Ana Sayfa Blog Sayfa 21

Şebeke sularında parazit salgını

0

Her yıl hissedarlarına milyonlarca sterlin aktaran özel su şirketleri halka parazitli su içiriyor. İngiltere’nin en Güneybatısında yer alan Devon bölgesine şebeke suyu sağlayan South West Water (SWW)’ın almadığı önlemler yüzlerce kişinin yakalandığı salgına neden oldu. SWW’nin sorumluluğunda olan bir su vanasında meydana gelen arıza hayvansal atıkların ve yeraltı sularının içme suyuna karışmasına neden oldu. Yaklaşık 16 bin kişiye su sağlayan bir şebekede ortaya çıkan kirlilik su kaynaklı bir parazit olan cryptosporidiuma ve dolayısıyla salgına neden oldu.

Şiddetli ishal ve kusma gibi belirtilerle aile hekimlerine çok sayıda kişinin başvurmasına rağmen SWW 14 Mayıs’ta musluk sularında bir sorun olmadığını ve güvenle içilebileceğini açıkladı. Ama salgının artık inkâr edilemez bir biçimde ortaya çıkmasının ardın U dönüşü yaparak 17 bin haneye musluk sularını kullanmadan önce kaynatmaları tavsiyesinde bulundu. Brixham, Boohay, Kingswear, Roseland ve kuzeydoğu Paignton’da okullarda içme suyu olmadığı için eğitime ara verilmek zorunda kalındı.

Parazitten kaynaklanan salgının belirtileri ve neden olduğu rahatsızlıklar arasında; şiddetli sulu ishal, mide ağrıları, bulantı, kusma, hafif ateş ve iştah kaybı var. Hastalık birkaç günde geçtiği gibi bir ay kadar da sürebilmekte. Salgına neden olan parazitin iki haftalık bir kuluçka dönemi olduğu için bölge halkı vaka sayısında yaşanacak artış nedeniyle endişeli. Salgın nedeniyle şebeke sularını kullanamayan bölgeye ziyaretçi ve turistlerin girmesi de engelleniyor. SWW bölge halkının mağduriyetini gidermek için üç su dağıtım noktası kurdu ancak, su dağıtma noktalarından sadece birisi kasabanın içinde. Bölge halkı bir taraftan salgınla baş etmeye çalışırken diğer taraftan kilometrelerce uzaklıktaki su dağıtım noktalarına gitmek zorunda bırakılıyor. Arabalarla gidilmek zorunda kalınan su dağıtım noktalarında hem uzun kuyruklar hem de yollarda trafik oluşuyor.

En az iki hafta daha sürecek salgına neden olan SWW, müşterilerine tazminat olarak sadece 15 sterlin layık gördü. Gelen tepkiler üzerine tazminatı 250 sterline çıkartan SWW geçen yıl hissedarlarına 166.3 milyon sterlin dağıttı. Birleşik Krallık’ın şebeke sularından kar eden diğer özel şirketler gibi SWW’de elde ettiği karı, temiz ve atık su altyapısını inşa etmek, bakımını yapmak için değil hissedarlarını zengin etmek için kullanıyor.

Devon bölgesinin ardından benzeri rahatsızlıklar 26 Mayıs’ta Londra’nın güneydoğusunda da görülmeye başlandı. Thames Water, düzinelerce kişinin mide krampları, kusma ve ishal nedeniyle rahatsızlandığını bildirmesinin ardından laboratuvar testleri için su örnekleri gönderdi. Thames Water’a ait şebeke sularını kullanan Beckenham sakinleri, günlerce kusma ve ishale neden olan bir mide hastalığına yakalandıklarını bildirdiler. Bu kişiler arasında günlerce kusan dört yaşında bir çocuk ile mide ağrısı, kusma ve dehidrasyon nedeniyle acile gitmek zorunda kalan yetişkin bir kadın da bulunuyor.

İngiltere’nin içme suları ve kanalizasyonları tüm varlıkları ve alt yapıları ile birlikte 1989 yılında Margaret Thatcher tarafından özelleştirilerek şirketlere peşkeş çekildi. 35 yıl içinde alt yapı için doğru dürüst kaynak ayırmayan ve devletten sürekli olarak kredi çeken şirketler hissedarlarına 72 milyar sterlin aktarmış durumda. İngiltere’nin sularının ve kanalizasyonlarının işletmelerini devralan şirketler, daha fazla kar elde etmek için her gün saatlerce, arıtılmamış kanalizasyon sularını ırmak ve denizlere döküyor. Son yıllarda giderek artan oranda ve tüm özel su işletmeleri tarafından kanalizasyon sularının yasadışı bir şekilde deşarj edilmesine Muhafazakâr hükümet göz yumduğu için, İngiltere’nin dere, ırmak ve suları hızla kirlenerek canlı yaşamını tehdit ediyor.

Bu şirketler yatırım yapmak için şimdiye kadar kamu kaynaklarından 60.6 milyar sterlin borç para aldı ve bu borcu hala ödemedi. Su ve kanalizasyon işletmelerini devralan bu şirketlerin insan sağlığını ve yaban hayatını hiçe sayan pratikleri, ihtiyaç duyulan yatırımların yapılmaması ve faturaların her yıl artması nedeniyle halk suların tekrar kamulaştırılmasını talep ediyor. 2017 yılında yapılan bir anket, suların kamulaştırılmasını isteyenlerin oranının yüze 83 olarak gösterdi. Aynı yıl Greenwhich Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, suların kamuda kalmış olması halinde kullanıcıların yıllık olarak 2.3 milyar daha az ödeyeceğini ortaya koydu. Özelleştirme anlaşmalarına eklenen, kamulaştırma için verilmesi gereken ihbar süresi, 25 yıl gibi absürt bir süre olarak belirlendiği için bu şirketlerin kamulaştırma gibi bir korkuları da yok. Bu şirketlerden en büyüğü olan Thames Water yaptığı devasa karlara rağmen devletten aldığı borçların 14.7 milyar sterline ulaşması nedeniyle iflas etmek üzere.

Önceliği kar olan özel şirketlerin insafına terk edilen İngiltere’nin içme suları, ırmakları, dereleri, denizleri kanalizasyon atıklarının arıtılmadan doğrudan sulara dökülmesi nedeniyle hızla kirleniyor ve zamanında önlem alınmazsa Devon ve Londra’nın güneydoğusunda ortaya çıkan salgın tüm ülkeye yayılabilir.

 

Ruanda Yasası genel seçimler nedeniyle askıya alındı

0

25 Nisan’da Kraliyet onayı alarak resmileşen Ruanda Yasası ya da tam adıyla Ruanda Güvenliği (İltica ve Göçmenlik) Yasası 2024 (Safety of Rwanda (Asylum and Immigration) Act 2024) ulusal ve uluslararası çapta en çok tartışılan ve itiraz edilen yasalardan biri oldu. Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi dahi, Ruanda güvenli bir üçüncü ülke olmadığı için hükümetin planına karşı çıktı. Lordlar Kamarası da yasa tasarısına çok sayıda itirazda bulundu. Her dönem göçmenlik karşıtlığı üzerinden kendisine yöneltilen eleştirileri engellemeye çalışan Muhafazakâr Parti, tüm itirazlara rağmen Ruanda Yasasını çıkarttı. Yasayla birlikte Muhafazakâr Parti’nin; İngiltere topraklarına ayak basan sığınmacıları Ruanda’ya göndermesinin önündeki tüm yasal engeller de kalkmış oldu.

Birleşik Krallık’a sığınma talebinde bulunan on binlerce göçmenin kâbusu haline gelen Ruanda Yasası, ilan edilen genel seçim ile birlikte şimdilik askıya alınmış durumda. Ruanda’ya sığınmacıları taşıyacak ilk uçak için hazırlıklarını Temmuz sonrasına yapan Muhafazakâr Parti, alınan seçim kararı ile birlikte, seçimlerden önce hiç kimsenin Ruanda’ya gönderilmeyeceğini de duyurdu. Seçimlerde çıkardığı yasaya yaslanacağından ve rakiplerini de bu yasa üzerinden sıkıştıracağından kuşku duyulmayan Muhafazakâr Parti, seçimi kazanması halinde Ruanda yasasını en kısa zamanda hayata geçirmede kararlı. Seçimleri kazanma ihtimali yüksek olan İşçi Partisi’nin Lideri Sir Keir Starmer ve Gölge İç İşçileri Bakanı Yvette Cooper katıldıkları radyo programlarında ve kendiler ile yapılan röportajlarda Ruanda Yasası’nı uygulamayacaklarını ve kaldıracaklarını beyan ettiler. Ama yasanın ne zaman fesih edileceğine dair bir tarih de vermiş değiller. Eğer Muhafazakâr Parti’ye seçimleri kazandıracak bir mucize olmazsa, sığınmacılar açısından Ruanda tehdidi kalkmış olacak ama oturum alabilmeleri önündeki zorluklar devam edecek. Diğer taraftan İşçi Partisi’nin sınır güvenliğini arttıracak önlemleri ile birlikte Manş Denizi’ni plastik botlarla geçmeye çalışan sığınmacıların hayatta kalma riski daha düşecek.

Seçimler ile birlikte, Ruanda yetkileri kapsamında kamplara alınan sığınmacıların çoğunluğu kefaletle serbest bırakılmaya başlandı. Çünkü bu kişilerin sınır dışı edilmeleri ‘‘hemen’’ (acil) olmayacağı ve herhangi bir tarih teyit edilmediği için tutulmalarının gerekçesi ortadan kalkmış oldu.

Şimdilik uygulanmayacak olsa da İçişleri Bakanlığı’nın yayınlamış olduğu kılavuza göre Ruanda’ya gönderilme kriterleri; 1 Ocak 2022 tarihinde veya sonrasında sığınma talebinde bulunmuş olmak, Birleşik Krallık topraklarına tehlikeli yollardan ulaşmak ve 18 yaşın altında bakmakla yükümlü olduğu çocuğunun olmaması. Bu kriterlere uyanlar önce gözaltına alınacak sonra da Ruanda’ya gönderilecek. Belirli bir süre gözaltında tutulmayanların Ruanda’ya gönderilmesi mümkün değil. Bir sığınmacının yasa uyarınca Ruanda’ya gönderilebilmesi için öncelikle bir gözaltı süresine tabi tutulması gerekmektedir. Birleşik Krallık’taki gözaltı merkezlerinin kapasitesi zaten neredeyse dolmuş durumda ve bu nedenle Ruanda’ya gönderilme riski olan herkesi gözaltına almak pratikte mümkün değil. Ayrıca Ruanda hükümetinin Birleşik Krallık’tan kaç sığınmacıyı kabul edeceğine dair raporlar da çeşitlilik göstermektedir. Hala net bir sayı teyit edilebilmiş değil. Kamuoyuna yansıyan rakamlar 2024 yılı sonuna kadar 200 ila 2,000 arasında değişiyor.

Ruanda’ya gönderilme tehlikesi şimdilik geçmiş olsa bile yukarıda belirtilen kategori içerisinde yer alan sığınmacılar acil bir durumda yardım için aşağıdaki kurumlara başvuru yapabilir.

Eğer gözaltına alınarak bir sığınmacı kampına kapatıldıysanız ve Ruanda’ya gönderilme kaygısı taşıyorsanız aşağıdaki kurumlarla iletişim kurabilirsiniz. Size gerekli olan destekleri vereceklerdir ve sizi savunacak bir avukat temin edeceklerdir. Eğer Brook House veya Tinsley İlticacı Gönderme merkezlerinde iseniz Gatwick Detainees Welfare Group’a bu 01293657070 numaradan ulaşabilirsiniz. Eğer Heatrow İlticacı Gönderme Merkezi’nde iseniz Detention Action’ı bu 08005872096 numaradan arayabilirsiniz. Eğer Harmondsworth, Colnbrook veya Yarl’s Wood İlticacı Gönderme merkezlerinde iseniz SOAS Detainee Support’u bu 07438407570 numaradan arayabilirsiniz. Eğer bunların dışında bir İlticacı Gönderme merkezinde iseniz Bail for Immigration Detainees’i bu numaradan 02074569750 arayabilirsiniz.

 

Ne bu göçmen işçilerin çektiği?

Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı’nın 2023 yıl sonu verilerine göre; toplum tarihimizin son 20 yılına damgasını vuran Ankara Anlaşmalılar 2002 – 31 Aralık 2023 arasında 43 bin 600’ü erkek 18 bin 600’ü kadın olmak üzere 62 bin 200 dolayında olduğu saptandı. Bu rakama çocukları da katarsak sayıyı 75-80 bin olarak öngörebiliriz. Türkiye’nin temsilcileri . 31 Aralık 2020’de de Brexit nedeniyle son bulan anlaşmanın yerini telafi edecek bir başka anlaşmadan söz ettiler ama “yalan” oldu.

Dostlar 1960’larda Londra’ya gelen mavi yakalı işçilerle kıyaslandığında çoğu beyaz yakalı mürekkep yalamış Ankara Anlaşmalılar için de hayat kolay olmadı. Ankara Anlaşmalılar geldiğinde Türkçe konuşan bir toplumu buldular. Konut sorunundan iş bulma çabalarına tutanacakları iyi kötü bir dal vardı. O dal “cürük” çıktı desem abartmamış olurum.

Sözüm bizim toplumdaki bazı işverenlere… İçinde yaşadığımız ülkede farklı bir ticari ahlaka sahip, yasa-kural tanımaz, kendisi emekçi kökenden olmasına karşın emeğe saygı duymaz, empati yapmaz, garibin halinden anlamaz ve para kazanma hırsı gözlerine sterlin işareti olan yansımış bir güruhtan söz ediyorum. Ankara Anlaşmalılardan bazıları salgın döneminde açlıkla sınandı, bir kısmı geri dönmek zorunda kaldı. Dil sorunundan dolayı kendi dilini konuşan patronların yanında çalışanlar ise büyük hayal kırıklığına uğradı. Kendi işini yapanlar ise 2024 İngilteresinde ortaçağı yaşadığını düşünür oldular.

Geçen gün Türkiye’de büyük işlere imza atmış ve resmi kurumlarda denetçilik yapmış Ankara Anlaşmalı bir inşaat mühendisi ile sohbet ettim. “Ben geri dönmek istiyorum fakat eşim çocukların hatırına dayanalım diyor” dedi. Proje çizerek iş yaptığı toplum üyelerinden alacaklarını tahsil edemediğinden dert yanan mühendis arkadaş, “Toplum üyelerinden alacaklarım var ama kiramızı ödeyemeyecek duruma düştük. Hocam sen gazetecisin lütfen söyle, bu nasıl bir ticari ahlak?” diye sordu.

Türkiye’de 1980’lerde enflasyonist dönemde alacaklarını ertelemek esnaf kurnazlığıydı. Ne kadar geç öderse o kadar kazancı çoğaltmış olurlardı. Bu sahtekarlık o dönemden günümüze genlerle taşındı sanki. Başkasının 10’a yapacağı işi 2’ye yaptırdığı mühendisin canına tak etmiş, tuzu kuru esnafın umurunda mı? Yazıklar olsun!

İngiltere’de kadınların 70’lerde büyük mücadeleyle kazandıkları “eşit işe eşit ücret” kavgasını şimdi tam 50 yıl sonra göçmenler vermeye çalışıyor. Toplumda faaliyet gösteren emek odaklı derneklerin biliyorum yükleri ağır ama bu konuyu da gündemde tutmaları gerekiyor. GİK DER’in 2022’de yaptırdığı araştırmaya göre; Londra’daki göçmen Türk ve Kürt işçiler düşük maaş alıyor, tatil ya da hastalık izni kullanamıyor, işçi haklarını bilmedikleri için de sömürüye maruz kalıyor.

Türkiye’de “Ooo Londra’da işiniz iş” diyen dostlarımıza “Aynı Ken Loach’un filmlerindeki gibi yaşıyoruz” diyorum. Eksiği yok, fazlası çok. İzlemeyen izlesin lütfen.

 

Hackney: ‘İsrail Silahlarına yatırım yapmayın, Hayfa ile Bağları Koparın ve Filistin ile kardeşleşin’

0

Filistin yanlısı protestocular son bir aydır Hackney Belediye Binası önünde kamp kurdu ve belediye taleplerini karşılayana kadar yerlerinde kalacaklarını söylüyorlar.

Renkli pankartlar ve çadırlar kuran ve müzik çalan protestocular 23 Mayıs’ta Hackney halktan da destek aldı ve bir dayanışma gösterisi yaptı.

Hackney Belediyesi’nin, işgal altındaki Filistin topraklarında ticari faaliyet yürüten şirketlerde 1.9 milyon sterlin değerinde pasif yatırımı bulunuyor. Protestocular belediyenin emeklilik fonu aracılığıyla yaptığı bu yatırımı geri çekmesini ve İsrail’in silahlanmasını finanse etmekten vazgeçmesini talep ediyor.

Protestocular tarafından elde edilen verilere göre, belediyenin emeklilik fonu şu anda İsrail Savunma Kuvvetleri’ne ekipman tedarik eden Elbit Systems’in 25,700 sterlin değerinde hissesini elinde tutuyor

Protestocular ayrıca Hackney ile İsrail’in Hayfa kenti arasındaki kardeşlik ilişkisinin de sona erdirilmesini talep ediyor.

Arapçada felaket anlamına gelen 1948 Nakba’sı sırasında Filistinliler hayatlarını kurtarmak için kitleler halinde Hayfa’dan kaçmış ya da Siyonistlerin toprakları kendilerine ait olduğunu iddia etmeleri üzerine İsrail tarafından zorla tahliye edilmişlerdi.

Onların çocukları ve torunları Gazze’de yaşayan mültecilerin büyük bir bölümünü oluşturuyorki bu mültecilerin birçoğunun son haftalarda İsrail hava saldırılarında bombalandığını gördük.

Hayfa, İsrail’in batılı destekçilerinden çok sayıda savaş mühimmatı taşıyan geminin yanaştığı bir liman kentidir.

The Citizen, Hackney Belediyesi’ne protestocuların taleplerini karşılayıp karşılamayacaklarını sordu.

Hackney’in Hayfa ile kardeş şehir olmasıyla ilgili olarak bir sözcü gazeteye, belediyenin “bağlantıları yönetmede aktif bir rolü olmadığını; uzun yıllar boyunca kurulan topluluk bağlantılarına dayalı olarak kendi kendini idame ettirdiğini” söyledi.

Tecrit çağrıları konusunda ise, sorumluluğun “emeklilik fonunun bu yardımları ödemeye devam etmek için yeterli getiri sağlamasını temin etmek gibi yasal bir görevi olan” Hackney emeklilik komitesine ait olduğunu eklediler.

İsrail yerleşimlerinde faaliyet gösteren şirketlerdeki dolaylı yatırımların emeklilik fonunun değerinin sadece yüzde 0,1’ini temsil ettiğini ve emeklilik sorumluluklarına ilişkin yasal rehberliği ihlal etmeden herhangi bir değişiklik yapılmasının olası olmadığını söylediler.

Ancak Hackney Belediyesi daha önce Ukrayna’nın işgalinin ardından Rus şirketlerine yatırım yapan hisse senetlerini elden çıkarmış ve bu konuda herhangi bir endişe duymamıştı.

 

Eğitim sorunları seçimin ana gündemi

Hükümetin 4 Temmuz’da genel seçimlere gideceğini açıklamasından sonra, kamuyu temsil eden sendikalar, kendi alanlarındaki sorunlarını ve derinliklerini açıklamaya devam ediyor. Bu konuda ilk adımı atan Ulusal Eğitim Sendikası (NEU), eğitimin içinde bulunduğu durumu şimdiye kadar yapılan araştırma ve raporlar ile gözler önüne sererek, eğitimin seçime katılacak tüm politik partilerin ilk gündemi olması konusunda uyardı.

Ülkenin mevcut eğitim durumunu sert bir şekilde eleştiren birçok rapor, öğrencilerin, öğretmenlerin ve eğitim kurumlarının karşılaştığı zorlukları gözler önüne sererek, on dört yıllık ihmal ve yetersiz finansmanın sonuçlarını açık bir şekilde ortaya koyuyor.

500.000 eğitim emekçisini temsil eden Ulusal Eğitim Sendikası (NEU), eğitimde yaşanan sorunlar ve endişelerini dile getirerek ve durumu düzeltmek için bir dizi acil talep sundu. NEU’nun açıklaması, bir sonraki hükümeti kurmayı hedefleyen herhangi bir partinin eğitim önceliğini somut ve kapsamlı önerilerle ele alması gerektiğini vurguluyor. “Bir sonraki hükümeti kurmak isteyen herhangi bir siyasi parti için eğitim öncelik olmalıdır. Okul öncesi eğitimden 16+’ya kadar olan eğitim sisteminin mevcut durumu, yıllarca süren sistematik yetersiz finansman ve ihmal nedeniyle “paramparça” ölmüş durumda” diyerek durumu özetleyen sendika genel sekreteri Daniel Kabede, “NEU Sendikası, manifestoların belirsiz vaatler ve parçalı çözümler yerine, hasarı tersine çevirecek anlamlı ve uygulanabilir öneriler içermesi gerektiğini” altını çizdi.

NEU sendikasının ve son dönemlerde okulların en endişe verici konulardan biri, okulların kronik yetersiz finansmanı olduğunu söylemek eminim kimseyi şaşırtmayacaktır. Ülkedeki ilkokul sınıf mevcudunun Avrupa’da en yüksek seviyede ve ortaokul sınıf mevcudu ise son kırk yılın en yüksek seviyesine ulaşması birçok ebeveynin yakinen tanık olduğu ve normalleşen bir durum. Öğretmenler, yetersiz maaşlar ve aşırı iş yükü ile büyük zorluklar yaşıyor olması, öğretmen işe alma, ya da işte tutma sayısında var olan hükümetin üst üste hedeflerinin altında kalmasına yol açtı. NEU, iktidara gelen parti kim olursa olsun, bu sorunları çözmek için eğitim çalışanlarının maaş ve çalışma koşullarında önemli değişikliklerin gerekli olduğunu belirterek siyasetçilerin dikkate almasını talep ediyor.

Özel Eğitim İhtiyaçları ve Engellilik (SEND) hizmetleri ve gençler için ruhsal sağlık desteği de acil dikkat gerektiren alanlar olarak öne çıkıyor. NEU, mevcut destek sistemlerini “neredeyse yok” olarak tanımlayarak, öğrencilerin karşılaştığı zorlukların daha da kötüleştiğini belirtiyor. Öğrencilerde ruhsal sağlık sorunlarının artmasında payı olan müfredat ve sınav sistemine de dikkat çeken NEU, bu sistemin değişmesini talep ediyor. Var olan müfredatın öğrencileri gelişme şansı tanımamasının yanında, onların gelişimini engelleyen bir müfredat ve sınav sistemi içinde olduğu vurgusu yapıyor. Ayrıca, birçok okul binasının fiziksel durumu da endişe verici. RAAC (Takviyeli Otoklavlanmış Gazbeton) ve asbest gibi sorunlar binaların kelimenin tam anlamıyla yıkılmasına neden olmaya devam etmesi, NEU’nin dikkat çektiği bir başka önemli konu.

Dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden birine sahip olan İngiltere’nin, içler acısı bir eğitim sistemi içinde olması bu ülkenin çocukları için karamsar bir tabloyu da gözler önüne seriyor. Hem var olan başbakan Rishi Sunak, hem de diğerlerinin dillerine dolamış oldukları, ‘dünya standartlarında’ eğitim sistemi, İngiltere’deki çocuklar uzaklaşan bir hedefin dışına çıkmıyor. Bunun böyle devam etmemesi için, başta eğitim çalışanların, yöneticilerin ve velilerin, bu seçimde seslerini ve seçme haklarını kullanmaları gelecek için önemli bir adım olacaktır.

Seçimlerde ailelere seslenen NEU genel sekreteri Daniel Kabede, “Mesaj açıktır: Eğitime yatırım yapmak şarttır. Yeni kurulacak hükümetin eğitime ve gençlerimize yatırım yapsın. Eğitimi değerli buluyorsanız, eğitim için oy verin. Çocuklarımıza hak ettikleri eğitimi verelim” diyerek herkesi duyarlı olmaya çağırdı.

Seçim boyunca eğitimin önemli gündemler içinde yer almasını sağlamak için çalışmalarına devam edecek NEU sendikası, siyasi partiler manifestolarında eğitime büyük bir yer ayırmaları konusunda uyardı. Yaklaşan seçim, uzun süredir devam eden sorunları ele almak ve ülkenin geleceğine anlamlı bir yatırım yapmak için önemli bir fırsat sunuyor. Bunu işçi, emekçi, yoksul ve göçmen çocuklar için ana gündem yapmak herkesin görevi. Oy kullanma hakkı olan herkesin, her fırsatta eğitimdeki sorunları dile getirmesi, herkesin geleceğine sahip çıkması için önünde duran önemli bir görev, bunu sahiplenelim.

Corbyn: Eşitlik, demokrasi ve barış için aday oldum

0

İşçi Partisi eski lideri Jeremy Corbyn, yaptığı özel bir toplantı ile bağımsız adaylığını ve manifestosunu kamuoyu ile paylaştı. 29 Mayıs günü Crouch Hill’de yaptığı toplantıya 300 davetli katıldı. Salonun yeterli olmamasından dolayı böyle bir yöntem izlenirken, Corbyn’e destek vermek isteyen onlarca İşçi Partili de, partinin disiplin soruşturmasına takılmamak için bilerek katılmadı. Corbyn burada manifestosunu açıkladı ve eşitlik, demokrasi ve barış için bağımsız aday olduğunu ilan etti.

12 Aralık 2019 genel seçimlerinden partisinin aldığı başarısız sonuç sonrası istifa eden Corbyn, parti içindeki sağcı ve gerici çevrelerce çeşitli suçlamalara mahruz kalmış ve parti üyeliği askıya alınmıştı. Uzun yıllır ırkçılığa ve faşizme karşı mücadele eden Corbyn’e anti-semitizm suçlaması yapılmış ve bu yöntemle parti üyeliğinin askıda kalmasını sağlamışlardı. 41 yıldır İslington North bölgesinde milletvekili olan Corbyn, parti tarafından tekrar aday gösterilmeyince bağımsız aday olduğunu açıkladı. Bunun üzerine parti yönetimi Corbyn’i üyelikten attı ve parti ile tüm ilişiğini kesti.

Tek tek sıraladı

2019 yılındaki halkçı manifestosunun benzerini bu seçimlerde de kamuoyu ile paylaşan Corbyn, sağlıktan barınmaya, ulaşımdan, eğitime, savaşlardan ırkçılığa kadar bir çok konuda yapacaklarını sıraladı. İslington North bölgesindeki toplum merkezleri ve kampanya grupları ile birlikte çalışacağını söyleyen Corbyn, vaadlerini şöyle sıraladı:

  • NHS’in özelleştirmesine karşı daha güçlü savaşacağım. Hiç bir özel sağlık şirketi ile yanyana gelmeyeceğim.
  • Her zaman grevci işçilerin yanında olacağım, işçilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için mücadele edeceğim. İşçi sınıfının yanında olacağım.
  • Konut her insanın bir insan hakkıdır ve herkese sosyal konut talebi için mücadele edeceğim. Maaşının yarısını kiraya vermek zorunda olan emekçilerin yüksek kiralarına karşı savaşacağım.
  • Ulaşım ücretlerinin düşürülmesi için mücadele edeceğim
  • Daha çevreci bir politikanın hayata geçmesi için uğraşacağım.
  • Eğitim kesintilerine karşı çıkacak ve yoksul çocuklarının eğitimden daha fazla yararlanması için mücadele edeceğim. Bölgede yüzde 47 yolsul çocuğun sesi olacağım.
  • Politik hayatım boyunca bir çok savaşa karşı çıktım ve bu savaşlarla ilgili söylediğim her şey doğru çıktı. Savaşlara ve silah ticaretine, halkların birbirine kırdırılmasına karşı çıkmaya ve mücadele etmeye devam edeceğim.
  • Daha fazla milyarderin ortaya çıktığı ve daha fazşa gıda bankalarının oluştuğu bu düzenin ortadan kaldırılması için mücadele edeceğim.
  • Göçmenlere sahip çıkmaya, onların konut, eğitim, iş ve sağlık hizmetlerini eşitçe almaları için mücadele edeceğim.
  • Parlamentoda emekçilerin ve milletvekili olduğum bölgenin sesi olmaya devam edeceğim.
  • Üyelerini dinlemeyen ve onların tercihlerine kulaklarını kapatan anti demokratik parti işleyişlerine karşı savaşacağım ve sesimizi daha gür çıkartmak için mücadele edeceğim.
  • Halkın hizmet aldığı tüm alanların özel şirketlerden arınması ve bunların kamulaştırılması için mücadele edeceğim.

4 Temmuz Genel Seçim Rehberi

0

İngiltere’nin gelmiş geçmiş en zengin başbakanı unvanına da sahip olan Muhafazakâr Parti Lideri Rishi Sunak, hiç beklenmedik bir zamanda genel seçimlerin 4 Temmuz’da yapılacağını kamuoyuna duyurdu. Muhafazakâr Partili milletvekilleri de dahil herkesin Sonbahar hatta yıl sonuna doğru yapılacağını tahmin ettiği seçimler, Başbakan Sunak tarafından bir baskın seçime dönüştürüldü. Sunak, aceleyle aldığı kararı duyurmak için yağmurun dinmesini bile bekleyemedi. Sunak, 22 Mayıs akşamüstü toplam yedi dakika 44 saniye süren erken seçim konuşmasının altı dakikasını yağan yağmur altında gerçekleştirdi.

Öyle görünüyor ki popülaritesi giderek düşen, Filistin ve Ruanda yasası gibi tartışmalı konularda köşeye sıkışan Rishi Sunak baskın bir seçimle seçmen kaybını en aza indirmek ve hatta mümkün olursa 2016 ve 2019 yılındaki genel seçimlerde olduğu gibi kendisinin bile beklemediği bir seçim galibiyeti almak istiyor. Ama Rishi Sunak ne hesap yaparsa yapsın Muhafazakâr Parti’nin 14 yıllık iktidarının 4 Temmuz’da sona ermesini engellemeyecek. 4 Temmuz genel seçimleri ile Muhafazakarların devri kapanırken, Sir Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi’nin iktidarı başlamış olacak. İşçi Partisi son 14 yıldan beri iktidara hiç olmadığı kadar yaklaşmış ama, işçi ve emekçilerin taleplerinden de bir o kadar uzaklaşmış durumda. Bu nedenle, aralarında İşçi Partisi eski lideri Jeremy Corbyn’da olmak üzere çok sayıda politikacı bağımsız olarak seçimlere katılmaya hazırlanıyor. Filistin ve Ruanda konusunda ikircikli davranan İşçi Partili milletvekillerinin karşısına bölge halkları ve farklı politik oluşumlar aday çıkartmak için kolları sıvamış durumda. Parlamento ve parlamento dışı politik parti ve oluşumlarının seçim hazırlıklarını ve çalışmalarını gazetemizin diğer yazılarına bırakıp, gazetemizin çıktığı tarihten yaklaşık 5 hafta sonra yapılacak olan seçimlerde oy kullanabilmek için yapmamız gereken hususlara odaklanalım.

Öncelikle 4 Temmuz genel seçimlerinde oy kullanabilmek için seçmen kütüğüne kayıtlı olmamız lazım. Eğer en son 2 Mayıs’ta yapılan Londra Büyükşehir Belediyesi ve yerel seçimlerinde oy kullandıysanız, seçmen kütüğüne kaydınız var demektir. Ama en ufak bir şüpheniz varsa belediyenizin seçmen kütüğü kayıt birimine (Electoral Registration Office) müracaat ederek genellikle kütüphanelerde kopyası olan seçmen kütüğünde kaydınıza bakabilirsiniz. Eğer kayıtlı değilseniz bu seçimlerde oy kullanabilmek için 18 Haziran gece yarısından önce kayıt başvurusu yapmanız lazım.

TATİLE GİDENLERİN OY KULLANMASI MÜMKÜN MÜ?

Seçim tarihinde İngiltere’de olanların oy kullanmasında bir sıkıntı yok ama o tarihler için tatil planı yapmış olanlar ve yurtdışında olacaklar ne yapabilir? İngiltere’deki seçim yasası postayla oy kullanma ve başka birinin sizin adınıza oy kullanmasına olanak verdiği için ya oyunuzu postayla kullanabilir ya da oyunuzu kullanma için ikinci bir seçmeni yerinize tayin edebilirsiniz. Elbette bunun için de yarı ayrı ayrı başvuruların yapılması lazım. İnternet üzerinden (https://www.gov.uk/apply-postal-vote) 19 Haziran saat 17.00’den önce postayla oy kullanmak için başvuru yapabilir ve oyunuzu seçim sandığına gitmeden kullanabilirsiniz. Yine aynı şekilde yerinize başka birisinin oy kullanmasını isterseniz oyunuzu kullanacak olan kişinin bilgileri ile birlikte (https://www.gov.uk/apply-proxy-vote) internet üzerinden 26 Haziran saat 17.00’dan önce başvuru yapabilirsiniz. Kendi başına başvuru yapmakta zorlanalar başta Day-Mer olmak üzere derneklerden ve kurumlardan yardım isteyebilir.

İngiltere’de resmi seçim süreci, 30 Mayıs’ta parlamentonun fesih edilmesi ile başladı. Milletvekili adayı olmak isteyenler adaylık başvurularını 4 Haziran’a kadar yapmış olması lazım. Alınan baskın seçim kararı, seçimlerde alternatif adaylar çıkarmak için hazırlık yapan oluşum ve yeni kurulmuş partiler kadar parlamento çatısı altında olan partileri bile hazırlıksız yakaladı. Westminster Parlamentosu’ndaki milletvekili sandalyeleri tüm Birleşik Karllık’ı kapsayan 650 seçim bölgesine ayrılmış durumda. Bu seçim bölgelerinde en çok oyu alan aday seçimleri hak kazanıyor. Birleşik Krallık’ta uygulanan seçim sistemi nedeni ile kullanılan oylar sadece o seçim bölgesi ile sınırlı kalıyor bu nedenle ülke genelinde alınan oyların toplamı herhangi bir seçim bölgesini etkilemiyor. Bu da özellikle yeni kurulan partilerin ve politik oluşumların ülke genelinde aldıkları oyların boşa gitmesine ve seçmenlerin kazanma şansı daha yüksek adaylara yönelmesine neden oluyor. Ama en son Britanya İşçi Partisi’nden seçilen George Galloway örneğinde olduğu gibi bağımsız ya da yeni oluşumlarla seçimlere giren adayların da seçilmesi mümkün.

4 Mayıs Perşembe sabah 07.00’den akşam saat 22.00’a kadar devem edecek seçimlerde oy kullanabilmek için akılda tutulması gereken bir başka önemli nokta da yanınızda fotoğraflı bir kimlik bulundurma zorunluluğu. 18 yaş ve üzerindeki tüm İngiliz vatandaşlarının oy kullanma hakkına sahip olduğu genel seçimlerde, oy kullanmaya giderken yanınızda fotoğraflı bir kimlik yoksa en son yapılan Londra Büyükşehir Belediye seçimlerinde oy kullanmaya giden Boris Johnson’un durumuna düşebilirsiniz. Kimliksiz oy kullanmaya giden Johnson, kimliği olmadığı için oyunu kullanamamış ve eve gidip kimliğini getirmek zorunda kalmıştı.

Seçimlere Giderken Sosyalistlerin Katılımı

Britanya’da 4 Temmuz genel seçimleri yaklaşırken, işçi ve emekçilerin acil talep, sorun ve çıkarlarını bu seçimlere ve parlamentoya taşıyacak belirgin ve birleşik sosyalist siyasi bir alternatif eksikliği sorunu tartışılmaya devam ediyor. Ulusal çapta işçi ve emekçiler açısından geniş ve güçlü siyasal bir seçim alternatifi olmasa da, seçimlerin apansız açıklanmasından sonra, varolan oluşumların harekete geçtiğini ve hala güçlü olmasa da aralarındaki seçimlere yönelik birleşme eğiliminin de göreli olarak güçlendiğini söyleyebiliriz. İşçi ve emekçiler açısından her bölgede destekleyebilecekleri adayların olmaması gibi sonuçları yanında bu durum seçimler sonrası açısından da önemli: iktidara gelerek sermayenin işçi ve emekçilerin haklarına saldırı programını uygulamaya devam etmesi beklenen Labour Party hükümetine karşı yürütülecek halk hareketi açısından da işçi ve emekçiler adına yola çıkan bu oluşumların seçim performansları belirli bir etkiye sahip olacak.

Bu koşullarda, işçi ve emekçiler adına seçim sürecinde etkinlik göstermeye çalışan oluşumların neler olduklarına, ne tür siyasi bir çizgi izleyeceklerine ve nerelerde etkili olacaklarına kısaca bir bakmak yerellerde seçimlere yönelik işçi ve emekçilerden yana bir siyasi çizginin izlenmesi açısından bağlayıcı bir öneme sahip.

The Collective

Özellikle İsrail’in Gazze’ye saldırmasından sonra Britanya’da kitlesel biçimde gelişen dayanışma ve barış hareketinin siyasete yansıması uzun sürmedi. Bu oluşumları başında da, bir siyasi parti olmasa da, esnek bir seçim ittifakı gibi görünen The Collective geliyor. Collective’in sözcülüğünü şimdilik Holborn bölgesinde kendisini Labour Party lideri Keir Starmer’a karşı aday gösteren eski Güney Afrika milletvekili ve Ulusal Meclis üyesi Andrew Feinstein yapıyor. Şubat ayında politikaları belirlenen Collective kendisini kitlesel bir parti inşasını sağlayacak bir hareket olarak tarif etmesinin yanında seçimlere yönelik de 5 talep belirledi. Bunlar: herkese gerçek ücret artışı, yeni çevresel bir plan, çoğunluk için konut hizmetleri, zenginlerin vergilendirilerek ulusal sağlık hizmeti NHS’ın kurtarılması, ilticacıların kabulü ve savaşlardan arınmış bir dünya. Collective Holborn’un yanısıra, Oxford East, Southport, Liverpool Wavertree, Eastham, Ilford North, Bethnal Green and Stepney gibi bölgelerde ve başkalarında aday gösterecek veya bağımsız adayları destekleyecek. Haringey’de Palestine Action kampanyasının belirlediği aday da Collective tarafından destekleniyor.

Arkasındaki ana gücün eski Labour Party üyeleri olduğu görülen ve Jeremy Corbyn’in de desteklediği Collective’in önemli özelliklerinden biri oluşturduğu seçim birliği. Bu seçim birliğinin içinde yine kendini sosyalist, emekçi yanlısı ve Filistin sorununu merkezine alan siyasi çevre ve birlikler yeralıyor. Bunlar Transform, The Muslim Vote, For the Many Network, Reliance Party, troçkist Socialist Workers Party, Just Stop Oil çevreci hareketine bağlı Assemble ve Liverpool Community Independents’ten oluşuyor. Bu çevreler arasında seçimlerle ilgili bir koordinasyon işlevi gören Collective’in diğer oluşumların desteğiyle güçleneceği düşünülüyor.

Transform

Transform, 24 Temmuz 2023’de the Breakthrough Party, Left Unity, the Liverpool Community Independents and the People’s Alliance of the Left’in birleşmesiyle kuruldu; o dönemde Exeter’de gerçekleşen seçimlerde gösterdiği etkinlikle tanındı. Parti politikasını çevreci sosyalizm, demokratik sosyalizm ve ilericilik olarak tanımlıyor; tümüyle öyle olmasa da troçkist eğilimler taşıyor. Parti Liverpool’un yanında yine bazı bölgelerde aday gösterecek ve Collective adaylarını destekleyecek.

For the Many Network

Ekim 2023’de kurulan bu oluşumun öncülüğünü tanınmış film yönetmeni Ken Loach yapıyor. Oluşum politikalarını Labour’ın Corbyn liderliği döneminde, 2017-19 arası savunduğu manifestodan esinlendiğini söylüyor ve 12 ilke üzerinde duruyor. Bunlar halk hizmetlerinin kamulaştırılması, sağlık sisteminin fonlanması, emekçilere yönelik konut hizmetleri gibi taleplerden oluşuyor. Labour Party eski üyelerinin yanında kimi troçkist çevrelerin harekete destek verdiği düşünülüyor. Liverpool’daki adayların ve diğer Collective liste adaylarının desteklenmesi yanında bu hareketin Wigan’da bir aday göstermesi bekleniyor.

Assemble

Siyasi bir parti olmaktan çok bir halk hareketi olarak gelişen Assemble, Just Stop Oil ve Extinction Rebellion kampanyalarının siyasi kanatı görünümünde; liderliğini Roger Hallam yapıyor ve çevrecilik ve Filistin karşıtlığı yanında hareketin seçimlere yönelik açıkladığı bir program mevcut değil; bunun daha çok yerellerde oluşumu desteklenen halk meclislerinden çıkmasını bekliyor. Bu yönüyle sosyalist eğilimleri yanında hareketin sol liberal çevreci ve özgürlükçü bir çizgide olduğunu belirtebiliriz. Hareketin diğer adayları desteklemesinin yanında, Londra’da ve diğer birkaç bölgede aday göstermesi bekleniyor.

Reliance Party

Palestine Solidarity Campaign başkan yardımcısı Kamel Hawwash tarafından son dönemlerde kurulan parti özellikle Birmingham’da etkinlik gösteriyor ve parti programı da yine belirtilen diğer hareketlerin programlarına yakın. Bölge halkı yanında sosyalistler tarafından da destekleniyor ve özellikle Birmingham’da adayları olacak.

Liverpool Community Independents

Bahsedilen diğer oluşumlara destek veren ama bağımsız biçimde hareket de eden bu oluşum adından da anlaşılacağı üzere Liverpool’de etkinlik gösteren ve partiden atılan eski 5 Labour Party encümeninden oluşuyor. Hareket 2022’de kuruldu ve siyasetini kemer sıkma politikalarına karşıtlık ve solculuk olarak tarif ediyor. Hareketin şimdilik Liverpool’da 2 bölgede aday göstereceği kesinleşmiş durumda.

Trade Union and Socialist Coalition

2010 yılında o dönem demiryolları sendikası RMT lideri Bob Crow’un da desteğiyle kurulan TUSC’un şu anda yürütmesinde PCS, Unison, NEU, UCU, Napo and POA sendika üyeleri yer alıyor. Yine kendisini işçi emekçilerden yana sosyalist bir seçim ittifakı olarak tarifleyen TUSC, son yıllarda sendikaların desteğini yitirdi ve şu anda troçkist Socialist Party of Great Britain tarafından domine ediliyor. İngiltere çapında birçok yerde aday gösterecek TUSC’ın bazı adayları da Collective tarafından desteklenecek.

Workers Party of Britain

Filistin sorunu savunuculuğu üzerinden son dönemlerde Rochdale ara seçimini kazanarak tekrar gündeme gelen George Galloway’ın liderliğini yaptığı bu parti 2019’de kuruldu. Önceleri sosyalist kimi çevrelerin desteğine sahip olan parti, çizgisinin sosyalizm yanında aile, ordu, AB üyeliği sorunları üzerinden muhafazakarlığa ve popülizme kaymasıyla bunu kaybetti ve Galloway denetiminde hareket ediyor. İngiltere’nin birçok yerinde aday gösterecek partiye Collective’in verdiği destek adaylar bazında ve şimdilik bir ittifakları sözkonusu değil.

Communist Party of Britain

Günlük Morning Star gazetesini yayımlamasıyla tanıdığımız revisyonist ve Çin yanlısı parti bu seçimlerde de gelenekesel politikasını sürdürecek; bazı bölgelerde kendi adaylarını göstermesinin yanında parti sekreteri Robert Griffiths 1 Mayıs’da yaptığı bir açıklamayla partinin Labour Party’ı desteklemeyi sürdüreceğini duyurdu. Şimdilik partinin Collective ile bir ilgisi görünmüyor.

Rise Movement

Kuzey Batı Durham eski milletvekili ve Corbyn dönemi gölge kabinesi üyelerinden Laura Pidcock tarafından bu yıl 1 Mayıs’ta kurulan Rise Movement’ın programı diğer Corbyn’cilerin solunda. Hareket “doğrudan işçi sınıfına” gitmek vurgusuyla tanınıyor ve şimdilik seçimlere veya diğer çevrelerle işbirliğine dair bir açıklama yapmış değil.

Green Party

Tümüyle ya da belirgin olarak sözde bile olsa sosyalist bir çizgiye sahip olmayan parti, bazı muhalifleri de bünyesinde taşıyor ve Britanya’nın birçok yerinde aday gösterecek. Ama parti aynı zamanda kimi adaylar üzerinden de Collective’le birlikte hareket edecek.

Sonuç Olarak

İşçi ve emekçilerin çıkarlarının tam zıttını programlaştırıp uygulayan, günümüzde emeğiyle geçinenlerin hızla kötüleşen çalışma ve yaşam koşullarının baş sorumlusu Muhafazakar Parti iktidarına son verilmesi bu seçimlerde başlıca zorunluluk. Bunun yanında Starmer’in liderliğiyle ondan hemen hiçbir farkı kalmayan Labour Party’ye oy vermenin vicdanlara sığamayacağı da bir gerçek. Bu bağlayıcı nedenlerin yanında, gerek seçimler öncesi gerek sonrasında emekçilerin olabildiğince geniş bir mücadele birliğinin yaratılması zorunluluğu gözönünde bulundurulduğunda, 2024 seçimlerinde bu gruplar ve tutumları özel ve pratik bir önem kazanmış durumda.

Festival ayı geldi

Haziran ve Temmuz toplumda festival ayı… Sonrasında da tatil ayı… Festivaller kültürel organizasyonların ötesinde eş ve dostun birbirlerini görebildiği etkinlikler. Toplamda bu yıl gerçekleşecek bazı festivaller şöyle:

  • DAY MER’in bu yıl 35’inci kez düzenleyeceği “DAY MER Kültür ve Sanat Festivali”, 5 Haziran’da resepsiyonla başlayacak, 7 Temmuz’da Clissold Park’ta Park Şenliği ile bitecek. Toplumdaki en uzun soluklu festivalinde Türkiye’den gelecek müzik grubu Miraz ile Londra’dan Balkan müzik grubu Don Kiper Park Şenliği’nde sahne alacak. Festival kapsamında tiyatro, çocuk ve gençlik şenlikleri, söyleşiler, film gösterileri, sergi ve paneller olacak. DAY MER Festivali’ne her zamanki gibi on bini aşkın toplum üyesinin katılması bekleniyor.
  • İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nin, “Çerağımız Uyansın Halk Aşkına” şiarıyla düzenleyeceği “Alevi Festivali”, Britanya Alevi Federasyonu’nun “Great Cambridge Road N9 9LE” adresindeki yerleşkesinde 15-16 Haziran günlerinde gerçekleşecek. Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı ve kültürlerinin yeni kuşaklara aktarımında önemli bir işlevi olan Alevi Festivali’nde pek çok konuk ve yerli sanatçı sahne alacak.
  • Göçmen İşçiler Derneği (GİK DER), 23 Haziran’da her yılki teması “ırkçılığa ve faşizme karşı”, Pymmes Park’ta park şenliği düzenleyecek. GİK DER’in 12’nci kez düzenleyeceği şenliğin ayrıntılı programı henüz belli olmasa da her zaman olduğu gibi konuk ve yerel müzisyenlerin sahne alması planlanıyor. Piknik ve şenlik havasındaki etkinliği kaçırmayınız derim.
  • Kıbrıslı toplumda faaliyet gösteren ve KKTC hükümetinin desteğindeki derneklerin çatı örgütü İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi (Council of Turkish Cypriot Associations in Britain (CTCA UK), 7’nci kez Kıbrıs Türk Kültür Festivali düzenleyecek. Bu yıl 30 Haziran’da Enfield’deki Donkey Lane’de (EN1 3PL) düzenlenecek festivalde Ayna, Eylem ve SOS grubu sahne alacak. “Kıbrıs Türk kültürünü tanıtmak ve biz de bu ülkenin bir parçası olarak, varız” diyecek festival, yine on bine yakın toplum üyesini çekmeye aday.
  • Kıbrıs Türk Toplum Merkezi’nin (TCCA) öncülüğündeki Turkish Cypriot Trust UK (TCT) ise bu yıl festival yapmıyor.

1 MAYIS alanında taleplerimizi daha güçlü haykıralım

İşçilerin ürettiği patronların yediği düzeni yok etmek için 1MAYIS ruhuyla örgütlenelim, örgütlerimize sahip çıkalım.

  • En düşük ücretin asgari ücrete eşitlenmesi için
  • 7 saatlik iş günü için
  • Ücretli izin için
  • Yasal hastalık ödeneği için
  • Doğum izni için
  • Engelli işçilerin hakları için
  • Eşit işe eşit ücret için
  • Haksız işten atmalara karşı
  • Örgütlenme önündeki engellere karşı

1 MAYIS alanında taleplerimizi daha güçlü haykıralım

Dünyadaki tüm üretimler; uzun saatler boyunca düşük ücretlerle çalıştırılan, hastalık ve tatil gibi hakları gasp edilen işçiler tarafından gerçekleştiriyor. İşçilerin asgari ücretin bile altında kalan maaşları rekor seviyelere çıkan enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle her geçen gün daha da eriyor.

Savaşlar, krizler ve insanlık dışı uygulamaların hem faturası işçilere çıkartılıyor ve hem de bu savaş ve krizlerde yok edilenler de işçiler ve mazlum halklar oluyor.

Üreten işçilerse, yönetenlerin de işçiler olması, asalak sermaye sınıfının dünya üzerinde silinmesi ve onların düzeni kapitalizmin yok edilmesi için, işçi sınıfının Birlik, Dayanışma ve Mücadele günü 1 MAYIS’ı her zamankinden daha güçlü sahiplenmesi gerekiyor.

Hayat pahalılığı ve enflasyon işçi ve emekçilerin yaşamında ciddi sorunlar açarken, haklarını talep eden işçilere sermaye ve onun hükümetinin verdiği cevap; yeniden ve yeniden saldırı oluyor. İngiltere’de Sunak iktidarı, işçi ücretleri ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, halkın sağlık, eğitim, ulaşım ve konut sorunlarına çözüm üretmezken, savaşlara ve sermayenin yatırımları için halkın vergilerinden elde edilen kamu kaynaklarını peşkeş çekiyor.

Buna itiraz eden işçilerin grev yapmasını bile zorlaştıracak yeni yasalarla halkın karşısına çıkıyor. Bütün bunlar bir kez daha gösteriyor ki; sermaye kesimi iktidarda olduğu sürece işçi ve emekçilere rahat yok. Bu yüzden bu sermaye düzenine karşı mücadeleyi bir adım daha büyütmek için taleplerimizi hep birlikte 1 MAYIS alanlarında haykırmalıyız.