Ana Sayfa Blog Sayfa 10

Kültür ve Sanat

Açık Gazete 20’nci yaşını resepsiyonla kutluyor

İngiltere’nin ilk Türkçe internet gazetesi Açık Gazete 20’nci yaşını bir resepsiyonla kutlayacak. Açık Gazete editörü Faruk Eskioğlu, Açık Gaze’yi “mavi yakalı” bir gazete olarak tanımlayarak, 20 yılın direnerek geçtiğini söyledi.

Açık Gazete’nin 2004’te kurulduğunu belirten Eskioğlu, “7 Aralık akşamı 7.30’da ‘22 Moorfield Rd N17 6PY’ adresindeki Kuzey Londra Toplum Merkezi’ndeki resepsiyona; bütün okur, iş ortakları ve yazarlarımız davetlidir. Geceye girişte herhangi bir katkı payı yoktur” dedi.

Eskioğlu Açık Gazete’yi şöyle tanımladı: “Pazar yerindeki kendi tarlasından ürettiği organik sebze ve meyveleri satan köylüleriz. Günümüzde medya artık dev şirketlerin ve iktidarların yayın organı oldu. Gerçek gazetecilik bizim gibi küçük fakat bağımsız gazetelerde. Türkiye’de star.com.tr’de internet gazeteciliğine adım atmıştım. O tecrübelerden de yararlanarak kolları sıvadım. Pek seçeneğim yoktu yoksa medyadan kopacaktım. Eğer kopsaydım belki kazancım yerinde olurdu ama Londra’da Bizim’Kiler gibi bir ansiklopediyi üretemezdim. İki okur kitlesini hedefledik. İngiltere’deki Türkçe konuşanlar ve Türkiye’deki genç okurlar…”

Açık Gazete’nin özgür bir gazete olmadığını belirten Eskioğlu, “İktidarın belirlediği yasal dar çerçevede gazetecilik yaptığımız için özgür sayılmayız. ‘Yasal sınırları zorluyoruz’ diyebiliriz. Ama herhangi bir tarikat, şirket ya da siyasi partinin güdümünde olmadığımız için tamamen bağımsızız. Diğer yazarlarımız gibi kendi siyasi görüşlerimi kendi köşemde aktarıyorum. ‘Taraf mıyız?’” diye sorarsanız iyiden, güzelden, doğadan, hayvanlardan, haklıdan, barıştan, birlik ve dirlikten yanayız” dedi.

Öğretmen Dilek Livaneli’ye büyük ödül

Dilek Livaneli, Avrupa’da yaşayan Türkçe konuşan çocuklara yönelik hazırladığı Türkçe Ana Dil Eğitim Programı kapsamında ödül aldı. Livaneli, İngiltere’de, UNESCO’ya bağlı International School of London’da öğretmenlik mesleğine devam ediyor.

Samsun’un Çarşamba ilçesinde bulunan Kumköy İlkokulundaki projeleriyle 2014’te Varkey Gems Vakfı’nca dünyanın en iyi 50 öğretmeni arasına seçilen Livaneli, Birleşik Krallık’ta bulunan She Inspires Foundation tarafından düzenlenen “She Inspires Awards 2024” yarışmasında da yaşam boyu başarı ödülüne layık görüldü.

Cem Yılmaz, 13-14 Aralık’ta, O2 Indigo’da

Cem Yılmaz, uzun bir aranın ardından CMXXIV adını verdiği yepyeni bir gösteriyle sahnelere dönüyor. Cem Yılmaz, Avrupa turu kapsamında, sırasıyla Hollanda, Almanya, Belçika, İsviçre, İngiltere, Danimarka, İsveç ve Avusturya’da performans sergileyecek.

13 Aralık Cuma ve 14 Aralık Cumartesi günü 20.30’da başlayacak gösteriler için kağılar 19.00’da açılacak.

4. Kıbrıs Türk edebiyatının öncü ismi Necla Salih Suphi’nin şiirleri kitaplaştı

Kıbrıs Türk edebiyatının önemli isimlerinden, 1940’lı yıllarda “Hececi Romantik Şairler” akımının temsilcilerinden olan Necla Salih Suphi’nin şiirleri, “İçimdeki Dünya” adlı kitapta okuyucuyla buluştu. Suphi’nin şiirleri, hayatının son aylarında kızı Nilden Eminer’in desteğiyle derlenmeye başlanmış; vefatının ardından, Eminer tarafından keşfedilen diğer şiirlerin eklenmesiyle kitap haline getirilmişti.

Kitabın tanıtımı ve imza günü etkinliği, 23 Kasım Cumartesi günü Londra’daki Kıbrıs Türk Toplum Merkezi’nde düzenlendi. Etkinliğe, KKTC Londra Temsilcisi Muavin Konsolos Mustafa Erçakıca, çeşitli sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve toplum üyeleri katıldı.

Eğitimci ve yazar Ertanç Hidayettin moderatörlüğündeki programda, Nilden Eminer kitabın yazım sürecine ilişkin bilgi verdi. Ayrıca, Necla Salih Suphi’nin bazı şiirleri Londra’da yaşayan şairler tarafından okunarak, eserin edebi yönü anlatıldı.

 

Türkiye’de ırkçılık

Türkiye’de kökleşmiş yapısal bir ırkçılık vardır. Bu ırkçılık kurumlar aracılığıyla ayrımcılığa yol açmaktadır. Dolayısıyla ırkçılık Türkiye’de başta Kürtler olmak üzere üstün tutulan Türk kimliği dışında kalan halklar için günlük yaşamın parçasıdır. Metropollerde Kürt işçilerin saldırıya uğraması, Kürtçe şarkı dinledi diye insanlara işkence edilmesi suç olarak görülmüyor, hatta Kürtçe şarkılar suç delili olarak görülmektedir.

Irkçılığı içselleştirmesi konusunda ana muhalefet partisi de iktidardan pek geri kalmıyor. 2019 yılında AKP’li Nurettin Canikli, Topal Osman’ı övüp torunları olmakla övünürken, CHP’li Ekrem İmamoğlu da Topal Osman’a bağlı olmakla övünüyordu. Rum, Ermeni ve Kürt katliamlarında rol oynamış, insanlığa karşı suç işlemiş Topal Osman’ı sahiplenince sorun yok, ancak bir Kürt Seyit Rıza veya Şeyh Sait sahiplenildiğinde hedef alınıp linç edilme söz konusu oluyor.

Irkçılık, devletin bütün kurumları aracılığıyla her alanda ayrımcılığı derinleştirmektedir.

Deniz Naki, Türkiye’nin Afrin harekâtını protesto ettiği için 2018 yılında Türkiye’de futbol hayatı bitirilirdi. 2024 yılında Avrupa Şampiyonasında Melih Demiral MHP gibi ırkçı bir parti ile özdeşleşen ‘bozkurt’ işareti ile tribünleri selamlayınca, siyasi sembol kullandığı gerekçesiyle UEFA tarafından iki maç ceza verildi. Buna karşı CHP’li Bolu Belediyesi Melih Demiral’ın heykelini Bolu’ya dikerek ırkçılıkta MHP’yi geride bırakıyordu.

Şebnem Korur Fincancı 2022 yılında ’Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta kimyasal silah kullandığına ilişkin iddiaların araştırılması gerektiğini ‘söylemesi üzerine, ‘terör örgütü propagandası’ ve ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılamak’ suçlamalarıyla tutuklandı.

Kasım ayında Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Dersim, Ovacık ve Van belediyelerine kayyum atanarak halkın iradesi gasp edildi. AKP yargıyı araç olarak kullanıp halkın iradesini gasp ederken, savunmasını kendi Kürt vekillerine yaptırmaktadır.

2016 yılında Kürt belediyelerine kayyum atandığında, AKP’li Mehmet Metiner, “Belediyeler dağa adam gönderen askerlik şubesi gibi çalışıyor’’ diyerek kayyumu destekliyordu. Bugün Galip Ensarioğlu,’’Kayyum sevimli gelmese da başvurulan bir yöntemdir’’ diyerek sahiplenmektedir. AKP’li eski Ağrı Beldiye Başkanı Savcı Sayan, “Esenyurt belediye başkanı Ahmet Özer‘e terör finansmanı ile ilgili yeni bir soruşturma açılmış. Bu soruşturmanın ucu İmamoğlu‘na gider mi ?’’ diyerek ithamda bulunuyordu.

Meclis Bütçe görüşmelerinde DEM Parti Van milletvekili ve Kürdistan Komünist Partisi (KKP) MYK üyesi Sinan Çiftyürek, TÜİK verilerine dayanarak “Kürdistan şehirleri fakirleşti. Türkiye’nin İç Anadolu şehirleri ise zenginleşti” diyerek, Hazine ve Maliye Bakan’ı Mehmet Şimşek’ten bu eşitsizliğin giderilmesini talep ediyordu. “Bakanın kendisi de Batmanlı bir Kürt. Ama buralar Kürt şehirleri olduğu için bu konuda bir adım atılmadı’’ diyerek gerçeğin üzerindeki perdeyi kaldırıyordu. Bir AKP’li olarak önemli olan Mehmet Şimşek’in sınıfsal çıkarlarıdır, Kürtlerin yoksulluğu ve dezavantajları değildir.

Sonuçta coğrafi olarak karşılaştırdığımızda gelir dağılımı eşitsizliği konusunda Kürtlerle Türkler arasında büyük bir uçurum olduğu gibi Türkler arasında da derin bir eşitsizlik vardır. Irkçılık Türkiye’de ve başka ülkelerde halkları karşı karşıya getirmek ve özellikle işçi sınıfını bölmek ve sömürmek amacıyla kullanılmaktadır. Gelinen aşamada Türkiye güvenin ve saygının kalmadığı, ırkçılıkta birbirleriyle yarışan faşist partilerin çoğaldığı, organize suç örgütü liderlerinin MHP genel merkezinde ağırlandığı ve ırkçılığın geliştiği bir ülke konumundadır. Dolayısıyla ırkçılıkla mücadele son derece önemli ve göz ardı edilecek bir konu değildir.

 

Bahçeli neden ısrarla Öcalan’ı işaret ediyor?

0

Yusuf Karadaş (Evrensel)

İktidar ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli, partisinin son Meclis grup toplantısında adı konulmamış “süreç”le ilgili olarak yeniden Öcalan’ı işaret ederek DEM Parti ile Öcalan arasındaki en kısa sürede görüşme gerçekleştirilmesi çağrısını yaptı. Bahçeli’nin çağrısının ardından DEM Parti Eş Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğlulları, Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığına başvuruda bulundu. İktidara yakın medya organları, DEM Parti ile Öcalan arasındaki görüşmenin önümüzdeki günlerde gerçekleşebileceğini yazıyor.

Öcalan’ın Kürt sorununun çözümünde önemli aktörlerden biri olduğuna şüphe yok. Nitekim PKK’den Rojava’daki Kürt özerk yönetimine ve DEM Parti’ye kadar Kürt siyasal hareketinin farklı alanlardaki temsilcileri de Öcalan’ın alacağı tutumun yeni sürecin gidişatı bakımından belirleyici olacağını söylüyorlar.

Peki, Devlet Bahçeli’nin “Dünyada barış isterken kendi ülkemizde barışı sağlamak lazım” sözleriyle gerekçelendirdiği bu yeni “süreç”te Öcalan’ın Mecliste konuşmasına gelinceye kadar ülkede barışı sağlamak için atılması gereken adımlar yok mu? Bahçeli gerçekten barışı sağlamak için mi ısrarla Öcalan’ı işaret ediyor?

Bu soruların yanıtını vermek bakımından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un geçtiğimiz günlerde yaptığı “Türkiye’nin bir ‘iç Kürt sorunu’ kalmadığı” ve “emperyalizmin Türkiye’ye dayattığı bir ‘dış Kürt sorunu’ üretildiği” açıklaması önem taşıyor.

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta binlerce siyasetçi iktidarın siyasi talimatlarıyla yıllardır cezaevlerinde tutuluyor, Kürt belediyelere kayyımlar atanıyor, devletin Anayasa’sında “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu” yazıyor ve Kürtçe ana dilinde eğitim önündeki engeller devam ediyorken “Türkiye’nin bir ‘iç Kürt sorunu’nun kalmadığı”nı söylemek, aslında iktidarın çözümden ne anladığını da açıkça ortaya koyuyor.

Öte yandan Bahçeli, ülkede barışı sağlamaktan söz ederken Esenyurt’tan başlayıp Mardin Büyükşehir, Batman ve Halfeti Belediyeleri ile devam eden kayyım atamalarına Dersim ve Ovacık Belediyeleri de eklendi. Aynı günlerde aralarında gazetecilerin de yer aldığı yüzlerce Kürt siyasetçiye karşı gözaltı ve tutuklama operasyonları başlatıldı. Demek ki iktidar; halkın seçtiği belediye başkanlarının yerine kayyımlar atayarak, demokratik siyasette ısrar edenleri cezaevlerine doldurarak Bahçeli’nin sözünü ettiği iç barışı sağlamaya devam ediyor!

İçeride durum buyken Uçum’un Türkiye’nin emperyalistlerin ürettiği bir ‘dış Kürt sorunu’ ile karşı karşıya olduğu açıklaması ile Bahçeli’nin ısrarla Öcalan’ı işaret etmesi birbirini tamamlıyor ve aslında iktidar blokunun asıl derdinin ne olduğunun anlaşılmasını sağlıyor.

Burada Uçum, emperyalistlerin ürettiği dış Kürt sorunu derken, elbette Suriye’deki Kürt özerk yönetiminden ve burada ABD ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında devam eden iş birliğinden söz ediyor. Ancak daha ağustos ayında Doğu Akdeniz’de ABD ile ortak deniz tatbikatı yapması, her fırsatta ABD’nin başını çektiği Batılı emperyalistlerin savaş örgütü NATO’ya bağlılığını ortaya koyması ve ABD’nin yeni seçilen Başkanı Trump ile iş birliğini geliştirmeye hazır olduğunu söylemesi, Erdoğan iktidarının emperyalizm “eleştirisinin” Kürtlerle sınırlı olduğunu görmeye/göstermeye yetiyor.

Bu “eleştirinin” arka planında Ortadoğu’da son dönemde yaşanan gelişmeler yer alıyor. ABD emperyalizmi Ortadoğu’daki egemenliğini sürdürebilmek için İsrail ve Körfez’deki Arap rejimleri arasındaki iş birliğini geliştirmeye dayalı bir ‘yeniden dizayn’ politikasını uygulamaya çalışıyor. Geçen yılın 7 Ekim’inden bu yana geçen süreçte ‘direniş ekseni’ içindeki Hamas ve Hizbullah’a önemli darbeler vuran İsrail, İran’ın bölgesel gücünü sınırlamayı amaçlayan bu yeniden dizayn politikasında mızrağın sivri ucunu oluşturuyor. ABD ve İsrail için Irak ve Suriye’de Kürtlerle sürdürülen iş birliği de bu yeniden dizayn politikası bakımından önem taşıyor. Başka bir yazı konusu olmakla birlikte son günlerde Halep kırsalında el Kaide’nin devamcısı HTŞ ve Suriye devlet güçleri arasında yaşanan çatışmaların da bu dizayn politikasının yeni halkası olduğu anlaşılıyor.

İşte zamanında kendini “BOP’un [Büyük Ortadoğu Projesi] eş başkanı” ilan eden ve 2011’de “bölgesel liderlik” hevesiyle Suriye müdahalesinin öncülüğüne soyunan Erdoğan ve kader birliği yaptığı tekelci burjuva gericilik, bölgedeki son gelişmelerin Türkiye’yi ikincil önemdeki bir aktör pozisyonuna düşürmesinden büyük bir kaygı duyuyor. Çünkü iktidar ve devlet, bölgedeki gelişmelerin Türkiye’yi bölgedeki paylaşım ve egemenlik mücadelesinde geri plana itme ve dahası Suriye Kürtlerinin statüsünün kalıcılaşmasının Kürt sorununda ülke içindeki politikayı sürdürülemez hale getirme potansiyelini görüyor ve bunun önünü almaya çalışıyor.

Bu yüzden Bahçeli, Irak’ta PKK ve Suriye’de Kürt özerk yönetimi ve SDG üzerinde etkili olabilecek bir aktör olarak ısrarla Öcalan’ın devreye girmesini istiyor. Böylece Öcalan’ın devreye girmesi halinde Irak ve Suriye’de devreye girecek bu ‘ön alma’ siyaseti üzerinden Türkiye egemen sınıfları bölgede karşı karşıya bulundukları riskleri bir avantaja çevirmeyi hesaplıyor.

Yoksa Bahçeli ve iktidar blokunun derdi, söylendiği gibi ülkede barışı sağlamak olsaydı en kolayı herhalde hakkındaki AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları uygulanarak Demirtaş’ın serbest bırakılması olurdu. CHP Lideri Özgür Özel’in “Samimiyet olsa, Demirtaş’tan katkı istenir” açıklaması gerçeğin bu yönüne işaret ediyor.

Ancak iktidarın asıl derdi ülkede barışı sağlamak değil, bölgede PKK ve SDG üzerinde etkili bir aktörün devreye girmesi ve bu temelde bölgede olası risklere karşı bir ‘ön alma’ siyasetini devreye sokmak olunca, bu konuda Öcalan’ın rolünü oynayabilecek başka bir aktör bulunmuyor. Bu nedenle de Bahçeli açıklamalarında ısrarla Öcalan’ı işaret ediyor.

Yanlış anlaşılmasın, burada iktidar blokunun Öcalan’ı işaret etmesinin arkasındaki nedenlere ve gelişmelere dikkat çekilmeye çalışılıyor. Yoksa burada söylenenlerden 2013-2015’teki “çözüm süreci”nin aktörlerinden biri olan Öcalan’ın ülkedeki Kürt sorununun çözümünde etkili olmadığı/olamayacağı gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır.

Ülkedeki iktidar yıllardır “terör” parantezine aldığı Kürt sorununu her türlü demokratik hakkı askıya almanın dayanağı ve milliyetçi-şoven kışkırtmalarla halklar arasında düşmanlığı körükleyip sınıf çelişkisinin de üstünü örtmenin aracı olarak kullanıyor. O yüzden içeride bir Kürt sorunu olmadığını söyleyip bölgede Kürt sorunundan kaynaklı olası risklerin önünü almaya yönelik bir politika geliştirmenin yolunu arıyorlar.

Başka bir deyişle Kürt sorununun içi bizi; bu ülkenin halkları ve her milliyetten işçi-emekçilerini ve dışı da ülkedeki iktidarı ve bölgedeki paylaşım mücadelesinden pay almak isteyen tekelci burjuva gericiliği yakıyor. Dolayısıyla bu ülkenin halkları ve her milliyetten işçi-emekçileri için asıl tehdit dışarıda değil, içeride iktidarın, burjuva gericiliğin çıkarları temelinde sürdürdüğü politikadır. Bu tehdidi ortadan kaldırmanın yolu da Kürt sorununun eşit haklar temelinde çözümü, ülkede demokrasi ve bölgede barış için mücadeleyi büyütmekten geçiyor.

 

Post Office özelleştirme kıskacında

Post Office geçici başkanı Nigel Railton tarafından kasıtlı olarak 12 Kasım’da basına sızdırılan yazışmalar, kamu tarafından işletilen Post Office’lerin ya özelleştirileceği ya da kapatılacağı bilgisini içeriyor. 360 yıllık bir geçmişe sahip olan Post Office’ın Birleşik Krallık çapında 11 bin 500 şubesi ver. Bu şubelerin yaklaşık yüzde 99’u bayilikler adı altında taşeron firmalar tarafından işletilirken sadece yüzde birine tekabül eden 115 şubesi hala kamu tarafından işletiliyor.

Post Office çalışanlarının örgütlü bulunduğu İletişim İşçileri Sendikası (CWU) ile Post Office’lerin ve işçilerin geleceğine dair herhangi bir görüşme yapılmadan alınan bu karar, işçilerin ve sendikanın yönetim tarafından hiçe sayıldığını göstermekte. Kararın uygulamaya konması halinde yaklaşık bin Post Office çalışanı işinden olacak.

Post Office, geçtiğimiz yıl, kullandığı hatalı yazılımın neden olduğu hesap hatalarından dolayı 1999-2015 yılları arasında 900’den fazla çalışanını zimmetine para geçirdiği suçlamalarının düştüğü ve tazminata mahkûm edildiği Horizon skandalı ile sürekli gündemde kaldı. Masum çalışanlarını mahkûm etmek için hukuk firmalarına ve avukatlara 250 milyon sterlin ödeyen Post Office yöneticilerinin yapmış olduğu yanlışların faturası çalışanlara kesiliyor.

Kamu tarafından işletilen Post Office şubeleri genellikle şehir merkezlerinde bulunuyor ve çalışanları doğrudan Post Office tarafından istihdam ediliyor. Daha önce aralarında Lottery’nin de bulunduğu şans oyunlarını işleten Camelot firmasının yöneticisi olan geçici Başkan Nigel Railton, şubelerin en az yarısının kar etmediğini ve postane hizmetlerinden elde edilen karın çok düşük miktarlarda kaldığını iddia ediyor. Kapatılması ya da özelleştirilmesi planlanan postaneler arasında Dalston’daki Kingsland High Street, Stamford Hill ve Islington merkez postaneleri de var.

Post Office çalışanlarının üye olduğu ve aidat ödediği CWU şsendikası İşçi Partisi’ne bağlı olan ve maddi yardımda bulunan sendikalar arasında yer alıyor. Post Office çalışanlarının sendikalarından ve ödedikleri aidatların aktarıldığı İşçi Partisi’nden beklentileri işlerinin ve haklarının ellerinden alınmasına seyirci kalınması değil tüm Post Office şubelerinin ve Royal Mail’in kamulaştırılması ve yönetiminin işçilerin kontrolüne verilmesi. Öyle görünüyor ki önümüzdeki dönem işçiler haklarını ve işlerini koruyabilmek için hem yöneticileri hem sendika bürokrasisi hem de İşçi Partisi ile mücadele etmek zorunda kalacak.

 

Hackney öğretmenleri ücret ve çalışma koşulları için grevdeydi

Clapton’daki okulun çalışanları, altıncı sınıfın New City College (NCC) ile birleştirilmesinin bir sonucu olarak çalışma koşullarında “dramatik değişiklikler” olduğunu belirttiler.

Ayrıca, diğer kurumlardaki öğretmenlerle eşit olmadıklarını söyledikleri ücret artışından da şikayet ettiler. Kasım ayı başlarında greve giden öğretmenlere, personele “korkunç” muamele edildiğini söyleyen yerel milletvekili Diane Abbott da katıldı.

Okul çalışanları bir taraftan grevleri devam ettirirken, bir taraftan da önümüzdeki günler için yeni grevler planlanıyor.

Ulusal Eğitim Sendikası’nın (NEU) Hackney şubesi bölge sorumlusu David Davies, öğretmenlerin birleşme ve ardından gelen değişiklikler konusunda kendilerine danışılmamasından dolayı öfkeli olduklarını söyledi. “NCC öğretmenleri görmezden geldi. Birçoğu için bu değişiklik, öğretmenlere ve destek personeline olduğu kadar topluma da yapılmış bir saldırı gibi görünüyor… Ek iş yükü ve personel için daha düşük ücretin, öğrenciler açısından uzun vadede daha kötü sonuçlar doğuracağına dair güçlü bir his var” dedi.

NCC, “üzüntü verici” grevler nedeniyle hiçbir sınavın ya da dersin iptal edilmeyeceğini teyit etti. Hackney Citizen’a konuşan bir okul yöneticisi, birleşme sona erdiğinde personelin yüzde üç zam aldığını ve bunun Kolejler Birliği (AOC) tarafından önerilen artıştan daha fazla olduğunu iddia ederek haksız ödeme iddialarına karşı çıkmaya çalıştı: “Hükümet okul öğretmenleri için yüzde 5.5’lik bir ücret artışı verse de diğer kolej personeli için böyle bir ücret artışını finanse etmedi” şeklinde konuştu.

Okul personeli ile yeni yöneticileri arasındaki gerilim, Kasım ayı ortalarında NCC’nin son dakikada aldığı bir kararla Britanya’daki Afrikalı ve Karayiplilerin tarihine ilişkin bir konferansı iptal etmesiyle daha da alevlendi. Kolej, etkinliği kısa süre içinde iptal etmelerinin nedeni olarak “güvenlik” kaygılarını gösterdi. Personelin yanı sıra akademisyenler ve toplum aktivistleri bu kararı “ırkçı” olarak nitelendirerek kınadı.

Öğretmenlerin eylemleri önümüzdeki günlerde sürecek.

 

Hackney Belediyesi çocuk merkezlerinin kapatılması konusunda hukuka aykırı davrandığını kabul etti

Belediye’ye karşı adli inceleme davası açmak için mücadele eden ebeveyn ve kampanyacılar, belediyenin tartışmalı teklifleri konusunda bölge halkına yeterince açık olmadığını kabul etmesini sevinçle karşıladılar. Kararın geri alınması, Royal Courts of Justice’ta yapılacak son duruşmadan bir gece önce gerçekleşti.

Ocak ayından bu yana ebeveynler, altı ay ile beş yaş arasındaki çocuklara uygun fiyatlı çocuk bakımı sunan Stoke Newington’daki Fernbank ve Haggerston’daki Sebright merkezlerinin kapatılması planına karşı çıkıyorlardı.

Rook Irwin Sweeney hukuk şirketi tarafından temsil edilen beş çocuk davacı ve aileleri, merkezlerin kapatılmasının 129 çocuk bakım yerinin kaybedilmesi anlamına geleceğini ve bunun da Hackney’deki tüm sübvansiyonlu kreş yerlerinde yüzde 25’lik bir azalmaya yol açacağını savunuyorlardı. Ayrıca, Belediye’nin bu yıl 31 Ocak ve 24 Nisan tarihleri arasında gerçekleşen danışma sürecinde alternatif seçenekler konusunda istişarede bulunmadığını ileri sürmüşlerdi.

Belediye, Sebright ve Fernbank için önerilen bu “yeniden yapılandırmanın”, kreş ücretlerindeki düşüş ve yüksek işletme maliyetlerinden kaynaklanan 1.07 milyon sterlinlik bütçe açığı nedeniyle tasarruf etme ihtiyacından kaynaklandığını söylemişti. Bu planlar, üç yıl içinde çocuk hizmetleri genelinde 4 milyon sterlin tasarruf sağlamaya yönelik bir stratejinin parçasıydı.

Avukatlar, danışma ile ilgili raporun tamamının beş çocuk ve aileleri dışında kimseye açıklanmadığını, ancak Hackney Belediyesi’nin “raporun tamamına ilişkin olarak danışanlara yeterince açık olmadığını kabul ettiğini” açıkladı. Bu girişimler sonucunda istişare iptal edildi ve Belediye tüm tarafların dava masraflarını ödemeyi kabul etti.

Belediye 5 Kasım’da yaptığı bir açıklamada, sübvansiyonlu çocuk bakımı konusunda tasarruf yapma ihtiyacının arkasında durdu. Ama bu vesileyle “çocuklara sunduğumuz hizmetleri gelecekte nasıl daha sürdürülebilir hale getirebileceğimize ilişkin yaklaşımımızı gözden geçirmek için kullanacağız” şeklinde bir açıklama da yaptı.

Yasal masraflarını karşılamak için Crowdjustice’ten para toplayan kampanya, ebeveynler, sendikalar ve aralarında Hackney Milletvekili Diane Abbott’un da bulunduğu yerel siyasetçilerden önemli destek gördü.

 

Belediye evlerinin satın alınması zorlaştırılacak

1980 yılında Margaret Thatcher tarafından başlatılan Right to Buy olarak bilinen belediye evlerini satın alma hakkı, İşçi Partisi tarafından zorlaştırılıyor. Mevcut düzenleme belediyeler tarafından tahsis edilen sosyal konutlarda yaşayanlara oturdukları konutları indirimli olarak alma hakkı veriyor. Londra için maksimum136 bin sterlin olan indirim 21 Kasım’dan itibaren 16 bin sterline düşürüldü.

Belediye evlerinin satışını teşvik eden yüklü miktardaki indirime, bu yılın Temmuz’unda iktidara gelen İşçi Partisi’nin 30 Ekim’de açıkladığı bütçe ile son verilmiş oldu. 21 Kasım itibarı ile sona eren indirimden yararlanmak isteyen binlerce belediye kiracısı Right to Buy başvurusunda bulundu. Üç hafta içerisinde yapılan başvuru sayısı birçok belediyede bir yılda yapılan başvuru sayısını aştı. Piyasa fiyatının altında biçilen konut fiyatının yanı sıra 136 bin sterlinlik yardımı kaçırmak istemeyen belediye kiracıları mortgage alma koşulları olmasa dahi başvurularını yaptı.

İşçi Partisi sosyal konutların satışını zorlaştırmak için indirime son vermenin yanı sıra yeni koşullar da getirmeye hazırlanıyor. Yapılması planlanan değişiklikler arasında oturduğu evi satın almak için bekleme süresinin üç yıldan on yıla çıkartılması ve yeni yapılan evlere taşınanlar için bu hakkın tamamen kaldırılması da var. Konutların satışı halinde belediyelerin yapmış olduğu indirimin iadesi için mevcut olan zaman aşımı süresi de 5 yıldan 10 yıla çıkartılacak. Yani belediyeden satın aldığı evi 10 yıl içinde satanlar yararlandıkları indirimi belediyelere iade etmek zorunda kalacak.

İngiltere ve İskoçya’da konut adaleti için kampanya yürüten Shelter Vakfı’nın Genel Müdürü Polly Neate, İşçi Partisi’nin Right to Buy hakkına yönelik reformlarını “olumlu ama yetersiz” olarak değerlendirdi. Neate, atılan bu adımların İlkbahar Bütçesi’ne dahil edilecek sosyal konutların inşası için ayrılan ciddi yatırımlarla desteklenmesi durumunda anlamlı olacağını ifade etti.

Shelter tarafından yapılan bir analiz 1980 yılına kıyasla sosyal konutların sayısının 1 milyon 400 bin azaldığını ortaya koyuyor. Ellerindeki sosyal konutları indirimli olarak satan belediyeler, giderek artan konut ihtiyacına karşılık sattıkları evlerin yerine yenisini inşa edemedikleri için, yüzbinlerce evsizi yüksek kiralar ödedikleri geçici evlerde yaşamaya mahkum etmiş durumda.

 

16 Yaş altına sosyal medya yasağı “masada”

İngiltere’de sosyal medyanın gençler için yasal olarak kısıtlanması fikri, Avustralya’da 16 yaşından küçük çocukların sosyal medyadan men edilmesine yönelik yasanın ardından gündeme geldi. Avustralya hükümetinin hazırladığı yasa Elon Mask ve “sosyal medya savunucularının” itirazlarını dikkate almadı. Böylelikle Avusturalya sosyal medyayı 16 yaş altına yasaklayan ilk ülke olarak tarihe geçerken, bu konuda adım atmak isteyen ülkelere de örnek ve ilham olacak.

Bakan Kyle, sosyal medyanın 16 yaş altındakilere yasaklanmasına dair sorulan soruya “benim için her şey masada, ama önce bu konuda daha fazla kanıt görmek istiyorum” cevabını verdi. Kyle ayrıca önümüzdeki yıl yürürlüğe girecek olan Çevrimiçi Güvenlik Yasası’nda (Online Safety Act – OSA) yer alan yetkilerin düzenleyici kurum olan Ofcom tarafından “iddialı” bir şekilde kullanılmasını sağlamaya odaklanacağını da beyan etti.

Halen parlamentoda görüşülmekte olan Çevrimiçi Güvenlik Yasası teknoloji firmalarının, çocukları bazı yasal ancak zararlı materyallerden korumak için platformlarındaki içerikler konusunda daha fazla sorumluluk almalarını zorunlu kılacak. OSA, çocukları bazı yasal ancak zararlı materyallerden koruması için teknoloji firmalarının platformlarındaki içerik konusunda daha fazla sorumluluk almasını öngörüyor. Sosyal medya ve mesajlaşma platformları yasaya uymadıkları takdirde milyarları bulan para cezalarıyla karşı karşıya kalabilecekler.

Tasarı daha yasalaşmadan bazı şirketlerin çalışma şekillerinde önemli değişiklikler yapmasına yol açtı. Eylül’de Instagram gençler için yeni hesaplar oluştururken Kasım’da Roblox küçük çocukların başkalarıyla mesajlaşmasını yasakladı. Bakan, yasa ile birlikte ekstra yetkilere sahip olacak düzenleme kuruluşu Ofcom’a bir “stratejik niyet mektubu” da göndererek önceliklerini vurguladı.

Hem bakanın açıklamaları hem de Çevrimiçi Güvenlik Yasası’na dair bir değerlendirme yapan kampanya grubu Molly Rose Vakfı (Molly Rose Foundation), bakanın açıklamalarını “Ofcom’un daha cesur davranması için önemli bir işaret” olarak nitelendirirken çıkartılan yasasın yeterli olmadığını ve güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Vakıf yaptıkları araştırmanın, halkın ve ebeveynlerin teknoloji firmalarına kapsamlı bir özen yükümlülüğü getiren güncellenmiş bir yasayı desteklediği açıklaması ile birlikte Başbakan Starmer’a da bu bitmemiş işi yerine getirmek için hızlı ve kararlı bir şekilde hareket etme çağrısı yaptı.

Kasım ayı sonunda The Telegraph gazetesi tarafından iki bin katılımcıyla yapılan bir ankete göre halk, Avusturalya tarzı bir sosyal medya yasağını destekliyor. Ankete katılanların yüzde 67’si Facebook, Instagram ve TikTok gibi sosyal medya platformlarını kullanma yaşının 16’ya çıkartılmasını istiyor.

Sosyal medya sadece çocuklar için değil yetişkinler içinde ruhsal problemlerin yanı sıra uyku kalitesinin düşmesi, sorumlulukları yerine getirememesi, yanlış bilgiye maruz kalması, siyasi kutuplaşma gibi sorunlarla ilişkilendirilmekte. Çocukları ve gençleri sosyal medyada karışılacakları tehlikelerden korumak için atılan her adım önemli olsa da bir yasakla devasa bir sorunun çözülemeyeceği açık. Bu nedenle çocukların sosyal medyadan korunmasını yasalara, yasaklara ve düzenlemelere bırakmadan; sosyal medya ve teknoloji konusunda bilgi sahibi olmak, tehlikeler konusunda çocuklarımızı uyarmak ve sosyal medya kullanımını sağlıklı bir düzeyde tutmalarına ve alternatif etkinliklere yönelmelerine yardımcı olmak yararlı olabilir.

 

Britanya’da kadınlar ücret eşitsizliği nedeniyle iki ay ücretsiz çalışıyor

Son rakamlara göre, kadınlar erkeklerden yılda ortalama 7.572 Sterlin daha az kazanıyor. Bu rakam 2023 yılında 6.888 Sterlin’e düşmüştü. Rapor, mevcut tam zamanlı ücret farkının %11.3 olduğunu tahmin ediyor.

Araştırmacılar bu artışın, hükümetin çalışma saatleri ve kazançları kaydetme yönteminde yaptığı ve artık en çok kazananların verilerini de içeren değişikliklerden kaynaklandığını belirtiyor.

Fawcett Society başkanı Jemima Olchawski, bu Eşit Ücret Günü’nün cinsiyetler arası ücret eşitsizliğinin “sadece kalıcı değil, aynı zamanda derinleşme riski taşıdığını” hatırlattığını ve yeni yöntemle durumun “daha önce sanıldığından da kötü olabileceğini” gösterdiğini belirtiyor.

Ücret eşitsizliğine yol açan en önemli etkenlerden biri, kadınların bakım sorumlulukları nedeniyle yarı zamanlı, düşük ücretli veya güvencesiz işlerde çalışma ihtimallerinin daha yüksek olması.

Yardım kuruluşu 2023 raporunda kadınların yarı zamanlı çalışma olasılığının (%27) erkeklere kıyasla (%14) neredeyse iki kat daha fazla olduğunu tespit etmişti.

Bu yılki veriler de önemli bir “annelik cezası” olduğunu ve meslek ve sektör farklılıklarının aradaki farkın yüzde 45’ini oluşturduğunu gösterdi.

Bangladeşli (yüzde 28.4), Pakistanlı (yüzde 25.9) ve beyaz ve siyah Karayip (yüzde 25) kökenli kadınlar arasındaki ücret farkları da beyaz İngiliz erkeklere kıyasla daha büyük ve bu durum halihazırda yaşadıkları mali eşitsizlikleri daha da kötüleştiriyor.

Genel olarak, aradaki farkın büyük bir kısmı açıklanamıyor; veriler, kadın ve erkekler aynı saatlerde, aynı işlerde çalışsalar ve aynı yaş, etnik köken ve geçmişe sahip olsalar bile cinsiyetler arası ücret farkının yaklaşık üçte ikisinin hala ortaya çıktığını gösteriyor.

Olchawski, “Eşitliği gerçekten sağlamak için, kadın emeğinin değersizleştirilmesi, uygun fiyatlı çocuk bakımı eksikliği ve kadınların, özellikle de annelerin işgücünde tam potansiyellerine ulaşmalarını engelleyen sistemik engeller de dahil olmak üzere uçurumun temel nedenlerini ele alan kapsamlı, departmanlar arası bir stratejiye ihtiyaç var” dedi.

Sendikalar Konfederasyonu TUC Genel Sekreteri Paul Nowak, İşçi Partisi’nin Ekim’de Parlamento’ya sunduğu İstihdam Hakları Yasa Tasarısı’nın, büyük işverenlerin cinsiyete dayalı ücret farklılıklarını nasıl kapatacaklarına dair net eylem planları ortaya koymalarını gerektireceği için kadınların ücret ve eşitliği açısından “hayati” önem taşıdığını söyledi.

“Cinsiyetler arası ücret farkının temel nedenlerinden biri olan bakım sorumluluklarının büyük kısmını hala kadınların üstlendiğini biliyoruz, bu nedenle bakımın düzeltilmesi ücretlerinin artırılması için kritik önem taşıyor.”

Ayrıca sosyal bakım alanında çalışanlara, ücret ve koşullar konusunda yapılacak iyileştirmelerin “personelin işe alınmasına ve elde tutulmasına yardımcı olacağını” vurguladı.

TUC analizine göre, tüm kadın çalışanların ücreti erkeklere göre yüzde 14.3 daha az ve bu genel olarak kadınların 52 gün ücret almadan çalışması anlamıına geliyor. 50-59 yaş arası kadınlar yüzde 19.7 ile en yüksek ücret eşitsizliğine maruz kalıyor ve 72 güne eşdeğer bir süre ücretsiz çalışıyorlar. 40-49 yaş grubunda ise bu oran yüzde 17 ve ücretsiz çalışılan gün sayısı 62.

Equality Trust, 2020 raporunda, o zamanki ilerleme hızıyla cinsiyetler arası ücret farkının ortadan kaldırılmasının neredeyse 200 yıl alabileceğini tahmin ediyordu. Kuruluşun yöneticisi Jo Wittams, “Bugün, cinsiyetler arası ücret farkının geçen yıla göre daha fazla olduğu bir ortamda, bu bile iyimser bir tahmin olabilir” diyor.

“İşverenlerin raporlama zorunluluğu olmadığı için etnik köken ya da engellilik ücret farklarının ne zaman kapanacağını bile tahmin edemiyoruz; bir rapora göre etnik köken ücret farkının ne olduğunu öğrenmemiz bile 50 yılı bulabilir.”

UNISON sendikası eşitlik başkanı Josie Irwin şu uyarılarda bulunuyor: “Kuruluşların sadece cinsiyete dayalı ücret farklarını bildirmeleri yeterli değil. Hükümet, Birleşik Krallık’taki her kurum ve şirketin bu konuda bir şeyler yapmak üzere harekete geçmesini sağlayacak şekilde yasayı değiştirmeli. Ancak toplum, kadınların bakım rollerini diğer işlerden daha az değerli olarak görmeyi bırakana kadar, herhangi bir ücret ilerlemesi yavaş olmaya devam edecektir.”

 

Ford İngiltere’de 800 işçi işten atacak

Ford İngiltere çapında 800 işçiyi işten çıkaracağını açıkladı. “İşgücünü yeniden planlama” adı altında işçi işten atarak, aynı üretimi daha az işçiyle yapmak istiyor.

Ticaret koşulları ve rekabetin zorlukları karşısında bu kararı almak zorunda olduklarını iddia eden Ford, Dagenham’daki fabrikanın da etkilenmeyeceğini iddia ediyor.

Sendikalar ise Ford’un iddialarının doğru olmadığını, aynı işi daha az işçi ile yapmak istediklerini söyledi. Ford, işten çıkarmaların olacağını öne sürerek, işçilerin gönüllü bir şekilde işten çıkmalarını istediklerini söyledi. Adeta işçiler tehdit ederek, “Gönüllü çıkarsanız çıkın, çıkmazsanız biz çıkartacağız” demeye getiriyor.

Ford, başta Almanya olmak üzere Avrupa’da toplam 4 bin işçinin işine son vereceğini açıkladı. İngiltere’de toplam 5 bin 300 Ford işçisi var.