Ana Sayfa Blog Sayfa 11

Vauxhall Luton’daki ‘van’ fabrikasını kapatacak

Citroen, Fiat ve Peugeot gibi araba fabrikalarına da sahip olan Stellantis, Luton’da bulunan Vauxhall fabrikasını kapatacağını açıkladı. Firma, elektrikli ‘van’ üretimini başka fabrikalara aktaracağını iddia ederken, en az 1100 işçinin de işine son vereceğini açıkladı.

Stellantis, maliyetlerin arttığını ve bununla baş edebilmek için bu kararı aldıklarını açıklarken, Luton fabrikasında örgütlü olan UNITE sendikası da alınan karara tepki gösterdi.

UNITE, sendikasının ve işçilerin bu durumdan bilgi sahibi olmadığını ve bu şekilde alınan bir kararla işçilerin ve ailelerinin mağdur edildiğini söyleyerek, işçilerin işten atılmasına izin vermeyeceğini açıkladı.

Elektirikli van üretiminde çeşitli sıkıntılar olduğunu savunan patronlar, hükümetin üretime daha fazla destek vermesini istedi. Maliye Bakanı da bu destekleri vereceğini söylemiş olmasına rağmen Stellantis Luton fabrikasını kapatmakta ısrarlı. Sendika ise bu şekilde fabrika kapatılmasının doğru olmadığını, üyelerini işsizlikle yüzyüze bıraktığını açıkladı.

Dedeleri köle olan Dışişleri Bakanı Lammy köle ticareti tazminatına karşı

David Lammy, kölelikten etkilenen Afrika’daki eski sömürge ülkeleri için talep edilen tazminatları, “ekonomik krizi” gerekçe göstererek, nakit ödemeyi reddetti.

BBC haberine göre, ilk kez Afrika turuna çıkan Dışişleri Bakanı Lammy, Nijerya’nın ticari şehri Lagos’ta açıklamalarda bulundu. Lammy, kendisinin de “köleleştirilmiş insanların soyundan geldiğini” vurgulayarak, kölelik döneminin “korkunç ve dehşet verici” olduğunu ve insanların üzerinde “kalıcı izler” bıraktığını söyledi.

Hayat pahalılığına ve ekonomik krize dikkati çeken Lammy, kölelikten etkilenen Afrika’daki eski sömürge ülkeleri için talep edilen tazminatları nakit ödeyemeyeceklerini kaydetti.

Lammy, kölelikten etkilenen ülkeler için tazminat kavramının “nakit para transferiyle ilgili olmadığını” belirterek, İngiltere’nin nakit tazminat yerine Afrika ülkeleriyle beceri ve bilim paylaşımı yapacağını aktardı. İngiltere başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, 1500’lü yıllardan itibaren yüzyıllar boyunca süren Afrika’daki köle ticaretinde önemli roller oynamıştı.

Afrika’daki eski sömürge ülkeleri arasında Gambiya, Gana, Kenya, Nijerya, Liberya ve Zambiya en başta geliyor.

 

Faşizme ve aşırı sağa karşı uluslararası zirve: “İşçi sınıfının birliği faşizmi yenecek tek güç”

Her yıl Londra’da yapılan “Irkçılığa Karşı Uluslararası Zirve” bu yıl yine Sendikalar Konfederasyonu TUC binasında 16 Kasım günü gerçekleştirildi. Çok sayıda konuşmacının olduğu konferansa 700 kişi katıldı. Açılış ve kapanış oturumlarının yanı sıra altı ayrı atölye çalışması da gerçekleştirildi.

Faşizmin hortlatılmaya çalışıldığı ve aşırı sağın yaz aylarında sokağa çıkıp saldırılarda bulunduğu bir döneme denk gelen zirvenin adı “Faşizme ve Aşırı Sağa Karşı Zirve” olarak belirlendi.

“İşçilerin önyargıları giderilmeli”

Almanya, Amerika ve Fransa’dan da konuşmacıların olduğu zirvede, işçi sınıfının birliğinin önemine bir kez daha vurgu yapıldı. TUC Eşitlik Komitesi Başkanı Kudsia Batool, tüm işyerlerinde sendikaların ırkçılığa ilişkin eğitim çalışmaları yapması gerektiğini ve dünyanın farklı ülkelerinden gelen işçilerin ve yerli işçilerin önyargılarının giderilmesi gerektiğini söyledi. Zirvede en çok altı çizilen fikir ise, işçi sınıfının birlik olmasının tüm ırkçılığı ortadan kaldıracağı yönündeydi.

Ulusal Eğitim Sendikası (NEU) eski genel sekreteri Kevin Courtney de konuşmacılar arasındaydı. Courtney, son zamanlarda, Fransa’dan botlarla İngiltere’ye geçen göçmenler üzerinde koparılan fırtınayı hatırlatarak, gelmek isteyen göçmenlere yol açılması gerektiğini belirten Courtney, “Bu insanlar keyfinden gelmiyor. İngiltere’nin de doğrudan içinde olduğu savaşlardan kaçıp geliyorlar. Açtığınız savaştan işçiler kaçıp geliyorsa, onlara kucak açmak zorundasınız” dedi.

Courtney, göçmenliğin de sınıflı olduğunu belirterek, “İşçi sınıfı düşmanları ve zenginler özel uçaklarıyla İngiltere’ye göçüyorlar. İşçi sınıfından insanlar ise botlarla hayatlarını tehlikeye atarak gelmek zorunda kalıyorlar. İşte sınıf farklılığı budur” dedi.

“Göçmen düşmanlığında yarışıyorlar”

Zirvenin açılış oturumunda konuşan İşçi Partisi eski lideri ve bağımsız Islington Milletvekili Jeremy Corbyn, parlamentoda yapılan tartışmalara değindi. Corbyn, İşçi Partisi iktidarı ve muhalefetteki Muhafazakâr Parti arasında bir yarışın olduğunu ve bunun, “kim daha hızlı ve daha çok göçmen gönderebilir” yarışı olduğunu söyleyerek, tüm göçmenlerin güvenli bir şekilde ülkeye sokulmasını ve çalışma hayatına girmeleri gerektiğini belirtti.

Zirveye, Irkçılığa Karşı Ayağa Kalk Kampanyasının yanı sıra, Savaş Karşıtı Koalisyon, Nükleer Silahlanma Karşıtı Kampanya ve çok sayıda sendika katıldı.

 

Aranan savaş suçlusuna neden hala silah satılıyor?

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICC) hakkında tutuklama emri çıkardığı İsrail Başbakanı Netanyahu’ya silah satmaya devam eden İngiltere de suç işliyor.

Gazze’de savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemekle suçlanan Netanyahu, geçtiğimiz günlerde ICC tarafından çıkarılan kararla resmen aranan kişi durumuna düştü. Yurtdışına çıkıp da ICC’ye taraf olan bir ülkeye gittiği anda yakalanacak ve Lahey’de yargılanacak.

İngiltere’de son seçimlerde bağımsız olarak parlamentoya giren 5 milletvekili, dışişleri bakanı ve başbakana şu soruyu sordu. “ICC’in aradığı bir savaş suçlusuna İngiliz devleti neden hala silah satıyor?”

Parlamentoda yapılan tartışmalarda Filistin’de yapılan katliamlar gündem olmaya devam ediyor. Katliamı, Jeremy Corbyn’le birlikte “Bağımsız İttifak” adını verdikleri oluşumun milletvekilleri gündemde tutmaya devam ediyorlar.

Toplam 5 milletvekilinin oluşturduğu Bağımsız İttifak üyeleri, başbakana ve bakanlara, “Neden uluslararası arama emri olan bir katile İngiltere hala silah satıyor?” sorusunu sordular. Cevap alınmamış olsa da Britanya halkı, savaş başladığından bu yana sokaklarda gösteriler yaparak hükümetin politikalarına kitlesel tepki göstermeye devam ediyor.

 

Başbakan Starmer, İsrail’e tüm silah satışlarının askıya alınması talebini reddetti

Başbakan Keir Starmer, İsrail’e tüm silah satışlarının askıya alınması yönündeki talebi reddetti. Starmer, İngiltere Parlamentosundaki haftalık “Başbakan’a Sorular” oturumunda, gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

İskoçya Ulusal Partisi (SNP) Milletvekili Brendan O’Hara, oturumda, Starmer’in, Gazze’ye daha fazla yardımın girmesine izin vermemesi nedeniyle İsrail hükümetine yaptığı çağrıyı hatırlattı. O’Hara, Başbakan’a, artık İsrail hükümetine seslenmekten ve ne kadar kızgın olduğunu söylemekten daha fazlasını yapmasının zamanının gelip gelmediğini sordu. SNP milletvekili, ayrıca “Artık İsrail’e tüm silah ihracatını durdurmanızın, yaptırım uygulamanızın ve tüm yasa dışı yerleşimlerle ticareti durdurmanızın ve Filistin’i tanımanızın zamanı gelmedi mi?” sorusunu yöneltti.

Başbakan Starmer, milletvekilline verdiği yanıtta, “İsrail’e, İran’dan gelebilecek saldırılara karşı kendisini savunabilecek kabiliyetlerin satışı konusundaki tutumumuzu çok ama çok net şekilde ortaya koymuştum ve bunu yapmaya devam edeceğimizi de açıkça ifade ediyorum” dedi.

İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy, 2 Eylül’de yaptığı açıklamada, İsrail’e silah satışına yönelik verilen 350 lisansın yaklaşık 30’unu askıya alacaklarını bildirmişti. Ancak kısmi silah ambargosuna, İsrail’in elindeki F-35 savaş jetlerinin İngiltere menşeli bileşenleri dahil edilmemişti. Bu bileşenlerin İsrail’in Gazze’yi bombalamak için kullandığı jetlerin yüzde 15’ini oluşturduğu ve İngilizlerin İsrail ordusu için sağladığı en önemli ekipmanları içerdiği tahmin ediliyor.

İngiltere Savunma Bakanı John Healey de bu kararın İsrail’in güvenliği üzerinde “önemli etkisi olmayacağını” açıklayarak, İsrail’in genel güvenliğinin tehlikeye atılmayacağına dair güvence vermişti.

Uluslararası insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, İngiltere’nin İsrail’e kısmi silah ambargosu kararının “yetersiz” ve “geç alınmış” olduğu eleştirisinde bulunarak, silah tedarikinin tamamen durdurulmasını istiyor.

 

Sıfır-saat sözleşmeli çalışanların ve genç işsizlerin sayısı arttı

Son işgücü piyasası verilerine göre, hiçbir iş garantisi sunmayan sıfır-saat sözleşmeleri (zero hours contracts) arttı, ücretler yavaşladı ve genç işsizliği son dört yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

Ulusal İstatistik Ofisi’nin (ONS) resmi işsizlik verileri Haziran ve Eylül ayları arasında yüzde 4’ten yüzde 4.3’e bir sıçrama gösterirken, aynı dönemde bordrolu çalışanların sayısı 43 bin azaldı.

Sayılar ayrıca genç işsizliğinin arttığını ve kalıcı hale geldiğini gösteriyor: genç işsizliği yüzde 13.7’ye yükselirken, gençler arasında uzun dönemli işsizlik son bir yılda yüzde 83 artış gösterdi.

Sendikalar konfederasyonu TUC genel sekreteri Paul Nowak, hükümetin gençleri uzun süreli işsizlikten kurtarmaya odaklanması gerektiğini belirterek, “Uzun vadeli genç işsizliğinin pandemi sonrası en yüksek seviyeye ulaştığı ve hala artmaya devam ettiği günümüzde, gençlerin acilen çalışmak ya da eğitim almak için gerçek fırsatlara ihtiyacı var” dedi.

Düzenli geliri olanların ücretleri Eylül ayına kadarki üç aylık dönemde yüzde 4.8 oranında artarken, bir önceki üç aylık dönemde bu oran yüzde 4.9’a gerilemiş, ancak düzensiz geliri olanlar da dahil edildiğinde reel ücret artışı yüzde 2.7’de kaldı.

Britanya’da düzensiz gelir elde edenlerin sıfır-saatlik sözleşmelerle çalışıyor olma ihtimali bu yıl her zamankinden daha yüksek; bu sayı üst üste üçüncü yılda da bir milyonun üzerinde kalmaya devam etmiş ve sadece son çeyrekte yüzde 10’un üzerinde bir artışla 1 milyon 33 binden 1 milyon 134 bine çıkarak tüm ücretli çalışanların yüzde 3.4’ünü oluşturdu.

Sıfır saat uygulamasının büyümesini engellemek için harekete geçilmesi çağrısında bulunan Nowak şunları ekledi: “Herkes, üzerine bir hayat kurabileceği düzgün ve güvenli bir işi hak ediyor. Ancak bir milyondan fazla çalışan, bir haftadan diğerine ne kadar kazanacaklarını bilmedikleri ve bütçe ya da çocuk bakımı planlaması yapamadıkları için kendilerine çok az güvence sunan ya da hiç güvence sunmayan sıfır saat sözleşmelerinde sıkışıp kalmış durumdalar. Bu sömürücü sıfır-saatlik sözleşmelerin önüne geçilmesi için çok geç kalınmıştır.

Nowak, İşçi Partisi’nin İstihdam Hakları Yasa Tasarısı’nın, “güvencesiz çalışma belasıyla mücadele yolunda kararlı bir adım” olduğunu savundu.

TUC güney bölgesi yetkilisi Roz Foyer ise, 102 bin ya da çalışanların yüzde 3.8’ini temsil eden sıfır saat sözleşmeli çalışan sayısının yüzde 30 oranında artmasıyla İskoçya’nın bir kez daha İngiltere’nin sıfır saat sözleşmeli çalışan sayısında başı çekmeye devam etmesini eleştirdi.

Foyer, İstihdam Hakları Yasa Tasarısı’nda sıfır saat sözleşmelerle ilgili tüm boşlukların kapatılması ve bu sözleşmelerin tamamen yasaklanması çağrısında bulundu.

 

23 bin genç kışı sokakta geçirecek

0

Londra’da evsiz gençlere geçici kalacak yer temin eden yardım kuruluşu Centrepoint tarafından yayınlanan rakamlara göre, Britanya’da yaklaşık 23 bin genç, bu kışı sokakta geçirecek. Kışın en soğuk günlerine girdiğimiz ve Noel’e yaklaştığımız bir dönemde açıklanan rakamlar 16-24 yaş arasındaki gençleri kapsıyor.

Centrepoint’in yanı sıra evsizlere yardımcı olmaya çalışan Big Issue dergisi tarafından açıklanan rakamlar, dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer alan Birleşik Krallık’ta evsizliğin giderek arttığını gösteriyor. Big Issue 10 Ekim Dünya Evsizler Günü nedeniyle yayınladığı açıklamada artan hayat pahalılığı ve konut krizinin evsizlerin sayısının artmasındaki rolüne dikkat çekti.

Evsizliğin Birleşik Krallık’ı oluşturan her bir ülkede ayrı ayrı hesaplanmasından dolayı ülke genelindeki evsizliğe dair net bir rakam çıkarmak zor olsa da Financial Times tarafından yapılan bir analize göre her 200 haneden birinde evsizlik sorunu yaşanıyor.

Big Issue’nun resmi istatistiklere dayanarak yaptığı bir başka analize göre geçen bir yıl içinde yerel belediyelere 358 bin 370 evsizlik başvurusu yapılmış. Bir önceki yıla göre yüzde 10 daha fazla olan bu başvurulardan 324 bin 990’ı belediyelerin kriterlerine ve değerlendirmelerine göre de evsiz olarak kabul edilmiş.

Her yıl giderek artan evsizlik başvuruları kayıtların tutulmaya başlandığı 1998 yılından bu yana rekor seviyeye çıkmış durumda. 31 Mart 2024 itibarı ile sadece İngiltere’de 117 bin 450 hane, kiraları yerel belediyeler tarafından karşılanan geçici evlerde yaşıyor. Geçici evlerde kalan çocuklu ailelerin sayısı da yine rekor seviyelere çıkmış durumda. Geçen yıl geçici evlerde yaşayan çocuklu aile oranı yüzde 14.7 artarak 74 bin 530’a çıkarken, bu evlerde yaşayan çocuk sayısı da 151 bin 630’a ulaştı.

Evsiz olduğunu ve kendi başına bir ev tutamayacak olduğunu ispatlamanın giderek zorlaştığı İngiltere’de belediyelerin önlerine koyduğu zorlukları aşamayan ve destek bulamayan binlerce insan da sokakta yaşamak zorunda kalıyor.

Sokakta yaşayanlara dair elde edilen en son resmi istatistiklere göre geçen yılın sonbaharında sokakta yatan 3 bin 898 evsiz vardı. Bu sayı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 25 artmışken, 2010 yılına kıyasla iki katından daha fazla artmış görünüyor.

Londra’nın sokaklarında yaşayan evsizlere dair Nisan 2023 ve Mart 2024 dönemini kapsayan sayımlara göre Londra’da 11 bin 993 kişi sokakta yatıyor. Londra sokaklarında yatanların sayısında da bir önceki yıla göre yüzde 19, on yıl öncesine göre ise yüzde 58’lik bir artış var.

En temel haklardan biri olan barınma, Thatcher’ın iktidarda kaldığı 1980’li yıllardan itibaren başlatılan ve sonrasında hem İşçi Partisi hem de Muhafazakâr Parti tarafından devam ettirilen özelleştirme ve kısıtlamalarla neredeyse yok edilme noktasına getirilmiş durumda. Bir taraftan belediye evleri satılırken, diğer taraftan sosyal konutların inşası için ayrılan bütçede kesintiler yapıldı. Sosyal konutlar ve belediyelere ait arsalar kentsel dönüşüm adı altında devasa inşaat şirketlerine peşkeş çekildi. Kira yardımlarına kısıtlamalar getirildi, kiralar arttırıldı, yatak odası vergisi kondu, gelirine bakılmaksızın herkesten Council Tax (Belediye Vergisi) alınmaya başlandı. Bütçeleri kesilen belediyeler ne yeni sosyal konutlar yapabildi ne de mevcut sosyal konutlarını yaşanabilir standartlara çekebildi. Çoluk çocuğu ile dışarıda kalan, gidecek yeri ve kimsesi olmayan yaşlılar ve engelliler “geçici” olarak verilen çok kötü koşullardaki evlerde on yıllarca yaşamaya mahkûm ediliyor.

Seçimi kazanan her parti gibi İşçi Partisi’nin de ilk vaatlerinden birisi konut inşaatı oldu. Yaşanan konut krizini aşmak için öncelikle sosyal konutlar olmak üzere 1 milyon 500 bin ev inşa etme sözü verdi. Ama İşçi Partisi’nin verdiği bu söz aslında konut krizini çözme değil, özelleştirme ve kamu kaynaklarının özel şirketlere aktarılması anlamına geliyor. İşçi Partisi’nin konut inşası için ayırdığı 3 milyar sterlin küçük ve orta işletmelere verilecek. Yani halkın en temel ihtiyaçları üzerinden özel şirketler kar etmeye, evsizler ise sokaklarda ve geçici konutlarda yaşamaya devam edecek.

 

Çiftçiler ve toprak sahipleri veraset vergisini protesto ediyor

Maliye Bakanı Rachel Reeves’in 30 Ekim’de açıkladığı yeni bütçede veraset vergisinin çiftçileri de kapsayacak şekilde genişletmesi çiftçiler ve toprak sahipleri tarafından protesto edildi.

Muhafazakar Parti’nin yeni lideri Kemi Badenoch ve eski bakan Priti Patel’in de destek verdiği Londra’daki protestolarda, verginin aile çiftçiliğinin sonunu getireceği iddia edildi.

Yeni düzenlemeye göre, Nisan 2026’dan itibaren, daha önce muaf tutulan 1 milyon sterlinden fazla değere sahip miras kalan tarımsal varlıklar, normal oranın yarısı olan yüzde 20 oranında vergiye tabi olacak.

Britanya’daki 210.000 çiftlikten sadece 500’ünün yüzde 40 oranındaki vergiden etkileneceği öngörülüyor. Bunlar küçük aile çiftlikleri değil, tarım arazilerinin yüzde 30’undan fazlasına sahip olan Kraliyet ve toprak sahibi aristokrasi gibi büyük toprak sahiplerine ait olanlar olacak.

Şu anda çiftçiler vergi ödemediğinden, zenginler vergiden kaçınmak için çiftlik arazisi satın alma yoluna başvuruyor.

19 Kasım’da Londra’da yapılan protesto gösterisine büyük toprak sahipleri ve çiftçilerin yanı sıra, durumu fırsat olarak gören aşırı sağcılar ve Reform UK lideri Nigel Farage ve partinin diğer figürleri de katıldı.

Veraset vergisi hangi durumlarda ödeniyor?

Kişi öldüğünde yakınlarına aktarılan 325.000 sterlinlik eşiğin üzerindeki miras için veraset vergisi ödenmesi gerekiyor. Bu miktarın üzerindeki miktarlar için de hayır kurumlarına yapılan bağışlar dahil birçok muafiyet söz konusu olabiliyor.

Birçok zengin, çiftçilerin veraset vergisi ödememesinden yola çıkarak servetinin bir kısmını tarım arazisine yatırma yoluna gidiyor.

Hükümetin getirdiği vergi değişiklikleri, veraset vergisinden tam muafiyetin, tarımsal ve ticari mülklerin 1 milyon sterliniyle sınırlandırılacağı anlamına geliyor. Toprak sahibi zenginler, diğer zenginlerin ödediği standart yüzde 40’lık oran yerine indirimli yüzde 20’lik bir oran üzerinden veraset vergisi ödeyecek. Çiftçiler için faizsiz olan bu vergi 10 yıl içinde ödenebilir. Hükümet, ayrıca diğer istisnalarla çiftçi bir çiftin miras vergisine maruz kalmadan 3 milyon sterline kadar miras bırakabileceğini belirtiyor.

Çoğunluğu oluşturan küçük çiftçiler toprakları değerli görülse de bu topraklarda ürettikleri mahsullerden ve hayvancılıktan elde ettikleri kazancın hiç de yüksek olmadığını savunuyor. Bu kesim, ürünlerini satın alan büyük alıcılar ve süpermarket zincirleri tarafından sömürülüyor. Brexit sonrası AB sübvansiyonlarından mahrum kalmaları da bu çiftçiler arasında büyük bir hoşnutsuzluk yaratıyor.

Zengin toprak sahipleri, emekçi çiftçilerin endişelerini kullanarak kendi çıkarları için yaptıkları protestolarını kitleselleştirmenin yollarını arıyor.

 

Reform UK partisinin yerel seçimleri kazanması neye işaret?

Kazanan aday Jim O’Neill “Oldukça erken bir dönemde bazı insanlardan İşçi Partisi tarafından ihanete uğradıklarını hissettikleri ve bir alternatif aradıkları mesajını alıyorduk. Kapı önündeki insanlarla yüz yüze konuşuyordum” dedi.

Ekim ayında Mansfield’de üç bağımsız encümen üyesi Reform UK’e geçti. İskoçya’da da iki Muhafazakâr encümen Reform UK’ye geçerek İskoçya’da ilk Reform UK temsilcileri oldular. Ardından Essex’te Muhafazakâr encümen üyesi de onlara katıldı.

Kasım ayı başlarında, İskoç Parlamentosu seçimlerinde halkın nasıl oy kullanacağını soran bir ankette İşçi Partisi’ne destek 7 puan düşerek SNP’nin altında kalırken, Keir Starmer’a onay ise Ağustos ayındaki -5’ten -28’e düşerek rekor seviyeye geriledi.

Britanya seçimlerinin ünlü yorumcusu Prof. John Curtice şu uyarıda bulundu: “Nigel Farage’ın partisine geçen İşçi Partisi seçmenlerinin oranı Ağustos’ta yüzde 7 iken şimdi yüzde 14’e ulaştı. Temmuz’da Reform UK büyük ölçüde eski Muhafazakar seçmenleri kazanmaya dayanıyordu. Şimdi ise Westminster’da İşçi Partisi’ne karşı duyulan hayal kırıklığı partinin kanatlarını daha geniş bir alana yaymasını sağlıyor. Bu da Reform UK’in İskoçya Parlamentosu Holyrood’da önemli bir aktör olma ihtimalini ortaya çıkarıyor. Yarın yapılacak bir İskoç parlamentosu seçiminde bir düzine kadar sandalye kazanabilir.”

Reform’un şu anki odak noktası, kapı kapı dolaşan, broşür dağıtan gönüllülerle dolu yerel şubeler kurmak. Bunu Mayıs 2026’da yapılacak Galler Parlamentosu Senedd seçimlerinde test edecekler. Reform, Temmuz’daki genel seçimlerde Westminster’da Galler’i temsil eden 32 sandalyeden hiçbirini kazanamadı, ama güney Galler’deki 13 seçim bölgesinde ikinci oldu. Reform, Galler seçimlerinde 15’ten fazla sandalye kazanabileceğini öngörüyor. Galler’deki İşçi Partisi’nin Reform’u “çok ciddiye aldığı”, İskoçya ve Galler’de uygulanan nispi temsil sisteminin Reform için avantajlı olduğu belirtiliyor.

Parti lideri Nigel Farage, Reform UK’nin yerel seçimlerde ikinci sırada çıktığı bölgelere ağırlık vereceğini ve eski Güney Yorkshire kömür sahasını hedef alacağını söyledi. Partinin “Yorkshire genelinde hızla şubeler oluşturduğunu” ve önümüzdeki yıllarda yapılacak yerel seçimlere odaklanacaklarını belirtti.

Siyaset bilimci Richard Rose’a göre, “Reform artık İşçi Partisi milletvekillerini tehdit edecek bir noktaya geldi. Reform’un geçtiğimiz Temmuz yapılan seçimlerde ikinci olduğu 98 sandalyenin 89’unda İşçi Partili milletvekilleri var. Electoral Calculus, bu ayki anket sonuçlarına göre Reform’un kazanacağı ilave 11 sandalyenin 10’unun İşçi Partisi’nden ve sadece 1’inin Muhafazakarlardan geleceğini hesaplıyor.”

Rose ayrıca adaylarının kazanma şansı olmayan Muhafazakârların Reform için taktiksel oy kullanması ve İşçi Partisi seçmenlerinin daha da azalması halinde Reform’un onlarca sandalye kazanabileceğini belirtiyor.

Reform UK’in yaklaşık 90 bin üyesi var. 4 Temmuz’da yapılan genel seçimde toplam 4 milyon oy alan parti, parlamentoda 5 milletvekili çıkardı. Bunların ikisi East Midlands’da (Ashfield ve Boston-Skegness) ve üçü Doğu İngiltere’deydi (Clacton, Great Yarmouth ve South Basildon ve East Thurrock).

Reform tüm koltuklarını Muhafazakardan aldı. Ancak ikinci olduğu seçim bölgelerinin neredeyse tamamını İşçi Partisi kazandı ve bunların 60’ı İngiltere’nin kuzeyinde, 13’ü de Galler’de.

Reform UK yüzlerce aday çıkarmayı ve Essex ve Lincolnshire’dan Norfolk ve Kent’e kadar hedef bölgelerdeki belediye meclisi koltuklarını kazanmayı amaçlıyor. Eylül ayında JL Partners tarafından yapılan bir ankete göre “her dört İşçi Partili seçmenden biri Reform’u desteklemeyi düşünüyor”.

Bu rakamlar, İşçi Partisi’nin Britanyalı emekçilerin karşı karşıya olduğu gerçek sorunları ele almaktaki başarısızlığının devam edeceği göz önüne alındığında, seçimlerde Reform tehdidinin arttığını gösteriyor. Bu da aşırı sağın dünya genelinde olduğu gibi İngiltere’de de yükselmesi tehlikesini daha da can alıcı bir sorun haline getiriyor.

 

Su tarifelerine zam yolda

0

İngiltere’de özel şirketler tarafından işletilen içme suyuna zam yolda. Su düzenleme kurumu Ofwat, suları işleten özel şirketlerin önümüzdeki beş yıl içinde su tarifelerine enflasyon oranındaki artışın yanı sıra yüze 21 oranında zam yapmasına onay vereceğini duyurdu. Hane başına yıllık olarak 20 sterline tekabül edecek zamlar nedeniyle su tarifeleri önümüzdeki beş yıl içinde yıllık olarak 100 sterlin artmış olacak. Maaşlar enflasyon oranın bile altında arttırılırken en temel ihtiyaçlardan biri olan suya yıllık olarak enflasyon üzerinde zam yapılması, artan hayat pahalılığı nedeniyle geçim sıkıntısı çekenlerin sırtındaki yükü bir kat daha arttırmış olacak.

Milyonlarca abonesi olan su şirketleri bu zammın hissedilmeyeceğini ve abonelerini etkilemeyeceğini iddia ederken, Su Tüketicileri Konseyi (Consumer Council of Water) tarafından yapılan bir araştırma bu iddiayı yalanladı. Araştırmaya katılan 9 bin 500 kişiden yüzde 40’ı faturalarını ödemekte zorlanacağını, yüzde 54’ü ise zamlanan faturaları ödeyebilmek için diğer giderlerinde kesinti yapmak zorunda kalacağını beyan etti. Çalışanların dahi geçinmekte zorlandığı İngiltere’de su tarifelerine yapılacak zamlar, yakacak ve yiyecek arasında tercih etmek zorunda kalan milyonlarca dar gelirlinin sırtına bir yük daha bindirecek.

Margaret Thatcher tarafından 1989 yılında özelleştirilen suların işletmesini devralan şirketler aradan geçen 35 yıl içinde ne kamuya olan borçlarını ödediler ne de şebeke hatlarını yenilediler. On yıllardan beri bakımı yapılmayan ve yenilenmeyen şebeke borularındaki sızıntı ve patlaklardan dolayı günlük olarak milyonlarca litre içme suyu heba ediliyor. Temiz su şebekelerinin bakımını yapmayan bu şirketler, masraftan kaçmak için kanalizasyon sularını arıtmadan ırmaklara ve denizlere döküyor. Tüm karlarını hissedarlarına aktardıkları için iflas etme noktasına gelen bu şirketler, özelleştirmenin kamu kaynakları, doğa ve insan sağlığı açısından ne kadar zararlı olduğunun en iyi örneklerinden birini oluşturmakta.

Eski başbakan Margaret Thatcher’ın, birbiriyle rekabet halinde olacak şirketlerin halka daha ucuz su sağlayacağı ve faturaların düşeceği iddiası son 35 yıldır gerçekleşmedi. Her bir bölgenin tek bir işletmeye devredildiği İngiltere’de 9 ayrı su işletmesi var ve hiçbiri diğerinin rakibi değil. Üstelik su işletmelerini devralan şirketlerin hisseleri yüzde 90 oranında uluslararası şirketlere devredilmiş durumda. Wessex Water’in tüm hisseleri Malezyalı YTL şirketine, Northumbrian Water’ın hisseleri ise Hong Kong’lu iş insanı Li Ka Shing’e ait. Londra’nın su ve kanalizasyonunu devralan Thames Water’ın hisselerinin bir kısmı, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Çin ve Avusturalyalı yatırımcılara ait.

Yani birçoğumuzun şikayetçi olduğu yüksek su faturalarından elde edilen karlar, büyük şirketlerin kasalarına ve hissedarlarına gidiyor. İngiltere’nin sularından her yıl ortalama olarak elde edilen yaklaşık 2 milyar sterlin kar uluslararası şirketlerin hissedarlarına gidiyor. Şirketler devasa karlarına rağmen, temiz su ve kanalizasyon için yaptıkları harcamaları her yıl giderek azaltıyorlar. Su ve kanalizasyon işletmelerini devralan bu şirketlerin insan sağlığını ve yaban hayatını hiçe sayan pratikleri, ihtiyaç duyulan yatırımların yapılmaması ve faturaların her yıl artması nedeniyle halk suların tekrar kamulaştırılmasını talep ediyor.

2017 yılında yapılan bir anket, suların kamulaştırılmasını isteyenlerin oranını yüze 83 olarak gösterdi. Aynı yıl Greenwhich Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, suların kamuda kalmış olması halinde kullanıcıların yıllık olarak 2.3 milyar daha az fatura ödeyeceğini ortaya koydu. Özelleştirme anlaşmalarına eklenen, kamulaştırma için verilmesi gereken ihbar süresi 25 yıl olarak belirlendiği için bu şirketlerin kamulaştırma gibi bir korkuları da yok.