmasının ardından ITV televizyon kanalına yaptığı açıklamada, “Rakamlar çok yüksek, bu kadar basit” dedi. Sunak, hükümetin net göçü düşürmek istediğinin altını çizerek, göçün azaltılması için daha çok önlem alacaklarını söyledi, ancak belirli bir hedef ortaya koymadı.

İçişleri Bakanlığı Göçten Sorumlu Bakan Yardımcısı Robert Jenrick de parlamentoda yaptığı açıklamada, hükümetin toplam net göçü sürdürülebilir seviyelere indirme konusundaki kararlılığını sürdürdüğünü belirtti. Jenrick, “Bu, manifestomuzda İngiliz halkına verdiğimiz ciddi bir söz ve bunu yerine getirme kararlılığımız da tereddütsüz” dedi.

HÜKÜMETİN ÖNGÖRÜSÜ

Manş Denizi üzerinden her yıl on binlerce düzensiz göçmen İngiltere’ye geçiyor. Göçmen teknelerinin birçoğunun denizde alabora olması nedeniyle çok sayıda göçmen de hayatını kaybediyor. İktidardaki Muhafazakar Parti hükümeti, yıllardan beri ülkeye gelen göçmen sayısının kontrol altına alınması ve göçün azaltılmasına yönelik vaatlerini sıklıkla gündeme getiriyor.

İngiltere İçişleri Bakanlığı, 23 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık’a göçün azaltılması politikası kapsamında uluslararası öğrencilerin Ocak 2024 itibarıyla belirli koşullar dışında bakmakla yükümlü oldukları kişileri ülkeye getiremeyeceğini duyurdu. İçişleri Bakanı Suella Braverman da alınan söz konusu kararın net göç üzerinde somut etkisi olmasını ve orta vadede Kovid-19 salgını öncesi seviyelere düşmesini beklediklerini açıklamıştı.

İngiltere’de polisin yetkilerini artıran yasa protesto edildi

0

Londra’da monarşi karşıtı Republic grubu, fosil yakıt aleyhtarı eylemleriyle tanınan Just Stop Oil, İngiltere’de Romanların ve İrlandalı göçerlerin haklarını savunan Roman ve Göçerler Ligi Organizasyonu gibi gruplar, polise daha katı adımlar atma yetkisi veren Kamu Düzeni Yasası’nı protesto etti.

İngiltere’de polise daha fazla arama, durdurma ve eylemlerde asayişi sağlamaya yönelik daha katı adımlar atma yetkisi veren Kamu Düzeni Yasası’na karşı yürüyüş yapıldı.

Başkent Londra’daki Parlamento Meydanı’nda toplanan monarşi karşıtı Republic grubu, fosil yakıt aleyhtarı eylemleriyle tanınan Just Stop Oil, İngiltere’de Romanların ve İrlandalı göçerlerin haklarını savunan Roman ve Göçerler Ligi Organizasyonu gibi gruplar, polise daha katı adımlar atma yetkisi veren Kamu Düzeni Yasası’nı protesto etti.

Republic grubu lideri Graham Smith, yaptığı konuşmada Kral 3. Charles’ın taç giyme töreninin gerçekleştirildiği 6 Mayıs’ta 16 saat gözaltında tutulduğunu söyledi.

Tüm insan hakları gruplarının yasaya karşı çıkması gerektiğini belirten Smith, “Bizim protesto hakkımız engellendi. Protesto özgürlüğümüz polisin iznine bağlı. Bu, utanç verici bir durum, tüm yasa utanç verici.” dedi.

Gözaltıları yapan polislerin utanç duyması gerektiğini söyleyen Smith, “Polisler de görevini yapıyor ve bu durumu kabul etmeyenler var ancak azınlıktalar.” diye konuştu.

Smith, monarşinin de demokratik olmayan bir kurum olduğunu ifade ederek, “O gün kral adına hareket edenlerce, onun çeyrek milyar sterlinlik taç giymesi rahat yapılsın diye gözaltına alındık. Özgürlükleri ve yasaları koruyamayacaksa monarşinin ve devlet başkanının anlamı nedir?” ifadelerini kullandı.

Just Stop Oil grubu adına konuşan Kush Naker da parlamentonun ifade özgürlüğünün yanında olmadığını belirterek, “Bugün demokrasimiz tehdit altında olduğu için buradayız. Taç giyme töreninin olduğu gün, 19’u Just Stop Oil’den 52 kişi gözaltına alındı. Silahımız yoktu, neyi protesto ettiğimizi pankartlarımıza ve tişörtlerimize yazmıştık. Parlamentoda komisyonun polisi bu gözaltılardan dolayı sorumlu tutup tutmayacağını göreceğiz.” şeklinde konuştu.

Naker, polisin ifade özgürlüğü, protesto ve toplanma özgürlüğü gibi temel insan haklarını ihlal ettiğini öne sürerek, “6 Mayıs’ta barışçıl eylemleri suçmuş gibi gösterilerek gözaltına alındık ve protesto etme özgürlüğümüz elimizden alındı.” dedi.

Konuşmaların ardından meydanda toplanan protestocular, Başbakanlık Ofisi 10 Numara’nın bulunduğu Downing Sokağı’na yürüdü.

Roman ve Göçerler Ligi Organizasyonu, yaşadıkları hak ihlalleri ve sebepsiz gözaltıları protesto etmek için sokağın girişine üzerinde “Bugün ayrımcılığı göm!” yazılı tabut koydu.

Organizasyon temsilcileri, aynı zamanda Başbakan Rishi Sunak’ın resmi konutu olan 10 Numara’nın posta kutusuna yaşadıkları hak ihlallerini anlatan mektup bıraktı.

Protestoları denetlemek için çıkartılan yasalar taç giyme töreniyle uygulanmaya başlandı

Protestoların neden olduğu aksaklıkları sınırlamayı amaçlayan Kamu Düzeni Yasası’, Kraliyet onayını 2 Mayıs 2023’te aldı. Parlamento, öncekilerde olduğu gibi bu yasanın da Birleşik Krallık yasaları ve İnsan Hakları ile uyumlu olup olmadığını umursamayarak hayata geçirdi.

Polis sadece dört gün önce aldığı yetkiyle protesto hakkına acımasızca saldırdı. ‘Kraliyet karşıtı altı protestocu’ taç giyme töreni başlamadan saatler önce tutuklandı. Bu tutuklama, protestoları suç sayan yeni yasaların ciddiyetini ve kapsamının ne kadar geniş olduğunu göstermiş oldu.

2022’de yürürlüğe giren Polis, Suç ve Ceza Yasası ile uygulamaya konan kısıtlama, yetki ve keyfilikler Kamu Düzeni Yasası ile daha da genişletilmiş oldu.

Yeni yasa ile birlikte;

  • Karayolları ve demiryolları dahil “önemli ulusal altyapı”ların aksamasına neden olan protestocular 12 ay hapis cezasına çarptırılabilir.
  • “Kilitleme” olarak bilinen bir taktikle, kendisini bir nesneye veya binaya sabitleyenler altı ay hapis cezasına çarptırılabilir.
  • Protestocuların “ciddi aksama” eylemleri – yani insanların günlük faaliyetlerine devam etmelerini engelleyen gösteriler – gerçekleştirmeleri yasaklandı.
  • Protesto amaçlı tünel kazmak üç yıla kadar hapis ile cezalandırılabilir.
  • Süper yapıştırıcı ve asma kilit taşıdığından şüphelenilenlerin üstleri polis tarafından aranabilir.

Polisin yeni yetkilerinden kaynaklı keyfi uygulamaları taç giyme töreninde zirve yaptı

Kralın taç giydiği gün polis kendilerine verilen tam yetkiyi kullanarak, gerekçe ve delil olmadan Cumhuriyeti savunan altı protestocuyu tedbir amaçlı tutukladı. Düşüncelerini özgürce ifade edebilmek için “Kralım değil” yazan pankartları taşıyan dokuz kişiyi ise kuşatmaya aldı. Bu dokuz kişi tören alayının bulundukları noktadan geçtiği anda ise aranma bahanesi ile sürüklenerek götürüldüler. Protestocular ancak televizyon kameraları hareket ettikten sonra serbest bırakıldı.

Hızını alamayan polis kral yanlısı bir sivili de tutukladı. Onun “suçu” ise kalabalığın içinde Just Stop Oil tişörtleri giyenlerin yanında durmaktı! Belki de en şok edici olan uygulama ise Westminster Belediyesi için gönüllü çalışan 3 kişinin elleri kelepçelenerek gözaltına alınmaları ve on dört saat boyunca karakolda tutulmaları oldu. Metropolitan polisinin de bir parçası olduğu proje kapsamında Soho bölgesinde kadınları tecavüz ve cinsel istismara karşı bilgilendirmek için bildiri dağıtan gönüllüler geçeyi karakolda geçirmek zorunda kaldı.

Gözaltına alınan aktivistlerin ortalığı karıştırmak niyetinde olduklarına dair hiçbir kanıt olmadığını kabul eden Metropolitan Polis Şefi Sir Mark Rowley tutuklamalardan duyduğu “pişmanlığı”, “talihsizlik” olarak nitelendirirse de tutuklamayı gerçekleştiren polisleri savunmaya devam etti. İnanması güç olsa da protestocuları tehdit eden, tutuklayan, onları kameranın görüş alanından uzaklaştıran polis, “protestoyu engelleme amaçlarının olmadığını” iddia ediyor.

En son mevzuatta daha da ileri gidilerek, polisin durdurma ve arama yetkisi protestolarda şüphe duymadan durdurma ve aramayı içerecek şekilde genişletildi. Bisiklet kilitleri, yapıştırıcı veya pankartları bağlayan ipler gibi günlük nesneler suç teşkil eden öğeler arasına alındı. Polis bir kişinin yasaklanmış bir nesne taşıdığından şüphelenirse protestoya katılan herkes aranabilir. Polislere direnen herkes 51 hafta hapis cezasına çarptırılabilir.

Muhafazakar Parti demokratik hak ve özgürlüklere saldırıda ısrar ediyor.

Muhafazakar milletvekili David Davis, yasanın İçişleri Denetleme Komitesi tarafından incelenmesi çağrısında bulunmasına rağmen Başbakan Rishi Sunak’ı ikna edemedi. Davis,

Katıldığı Today programında yasayı ” çok kaba ve çok geniş tanımlanmış çok fazla unsuru var. Kimse bir gününün mahvolmasını istemez, ancak pankart asma hakkı İngiliz demokrasisinde neredeyse mutlaktır.” sözleri ile eleştirdi. Eski kabine bakanı David Davis, Kamu Düzeni Yasa Tasarısı’ndaki değişikliklere karşı oy kullanan tek Muhafazakâr milletvekili oldu. Yasaya bir eleştiride Manchester Büyük Şehir Belediyesi’nin eski polis şefi Sir Peter’dan geldi. Peter, ‘zavallı polisler çıkarılan yasayı anlamakta zorlanıyor’ ifadesi ile bu kadar yetkiye polisin bile karşı çıktığını itiraf etmiş oldu.

Protesto hakkı olmadan, insan hakları ve demokrasi ne korunabilir ne de yeni kazanımlar elde edilebilir. Dünya tarihinin büyük hareketlerinin çoğu protestolar ile gerçekleştirildi ve bir bütün olarak insanlığa fayda sağladı. Süfrajetler, sivil haklar hareketi, Hindistan’ın bağımsızlığı, Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığının son bulması, Onur Yürüyüşleri ve niceleri protestolar sayesinde kazanıldı.

Ayrımcılığa maruz kalanlar ve toplumun en duyarlı kesimleri protestoların merkezinde yer almakta ve bu nedenle polisin şiddetine, yeni çıkartılan yasa ve düzenlemelerin yaptırımlarına en çok onlar maruz kalmakta. Kuşkusuz barışçıl protesto hakkı, insan hak ve özgürlüklerinin temeli ve güvencesidir. Protesto hakkının Birleşik Krallık’taki tarihi uzun, güçlü ve onurludur. Belki de bu kazanımlarından dolayı, muhafazakarların demokratik hak ve özgürlüklerimize karşı saldırılarını zirveye çıkardıkları günümüzde protesto hakkı ciddi anlamda tehdit altında. Muhafazakâr Hükümetin bu saldırılarına karşı yerli ve göçmen emekçiler olarak ancak bir arada durarak karşı koyabilir, daha adil ve eşit bir dünya mücadelesini birlikte verebiliriz.

 

İngilizlerin yüzde 48’i tanrıya inanmıyor

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre İngilizlerin yüzde 48’i tanrıya, yüzde 55’i cennete, yüzde 69’u ise cehenneme inanmıyor. Araştırmaya göre ayrıca İngilizlerin yüzde 82’si başka dinden insanlara güveniyor.

King’s College London Politika Enstitüsü, Mart-Eylül 2022 tarihleri arasında İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’da 18 yaş üstü 3 bin 56 kişiyle yaptığı anket sonucunda elde edilen verilere dayanan “İnanç, iman ve din: Birleşik Krallık’ta değişen davranışlar” başlıklı raporunu açıkladı. Rapora göre ankete katılan kişilerin yüzde 50’si tanrıya inandığını belirtirken yüzde 48’i ise inanmadığını açıkladı. Tanrıya inanma oranının 1981’de yüzde 75 olduğu ülkede Z kuşağı yüzde 37’yle tanrıya en az inanan yaş grubu oldu.

İngiltere dışında 23 ülkeden verilerin de yer aldığı ankette Çin, İsveç, Japonya, Güney Kore ve Norveç’te tanrı inancının İngiltere’den daha düşük olduğu bilgisi yer aldı.

ABD’DE CENNETE İNANMAYANLARIN ORANI YÜZDE 35

Katılımcıların cennet, cehennem, ölümden sonra yaşam gibi konularda düşüncelerinin de yer aldığı ankete göre, katılımcıların yüzde 55’i cennete, yüzde 69’u da cehenneme inanmıyor. Öte yandan ABD’de cennete inanmayanların oranı yüzde 31, Filipinler’de yüzde 4, Fas’ta ise yüzde 2.

Z KUŞAĞININ YÜZDE 31’İ ATEİST

Katılımcıların yüzde 49’u öldükten sonra yeniden dirileceklerine inanmıyor ve yüzde 33’ü kendisini dindar, yüzde 46’sı inanan ancak dindar olmayan, yüzde 21’i ise ateist olarak tanımlıyor.

Dindar oranının 1981’de yüzde 57 olduğu ülkede İkinci Dünya Savaşı sonrası doğan kuşağın yüzde 45’i kendilerini hala dindar görürken bu oran Z kuşağında yüzde 27 olarak açıklandı. Ankete göre Z kuşağının yüzde 31’i ise ateist.

İNGİLİZLERİN YÜZDE 82’Sİ BAŞKA DİNDEN İNSANLARA GÜVENİYOR

Katılımcıların yüzde 23’ü tanrı inancının, yüzde 31’i ise dinin hayatlarında önemli bir rol oynadığını kaydederken yüzde 82’si ise başka dini inançlara sahip insanlara güvendiğini ifade etti.

İngilizlerin yüzde 12’si yalnızca kendi dininin hak din olduğunu düşünürken yüzde 4 ise dini otoritelerin yasalara ilişkin değerlendirmelerinin önemli olduğunu düşünüyor.

YÜZDE 67’Sİ HİÇ İBADETHANEYE GİTMEDİ

Ankette katılımcıların ne sıklıkla ibadet ettiği ve ne sıklıkla ibadethanelere gittiğine yönelik istatistikler de yer aldı.

Buna göre İngilizlerin yüzde 67’si hiç ya da neredeyse hiç ibadethaneye gitmediğini belirtirken yüzde 11’i haftalık olarak ibadethanelere gittiğini söyledi.

Yüzde 16’nın günlük olarak ibadet ettiğini belirttiği ankette yüzde 8’i haftada bir, yüzde 9’u ara sıra, yüzde 3’ü yılda bir ibadet ettiğini söylerken yüzde 63’ü ise neredeyse hiç ibadet yapmadığını kaydetti.

Katılımcıların yüzde 42’sinin dini kurumlara güvendiğini belirttiği ankette bu oran Japonya’da yüzde 8, Endonezya’da ise yüzde 98 oldu.

Haringey halkı daha güçlü bir örgütlülük için konferans yapıyor

Geçtiğimiz yıl kurulan ve içinde sendika şubelerinin ve kitle öörgütlerinin olduğu Haringey Eylem Grubu ilk konferansına hazırlanıyor. Wood Green’de bulunan Alevi Cemevi’nde 11 Haziran günü gerçekleşecek konferansa çok sayıda sendikacı, politikacı ve toplum örgütü liderleri konuşmacı olarak katılacak.

Sendikal çalışmalar, hayat pahalılığı, mültecilerin sorunları, ev kiralarının yüksekliği, çevre kirliliği gibi konuların ele alınacağı konferansa, Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAY-MER) ve geçtiğimiz yıl kurulan UNITE Göçmen İşçiler Şubesi yöneticileri de katılacak.

Konferans, toplum örgütlerinin sendikalarla daha yakın ilişkiler içinde olarak Haringey’de yaşayan tüm halkın örgütlenmesini amaçlıyor. Muhafazakar iktidarın saldırıları ve hayat pahalılığına karşı da eylem planları yapmak üzere toplanan konferansa Türkiyelilerin de katılması çağrısı yapıldı.

Vay sen mi kralı protesto edersin!

Kral 6 Mayıs’ta günü taç giydi muradına erdi. BBC’den öğrendiğimce taç giyme töreni sırasında gösteri yapan monarşi karşıtlarının gözaltına alınması, hararetli bir tartışma yarattı. Tören günü düzenlenen eylemde 6’sı durduk yere olmak üzere toplam 64 protestocu “Vay sen mi kralı protesto edersin” deyü gözaltına alındı. Haliyle “Polis düşünce ve düşüncenin ifade özgürlüğüne orantısız güç kullandı” diye kazan kaldıranlar çok oldu. Bu yılki yeni yasa ile artık polis; göstericileri, herhangi bir yasayı çiğnemeden önce gözaltına alabiliyor. Takdir hakkı polisin yani. Durduk yere gözaltına alınma yasası. Güler misin ağlar mısın? İngiltere demokrasisine yakışmayan bir yasa…

Kraliyeti protesto edenlerin gözaltına alınması bu tartışmayı da ateşledi. Yasayı eleştirenler anasında Muhafazakarların ve eski emniyet müdürlerinin de olması bu ateşi büyüttü. Londra Emniyet Müdürlüğü polislerin görevini yaptığını savunsa da 6 Cumhuriyetçi göstericinin gözaltına alınmasından dolayı üzüntülerini bildirdi ve bu kişilere karşı herhangi bir suçlama getirilmeyeceğini açıkladı. Yapılan yazılı açıklamada bu eylemcilerin, yanlarında kendilerini bir yere zincirlemeye yarayabileceği düşünülen bazı eşyalar bulunduğu ve bu yolla taç giyme törenini sekteye uğratabilecekleri kuşkusuyla gözaltına alındıkları belirtildi.

Emniyet daha sonra yapılan değerlendirmeler ışığında bu iddialarını “kuşkuya yer bırakmayacak şekilde” kanıtlayamadıkları, bu nedenle gözaltına alınanlar hakkında hiç bir hukuki işlem başlatılmamasına karar verildiği de duyurdu.

İşin ilginç yanı monarşi karşıtı gösteride gözaltına alınan gruptan Graham Smith sosyal medya mesajında, polislerin gösteriye müdahale biçimi konusunda hukuki yollara başvurmayı düşündüklerini ve polisin kendisinden bizzat özür dilemeye geldiğini de anlattı. Smith “Kapıma gelen üç polis şahsen benden özür dilediler ve el koydukları, pankartlarımızı bir yerlere bağlamak için kullandığımız malzemeyi de iade ettiler. Gelenlerin biri baş komiser ikisi polis memuruydu. Bayağı mahcup olmuş ve samimi görünüyorlardı” diye konuştu. Smith daha sonra Twitter’dan paylaştığı mesajında, avukatlarla görüştüklerini ve yasal yollara başvurabileceklerini ayrıca konuyla ilgili bir soruşturma açılmasını da talep ettiklerini söyledi.

Birleşik Krallık’ta göreceli de olsa daha iyi olan “hukukun üstünlüğü” içimizi ısıtıyor doğrusu. Darısı Türkiye’ye diyelim.