Ana Sayfa Blog Sayfa 34

Day-Mer Kadın Komisyonu’nun 25 Kasım etkinliği

0

Day-Mer Kadın Komisyonu’nun 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle düzenlediği etkinlikte onlarca kadın savaşa, şiddete ve yoksulluğa karşı bir araya geldi.

Londra Toplum Merkez’inde buluşan kadınlar, “Savaş ve Kadın” temasının öne çıktığı etkinlikte, şiddetle mücadele gününün tarihçesini, şiddet biçimlerini ve neler yapılabileceğini konuştu.

Etkinlik, Kaplumbağalar da Uçar adlı filmin gösterimiyle başladı. Film, savaşların sebep olduğu göçlerde, insanların çektiği zorlukları anlatırken özellikle çocukların oyun oynaması gereken yaşlarda silah sesleri arasında yiyecek, barınma, ısınma gibi en temel ihtiyaçlardan uzak yaşamını, özellikle kız çocuklarının karşılaştığı zorlukları gözler önüne seriyordu.

Day-Mer Kadın Komisyonu adına sunum yapan komisyon üyesi Selvi Özdemir, 25 Kasım tarihini vurguladıktan sonra bugün açısından şiddete karşı mücadele etmenin önemine dikkat çekti ve “Bugün haklarımıza saldırılar hiç olmadığı kadar artmış durumda bu saldırılara karşı bizlerin hep birlikte ses çıkartması gerekiyor, bizlerin daha çok mücadele etmesi gerekiyor” dedi.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin sonucunda yaşanan her  türlü şiddet ve ayrımcılığın sadece kadınların değil tüm toplumun sorunu olarak görülmesi gerektiğini belirten Özdemir şöyle devam etti:

“Bu nedenle 25 Kasım’da bir kez daha kadınların ayrımcılığın ve şiddetin esas hedefi olmasına ve şiddeti yaratan, besleyen, körükleyen bütün bu uygulamalara hayır diyor ve duyarlı herkesi şiddete karşı çıkmaya seslerimizi duyurmaya ve birleştirmeye çağırıyoruz. Mücadelemiz; yaşamın her alanında eşitliğin inşa edilmesi, eşitliğin kalıcı hale gelmesi ve kadınların şiddetten, yoksulluktan, işsizlikten, güvencesizlikten uzak hayatlar kurabilmesi içindir. Eşitsizliğin, şiddetin, sömürünün, ayrımcılığın olmadığı, kadınların özgürce yaşamlarını sürdürdüğü bir gelecek mümkün.”

Etkinliğe katılan kadınlarla, şiddete karşı neler yapılabileceği tartışıldı. İngiltere’de emeğiyle çalışan kadınların erkek şiddetine maruz kaldığı ve buna karşı mücadelenin gerekliliği vurgulandı.

Filistinli şairlerin şiirlerinden okunan şiir dinletisiyle etkinlik sona erdi.

 

Ankara Anlaşmalıların sayısı 12 Eylül mültecilerini solladı

Birleşik Krallık (BK) İçişleri Bakanlığı’nın son verilerine göre; toplum tarihimizin son 20 yılına damgasını vuran Ankara Anlaşmalılar 2002 – 31 Aralık 2023 arasında 43 bin 600’ü erkek 18 bin 600’ü kadın olmak üzere 62 bin 200 dolayında olduğu saptandı. Bu rakamın çocukların da katılmasıyla 75-80 bin ulaşması öngörülüyor.

Ankara Anlaşması, Türkiye ile o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) üyesi ülkeler arasında ticaretin geliştirilmesi ve iş hacmini artırmak amacıyla 12 Eylül 1963’te imzalandı. Türkiye Cumhuriyeti’nin unuttuğu bu anlaşma 2000’de Londra’da açılan bir davayla 2002’den itibaren uygulama alanı buldu. 31 Aralık 2020’de de Brexit nedeniyle bu anlaşma son bulmuş oldu.

Türkiye’nin Londra Başkonsolosu Brexit sonrası Ankara Anlaşması’nın yerine geçecek bir anlaşma için çalışmalar yapıldığını belirtmesine karşın bir sonuç çıkmadı.

Ankara Anlaşması dışındaki çalışma vizesiyle kaçan nitelikli göç de kaygı verici durumda. Örneği Türk Tabipleri Birliği’ne yurtdışına gitmek için iyi hal belgesi için başvuran hekim sayısında rekor kırıldı. 2023’ün ilk 11 ayında 2 bin 785 hekim başvurdu. 2012’de bu rakam 52’ydi.

BK’DEKİ İLTİCACI SAYISI

BK İçişleri Bakanlığı verilerine göre; demokrasinin rafa kaldırıldığı 1980 diktatörlük döneminde yine ülkesinden ayrılmak zorunda kalan ve BK’ye sığınma isteyenlerin sayısı 1980-2011 arasında (2002 sonrası AKP dönemine giriyor) 39 bin 836 Türk vatandaşı olarak saptanmış. Türkiye’den Kürtlerin yoğun göç yılları 1993-2001 arasında ise toplam 20 bin 840 sığınma başvurusu olmuş.

Son yıllarda Türkiye’den artan kaçış Almanya’daki rakamlarda da görülüyor. Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin yıllık raporuna göre; Almanya’ya geçen yıl yapılan iltica başvurularında Suriye ve Afganistan’dan sonra 24 bin kişi ile Türkiye 3’üncü sırada. Raporda 2021 yılında dördüncü sırada olan Türkiye’den yapılan iltica başvurularının bir yıl içinde yüzde 238,7 oranında arttığı saptandı. Yukarıdaki rakamlara göre AKP iktidarı, benzer zaman diliminde 12 Eylül cunta döneminden neredeyse iki katı yurttaşı BK’ye kaçırtmış.

 

Milletvekilleri Lammy, West ve Feryal Clark “Ateşkes” oylamasına katılmadıkları için protesto edildi

0

İsrail’in Filistin’de yapığı katliam ve soykırımın son bulması için İngiltere’nin dört bir yanında milyonlarca insan eylem halindeyken, Parlamento’da yapılan “Ateşkes” oylamasında milletvekillerinin birçoğu Gazze’de ateşkesi ya reddetti ya da oy kullanmayarak sessiz kaldı. Oylamaya katılmayanlar arasında Tottenham milletvekili David Lammy, Wood Green milletvekili Catherine West ve Enfield milletvekili Feryal Clark da bulunuyor.

16 Kasım’da yapılan oylamada, İskoçya Ulusal Partisi (SNP) tarafından verilen önergeye sadece 125 milletvekili lehte oy verdi, saldırıların derhal durmasını, İngiltere hükümetinin “Ateşkes” çağrısı yapmasını istedi.

İşçi Partisi’nin ateşkes çağrısını reddeden ve onun yerine “insani ara”yı savunan resmi tutumuna rağmen 56 milletvekili parti çizgisine karşı gelerek ateşkes yönünde oy kullandı.

Ancak 222 milletvekilinin katılmadığı oturumda, 294 vekilin karşı oyuyla önerge reddedildi.

Oylama öncesinde Day-Mer milletvekillerine mektupla çağrı yapmış ve ateşkes çağrısı yapmaları yönünde talepte bulunmuştu.

Seçmen tepkili

Türkiyeli toplumun yoğun yaşadığı bölgelerdeki Türkiyeli derneklerin yanı sıra yerli sendikaların ve mücadeleci kampanya gruplarının oluşturduğu Haringey TUC ve Haringey CAN gibi kurumlar bölgelerini temsil eden milletvekillerinin Gazze’ye yönelik tutumlarını, katliama onay verdikleri gerekçesiyle protesto ettiler.

Hâlâ protestoların yapıldığı Haringey bölgesinin yanı sıra Enfield’da da Filistin Dayanışma Komitesi bir açıklama yaparak, Feryal Clark’ın parlamentoya gitmeyip “Ateşkes” oyu kullanmayarak katliamın devamından yana tutum sergilediğini söyleyerek “Utanç duymalısın” diye seslendi.

2019 seçimleri öncesi Londra Toplum Merkezi’nde bir araya gelen bölge milletvekilleri partinin seçim manifestosunda yer alan şu vaatle Türkiyeli seçmenlerden oy istemişlerdi:

“Yıllardır süren başarısız dış müdahaleleri ve savaşları sona erdireceğiz. ‘Önce bombala, sonra müzakere et’ yaklaşımı yerine, barış, adalet ve insan haklarına dayalı bir dış politika izleyeceğiz.”

 

NHS bekleme listesi yine bildiğiniz gibi

0

Bizim de sürekli yazdığımız NHS krizi çözülmek şurada dursun gittikçe daha kötü bir hal alıyor.

Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan yeni rakamlara göre NHS’de tedavi için randevu bekleyenlerin sayısı yeni rekor kırdı. Temmuz ayında 7.68 milyon kişi tedavi için sıra beklerken bu sayı Ağustos sonunda 7.75 milyonu buldu.

Maalesef bu sayı kayıtların tutulduğu 2007 yılından bu yana rekorunu kırarak artmaya devam ediyor. Başbakan Rishi Sunak her fırsatta NHS bekleme listelerinin önceliği olduğunu ve bu sorunu en yakın sürede çözeceğini belirtse de henüz atılmış bir adım yok.

Yine aynı kayıtlara göre İngiltere’de 8.998 kişi sadece rutin hastane tedavisi için 18 aydan fazla sıra bekliyor. Bu sayı Temmuz ayında 7,289 idi.

Öte yandan Muhafazakâr Parti bakanları bu krizin çözüldüğünü söylemek konusunda ısrarcı. Muhafazakârlar NHS kesintileri ve özelleştirme girişimleri nedeniyle yapılan kesintilerden söz etmezken, bu bekleme listesi artışının devam eden grevler nedeniyle olduğunu söylüyorlar.

Hâlbuki NHS sorunun bir diğer kaynağı da yeterli NHS çalışanı, özellikle hemşire pozisyonunda bulunamaması. Genel bekleme listesi hemşire sayısından 4 kat hızlı arttığını gösteren analizle bu iddialar da çürütüldü.

Royal College of Nursing (RCN) tarafından yapılan araştırma, hükümetin tedavi bekleme listesini hafifletmek için 50,000 hemşireyi işe alma hedefinin yetersizliğini ortaya koydu. Sendikanın rakamları, sağlık hizmetlerinde hala tehlikeli personel açığı olduğunu gösteriyor.

RCN, işe alım taahhüdünün verildiği 2019 yılından bu yana İngiltere’de hemşirelik personelinde yüzde 16’lık bir artış olduğunu, ancak buna karşın hasta bekleme listelerinin yüzde 70 oranında büyüdüğünü tespit etti.

Taahhüdün verilmesinden bu yana geçen dört yıl içinde resmi hemşire açığı sayısı biraz azaldı fakat İngiltere’nin kayıtlı hemşirelik işgücünde 43.339 pozisyon hala doldurulamadı; bu sayı taahhüt sırasında 43.452 idi.

RCN ayrıca, yeni hemşirelerin neredeyse yarısının (yüzde 48), zayıf hükümet politikaları nedeniyle, çoğu sağlık çalışanı sıkıntısı çeken kırmızı listedeki ülkelerden olmak üzere, yurt dışından işe alındığını vurguladı.

Sendika, büyük ölçekli uluslararası işe alımların, küresel hemşire açığı ışığında pahalı, sürdürülemez ve etik dışı olduğunu söyledi.

RCN ayrıca, bu yıl İngiltere’de hemşirelik kurslarına katılanların sayısında yüzde 12’lik bir düşüş olduğunu açıklarken, hükümetin insanların yurt içinde hemşirelik eğitimi almalarını desteklemek için daha fazlasını yapması gerektiği konusunda uyardı.

Rapora göre, İngiltere’deki yaygın bölgesel farklılıklar, hasta bakımı için bir ‘posta kodu piyangosu’ olduğu ve bazı bölgelerde önemli ölçüde daha az hemşire bulunduğu anlamına geliyor.

Leicestershire, Kuzey Yorkshire ve Cornwall’daki NHS hizmetlerinde 10.000 kişiye sadece 47 hemşire düşerken, bu sayı Londra’nın kuzeyinde 79.

RCN İngiltere direktörü Patricia Marquis şunları söylüyor: “Hasta sayısı ve talep bu kadar yüksek olduğunda, personel seviyeleri tehlikeli derecede yetersiz hale gelmektedir.

“Bir hemşirenin aynı anda 10, 15 ya da daha fazla hastaya bakması ve yatakların koridorlara ya da diğer uygunsuz yerlere konulması hem hastalar hem de profesyoneller için güvensiz bir durumdur.”

Marquis, yeni Sağlık Bakanı Victoria Atkins’i önümüzdeki Sonbahar Bildirisinde hemşirelik işgücüne acil yatırım yapılmasını sağlamaya çağırdı.

“Bu, hemşirelik öğrencileri için öğrenim harçlarının kaldırılması ve personele adil ödeme yapılması anlamına geliyor. Ancak o zaman hastalara ihtiyaç duydukları ve hak ettikleri bakımı verebilecek yeterli sayıda hemşire olacaktır” dedi.

 

Gazze’deki soykırım karşısında Londra’daki toplum üyesi politikacılar nerede?

Sahi hiç birinden ses seda yok. Ülke çapında 100’den fazla belediye meclis üyesi partilerinin Gazze’deki Siyonist soykırımını görmezden gelmelerini eleştirerek istifa etti. Ben de olsa öyle yapardım. Madem partim soykırıma “terörist avı” diyor, topraklarını savunanlara “terörist” yaftası yapıştırıyor, “Ben bu kana ortak olmam!” der giderdim.

Londra’daki belediyelerin meclislerinde Türk ve Kürt 50’ye yakın siyasetçi var. Çoğu İşçi Partisi’nden olan bu arkadaşlar insanlık için turnusol kâğıdı sayılan Gazze’deki soykırım karşısında partilerinin İsrail yanlısı politikalarına boyun eğdiler. Oylarımızı da kirlettiler…

Haringey Belediye Başkanı Kıbrıs kökenli Peray Ahmet, belediyenin web sitesinde “İsrail ve Filistin’de gelişen olayları hepimiz giderek artan bir şok ve dehşetle izledik. Korku ve can kaybının haddi hesabı yok” diyerek bölgede yaşayan iki toplumdan toplum üyelerine nasıl destek olunacağı konusunda çalışmalar yapıldığını belirtiyor. Peray Ahmet nasıl bir açıklama bu? Gazze’deki soykırıma tutulan 15 bine yakın çoğu çocuk siviller bu açıklamanızın neresinde? Siyonizm’inin orantısız gücünü eşit göstermeniz doğru mu?

Ya Feryal Demirci Clark’a ne demeli? Demirci Clark 2019’da yine toplumun yoğun olduğu Kuzey Enfield’den milletvekili seçildiğinde hepimiz sevinmiştik. Kürt ve Alevi kökenli bir milletvekili olarak bizim de sesimiz ve vicdanımız da olacağını düşünmüştük. Büyük hayal kırıklığı! Bizimkisi ilk iş olarak İşçi Partisi’nin lideri Jeremy Corbyn’e “yahudi düşmanı” yaftası ile altını oymaya çalışan ve onun koltuğuna oynayan Lisa Nandy’yi destekledi. Wikipedia’dan öğrendiğimce de İşçi Partisi İsrail’in Dostları Grubu’nun da üyesi olmuş. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu Demirci Clark? Siyonist devlete dost olmak size mi kaldı?

15 Kasım’da İngiltere Parlamentosu Gazze’de acil ateşkes çağrısı yapan tasarıyı reddetti, İşçi Partisi’nden 56 milletvekili Sir Keir Starmer’e rağmen tasarı lehine oy verdi. Oylama sonrasında Sir Keir Starmer sekiz milletvekilini isyana katıldığı gerekçesiyle ya görevinden aldı ya da istifa etmek zorunda bıraktı. Gönül isterdi ki Demirci Clark’da bu 56 onurlu milletvekili arasında olsun.

Neyse dostlar… Geçen Eylül’de partinin Gölge Sağlık Bakanlığı’na getirilen Demirci Clark’ın bana gönderdiği “Faruk abi” diye başlayan yanıtın ilk kısmını sizinle paylaşayım: “Ne yazık ki geçen hafta Çarşamba günü yapılan oylama için Parlamento’da değildim çünkü doğum iznimin ardından aşamalı olarak işe dönüş yapıyorum. Covid’e yakalandığım için parlamentoya dönsem bile oylamaya katılamayacaktım. Ama ne yazık ki ateşkesi istemek ile bunu güvence altına almak farklı şeyler. Geçen Çarşamba günü yapılan oylama hiçbir zaman ateşkes sağlamayacaktı. Eğer öyle olacağını düşünseydim hiç tereddüt etmeden oy verirdim…”

Enfield’de İşçi Partisi eski milletvekili Joan Ryan’ı da unutmamak gerekir. Bir zamanlar eski başbakanlardan Gordon Brown’un Kıbrıs özel temsilcisi ve Britanya Alevi Federasyonu’nun öncülüğünde 2015’te kurulan Britanya Parlamentosu Alevi Sekretaryası’nın (APPG For Alevis) başkanlığını yapmıştı. Jeremy Corbyn’e karşı bayrak açan bu hanımefendi İşçi Partisi’nde Friends of Israil grubunun başkanıydı!

Filistin halkının haklı mücadelesine meydanlarda yürümekten başka yollarla da sahip çıkabiliriz. Nasıl mı? Yorum sizin dostlar…

 

Ev kredisini (mortgage) ödeyemeyenlerin sayısı artıyor

0

İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) 2021 sonlarından bu yana taban faizini 14 kez yükseltmiş olması, mortgage anlaşması olanları mali açıdan zorluyor.

Nationwide tarafından yapılan açıklamalara göre, mortgage borçlarındaki gerilikler giderek artıyor. Hem enflasyon hem de yükselen faizler nedeniyle bu mortgage geriliklerinin daha da artmasının beklendiği belirtiliyor.

BoE, Aralık 2021’den başlayarak, taban faizini üst üste 14 kez yükseltmişti. Buna rağmen Merkez Bankası, son iki toplantısında faizleri sabit tutma karar aldı. Taban faizi, şu anda yüzde 5,25 ile 2008’deki finansal kriz döneminden beri görülen en yüksek seviyede.

The Guardian’ın haberine göre, BoE, yüksek enflasyonun kontrol altında tutulması için faizlerin bir süre yüksek seviyelerde kalmaya devam edebileceğini söylüyor. Haberde, piyasalardaki beklentinin, gelecek yılın ilkbahar aylarında faiz kesintisine gidilebileceği yönünde olduğu ifade ediliyor.

 

Tarıq Ali: İşgal, Direnişi Beraberinde Getirir

0

Savaşı Durdurun Platformu (Stop the War Coalition) tarafından 9 Kasım 2023’te, Londra’da “Gazze’de Savaşı Durdurun” başlıklı bir panel düzenlendi. Filistin’in işgali, süren çatışmalar ve bunun İngiltere’deki yansımaları hakkında toplumun farklı kesimlerinin görüşlerinin aktarıldığı toplantıda, 68 kuşağının önemli politik liderlerinden birisi olan yazar ve tarihçi Tarık Ali de konuşmacılar arasındaydı.

“Filistinlilerin Şiddet İçermeyen Çözüm Arayışları Hep Sonuçsuz Kaldı”

Filistin ile ABD ve İsrail arasındaki ihtilafın sanki durup dururken 7 Ekim’de Hamas’ın saldırılarıyla başladığı yönünde yaygın bir söylem olduğuna dikkat çeken Tarık Ali, Hamas’ın zulmünü desteklemesinin asla mümkün olmadığını vurguladı ancak yaklaşık 30 yıldır devam eden bir bağımsızlık savaşının tam ortasında hiçkimsenin oturduğu yerden taktik konusunda akıl verebilecek durumda olmadığını da belirtti. Hamas’ın stratejisinin açık olduğunu söyleyen Ali “Bağımsızlık ya da eşitlik (eşit yurttaşlık) nevi bir talepleri var.” dedi.

Emperyalist ülkelerin bölgedeki çıkarlarının, Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar (Boycott, Divestment and Sanctions-BDS) hareketiyle Filistin’in işgali karşısında bir sonuca ulaşılmasını engellediğini anlatan Ali “Filistinliler bugüne dek ne zaman şiddet içermeyen bir çözüm arayışına girdiyse her seferinde başarısızlığa uğradı” dedi. Ali ayrıca halihazırda olan biten ile Filistin meselesinin çok farklı bir kulvara girdiğini düşündüğünü dile getirdi ve şunları söyledi: “Çünkü direniş kaldığı yerden devam ediyor, belki herkesin hoşuna gidecek bir şekilde değil ancak direniş devam ediyor. Bu işler böyledir. Dürüst olmam gerekirse son birkaç yıldır bu iş böyle nereye gidiyor diye oldukça karamsarlığa kapılmıştım. ‘Hiçkimse bir şey yapmayacak mı?’ diye düşünüyordum. (…) Elbette bir şey olması gerekiyordu; ama bu şekilde ama değil. Şimdi bu olay aslında 1973 savaşının (Arap-İsrail Savaşı) 50’inci yıldönümünde oldu. İşte (Hamas) bu yüzden böyle yaptı, tarihsel bir arka plan var.”

“İçişleri Bakanı Braverman Sesini Kesip Kendi İşine Baksın”

Tarık Ali konuşmasında ayrıca Times of London radyosuna önceki gün verdiği demeçte kendisine İngiltere İçişleri Bakanı Suella Braverman’ın, Gazze’de ateşkes çağrısıyla başta Londra’da olmak üzere pek çok şehirde düzenlenen protesto gösterileri için “Bunlar nefret yürüyüşleri” şeklindeki açıklaması hakkında görüşünün sorulduğunu anlattı. (Braverman birkaç gün önce katıldığı bir kabine toplantısının ardından basına yaptığı açıklamada ve devamında da 8 Kasım 2023’de Times gazetesinde kendi imzasıyla yayımlanan bir makalede “Bana göre bu yürüyüşleri tanımlamanın tek bir yolu var, bunlar nefret yürüyüşleridir” ifadesini kullanmıştı.)

Tarık Ali’nin buna verdiği cevap salonda büyük tezahüratla karşılandı: “Evet doğru söylüyor, hepimiz ondan (Braverman’dan) nefret ediyoruz. Şayet başına geçmek için yeni bir parti kurmaya bu denli hevesliyse saçma sapan konuşmayı bırakıp kabineden ayrılmasının vakti gelmiş, kendi partisinin yarısı da (Muhafazakar Parti) dahil olmak üzere hiçkimse Braverman’ın görüşlerini kaale almıyor, sesini kesip işine baksın.”

Haaretz “İşgal Beraberinde Direnişi Getirir” Diye Yazmıştı

Konuşması sırasında medyanın savaşları haberleştirmesi konusuna da değinen Tarık Ali, liberal bir çizgide olmakla beraber, New York Times ya da Guardian’dan çok daha düzgün gazetecilik yaptığını belirttiği Haaretz gazetesinin, Altı Gün Savaşı’nın ardından 22 Eylül 1967’de, işgal konusunda şunları yazdığını hatırlattı: “İşgal beraberinde yabancı egemenliğini getirir. Yabancı egemenliği beraberinde direnişi getirir. Direniş beraberinde İsrail’in baskısını getirir. Baskı beraberinde terörü ve karşı terörü getirir. İşgal altındaki bölgeleri elimizde tutmak bizi bir ulus olarak katiller ve aynı zamanda katliamların kurbanları haline getirir.”

Erdoğan’ın Açıklamalarına Dair: “Lafla Peynir Gemisi Yürümez”

Tarık Ali toplantının çıkışında Evrensel’in sorularını da yanıtladı. Konuşması sırasında BBC’nin artık kendisinden görüş almaya teşebbüs dahi etmediğini söyleyen Tarık Ali’ye BBC çalışanlarının kurumun tutumundan ötürü tuvaletlerde ağladığı yönünde Times gazetesinde yayınlanan haberi ve ayrıca BBC’nin Beyrut muhabiri Rami Ruhayem’in BBC Direktörü Tim Davie’ye hitaben yazdığı ve BBC’nin artık bu savaşta adeta “suç ortağı” haline geldiği yönünde eleştirilerini aktardığı e-postasını hatırlatarak, BBC başta olmak üzere İngiltere’de ana akım medyanın İsrail- Filistin savaşı hakkındaki haberleri konusunda ne düşündüğünü sorduk. Tarık Ali bu sorumuza İngiltere’de bulvar gazetelerinden ITV’ye ve BBC’ye varıncaya değin yaygın medyanın hep birlikte İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın, İsrail’in ve ABD’nin propaganda aracı olarak haber yaptığını söyleyerek cevap verdi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu durum bana Brejnev dönemindeki tek sesli, hiçbirşeye müsaade edilmeyen Rus basınını hatırlatıyor. Ya da benzer şekilde diktatörlük altındaki Türkiye’yi.”

Tarık Ali’nin bu cevabı üzerine Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e yönelik tutumu, Hamas hakkındaki açıklamaları ve Filistin’e destek amacıyla İstanbul’da düzenlenen resmi miting konusundaki görüşünü sorduk. Tarık Ali buna “sert açıklama yaparak bir yere varılmaz, lafla peynir gemisi yürümez” şeklinde çevrilebilecek İngilizce bir deyimle yanıt verdi. (Sticks and stones break one’s bones, but harsh words will never hurt one)

Not :Bu haberin yazılmasının kısa bir süre ardından İçişleri Bakanı Suella Braverman görevden alındı.

 

Hükümet Yüksek Mahkeme kararına rağmen sığınmacıları Ruanda’ya göndermek için yasa hazırlığı yapıyor

0

Hükümetin sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planının yasalara aykırı olduğuna ilişkin Yüksek Mahkeme kararına rağmen Sunak hükümeti yeni yasal düzenlemeler üzerinde çalışıyor.

İngiltere’de Yüksek Mahkeme, hükümetin sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planının yasalara aykırı olduğuna hükmetti.

15 Kasım’da kararını açıklayan mahkeme, Ruanda’da sığınma taleplerinin doğru bir şekilde karara bağlanamaması riskine dikkat çekti; bunun da sığınmacıların geldikleri ülkelerine geri gönderilme ve orada kötü muameleye maruz kalma riskine yol açabileceğini kaydetti.

Birleşmiş Milletler de Ruanda’da sığınma sisteminin adil olmadığını, sığınmak için başvuruda bulunanların ülkelerine gönderilme riski olduğunu daha önce açıklamıştı.

Ancak mahkeme, hükümetin başka bir ülkeyle benzer bir anlaşma yapmasını yasaklamadı.

Başbakan Rishi Sunak, karar açıklandıktan sonra Avam Kamarası’ndaki konuşmasında, Ruanda ile yeni bir anlaşmaya “nihai şeklini vereceğini” ve gerekirse yasalarda değişiklik yapacaklarını söyledi.

Sunak daha sonra hükümetinin planlarını hayata geçirmek için atacağı iki adımı belirledi: Ruanda ile yeni bir anlaşma yapmak ve Ruanda’nın güvenli olduğunu ilan edecek şekilde acil yasa çıkarmak.Bu iki adıma ilişkin ayrıntılar henüz belli değil.

İngiltere ile Ruanda arasındaki mevcut Mutabakat Zaptı yasal olarak bağlayıcı değil. Bu nedenle mahkemede temel alınamıyor. Hükümet, Yüksek Mahkeme’nin dile getirdiği endişeleri, Ruanda’nın iltica işlemlerine ilişkin güvenceleri belirleyen ve yasal olarak bağlayıcı bir anlaşma ile gidermeyi planlıyor.

Mahkeme kararı açıklandıktan sonra bazı Muhafazakar Partililer mahkeme kararına rağmen bir an önce Ruanda’ya sığınmacı taşıyacak uçakların kaldırılması ve bunu engelleyen yasaların ve uluslararası anlaşmaların iptal edilmesi gerektiğini bile savundu.

Ancak hükümet avukatları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki güvencelerin dışına çıkma çabasının, uçuşların yasallığına itiraz zeminini güçlendireceği ve uçuşları daha da geciktirebileceği uyarısında bulundu.

Hükümet hala Ruanda’ya sığınmacı taşıyan ilk uçuşların ilkbaharda başlamasını umuyor.

Sunak’ın sözcüsü açıklama yaptı

“Başbakanın da söylediği gibi, tekneleri durdurmak için ne gerekiyorsa yapacağız; bu hedefe nasıl ulaşacağımız konusunda politika tartışmaları devam ediyor.Ruanda planını mümkün olduğunca hızlı bir şekilde işler hale getirmeye ve Yüksek Mahkeme’nin tüm endişelerini gidermeye odaklanmış durumdayız.”

Sözcü, “mevzuatın ve kullanılan araçların kesin şeklinin hala tartışıldığını” ve “nihai kararların alınmadığını” belirtti.

İçişleri Bakanı James Cleverly, Parlamento’da yaptığı açıklamada,hükümetin Yüksek Mahkeme›ye saygı duyduğunu ancak bu kararın hükümetin yasadışı göçü sona erdirme kararlılığını azaltmadığını söyledi.

Ruanda planı nedir?

Ruanda planı, Manş Denizi üzerinden Avrupa’dan İngiltere’ye gelen sığınmacıları engellemek üzere Nisan 2022’de dönemin Başbakanı Boris Johnson tarafından yürürlüğe konuldu.

Program, geçen yıl 1 Ocak’tan sonra İngiltere’ye yasadışı yollardan gelen herkesin, iltica taleplerinin değerlendirilmesi için Afrika ülkesi Ruanda’ya sınır dışı edilmesini öngörüyor.

Ancak Haziran 2022’de planlanan ilk uçuş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin son dakikada aldığı tedbir kararıyla engellendi ve İngiltere’deki mahkeme süreçleri sonuçlanana kadar herhangi bir sınır dışı işlemi yapılamadı.

Hükümet yetkilileri, Ruanda ile yeni güvenceler içeren bir anlaşma müzakere etmek gibi seçenekler üzerinde duruyor. Yetkililere göre parlamentodan geçecek yeni bir anlaşma mahkemelerin müdahalesini zorlaştırabilir.

Diğer ülkelerle kıyaslama

Resmi verilere göre, Haziran 2022’den Haziran 2023’e kadarki bir yıllık sürede İngiltere’ye giriş yaptığı tespit edilen düzensiz göçmen sayısı önceki yıla kıyasla %17 artışla 52.530 oldu ve bunların %85’i küçük teknelerle geldi.

Avustralya sığınmacıların ülke dışına gönderilmesi planına öncülük etti. Danimarka da Ruanda ile benzer bir anlaşma imzaladı ancak henüz oraya göçmen göndermedi.

Avam Kamarası Kütüphanesi’ne göre, 2022 yılında Britanya’da yaşayan her 10.000 kişiye yaklaşık 13 sığınma başvurusu düşerken, AB’de her 10.000 kişiye 22 sığınma başvurusu düşüyordu.

 

Birmingham’ın ardından Nottingham Belediyesi de iflasını ilan etti

0

Nottingham Belediyesi, bütçesindeki paradan daha fazla harcama yapmak zorunda olduğu için iflasını ilan etti. Belediye, kanunen sağlamak zorunda olduğu hizmetler dışındaki tüm harcamaları durduracak.

Kısa süre önce yayınlanan bir raporda, İşçi Partisi tarafından yönetilen belediyenin 2023-24 mali yılında gelirlerinden 23 milyon sterlin fazla harcama yapacağı belirtildi.

Belediyenin finans müdürü, çocuk ve yetişkin sosyal bakımına yönelik artan talep, artan evsizlik ve enflasyonun etkisinin mali durum üzerinde ekstra baskı yarattığını söyledi.

Eylül ayında da Birmingham Belediyesi iflasını açıklamıştı. 1 milyon 120 bin nüfusu barındıran ve Avrupa’nın en büyük belediyesi olarak bilinen Birmingham Belediyesi bütçesindeki 87 milyon sterlinlik açığı kapatacak kaynağı olmadığını duyurmuştu.

Nottingham 2018’den bu yana iflas ilan eden yedinci belediye oldu. Belediye yetkilileri sorunu, Muhafazakar Parti’nin belediyelerin finansmanı ile ilgili 2013’te yaptığı bir değişikliğe bağlıyor.

Bu değişiklikle, belediyelere merkezi hükümetten sağlanan ödenek azaltıldı ve belediyelerin aldıkları belediye vergisi (council tax) ve işletme vergisinden (business rates) aldıkları payın artırılması söz konusu oldu.

Ancak merkezi hükümet ödeneğinin azalması, sosyal bakım masraflarının belediyeler üzerine yıkılmasının yanı sıra yoksul belediyelerde bu vergilerin miktarının daha az olması ve toplanmasına sorun yaşanması da eklenince belediyelerin gelirleri harcamaları karşılayamaz hale geldi.

 

Hükümetin Sonbahar Bütçesi: Paçavralarla Göz Boyama

0

Geride bıraktığımız ayın önemli gelişmelerinden biri açıklanan sonbahar kamu bütçesiydi. Nisan’da başlayan her mali yıl ortasında yapılan açıklamaların bu yılki versiyonu azgın bir hak saldırısı ve kesinti programı izlenimi vermekten çok, kamuoyunda tartışılması yoğunlaşan yaklaşan seçimleri gözeterek yapılan bir kamu bütçesi planı oldu. 22 Kasım’da parlamentoda yaptığı açıklamayla bütçeyi ayrıntılandıran maliye bakanı Jeremy Hunt, sözlerine “enerji faturalarında ailelere destek olduk, borçlanmayı düşürdük ve enflasyonu yarıya indirdik” dönemsel nakaratıyla başladı. Açıklamasının başlangıcında ayrıca hükümet olarak hedeflerinin büyük devlet harcamalarından ve yüksek vergilerden kaçınmak ve yerine “sıkı çalışmayı mükâfatlandırmak” olduğunu da vurguladı. Muhalefete yönelikmiş gibi görünse de bu dönemde yükselen halk tepkisine yaklaşımını örnekleyerek Hunt, greve çıkan emekçilere ve sendikalara “ücret artışı” vermedikleriyle övündü: daha şimdiden sulandırılmaya başlayan muhalefetin “yeşil refah planı”nı eleştirerek, £28 milyar borç peşine düşmeyeceklerini ve doğal gaz ve petrol arayışlarına son vermeyeceklerini söyledi.

Hunt, önümüzdeki dönem halka yönelik kamu hizmet ve haklarına dair hükümet bütçe planlarını açıklamaya geçmeden önce, İsrail’deki gelişmelerle ilgili olarak dayanışma mesajları gönderdi ve Yahudilere karşı ırkçılıkla mücadele için £7 milyon ayrıldığını açıkladı. Daha sonra da üç bölüme ayrıldığını söylediği bütçeyi açıkladı: ekonomik öncelikler, büyümeye dair alınan önlemler ve çalışmanın doğru biçimde ödüllendirilmesi.

Enflasyon, Sosyal Yardımlar ve Emeklilik

Hunt, açıklamalarını ekonomik gidişatın olabildiğince iyi gittiği ve partisinin bundan bizzat sorumlu olduğu havası yaratmaya çalışarak açtı. Başbakan’ın hedeflerinden olan enflasyonun yarıya indirilmesi, ekonomik büyümenin hızlandırılması ve kamu borcunun düşürülmesine yönelik önemli ilerlemeler kaydettiklerini vurguladı. Enflasyonu %11.1’den %4.6’ya düşürdüklerini söyledi. Pandemi ve uluslararası enerji piyasalarındaki çalkantılı durumu gerekçe göstererek enflasyonun tırmanmasında önceki Muhafazakâr hükümet politikalarının sorumluluğunu göz ardı ederken, şimdi ise düşüşüyle övünen Hunt’ın ‘iyimser’ tahminlerine Office for Budget Responsibility (OBR) verileri kaynak olarak gösterildi: enflasyonun 2024 sonuna doğru %2.8’a düşmesi beklenirken, Merkez Bankası hedefi olan %2 dolaylarına ancak 2025 ortalarında düşeceğini kaydetti. OBR’a göre bu da faiz oranlarının 2028’e kadar %4 dolaylarında seyretmesine neden olacak. Ama bu geçen bahar konuyla ilgili yapılan %3 tahmininden yüksek.

Bu örnekte de görüldüğü gibi, OBR ve Hunt’ın bu tahminlerinin tahminler arasında birer tahmin oldukları göz önünde bulundurularak bir yana bırakıldıklarında, gidişatın hiç de iddia edildiği gibi olmadığını aynı zamanda duruma yönelik Hunt’ın kendisinin açıkladığı destek paketi de gösterdi. İçerisinde Universal Credit olmak üzere sosyal yardımların tümünün, bu Eylül enflasyon oranı olan %6.7 oranında, Nisan 2024’den itibaren artacağı; ve yine kira nedeniyle yoksulluk çeken kesimlere yönelik, belediyelerin idare ettiği yerel konut yardımlarının yükseleceği konuyla ilgili açıklamalardandı. Bunun bazı haneler açısından yılda ekstra £800 konut sosyal yardımı anlamına geldiğini de ihsan etti Hunt.

Güç kaybederek iktidara tutunmaya çalışan hükümet partisinin halk içindeki desteğini planladığı bir seçim öncesi tazelemeye yönelik söylem diğer açıklamalarda da sürdü. Tütün fiyatlarında planlanan artışa rağmen pub’larda satılan alkol vergilerinin aynı seviyede devam etmesi açıklaması bu tür popülist bir açıklamaydı. Hunt, yine halkın sorunlarına duyarlılık kılığına sokulan sosyal yardımlardaki artışın enflasyonla orantılı olduğu görüşünü, emeklilik fonları açısından da vurguladı ve %8.5 dolayında artış olacağını duyurdu Sosyal yardım alanların 18 ay içerisinde iş bulmadıkları takdirde staj almaya zorunlu bırakılacakları da yine açıklanan önlemlerdendi.

Ücretler, Çalışma ve Ekonomik Gidişat

Hunt önceden de duyurulduğu gibi “ulusal yaşam ücreti”nin önümüzdeki Nisan’dan itibaren saatte £11.44’e çıkacağını ve bu uygulamanın 21 yaşında olanları da içereceğini yineledi. Ücretlerle ilgili vergilerle ilgili olarak da çalışanların sosyal sigorta katkılarını %12’den %10’a indirdiğini, ortalama ücret alanlar için bunun yılda £ 450 civarında bir tasarruf olacağını da sözlerine ekledi. 28 milyon çalışanı ilgilendiren bu indirim 6 Ocak 2024’den itibaren yürürlüğe girecek.

Hunt’ın Muhafazakâr iktidarı icraatı olarak lanse etmeye çalıştığı sözde ekonomik ilerleme ve başarıların işçi ve emekçiler açısından sonuç ve yansımaları bunlarla sınırlı olmaktan kurtulamadı. Konuyla ilgili olarak Hunt’ın yaptığı iyimser ekonomik büyüme ve gidişat tahminleri kadar bütçe önlemlerinin kamu hizmetleri harcamalarında £19 milyar kesinti anlamına geldiğini söyleyen OBR tahminleri de bunu yeterince özetliyor. Başarıların tablosu olarak Hunt ulusal borcun dönem sonunda GSMH’nın %94’ü olacağını da açıkladı. OBR tahminlerine göre bütçe açığı GSMH’nın %4.5’i dolayında; geçen Mart OBR bunun %5.1 ya da £132 milyar olduğunu ve durumun önümüzdeki beş yıl içerisinde değişmeyeceğini tahmin ettiğini açıklamıştı. Bu anlamda hükümetin ekonomik gidişat konusundaki tahminlerine ve harcamayı nasıl sermayeden yana kullanacağına kısaca bakmak da gerekiyor.

Bakan Hunt, OBR verilerinin ekonominin bu yıl %0.6, gelecek yıl ise %0.7 büyüyeceğini ve bunun ekonomiyi pandemi öncesinden %1.8 büyüteceğini söyledi. Son tahminlere göre de GSMH 2025’te %1.4, 2026’da %1.9, 2027’de %2 ve 2028’de %1.7 büyüyecek. Mart’ta OBR bu yıl ekonominin %0.2 dolayında küçülmeden sonra 2024’de %1.8, 2025’te %2.5 ve 2026’da %2.1 oranında büyüyeceğini tahmin etmişti. Önceden de belirtildiği gibi bu tahminlerin öznel doğası bir yana Hunt’ın da belirttiği, Britanya ekonomisinin bu tablosunun G7 ülkeleri arasında bir istisna olması, konuyla ilgili lanse edilen iyimserliğin ne kadar samimi olduğunu gösteriyor. Kaldı ki Hunt’ın nakarat haline getirdiği bütçeyi oluşturan 110 önlemle de, ekonomik durumun üstesinden gelmenin yolu olarak da seçimin işletmelere yatırımların artırılması lehine yapılmış olması da yine aynı şey.

Hunt bu bütçede daha fazla çalışma, ‘üretkenliği artırma’, enflasyonu gelecek yıl düşürmek ve GSMH’yı artırmak üzere sermayedarlara da şunları sundu: işletmelerde bilgisayar ve makine giderlerinin vergiden muaf tutulmasının kalıcılaşması, GSMH’nın %1’i oranında işletmelere yatırımlar yapılması, kendi işyeri olanların (self-employed) vergilerinin azaltılması, ve konaklama, perakende ve eğlence sektörlerinde toplam £4.3 milyar tasarrufa yol açacak business-rate kesintileri… Hunt aynı zamanda imalat sanayine £4.5 milyar yatırım yapılacağını, Britanya’ya yapılan dış yatırımlarla ilgili düzenlemelere gideceklerini, Wrexham, Manchester yanında doğu ve batı Midlands’ta “yatırım bölgeleri” kurulacağını da açıkladı.