Ana Sayfa Blog Sayfa 13

Kral Charles, kölelik için istese de özür dileyemez çünkü…

İngiltere Kralı III. Charles, köle ticaretiyle ilgili tazminat ve özür tartışmalarının bir kez daha alevlendiği bugünlerde, Samoa’daki Milletler Topluluğu liderlerine “Geçmişimizin en acı yönleri yankılanmaya devam ediyor” dedi.

Bu konudaki BBC’nin yorum haberi şöyle:

Kölelikle ilgili uzayıp giden tarihi bağlarla ilgili soruları bir türlü üzerinden atamayan Kraliyet Ailesi için bu mesleki bir risk haline geldi. Liderlerin sömürgecilik ve köleliğin mirasından en çok etkilenen ülkelerden bazılarını temsil ettiği Milletler Topluluğu zirvesinde bu daha da belirgin hale gelir. Ancak Kral, sembolik bir özür veya tazminat taahhüdü olması gerektiğine kişisel olarak inansa bile, bunları yerine getiremez.

Hükümdarlar bakanların tavsiyesi üzerine konuşuyor ve böyle bir siyasi hassasiyet sorusunda konuşmaları, hükümet politikasının sınırları içinde kalmak zorunda. Başka bir deyişle, senaryoya sadık kalmak zorundalar.

Bir hafta önce Başbakanlık, Samoa’daki zirvede İngiltere’den bir özür veya tazminat anlaşması olmayacağını oldukça açık bir şekilde işaret etti. Bunun anlamı, Kral’ın özel olarak ne düşündüğü önemli değil. Bu tür tarihi haksızlıklar hakkında söyleyeceği her şey, hükümetin çizdiği çizgiyi yansıtacak. Kral Charles diplomatik bir şekilde, “Hiçbirimiz geçmişi değiştiremeyiz” dedi zirvede. Başbakan Keir Starmer’ın “tarihimizi değiştiremeyiz” çizgisiyle uyumlu bir şekilde…

2. Dünya Savaşı’nda İngiltere saflarında savaşan Kıbrıslı Türk askerler de anılacak

Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi (CTCA) Başkanı Kenan Nafi, tüm üyelere çağrıda bulunarak, anma gününde Kıbrıslı Türk askerlerinin onurlandırılmasını istedi.

Türk Kadınları Yardım Derneği’nin (Turkish Women’s Philanthropic Association of England – TWPA) Başkanı Seyyare Beyzade de “Biz, Kıbrıslı Türkler olarak kendi anma topluluğumuzu kurduk. Aynı zamanda Kıbrıslı Türk kahramanlara adanmış, kalıcı bir mobil sergi oluşturduk. Böylelikle 2. Dünya Savaşı ve diğer çatışmalardaki rolümüzü daha geniş bir kitleye tanıtmış olacağız. Bu yıl, her zamankinden daha fazla toplum üyesinin yürüyüşe katılarak çelenk bırakmasını bekliyoruz. Bu anlamlı davanın savunucusu olmaktan onur duyuyoruz” diye konuştu.

Savaş sırasında 30 bin Kıbrıslı Türk ve Rum asker Nazi Almanya’sına karşı omuz omuza savaşmıştı. Savaşın başlarında “katırcı” diye anılan Kıbrıslı Türk askerleri yoğun topçu ateşi altında silahsız ve korumasız bir şekilde cepheye mühimmat, yiyecek ve su taşımış, önemli bir kısmı da cephede ve Nazi toplama kamplarında yaşamını yitirmişti.

Savaş sonrasında Kral’dan üstün cesaret madalyası alan askerler arasında Yarbay Faik Müftüzade ve Nazi Almanya’sına uçağıyla 67 kez pike yaparak bomba yağdıran pilot Mehmet Tayyareci de bulunuyor.

Ayrıca 11 Kasım’da Wood Green’de Kıbrıslı Türk kökenli asker Cengis Azimkar için de anma yapılacak ve ailesi çelenk bırakacak. Azimkar, 2009’da Royal Engineers ile görevdeyken Kuzey İrlanda’da IRA tarafından vurulmuştu. Anma töreni hakkında ayrıntılı bilgi için seyyare@twpa.co.uk adresine mesaj gönderilmesi istendi.

 

Faşist lidere iftiradan 18 ay hapis

İngiltere’de aşırı sağcı grupların başında gelen İngiliz Savunma Ligi’nin eski lideri Tommy Robinson, Suriyeli sığınmacı Cemal Hicazi’ye attığı iftiraları tekrarlayarak mahkemeye saygısızlık ettiğini kabul etmesinin ardından 18 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Tommy Robinson adıyla bilinen 41 yaşındaki Stephen Yaxley-Lennon, Woolwich Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, 2021’de Yüksek Mahkeme tarafından verilen kararı 10 kez ihlal ettiğini kabul etti.

Mahkeme, Robinson’ı, Hicazi’ye attığı iftiraları tekrarlayarak mahkemeye saygısızlık ettiğini kabul etmesinin ardından 18 ay hapse mahkûm etti.

Hicazi’nin Ekim 2018’de 14 yaşındayken bir okulda saldırıya uğradığı anlar kayda alınmıştı. Çocuğun avukatları, Robinson tarafından ortaya atılan asılsız iddiaların kendisi ve İngiltere’ye sığınmacı olarak gelen ailesi üzerinde yıkıcı etkisi olduğunu, onları evlerini taşımaya ve Hicazi’nin eğitimini yarıda bırakmaya zorladığını söylemişti.

Yargıç Matthew Nicklin de Robinson’un Hicazi’ye 100 bin sterlin tazminat ve yasal masraflarını ödemesine ve Robinson’un Hicazi’ye yönelik iftiralarını tekrarlamasını engelleyen tedbir kararı almasına hükmetmişti.

Yüksek Mahkeme tarafından 2021’de alınan bir kararla Robinson’un, kendisine iftira davası açan Suriyeli sığınmacıya karşı yönelttiği iddiaları tekrarlaması yasaklanmıştı.

İngiltere’de mahkemeye saygısızlık suçu işleyenler, 2 yıla kadar hapis, para cezası ya da her 2 cezaya birden çarptırılabiliyor.

ÇAĞRISINI YAPTIĞI EYLEM ÖNCESİNDE GÖZALTINA ALINDI

Robinson, 25 Ekim’de Terörle Mücadele Yasası kapsamında telefonunun “Pin” kodunu paylaşmadığı için ifadeye çağırılmıştı. Folkestone kentinde karakola giden Robinson’ın, farklı suçlamalarla görülecek başka bir duruşmaya katılması gerektiği için gözaltına alınmasına karar verilmişti. Robinson, gözaltına alınmadan önce geçen hafta sonu başkentte düzenlenen aşırı sağcı eylem için yürüyüş çağrısı yapmıştı.

Ülkedeki aşırı sağcı grupların başında gelen İngiliz Savunma Ligi’nin eski lideri olan Robinson, 2021’de Suriyeli sığınmacı Hicazi’ye iftira atması nedeniyle İngiltere Yüksek Mahkemesi’nde yargılanıyordu.

Robinson, sık sık göçmenlere ve Müslümanlara yönelik saldırgan sosyal medya paylaşımları yaparken İngiltere’de geçen temmuz sonunda başlayan aşırı sağcı sokak olaylarını desteklemişti.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde tatilde olduğu sırada başlayan olayların arkasındaki isim olmakla suçlanan Robinson, aylar sonra geçen hafta İngiltere’ye dönmüştü.

 

Ayın Artizi: Gıpgıcır Sağlık Bakanımız Wes Streeting Delikanlı Parçası

Selam millet, umarım bu sonbahar gibi gidişatlar ılıman, soğuklar başlamadan işler de serindir.

Biz de mevsim normalleri işte, bugünlerde dükkanda işler sürerken, zaman kaldıkça bizim çırak ve işçilerle önümüzdeki günlerde dükkanı nasıl modernleştirek diye sohbet üstüne sohbet ediyoruz, planlar tamam ama nasıl uygulayacaz diye kara kara düşünüyoruz. Arkada depoyu önde dükkanı büyütmek gerekiyor, bir sürü para pul işçilik felan işin içinden çıkmaya çalışıyoruz. Ama iyiyiz inşallah.

Bunlar böyle olmasına böyle de ara sıra bu planlamalar içinde can sıkan bir parazit de bugünleri ve birazdan tarifi yapılacak artizi anlatmak için gayet manidardı, onu size de aktarayım, iç dökmüş de olurum böylece. Bizim dükkan sektöründe sıkça karşılaşıldığı gibi yine işçiler değişti ve walla düzgün ücret ödüyom ama bu sohbetleri ettiğim eleman da yenilerden, bir de amcaoğulları var iki tane, ara sıra onlar da geliyor dükkana, bir de ne zaman bu modernize etme meselesini konuşsak damlayıp maydanoz mayonez oluyorlar muhabbete. Ve söyledikleri de her zaman aynı; biz elimizdekiyle işi nasıl geliştirecez diyoz, onlar tutturmuş büyük şirketlerden destek almalıymışız, ticareti başka alanlara yaymalıymışız, zihniyetimiz sınırlıymış, yok efendim rekabet ettiğimiz yandaki dükkanın kavgalı olduğu adamlarla iş tutmalıymışız, bir de biz fazla Kuzey Londralı ya da artık ne demekse yerleşikmişiz, işten anlamıyormuşuz felan. Muhabbeti kesmesinin yanında, her geldiklerinde boş konuştuklarını anlatmak için harcadığım zaman da cabası. Geçen bunlara kızdım diyeydi sanırım, hissetmiş olacaklar dükkana gelen serhoşlar daha az bira aldı gibime geldi bile.

Neyse işte, böyle dışardan mayonez ketçap oldukları halde bize mayonez diyen adamlar, bir de psikolojik olacak ne zaman muhabbete girsek, dükkanda yapılacak başka şeylere gözüme takılıyor, kızdığımda geometrik şekiller uçuşur gözlerimin önünden, iş üstüne iş çıkarıyorlar. İşte tam bu demde, bizim işçinin emmioğulları bir yana, yesyeni sağlık bakanımız Wes Streeting göze çarpıp durdu bu ay. Parlak ergenin geçmişine sonra geçeriz ama bakanlığının bütçesi kesinleştiği halde “sağlık hizmetinin geleceğini halka danışarak çözeceğiz” diye bu ay yaptığı açıklama yeniyetme bir artiz olarak statüsünü resmileştirirdi.

Daha Temmuz’dan beri Sağlık Bakanı olsa da yediği naneler az değil arkadaşın. Hem İsrail hem Filistin dostu olan dallama Temmuz seçimlerinde kıl payı tekrar milletvekili olmadan önce seçim kampanyası sırasında partisinin hangi hastanelere öncelik verdiğini bile hatırlamıyordu. Filistin konusunda partisi gibi bir şey söylemezken Yahudi karşıtlığına dair bol keseden atmaya devam etti. Son günlerde yaptığı “sağlığı halka danışacaz” açıklamasının yanında sağlık hizmeti NHS’e yatırım yapmak da yetmez derken bu hizmetin belli parçalarının ticari şirketlere peşkeş çekilmesine de bir şey dediği yok. Pampası maliye bakanı Rachel Reeves bütçeyi açıklamadan önce nasıl büyük patronlara danışıp ortamı tatmin etmeye çalışmışsa aklınca kendisi de millete söz hakkı verip yarın işleri mahvettiğinde gelecek lanetlemelerin önünü kesmeye çalışıyor.

Ne yapılacağını tespit etmek o kadar zor mu 100 binden fazla işçi açığı, kaynak ve personel eksiği olan NHS’i? O nedenle arkadaşın başlattığı yoklamada da millet ağzının payı vermiş. Biri kalkmış hatta bence koğuşlara elektrik üreten bir bisiklet koyalım, en fazla kim elektrik üretirse o erken görülsün demiş. Bir diğeri de fazla sağlık hizmeti kullananlara eşantiyon dağıtılsın demiş. Diğeri de hastalar koğuştan birbirlerini oyla atma hakkına sahip olsun demiş. Ne olacak işte millet strest atmak için yazmış bunları, sonra da sildi yüce sağlık bakanlığının personeli bu yorumları.

2015’den beri milletvekili arkadaşımız eski öğrenci sendikası (NUS) liderlerinden. Halkın anlamadığını anlayan zeki politikacı ya o dönemde paralı eğitime he demiş. Aynı demde yine halka yararı sonsuz Tony Blair savunucu Progress düşünce çukuru kuruluş için çalışmış. Labour Party liderliği için onun bunun peşine düşmüş, desteklediği kendisi gibi adaylar da hırpalanınca Starmer yamuğuna yaranıp yükselmeye devam etmiş. Utanmaz politikacı eksikliğinde ve geldiği Cambridge Univeristy geçmişiyle hükümetin gözdelerinden biri haline de böyle gelmiş. Geçen ay Starmer ve diğerlerinin aldığı hediye rüşvetleri savunuyordu, bu ay da çocuğu ölen bir anneye gönderdiği kopyala-yapıştır mektubuyla gündemdi. Toplumsal cinsiyet kampanyacılarıyla ara ara dalaşması da arkadaşın uğraşlarından.

İşte Streeting geyiği, işte Streeting artizi. Yeni hükümetlerin zoraki ürettiği bir artiz olmaktan çok zoraki hükümetin ürettiği zamane artiz arkadaşımız. Yeni tür demek gereğinden fazla kompliman olur arkadaşa, çünkü yenilikten çok aymazlık özelliği hükümetin, zamane iktidarlar gibi. Bu nedenle bir yeniliği varsa o da ayarı artmış yüzsüzlüğü bu artiz numunesinin. Ve bir artiz olarak temsil ettiği ayrım da arkadaşın kariyer politikacılığını taşıdığı demagoji katsayısı. Bunu tabii diğerleriyle yapıyor. Önceden buraya konu olan ablası maliye bakanı Rachel Reeves gibi mesela. Yani mesele artizliğinin orijinalliği değil, tipikliği; o nedenle aldığı tepkilerin başında da yine geldi tipini sevdiğimin denilmesi kendisine bir yerde görünce daha da doğrusu söylediği saçma bir şeyle fırlayınca. Fırlayışını da göreceğiz artizimizin bu hükümetin ipliği pazara çıkmaya devam ettikçe. Ki akıbeti başkalarınınkine, yarandığı yılışlarınkine bağlı olacak ergenin, kaderinin kendi elinde olmaması.

Tipik olmayan günler efendim.

 

Don’t Move ( Kıpırdama )

Bu ay size, Netflix’te bir süredir gördüğüm ama daha yeni izleyebildiğim bir filmi tanıtmak istiyorum. Türkçeye Kıpırdama olarak çevrilen Don’t Move, önce, acaba sürükleyici mi izletir mi diye kendini kendime sormama rağmen bir solukta izlediğim bir film oldu. Günümüzde örneklerine toplumun her anında ve her yerinde rastlayabileceğimiz, ruhsal problemler yaşayan insanların kendi sınırlarını negatif yönde zorlamasını konu edinmiş bir film. IMDb puanı 6.0 ancak sanki biraz haksızlık edilmiş gibi.

Iris isimli kadının çocuğunun hayatını kaybetmesinden sonra aynı yere gelip intihara kalkışma sahnesiyle başlıyor film. Ardından Richard isimli bir karakterin Iris’i vaz geçirmeye çalışmasıyla devam ediyor. Muhtemelen Richard denilen karakter bir şizofren ve tanımadığı ve hiç ilgisi olmayan farklı şehirdeki insanlara zarar vermeyi kendisine görev edinmiş biri.

Richard tipik şizofren hareketleriyle izleyicileri film boyunca germeye devam ediyor. Filmin belli başlı sahnelerinde Iris’in aklını kullanarak bir yere kadar kaçabildiği ancak günün sonunda tekrar yakalandığını görebiliyoruz. Iris kendisne enjekte edilen bir kimyasal yüzünden motor becerilerini, kasların işlevselliğini ve konuşma yetisini kaybediyor. Ancak akılcılık her şeyde galip geliyor. Iris öz savunmasını yaparak var olan tehlikeden kendini uzaklaştırabiliyor. Aslında verilen mesaj çok açık. Iris ne kadar ölmek istese de yaşamın ne kadar kıymetli olduğunu adama son sahnede dediği ‘’thank you’’ ile vurguluyor.

Aslında böyle senaryoları artık daha çok filmlerde değil de haberlerde görmeye başladık. Öldürülen hayvanlar, katledilen kadınlar, silahlı saldırılarla yaralanan insanlar, trafik magandalarının kurbanları … ve bunun yanında son zamanlarda İngiltere’de de tanıklık ettiğimiz giderek sayıları artan ruhsal sorunları olan insanlar…

 

Çocukluk fotoğrafı

‘Hepimizin trajedisi bir zamanlar çocuk olmamızda yatar.’ demiş Nietzsche. Çocukluğumuzun haritası anlamını bir türlü bilemediğimiz boşluklarla doludur. Niye çocukluğunu keşfe çıkar insan? Kâh hatırlamak ve kuvvetlenmek için kâh hatırlamak ve sakinleşmek için… Her keşif yolculuğumuz büyürken bıraktığımız işaretleri bulmak içindir belki… Örselenmişse çocukluğumuz tamir etmek isteriz ama çocukluğumuzun haritasında hep bulamadığımız bir parça vardır. Aslında hatırlamak denen şey bir seçimdir, geçmişimizi istediğimiz anılarla yeniden kurgulayabilmek isteğidir yani…

Bu vesikalık çocukluk fotoğrafım yıllar sonra bana ulaştığında sinirli bakışlarımın bana ne anlatmak istediğini düşündüm bir süre. Sonra hayatla ‘meselem’in taa o zamanlarda başladığının bir kez daha idrak ettim. Yoksul çocukluğumun haritası gibi o fotoğraf. Sekiz ya da dokuz yaşında olmalıyım, yıl 1979 olmalı. Babamın işyerinde sağlık karnemiz için gerekliydi vesikalık fotoğraf. Bizim mahalle henüz tam anlamıyla yerleşik düzene geçmediğinden fotoğrafçı da yoktu yakınlarımızda. Annem beni ve Bahattin’i Tuzluçayır’daki Foto Özlem’e götürdü. Taşradaki ya da büyük şehirlerin kenar mahallelerindeki fotoğrafçılar hep kadın adları koyarlar dükkanlarına. O zaman merak edip sormuştum ama cevap aldığımı hatırlamıyorum. Fotoğrafı, o vakitler Fransa’da yaşayan teyzeme de göndermişiz. Rivayet odur ki teyzem fotoğraftaki sinirli ifademi görüp kesin dönüş kararı almış.

Siyah beyaz yılların renksiz fotoğraflarının çekildiği o dükkanlarda yetişkinlerin ‘resmî evrak’ fotoları hep kravatlı olmak zorundaydı. Her fotoğrafçıda bir ceket, bir kravat, bir gömlek olurdu ve onu her bedene uydurmak fotoğrafçının maharetine kalmıştı. Elli beden bir gömleği ortaokul çocuğuna uygun hale getirmek sırta tutturulan iğnelerle hiç zor olmazdı. Büyüme çağındaki yoksul çocuklarının her elbisesi seneye de giyer diye bir beden büyük alınırdı zaten. Onun için fotoğrafçılardaki büyük beden gömlek ve ceketleri giymek hiç ağırımıza gitmezdi.

Fotoğrafımda gördüğünüz gömlek fotoğrafçının değil, kuzenlerden yalnızca ‘foto’ için ödünç alınmış bir gömlek. Dikkat ederseniz biraz bol ve kazağımın üstüne giymişim… İlk gençlik yıllarımızda hoşlandığımız biriyle buluşmaya gittiğimizde de birbirimize mont ve gömlek ödünç vermeye devam ettik mahallede…O vakitler parfümle henüz tanışıklığımız yoktu, limon kolonyası sürerdik buluşmadan önce…

Ortaokula kayıt olmak için çektirdiğimiz vesikalık fotoğraflarımızda, ortaokul birinci sınıf erkek öğrencilerin hepsinin ceket ve kravatı aynıdır. Çünkü o sene fotoğrafların hepsi okulun karşısına açılan Foto Deniz’den çıkmadır. Lacivert ceket ve kareli kravat hala gözlerimin önünde. Ben fotoğraf çektirirken, Foto Deniz’in yanındaki plakçıda İbrahim Tatlıses’in bağıra bağıra ‘İşte o an gözümde mazi canlanır’ şarkısını söylediğini hatırlıyorum.

Şimdi çocukluğumdan ve doğmuş olduğum topraklardan çok uzaklaşmış bir halde fotoğrafa bakıyorum. ‘İnsan zamanın mı içinden geçer kendi suretinin mi?’* Sanırım tedirginliğim ve fotoğraf çekilirken yüzüme düşen gerginliğim hala devam ediyor. Kıyafetlerimi kendim almaya başladığım günden beri inadına bir beden küçük alıyorum ve güzel kokan parfümleri çok seviyorum. İlk göz ağrım 80 derece limon kolonyasını sadece yaralarımı tımar için kullanıyorum artık…

‘Provası yok hayatın. Ne yeniden yaşamak mümkün ne de yaşadıklarını silebilmek’ der Oğuz Atay.

Ama yaşadıklarımızı istediğimiz gibi anlatmak mümkün, hayatın geri kalanına bir yol işareti olsun diye…

 * Şükrü Erbaş

 

Chris Nineham: İsrail dostlarına karşı halk hareketleri örgütlenmeli

İngiltere’de son bir yıl içinde en az 20 merkezi ve yüzlerce yerel eyleme imza atan, birçok örgütle birlikte hareket eden Savaş Karşıtı Koalisyon, 20 yıldan fazladır mücadele ediyor. Bunların başında İngiltere’nin dahil olduğu savaşlar ve saldırılar geliyor. İsrail’in Filistin ve Lübnan’daki katliamlarına karşı da sürekli eylemler gerçekleştiren Savaş Karşıtı Koalisyon kurucularından, şimdiki Başkan Yardımcısı ve Yazar Chris Nineham sorularımızı yanıtladı.

HÜKÜMETİN İSRAİL’İ DESTEKLEMESİ BİR KAZA DEĞİL

Britanya halklarının ezici bir çoğunluğu İsrail’e karşı çıkıyor ve savaşın durdurulmasını istiyor. Halka rağmen Keir Starmer hükümeti İsrail’i desteklemeye, silah vermeye devam ediyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Açık söylemem gerekirse, bu durum sürpriz değil. Keir Starmer, başından itibaren bu konuda çok kötü bir tutum içinde. Her zaman İsrail destekçisi oldu. Parti içinde farklı bir politika izlemeye çalışan Jeremy Corbyn’e karşı kampanyalar yaptı. Bu kampanyaların başını çekti.

Britanya devletinin İsrail’i desteklemesi bir kaza ya da tesadüf değil. Ya da iktidarlardaki liderlerin politikalarıyla da ilgisi yok. Britanya dış politikasının kendisidir. Britanya, ABD’ye dünyada en yakın olan ülkedir. Dış politikada birlikte hareket ediyorlar. İki ülke için, Ortadoğu’da İsrail’i desteklemek son derece önemli. Çünkü İsrail üzerinden kendi çıkarlarını korumak, hatta daha da geliştirmek amacındalar.

Bu da Britanya ile İsrail arasındaki ilişkiyi tartışmasız hale getiriyor. Biz tarihi eylemler çok güçlü karşı koyuşlar örgütledik. Bu savaşa ve soykırıma karşı çıkmaya, en kısa zamanda bunu durdurmak için daha etkili eylemler yapmaya devam edeceğiz. Fakat Britanya’nın İsrail ve ABD’ye desteğini kesmemiz elbette zor olacak. Bizim burada yaptığımız, yüz binlerle ve milyonlarla bu Batı emperyalist politikaların karşısında durmaktır, gerçeği dünyaya duyurmaktır.

Keir Starmer’in ya da Britanya hükümetinin İsrail’e desteği devam edecek. Fakat bu arada, İsrail’le bazı anlaşmaları iptal ettirdik. Hatta Dışişleri Bakanı David Lammy, “Netanyahu Britanya’ya gelirse tutuklamak zorundayız” diye açıklama yapmak zorunda kaldı.

Hem İsrail’in savaş suçu işlediğini kabul ediyorlar ve hem de destek vermeye devam ediyorlar. Biz de yaptığımız eylem ve gösteriler sonucu bazı başarıları elde etmiş bulunuyoruz.

YENİ DEĞİL, 20 YILDIR ÖRGÜTLENİYORUZ

En az iki haftada bir, bazen her hafta Britanya’da büyük kitlesel eylemler yapılmaya devam ediyor. Her eyleme yüz binler katılıyor. Sayıda azalma olmazken bazı eylemler çok daha kitlesel geçiyor. Müslüman ülkeler dahil savaşa sokakta tepki göstermede Britanya halkı oldukça etkili. Bunu neye bağlıyorsunuz?

7 Ekim’de, saldırıların yıl dönümünde dünya çapında büyük eylemler oldu. Sadece Britanya’da olmadı. Britanya’da sürekli büyük ve kitlesel eylemlerin olmasının en büyük nedeni, Irak savaşı döneminde oluşturduğumuz büyük halk koalisyonunun etkili ve örgütlü bir çalışma yürütmesiydi. Bu örgütlülük hâlâ devam ediyor. Sendikalar, sosyalist partiler, Müslüman örgütler, kampanya grupları ve diğer kitle örgütleri, savaşlar karşısında 20 yıldan fazladır bu birlikteliğini koruyor. Birlikte uyum içinde çalışıyoruz. Farlılıklarımız olsa da savaş karşısında aynı tutum içinde olduğumuz için hareket zayıflamadan devam ediyor.

Birçok ülkede savaş karşıtlığı oldukça fazladır. Ama savaş karşıtlığını örgütleyecek birlikler birçok ülkede oluşturulmadı. Bu birlikler çok önemlidir.

SAHTE FİLİSTİN DOSTLARI DA VAR

Birçok ülke lideri savaşın durmasını istiyor ya da İsrail’i kınıyor. Türkiye de bu ülkelerden biri. Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan İsrail’i bir terör devleti olarak görüyor ve sürekli ona karşı demeçler veriyor. Ama aynı zamanda, Filistinlilerin etrafının sarıldığı dikenli tellerin de İsrail’e Türkiye’den satıldığı ortaya çıktı. Bu tür tutumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ortadoğu’da ve diğer bölgelerde, yönetici sınıflar sözde İsrail’e karşılar. Ama pratikte hiçbir şey yapmıyorlar. Erdoğan bunların en bariz örneğidir. Arada bir devlet tarafından organize edilen yürüyüşler yapıyorlar. Erdoğan sık sık İsrail’in bir terör devleti olduğunu söylüyor. Bunları söylerken, asıl olarak kendi çıkarlarını da gözetiyorlar. Kendi kapitalistlerinin çıkarı doğrultusunda hareket ediyorlar. Benzer tutumlar Ürdün’de var, Mısır’da var, Katar’da var, Birleşik Arap Emirlikleri’nde var. Birçok ülkede var.

İsrail’in soykırımına karşı olduklarını söylüyorlar ama bu soykırımı protesto eden insanları hapse atıyorlar. Türkiye’de olduğu gibi.

Burada çıkarmamız gereken ders ise biz bu ülkelerin liderlerine güvenemeyiz. Ne söylediklerine değil ne yaptığına bakarak ne olduklarını görebiliyoruz.

Ama yapmamız gereken şey kitlesel halk hareketlerini örgütlemeliyiz. Katliamcı İsrail’e ve ona destek veren ülkelere karşı.

28 KASIM’DA BİR SAATLİK İŞ BIRAKMA

Biliyorum eylemler devam edecek. Bir sonraki planınız nedir? Nasıl eylemler planlıyorsunuz?

Bir sonraki etkili eylemimiz, ABD seçimlerinden 3 gün önce 2 Kasım’da yapacağız. Dışişleri Bakanlığı önünde toplanıp, ABD elçiliğine yürüyeceğiz. 28 Kasım’da da ülke çapında çok ciddi bir eylemimiz olacak. Filistin için bir saat iş bıraktıracağız tüm ülkede. Sendikalar da çağrımıza katılıyor. Hareketimizi tüm iş yerlerine sokmaya çalışacağız. Herkesin konuşmasını ve İsrail vahşetini anlamasını isteyeceğiz. Üniversiteler, kolejler, ilkokullar, fabrikalar, marketler ve başka birçok iş yerinde bir saat iş yapılmayacak ve eylemler örgütlenecek.

 

Alman-İngiliz askeri ittifakı kuruldu

Yücel ÖZDEMİR
Köln

Ukrayna savaşıyla birlikte “Avrupa’nın savunması” adı altında askeri gücünü arttıran ve değişik askeri anlaşmaların altına imzalar atan Almanya, bunlara bir yenisini daha ekledi. İngiltere ve Almanya savunma bakanlarının katılımıyla bugün imzalanacak ve “Trinity House Anlaşması” olarak adlandırılan iş birliği kapsamında özellikle Almanya’nın İngiltere’deki askeri faaliyetleri artırılacak.

İNGİLTERE’DE TOP MERMİSİ FABRİKASI

Alman basınında anlaşmayla ilgili yer alan haberlere göre, Ukrayna savaşıyla birlikte büyüyen Alman silah tekeli Rheinmetall top mermisi üretmek için İngiltere’de bir fabrika kuracak. İngiliz çeliği kullanılarak yapılacak üretimin 2027’de başlaması ve fabrikada 400 kişinin çalışması bekleniyor. Ukrayna savaşından önce borsadaki her bir hissesi 60-70 avrodan satılan Rheinmetall’in her bir hissesinin değeri bugün yaklaşık 500 avro.

YENİ SİLAHLAR İÇİN ORTAK ÇALIŞMA

Anlaşma kapsamında iki ülke, İngiliz yapımı “Storm Shadow” füzelerinden daha uzun menzile sahip yeni bir silah geliştirmek için ortak çalışma yürütecek. “Uzun menzil”in “Rusya topraklarına kadar ulaşacak düzeyde” olması öngörülüyor. Keza her iki ülke ayrıca insansız hava araçları (İHA) teknolojisinde de iş birliği yapacak.

Alman “P-8 Poseidon” deniz devriye keşif uçağı da İskoçya’daki Kraliyet Hava Kuvvetleri üssüne konuşlandırılacak ve İngiliz yapımı torpidoları yüklenerek düzenli uçuşlar yapacak. Rusya kaynaklı potansiyel tehditlere karşı iki ortak, su altı kablo ağının güvenliği için de birlikte çalışacak.

SAVUNMA BAKANLARINDAN AÇIKLAMA

İngiltere Savunma Bakanı John Healey imza töreninden önce yaptığı açıklamada “Trinity House Anlaşması Almanya ile ilişkilerimizde önemli bir dönüm noktası. Alman silahlı kuvvetleri ve sanayisiyle görülmemiş bir iş birliğini garanti altına alıyor” dedi.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Rusya’nın Avrupa’yı tehdit ettiğini söyledi. Pistorius, NATO ortaklarının bu anlaşmaya caydırıcılık ve savunma yeteneklerini geliştirmeye kararlı olduğunu da ifade etti.

RUSYA’YA KARŞI ASKERİ İŞ BİRLİKLERİ ARTIYOR

Almanya ile İngiltere arasında imzalanan anlaşmanın temelinde Rusya’ya karşı askeri iş birliğini derinleştirmek olduğu gizlenmiyor. NATO kapsamında zaten iş birliği içinde olan iki ülke bununla da yetinmeyerek, ulusal düzeyde ilişkileri pekiştirmenin adımlarını atıyor. Anlaşma, İngiltere’nin AB’den ayrılmasından sonra her iki ülke arasında imzalanan en önemli anlaşma olma özelliği taşıyor.

İngiltere, AB kapsamında sürekli askeri iş birliklerinin derinleştirilmesine itiraz etmişti. Bu nedenle AB Ordusu kurma çalışmalarına yanaşmamıştı. Ayrılmadan sonra ise ikili ilişkilerin zemini güç kazandı.

OLASI TRUMP İKTİDARINA HAZIRLIK

ABD ile stratejik iş birliği içinde olan İngiltere’nin aynı zamanda Almanya ile ortak askeri iş birliği için anlaşma yapması, aynı zamanda 5 Kasım’da ABD’deki seçimlerde Donald Trump’ın kazanmasına karşı bir önlem olarak da değerlendiriliyor. Trump’ın Ukrayna savaşından çekilmesi durumunda İngiltere, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte Ukrayna üzerinden Rusya ile mücadeleye devam edecek. Bu nedenle de Avrupa’daki NATO ülkeleriyle askeri ilişkileri derinleştirmeyi hedefliyor.

Anlaşma, Almanya’ya ise askeri açıdan yeni kapılar açıyor. Rheinmetall silah tekelinin İngiltere’de üretim yapmasının yanı sıra İskoçya’nın Lossiemouth askeri üssünde konuşlandırılacak Alman savaş uçakları “Avrupa’nın güvenliği” için İngiltere hava sahasını da gözetleme ve koruma imkanına sahip olacak. Bu aynı zamanda Almanya’da askeri olarak daha fazla güçlü bir ülke olmasının kapısını da aralıyor.

Anlaşma aynı zamanda NATO kapsamında Avrupa ülkelerinin askeri olarak birlikte hareket etmesinin de olanaklarını yaratıyor. Almanya Savunma Bakanı Pistorius anlaşmayı “Birleşik Krallık ve Almanya arasındaki ilişkilerde temel bir değişim ve Avrupa güvenliğinin geleceği açısından ‘dönüm noktası’” olarak ilan etti.

RUSYA’YA KARŞI MERKEZ ÜLKE ALMANYA

Almanya giderek, Avrupa güvenliğinin Rusya’ya karşı sağlanmasında merkez ülke haline geliyor. Trump’ın seçimleri kazanması durumunda bu süreç hızlanacak. NATO’nun “Doğu kanadı”nda 10 yıllardır gerçekleştirilen tatbikatlarında Almanya zaten merkezi konuma gelmişti. 90 bin askerin katıldığı son tatbikata İngiliz Ordusu 16 bin askerle destek vermişti. Pistorius NATO’nun “Doğu kanadı”nı güçlendirmeye, uzun menzilli savunma silahlarına sahip olmaya bu nedenle önem veriyor.

İngiltere’nin İşçi Partili Yeni Başbakanı Keir Starmer ise, muhafazakâr başbakanlardan daha fazla Rusya’ya karşı Avrupa ülkeleriyle birlikte hareket etmeyi önemsediği için, gelecekte “ortak düşman Rusya”ya karşı Avrupa çapında yeni askeri iş birliklerine de gidilebilir.

 

Dışişleri Bakanı Fidan Londra’da

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İngiltere’de İşçi Partisi’nin iktidara gelmesinin ardından ilk Londra ziyaretini gerçekleştiriyor. Fidan, İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy ile bir araya geldi.

İki bakan, görüşmeleri öncesi basına yaptıkları kısa açıklamalarda, Türkiye-İngiltere ilişkilerinin geldiği noktadan duydukları memnuniyeti dile getirdi. “Türkiye ve İngiltere arasındaki ilişkiler vazgeçilmezdir” diyen Lammy, iki ülkenin birçok konuda birlikte hareket ettiğini söyledi. Fidan da kısa konuşmasında “Türkiye ve İngiltere olarak stratejik ilişkilerden yararlanıyoruz. Amacımız bunu daha da ileriye götürmek” ifadelerini kullandı. Her iki bakan da Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da yaşanan savaşların yanı sıra özellikle serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesi konusunu ele alacaklarını dile getirdi.

Fidan’ın ziyaretinin en önemli gündem maddeleri, savunma sanayi işbirliği kapsamında Eurofighter savaş uçaklarının Türkiye’ye satışı ve iki ülke arasında genişletilecek yeni serbest ticaret anlaşmasının müzakerelerinin başlatılması sayılıyor. 2007’den bu yana “stratejik ortaklık” ilişkisi içindeki iki ülke, Brexit sonrası çok daha yakın ilişki ve işbirliği sürecine girmişti.

İngiltere’de “Kusura bakmayın cezaevinde yer kalmadı” tahliyesi

Hükümet, İngiltere ve Galler’deki hapishanelerdeki aşırı kalabalığı hafifletmeye yönelik acil durum planının bir parçası olarak bin 100 mahkûmu daha erken tahliye ediyor.

Beş yıldan fazla hapis cezasına çarptırılan suçlular, ciddi şiddet, cinsel suçlar ve terörizmden hüküm giyenlerin hariç tutulduğu bir planla, sürelerinin %40’ını parmaklıklar ardında geçirdikten sonra lisansla serbest bırakılacak. Eylül ayından bu yana yapılan ikinci acil durum tahliyeleri, bakanların hapishaneler dışında yeni cezalandırma biçimlerine yol açması muhtemel olan büyük bir ceza incelemesi başlatmasıyla birlikte geldi.