Ana Sayfa Blog Sayfa 12

Artan enerji faturaları nedeniyle enflasyon son altı ayın en yüksek seviyesine çıktı

Enerji faturalarındaki artış İngiltere’de enflasyonun son altı ayın en yüksek seviyesine çıkmasına neden oldu. Eylül ayında yüzde 1.7 olan eflasyon Ekim ayında beklenenden daha fazla artarak yüzde 2.3’e yükseldi.

Fiyatlar son yıllara kıyasla daha yavaş artmasına rağmen, yıllık gaz ve elektrik faturası Ekim’de yaklaşık 149 Sterlin arttı. Yüksek enflasyon hane halkı için yaşam maliyetini arttırırken, faiz oranlarının daha yüksek bir seviyede kalmasına yol açarak kredi, kredi kartı ve mortgage maliyetini daha pahalı hale getiriyor.

Enflasyon rakamları Ekim 2022’de yüzde 11.1 ile son 40 yılın en yüksek seviyesine yükselmişti. O tarihten bu yana enflasyon düşse de bu fiyatların düşmesi anlamına gelmiyor, sadece fiyatlar artık daha yavaş artıyor.

Ancak firmaların bütçede açıklanan yeni vergileri karşılamak için fiyatları artıracakları uyarısında bulunmaları ve ABD’de başkan seçilen Donald Trump’ın ithalata yeni gümrük vergileri getirme vaadi ve bunun fiyatlara yansıması beklentisi nedeniyle yaşam maliyetinin daha da artacağına dair endişeler var.

Soğuk havalarla birlikte, ısınma maliyeti pek çok kişi için endişe kaynağı. Ocak ayında elektrik ve gaza yıllık ortalama 21 sterlin yeni zam gelmesi bekleniyor. Ortalama miktarda gaz ve elektrik kullanan kişiler, düzenleyici kurum Ofgem tarafından belirlenen enerji tavan fiyatı kapsamında şu anda 1.717 sterlin ödüyor.

Enerji tedarik şirketi Utilita yetkilisi Derek Lickorish, yaz boyunca şirketten faturalar konusunda yardım isteyen müşterilerde yüzde 60’lık bir artış gördüğünü söyledi. Havanın soğumasıyla bu rakamın daha da yükselmesi bekleniyor.

Hizmet sektöründeki enflasyon yüzde 5’e yükselirken, gıda fiyatlarındaki enflasyon değişmedi. Gıda enflasyonu Ağustos’ta yüzde 1.3 seviyesinden Eylül’de yüzde 1.8’e yükselmişti.

 

Yakıt yardımı kesintisi 50 bin emekliyi yoksulluğa itecek

Hükümetin kendi tahminlerine göre, emeklilere kışlık yakıt ödemesinde yapılan kesintiler sonucunda önümüzdeki yıl 50 bin emekli daha göreceli yoksulluk içinde yaşayacak.

Maliye Bakanı Rachel Reeves, 300 sterlinlik ödemenin sadece emeklilik kredisi (Pension Credit) almaya hak kazananlara yapılacağını açıklamıştı.

Çalışma ve Emeklilik Bakanlığı’nın (DWP) kısa süre önce yayınladığı tahminler, kışlık yakıt ödemesindeki kesintiler nedeniyle bir yıl içinde 50 bin emeklinin yoksulluğa itileceğini gösterdi.

Bu sayının daha sonraki yıllarda 100 bine çıkması bekleniyor.

Yoksullukla mücadele kampanyası yürüten kuruluşlar, hükümetin kararını geri alması için çağrı yapıyor.

Hükümetin tahminlerine göre şu anda 1.9 milyon emekli – emeklilerin yaklaşık %15’i – göreli yoksulluk içinde.

Yeni tahminler ise kışlık yakıt ödemesinde yapılacak kesintilerin emekli yoksulluğunu yüzde 0,5 puan artıracağını gösteriyor.

Medyan gelirin yüzde 60’ından daha az gelire sahip olan bir kişinin göreli yoksulluk içinde yaşadığı kabul ediliyor.

Çalışma ve Emeklilik Bakanlığı’nın 120 bin emekliye mektup yazarak emeklilik kredisine başvurmalarının teşvik edildiği belirtiliyor.

 

Kürtlere polis terörü

Kürt aktivistlere ve Kürt Toplum Merkezi’ne polis gece yarısı operasyonu düzenledi. Kapıları koç başlarıyla kırılarak gözaltına alınan Kürtlerin evleri polis işgali altında. Gece baskınlarında 6 kişi gözaltına alındı. Eş zamanlı olarak Kürt Toplum Merkezi’ne de operasyon düzenleyen polis adeta derneği işgal etti. Yöneticiler ve üyeler derneğe sokulmadı. Kürtler ve Londra’daki dostları polisin bu terörünü hafta boyunca yaptıkları gösterilerle protesto etti ve kınadı.

“Derhal serbest bırakın”

27 Kasım gecesi yapılan operasyon ve operasyonun yapılma biçimi, Londra’da yaşayan binlerce Kürt’ü ve dostlarını öfkelendirdi. İlk gün dernek önünde toplanan yüzlerce kişi polisin sert tutumuna karşı direnişe geçti. Dernek üyeleri dernek önüne kurdukları çadırda açlık grevine başladı.

Londra’da faaliyet gösteren Kurt kurumlarının yanı sıra birçok demokratik kitle örgütün ve derneğin içinde yer aldığı Demokratik Güç Birliği (DGB) de operasyona tepki göstererek, gözaltına alınan aktivistlerin derhal serbest bırakılmasını istedi. Güç Birliği, ilki 28 Kasım diğeri de 1 Aralık’ta olmak üzere iki kitlesel yürüyüş düzenleyerek, Kürt Toplum Merkezi’ndeki ablukanın kaldırılmasını ve gözaltına alınanların serbest bırakılmasını talep etti.

28 Kasım Perşembe akşamı Turnpike Lane İstasyonu önünde başlayan yürüyüş yaklaşık 5 bin kişinin katılımı ile gerçekleşti. Kürt Toplum Merkezi’ne kadar gerçekleşen yürüyüş öncesi DGB bileşenlerinin temsilcileri taleplerini dile getiren ve İngiltere Hükümeti’ni protesto eden konuşmalar gerçekleştirdi. Yürüyüş; Kürt, Türk ve Kıbrıslı Türklere dair çok sayıda işletmenin yer aldığı Green Lanes üzerinde gerçekleştirildi. Yürüyüşe destek vermek ve polisin tutumunu protesto etmek için yürüyüş güzergâhı üzerinde bulunan çok sayıda işletme kepenk kapattı.

DGB ve Britanya Alevi Federasyonu ile ortaklaşa düzenlenen ikinci protesto 1 Aralık Pazar günü Trafalgar Meydanı’nda gerçekleştirildi. Yağmura rağmen yaklaşık 5 bin kişinin katlımı ile gerçekleştirilen yürüyüş ile Kürt kurumlarının ve demokratik kitle örgütlerinin talepleri ve çağrıları Londra’nın merkezinde bir kez daha dile getirildi.

Yürüyüşün bitiş noktası olan başbakanlık konutuna Thames Nehri kenarındaki Scotland Yard’ı içine alan güzergahta yürüyen göstericiler, Scotland Yard önünde baskılara boyun eğmeyeceklerini ve mücadele kararlılıklarını ifade eden sloganlar atarak tepkilerini dile getirdiler. DGB’ni temsil eden bir heyet tepkilerini ve taleplerini içeren bir dosyayı Scotland Yard’a teslim ederek baskı ve gözaltıların derhal sona erdirilmesini istedi. Londra’nın en işlek ve en turistik mekanları olan Embankment, Parlamento Binası ve Big Ben’in yanından taleplerini içeren pankart, döviz, sloganları ve zılgıtları ile başbakanlık konutuna kadar yürüyen göstericiler, tepkilerini başbakanlık konutu önünde de devam ettirdi.

“Uluslararası bir operasyon”

Operasyona ilişkin bir açıklama yapan Britanya Kürt Halk Meclisi, bu operasyonun uluslararası bir operasyon olduğunu, başta Türkiye olmak üzere birçok ülkenin bu operasyona onay verdiğini söyledi.

Çeşitli kültürel, sosyal ve politik çalışmalar yapmasıyla bilinen toplum merkezinin polis tarafında işgal edilip, ablukaya alınması, sadece Kürtlerin tepkisini çekmedi. Sosyalist İşçi Partisi, Sosyalist Parti, Haringey Sendika Şubeler Platformu, Haringey Filistinle Dayanışma Grubu’nda tepkisini çekti.

Otoriter ve diktatöryel yönetimlerde ancak rastlanabileceği belirtilerek, İngiliz polisinin evlere bu şekilde girmesinin bir açıkmalamasının olmadığını ve Kürtlerin rahat bırakılması istendi.

İngiltere’de ulusal çapta faaliyet gösteren hemen hemen tüm basın kuruluşlarının yer verdiği baskın ve gözaltılar ve yapılan kitlesel gösteriler, AKP ve MHP beslemesi medya tarafından çarpıtılarak haberleştirildi. Kurumlarına ve kurum yöneticilerine sahip çıkan herkes ‘’terör örgütü’’ destekçisi olarak karalandı. İngiltere’de yaşayan Türk, Kürt ve Kıbrıslı Türklerin yaşadıkları sorunlara dair tek haber yapmayan ‘’yandaş’’ ve ‘’yalaka’’ medya ve onların sözde muhabirleri gerçeklerle hiçbir alakası olmayan beyanlarıyla halktan ne kadar kopuk olduklarını bir kez daha ortaya koydular.

Corbyn Kürtlere destek verdi

İşçi Partisi eski lideri Jeremy Corbyn, operasyona ilişkin bir açıklama yaparak, Kürtler ve kurumlarına yönelik bu saldırıyı kınadı. Corbyn, polis baskını ve biçimi konusunda kaygılandığını belirterek, kültürel ve sosyal faaliyetleriyle bilinen ve kuzey Londra’nın önemli Kürt merkezlerinden olan Kürt Toplum Merkezi’nin bu kadar polisle basılmasını kınadı.

Öte yandan birçok milletvekili ve belediye encümen üyesi de yapılan gece baskınını kınayarak, yıllardır birlikte çalıştıkları dernek ve üyelerine yönelik operasyonu kaygıyla izlediklerini ifade etti.

David Lammy’den ses çıkmıyor

Dışişleri Bakanı ve Tottenham Milletvekili David Lammy’den ses çıkmadı. Sık gittiği ve Kürt Toplum Merkezi’nin Tottenham’da yaşayan üyelerinin oylarını isteyen Lammy, polisin gece yarısı terörü karşısında sus pus oldu. Henüz bir açıklama yapmayan bakan, Kürtler ve kurumları için “kardeşlerim” diye hitap ediyordu.

Lammy, daha önce de Corbyn’in liderliğine destek vermiş ve ilk fırsatta Corbyn’e ilk sırtını çeviren milletvekili olmuştu. Hatta, Starmer’ın liderliğiyle birlikte Corbyn’in alehine çalışmaya başlamıştı.

DAY-MER: Dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz

Londra’da etkili Türkiyeli derneklerden biri olan Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAY-MER) operasyona ilişkin bir açıklama yaparak Kürt Toplum Merkezi ile dayanışma içinde olmaya devam edeceğini belirtti.

DAY-MER’in açıklaması şöyle: 27 Kasım sabahının erken saatlerinde Londra-Kürt Toplum Merkezi’ne (KCC) ve Kürt Halk Meclisi’nin yönetici ve çalışanlarına yönelik baskın ve gözaltına alınmaları kınıyoruz. Gözaltına alınanların derhal serbest bırakılmasını ve Londra-Kürt Toplum Merkezi’ne yönelik polis ablukasına son verilmesini talep ediyoruz. Kürt kurumlarını, yöneticilerini ve özgürlüğüne sahip çıkan Kürt halkının kriminalize edilmesine sessiz kalmayacağız ve dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.

 

 

Toplumun tarihinin en önemli olayı Wimpy Grevi 50 yaşında

Dostlar bir gazeteci olarak sorsalar “bizim toplum tarihindeki en önemli olay nedir?” diye, 1974’te gerçekleştirilen Wimpy Grevi derim. Dünyanın ilk kapitalist ülkesi İngiltere’de ilk kez azınlık toplumu işçileri tarafından restoran-cafê sektöründe gerçekleştirilen bu büyük grev, bir trenin makas değiştirmesi gibi toplumu ileriki yıllarda da etkileyecektir. Süreç içinde unutulan bu önemli olayı, sözlü tarih çalışmasıyla gün ışığına çıkarmak bana düştüğü için de mutluyum. Wimpy Grevi’nin bütün ayrıntılarını “Londra’da Bizim’Kiler” kitabımda okuyabilirsiniz. Wimpy Grevi’ni 50’inci yılında toplumca anmak ve topluma etkilerini geniş kapsamlı tartışmak gerekir. Bu yazıyı 2 Kasım 2024’de yaşadığı İzmir’de trafik kazasında yitirdiğimiz Wimpy işçilerini örgütleyen Hasan Çapçı’ya (74) adıyor, anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

İşin özü: “Kıbrıslı “Ali Usta” Salih Ali’ye ait şimdiki McDonalds’ların ilk örneği olan ABD kökenli “franchise” ayak üstü restoranları Wimpy’lerde çoğu Türkiye ve Kıbrıslı işçiler çok kötü şartlarda çalışır. 1974’te yapılan 9 günlük grev sonrasında Ali Usta geri adım atar ve işçilere yasal haklarını tanımak zorunda kalır.”

Ali Usta, 1955’te geldiği Londra’da bulaşık yıkayarak başladığı sektörde ticari zekası ve ayak üstü yiyecek sektörünün İngiltere’de de bir anda popüler olmasıyla, 1960 sonrasında 120 şube açmayı başarır. O yıllarda II. Dünya Savaşı yıkıntılarından çıkmaya çalışan İngiltere, ucuz göçmen işçileri çağırıp işyerlerinde çalıştırabilmeleri için patronlara “permit – yabancı işçi çağırma” yetkisi verir. Ali Usta çoğu bizim toplum üyesi olan çalışanlarına, yakınlarını çağırması için on binlerce (ismi sonradan doldurulmak üzere) permit mektubu imzalar. Gelen işçilerin bir kısmı Ali Usta’nın Wimpy’lerinde çalışır. Daha sonra yakınlarını da yanına getiren işçiler toplum nüfusunun artmasına da neden olurlar. Ali Usta ile kitap çalışması için 2013’te görüştüğümde, kendisinden alınan permitlerin Türkiye ve Kıbrıs’ta satıldığını duyduğunda çok üzüldüğünü söylemişti. Gariptir ki 1971-74 arasında Wimpy’lerde çalışan hemşerim Halis Uğuz da yaptığım röportajda Ali Usta’nın imzaladığı permiti Akşehir’de pazarda satın alıp Londra’ya geldiğini anlatmıştı… Şimdi hayatta olmayan Uğuz’u da saygıyla yâd ediyorum.

Gelelim işçilerin cephesine… Wimpy işçileri geldikleri ülkeye göre göreceli iyi de olsa asgari ücretin yarısına haftada 90 saat çalışırlar. O yıllarda dayanışma amacıyla işçiler tarafından kurulan İngiltere Türk İşçi Birliği ile sosyalist doktora öğrencilerinin üyesi olduğu İngiltere Türkiyeli İlericiler Birliği de faaliyettedir. İşçi Birliği’nin sekreteri Ziya Akşahin şöyle anlatıyor: “Birlik’teki arkadaşlarımızla acil olarak çağrıldığımız St. Ann’s General Hospital’a gittik. Başhekim veremin 30 yıl sonra ilk kez hortladığını vurgulayıp hastanede yatan 37 verem hastasının hepsinin de Türk olduğunu söyleyip yardım istedi. Yan yana dizilmiş yataklardaki işçiler bezgin ve bitkin haldeydi. İşçilerin hiçbirisi İngilizce bilmiyordu. Hepsi Ali Usta’nın sahibi olduğu Wimpy’nin farklı şubelerinde çalışanlardı ve çoğu da Niğdeliydi. Kötü çalışma koşullarından dolayı verem olmuşlardı. Büyükelçilik hastanenin acil çağrısına cevap vermeyince bizi arayıp bulmuşlardı.”

Her iki derneğin çabasıyla Wimpy işçileri kısa zamanda örgütlenir. Ziya Akşahin, Gıyas Ünal, Mustafa Dil, Hasan Çapcı ve Ali Erte işçilerin örgütlenmesinde öne çıkan isimler olur. Büyükelçilik “Komünistlerin işi” diyerek greve karşı çıkar, işin kötü yanı dönemin Hürriyet Londra Temsilcisi Nuyan Yiğit de aynı düşünceyle böylesi büyük bir olayı görmezlikten gelir. 1974 Kıbrıs harekâtı da Kıbrıslı patrona karşı örgütlenmeyi zorlaştırır.

TGWU sendikasının Yabancı İşçiler Şubesi’nin de desteğini alan örgütçü işçiler Ali Usta’yla görüşmeler tıkanınca 1974 Ekim’inde davul ve zurnalarla greve çıkarlar. Ali Usta grevi baltalamak için tehditten grev kırıcılara her türlü yolu dener fakat grevin 9’uncu gününde havlu atar. İşçiler talep ettikleri bütün haklarını kazanmıştır. Çapcı’ya göre; o gün işçiler maddi kazanımdan daha çok kendi güçlerinin farkına varmışlar ve dünyayı da birleşince değiştirebileceklerini anlamışlardı.

1975 1 Mayıs’ı ülke tarihinin en kalabalık emek bayramı olur. Birkaç yıl sonra da basında çıkan haberler üzerine vergi dairesiyle başı derde giren Ali Usta, Wimpy’lerini tasfiye eder. İşsiz kalan işçilerin çoğu sektörde kalarak toplumun restoran ve cafê sektöründe yoğunlaşmasına ön ayak olurlar. Binlerce işçi ve ailesine okul olan Wimpy Grevi’nin topluma bir diğer etkisi de toplumun yüzde 80’inin sol partileri desteklemesi denilebilir. Wimpy Grevi’nin 50’nci yılı kutlu olsun!

 

Doğum ve ölüm kayıtları kolaylaştırılıyor

Geçtiğimiz ay parlamentoya sunulan Data Use and Access Bill (Veri Kullanımı ve Erişimi Yasa Tasarısı) ile doğum ve ölüm kayıtları kolaylaştırılacak. İngiltere’deki mevcut yasalara göre hem doğum hem de ölüm kayıtları randevulu ve yüz yüze görüşmelerle yapılabiliyor.

Yeni yasa, doğum ve ölüm kayıtlarının telefon ve online üzerinden yapılmasına olanak veriyor. Yasa tasarısı ile aslında pandemi döneminde alınan geçici önlemlerin bir kısmı kalıcı hale getirilmiş olacak. Ölümlerin rekor seviyelere ulaştığı pandemi döneminde zorunluluktan dolayı İngiltere ve Galler’de ölümlerin kayıtları telefon üzerinden yapılmasına geçici olarak onay verildi ve bir milyondan fazla ölümün kaydı telefon üzerinden yapıldı.

Elbette çıkartılmak istenen yasanın amacı sadece ailelerin yeni doğan çocuklarının mutluluğunu arttırmak ve yakınlarını yitirenlerin acılılarını azaltmak değil. Data Use and Access Bill asıl olarak başta NHS ve sosyal bakım hizmetleri olmak üzere polis ve kamu tarafından verilen hizmetlerde bürokrasinin azaltılması ve kimlik ve bilgi doğrulatmanın elektronik ortamda daha hızlı ve etkili bir biçimde gerçekleştirilmesini sağlamak. Ayrıca hükümetin iddiasına göre bu tasarı yasalaşması halinde verilerin daha güvenli ve etkili kullanılmasından dolayı İngiltere ekonomisine 10 milyar sterlinlik bir katkı da sunacak.

Yasanın sağlayacağı kolaylıklar ile kilit konumdaki kamu çalışanlarının suçla mücadele veya hayat kurtarmaya daha fazla zaman sağlanması da hedefleniyor. Yapılacak olan düzenlemeler ile bir hastanın önceden var olan rahatsızlıklarına, randevularına ve testlerine tüm NHS birimlerinin, GP’lerin ve ambulans hizmetlerinin kolayca erişilebilmesi sağlanacak. Yasayla birlikte başlayacak olan değişikliklerin her yıl polisin 1.5 milyon, NHS çalışanlarının ise 140 bin saatini boşa çıkartması bekleniyor. Elbette hem polisteki hem de NHS’teki kişisel verilerin nasıl kullanıldığını takip etmek ve izlemek için hayati önem taşıyan güvenceler yürürlükte kalacak, hastaların ve suç mağdurlarının endişeleri dikkate alınacak.

Mevcut teknoloji ile sağlık ve sosyal bakım sistemindeki günlük klinik görevler için temel veriler sağlansa da tüm sağlık ve sosyal bakım sistemi genelinde bilgiye gerçek zamanlı olarak erişilmesini ve paylaşılmasını sağlayan tek tip bilgi standartlarına dayanmadığı için ortak kullanımını zorlaştırmakta.

 

İşçi Partisi’nin bütçesinde arttırılan vergilerin bedelini işçiler ödeyecek

İşçi Partisi’nin ilk dört aylık icraatları ile uyumlu olan bütçe için, İşçi Partisi’ne oy veren ve umut bağlayan milyonlarca işçi ve emekçinin beklentileri, haftalar öncesinde Muhafazakârlardan devralınan 22 milyar sterlinlik kara delik propagandası ile olabildiğince aşağıya çekilmeye çalışıldı. Reeves’in açıkladığı bütçe içinde en çok dikkati çeken ve tartışma yaratan kalem 40 milyar sterlinlik vergi artışı oldu. Yeni getirilen vergiler ile vergilerin, GSYİH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) içindeki payı yüzde 38.2 gibi bir rekor seviyeye ulaşmış oldu. Sonbahar bütçesi içindeki en büyük vergi artışı, işverenlerin çalışanları için ödedikleri Ulusal Sigorta Katkı Payı (NIC- National İnsurance Contribution)’na yapıldı. Önümüzdeki Nisan’dan itibaren işverenlerin çalışanları için ödedikleri katkı payı yüzde 1.2 oranında artırılarak yüzde 15’e çıkartılmış oldu. Ulusal Sigorta Katkı Payı’nda yapılan bu artışlardan elde edilecek ek vergilerin önümüzdeki mali yılda 23.8 milyar sterlin ve bir sonraki yılda da 25.7 milyar olacağı hesap ediliyor. HM Revenue and Custosm ( Gelir ve Gümrük İdaresi)’a göre bütçe içerisindeki bu en büyük artış 940 bin işletme tarafından ödenecek.

İşçilere kesilen gizli vergi

İşçi Partisi’nin Maliye Bakanı Rachel Reeves aracılığı ile işverenlere kestiği vergilerin, işverenler tarafından işçilere fatura edileceği daha bütçenin açıklandığı gün Bütçe Sorumluluk Ofisi (Office for Budget Responsibility – OBR)’nin hazırladığı mali ve ekonomik tahminler raporu ile yalanlandı. OBR hazırladığı raporda ‘‘işletmelerin yüksek vergi maliyetlerinin tamamını olmasa da çoğunu çalışanlara yansıtacağını varsayıyoruz“ diyor. Vergi artışının bedelinin işçilerin sırtına kesileceği resmi bir raporda herhalde ancak bu kadar açık bir şekilde ortaya konabilirdi. OBR’ın yaptığı hesaplamalara göre işçi ve emekçiler ilk yıl Ulusal Sigorta Katkı Payı artış maliyetinin yüzde 60’ını bir sonraki yıldan itibaren ise yüzde 76’sını ödemek zorunda bırakılacak. İşverenler artan vergilerin maliyetlerini işçi ücretlerine yapacakları ücret artışlarına yansıtarak ödedikleri ek vergileri işçilerden çıkartacak. OBR’ın yaptığı hesaplamalara göre arttırılan vergilerin 19.5 milyar sterlini işverenler tarafından çalışanlara ödettirilecek. Reeves tarafından teoride işverenlere kesilen fakat pratikte işçilere ödetilecek olan bu ek vergiler, emek örgütleri ve temsilcileri tarafından haklı olarak işçi sınıfına kesilmiş gizli vergi olarak tanımlanıyor. Muhafazakar Parti’nin son Maliye Bakanı Jeremy Hunt’da aynı hileye gelir vergisi eşiğini dondurarak yapmıştı. Bu bütçe, Starmer ve Reeves’in hem İngiltere İşçi sınıfına hem de burjuvazisini dengede tutmaya çalıştığının izlerini taşıyor. İşçi Partisi bir yandan kendisine oy veren seçmenlerinin değişim umudunu diri tutmaya çalışırken bir yandan da İngiliz sermayesine yaranmaya çalışıyor.

İlk icraatlarından biri emeklilerin kışlık yakacak yardımını kesmek olan İşçi Partisi, sendikaların ve kamuoyunun tüm baskılarına rağmen çocuk yardımını iki çocukla sınırlandıran yasanın iptal edilmesi için İskoçya Ulusal Partisi tarafından verilen önergeye karşı çıktı ve önergeyi destekleyen yedi milletvekilinin üyeliğini altı aylığına askıya aldı. İşçi Partisi son konferansında Unite Sendikası tarafından, emeklilerin kışlık yakacak yardımının yeniden başlatılması için verilen önerge delegeler tarafından kabul etmesine karşın Starmer ve kabinesini harekete geçirmeye yetmedi.

Aynı İşçi Partisi, Muhafazakârların sosyal yardımlarda üç milyar sterlin tasarruf içeren kesinti planını da olduğu gibi hayata geçirmeye hazırlanıyor. Muhafazakâr Parti tarafından geçen yıl hazırlanan sonbahar bütçesi içinde yer alan, sağlık sorunlarından dolayı çalışamadığı için hastalık yardımı alanların çalışma kapasitelerinin yeniden değerlendirilmeye alınması planı İşçi Partisi tarafından hayata geçirilecek. Yaklaşık 500 bin kişinin yardımlarının kesilmesini içeren plan İşçi Partisi tarafından olduğu gibi sahiplenildi.

Kemer sıkma ve özelleştirme politikalarının yıkıcı etkileri devam ediyor

Muhafazakâr Parti’nin 14 yıl boyunca kesintisiz olarak uyguladığı kemer sıkma politikaları başta sağlık olmak üzere, bakım, konut, eğitim, geçim ve kamu servislerini işlemez hale getirmiş durumda. Seçmenlerinin İşçi Partisi’nden beklentisi Muhafazakarların kemer sıkma politikalarını olduğu gibi devam ettirmek değil, biraz da sermayenin kemer sıkmasını sağlamak. The Progressive Economy Forum (İlerici Ekonomi Forumu) adlı düşünce kuruluşu, kemer sıkma politikalarının uygulanmamış olması halinde 2019 yılına kadar kamu hizmetleri için 540 milyar sterlin daha fazla harcama yapılmış olacağını tahmin etmektedir. Kemer sıkma uygulamalarından belediyeler de büyük zarar gördü. Yapılan hesaplamalara göre 2010 yılından bu yana belediyelere sağlanan fonlarda yılda 15 milyar Sterlinlik kesinti yapılmış. Tahminler bu kesintilerin biriktirmiş olduğu mali zorluklar yüzünden tüm belediyelerin yarısının önümüzdeki beş yıl içinde etkin bir ‘iflas’ ile karşı karşıya kalacakları yönünde.

Yoksulluğu bitirme iddiasında olan İşçi Partisi bu bütçede de görüldüğü gibi toplumun en zenginlerine ve halkın temel ihtiyaçları üzerinden para kazanan şirketlere dokunamıyor. İngiltere’nin en sömürücülerini ve vurguncularını kimler olduğunu ortaya koyan Sunday Times’ın 2024 Zenginler Listesine göre, İngiltere’nin en zengin 350 birey ve ailesinin toplam serveti bir trilyonun dörtte üçünden fazla. Kemer sıkma politikalarına son vermek için bu listeye girenlerden % 1 ek servet vergisi almak yeterli. Suyun özelleştirildiği 1989 yılından buyana kamu bütçesinden 60 milyar sterlin harcama yapan su şirketleri hissedarlarına 72 milyar sterlin dağıtmalarına karşılık bir peni bile borç ödemiş değil. Bu şirketler üstelik atık suları arıtmadan nehirlere karıştırarak tüm suları da kirletmekte. Benzeri çarpıklıklar ve devasa haksız kazançlar özelleştirilen; sağlık, eğitim, konut, ulaşım, iletişim ve enerji başta olmak üzere halkın tüm temel ihtiyaç alanlarında mevcut.

Kemer sıkma politikalarını ortadan kaldırmak için atılması gereken bir diğer adım herhalde başta su olmak üzere tüm yukarıda sayılan alanları yeniden kamulaştırmak, şirketlerin birikmiş borçlarını hissedarlarından tahsil etmek olacak.

Britanya’nın ilk kadın maliye bakanı tarafından açıklanan bu bütçeden de anlaşılacağı gibi, İşçi Partisi’nin ne özelleştirmeyi sona erdirmeye ne de sermayeden vergi almaya niyeti var. O nedenle yapılması gereken, İşçi Partisi’ne bel bağlamak değil son iki yıldan beri yüzbinlerce işçinin ve kamu çalışanın açtığı hak alma mücadelesi yolundan ilerlemek olacaktır. RMT üyeleri ancak yaptıkları grevler ve kararlı mücadeleleri ile İşçi Partili belediye başkanı Sadık Khan’dan 30 milyon sterlini bulan haklarını alabildiler. Yine İskoçya Sendikalar Birliğinin hesaplamalarına göre İskoçya’da işçiler iki yıl boyunca yaptıkları grevlerle 4.4 milyar sterlin ek kazanç elde ettiler. Keza Unite sendikası üyeleri de 2021’in Ağustos’u ile 2023’ün Ağustos’u arasında yaptıkları grevlerle gelirlerinde 400 milyon sterlinlik bir artış sağladılar.

 

Eskiden sanat eserleri korurdum, şimdi iklim eylemi yaptığım için hapisteyim

Margaret REID
The Guardian

Bu benim hayalimdeki işti. Ancak fosil yakıt şirketleri tarafından yok edilen bir gelecek için başyapıtları korumanın ne anlamı var?

Eskiden sanat dünyasının bir parçasıydım ama artık midem kaldırmıyor. Şimdi hapisteyim ve bu vicdanıma daha çok uyuyor. 1980’lerde sanat benim hayatımdı. Daha 16 yaşındayken resme aşık olmuştum ve hayatımı müzelerde çalışarak geçirmekten daha iyi bir şey düşünemiyordum.

Neredeyse 40 yıl öncesine baktığımda, Paris’te yıldızlara vurulmuş genç halimi görüyorum. Théodore Géricault’nun Medusa’nın Salı tablosuna hayranlıkla bakıyor ve sanat dünyasında nasıl bir skandal yarattığının hikayesini açgözlülükle yalayıp yutuyorum. Neredeyse çerçeveden düşecek olan o mide bulandırıcı yeşil kadavra beni hayranlıktan ağlatmıştı. Elbette eleştirmenleri şok etti. Dehşet verici gerçeklerden nefret ediyorlardı: Hükümetin yolsuzluğuna ve beceriksizliğine doğrudan bir meydan okuma olan bir deri bir kemik kalmış ceset.

Bu, skandal yaratan, güncel ve tartışmalı bir konuya odaklanan bir tarih resmiydi. Hükümetin adam kayırmacılığını ve beceriksiz bir kaptanı, daha sonra batan bir donanma firkateyninin başına getiren yolsuzluğu ifşa ediyordu. Yetersiz cankurtaran botları vardı ve o ve subay arkadaşları kendilerini kurtararak alt sınıftan mürettebatı cinayet, yamyamlık ve açlıktan ölüme terk ettiler.

Géricault bu korkunç dehşeti kibar toplumun gözleri önüne serdi. Siyasi yozlaşma ve benmerkezci bireycilikten kaynaklanan aşırı bireysel acıyı çarpıcı bir şekilde sergilemiştir. Sanatın dehşeti ve açgözlülüğü açığa çıkaran bir mekanizma olabileceğini, sosyal çorbayı karıştırabileceğini, şok edebileceğini, sarsabileceğini, dürtebileceğini, dehşete düşürebileceğini, sorgulayabileceğini ve değişimi kışkırtabileceğini fark etmek beni şaşkına çevirdi. Resmin değerinin ancak Géricault’nun ölümünden sonra anlaşıldığını öğrenmek sizi şaşırtmayacaktır.

Ancak, genç benliğim bunun gibi başyapıtlar arasında bir gelecek inşa etmeye çalışırken, görünmeden ortaya çıkan başka bir acımasız ve sinsi yolsuzluk hikayesinin farkında bile değildim. Fosil yakıt şirketleri, herkesin zararına kendilerine tarifsiz kârlar getiren ölümcül faaliyetlerinin sonuçlarını örtbas ediyorlardı. Fosil yakıtların dizginlenemeyen tüketiminin doğal dünyada kitlesel ölümlere ve yıkıma yol açacağını biliyorlardı, ancak çoğumuz cahilce bir mutluluk içinde yaşamaya devam ederken onlar her şeye rağmen yollarına devam ettiler.

Müzelerde ve tarihi evlerde 25 yılı aşkın bir süre küratör, koleksiyon yöneticisi, kayıt memuru ve konservasyon temizleyicisi olarak çalışarak, yeri doldurulamaz değerli şeylerin bakımını yapmak benim işimdi. Bazen bir sergide göz kamaştırıcı bir Van Dyck’a eşlik ediyordum. Belki de isimsiz bir işçi kadının hikayesini anlatan kirli, kırık bir ayakkabıyı özenle paketliyordum. Sızıntıları önlemek için olukları ve kanalizasyonları temizledim, yangın veya sel durumunda tarihi nesneleri tahliye etmek veya korumak için personeli eğittim, sıcaklık ve bağıl nem ölçümlerini inceledim, güneş ışığının en ufak bir tahribatını önlemek için panjurları ayarladım, en son suç önleme araçları konusunda güvenlik uzmanlarına danıştım. Meslektaşlarım ve ben her zaman doğal bozulma sürecini yönetmeyi ve bu nesnelerin gelecek nesiller için korunabilmesi amacıyla yavaşlatmak için elimizden gelen her şeyi yapmayı hedefledik.

Ne düşünüyorduk ki? Tıpkı Géricualt’ın bir deri bir kemik kalmış, gemi enkazına dönmüş cesedi gibi, şu anda üzerlerinde acı yazılı cesetler yığılırken, ne büyük bir zaman kaybı.

Ben bu eserleri bozulmaya karşı sevgiyle korurken, fosil yakıt yöneticileri tüm doğal dünyanın yok edilme sürecini şiddetle hızlandırıyorlardı. Politikacılar, finansörler ve endüstri liderleriyle iş birliği içinde, benim bu eserleri koruduğum geleceği yok etmekle meşguldüler.

Gerçek alevler şu anda güvenlik kapılarınızı yalıyor ve kirli sular yükseliyor. Acayip, mevsimsiz hava koşulları iklimin çöküşü gerçeğini gözlerimizin önüne sererken sergi açılışlarında sohbet eder gibi mi poz veriyoruz? Oluklarımız sağanak yağışlarla boğulurken, koleksiyonlarımız yırtıcı yeni haşere türleri tarafından tahrip edilirken? Dünyanın yarısındaki iklim koşulları, başyapıtları uluslararası sergilere ödünç vermek bir yana, yaşamayı bile çok tehlikeli hale getirdiğinde? Ani seller tüm kütüphaneleri silip süpürürken ve orman yangınları tarihi kentleri yerle bir ederken?

Sanat dünyası, nasıl olur da süfrajetlerin yüzüncü yılını kutlayan sergiler düzenler, sonra da domates çorbası için safları sıklaştırırsınız? Ahlakınız nerede? İleriye dönük gerçek planlamanız nerede? Nerede sizin gerçekleri söylemeniz, nerede sizin devrimci gayretiniz? Koku çıkarın, ortalığı velveleye verin, pisliği ve çürüyen eti ifşa edin – tıpkı eserlerine bu kadar güzel değer verdiğiniz sanatçılar gibi. Cesur olun, bunu hemen şimdi, değerli koleksiyonlarınız, kariyerleriniz ve özel görüş kanepeleriniz iklim çöküşü tsunamisi tarafından süpürülmeden önce yapın. Gerçeği söyleyenleri dinleyin. Uluslararası yolsuzluğun gerçek bedeli olan bireysel acının kokuşmuşluğunu ifşa etmek için zevk ve kültür yöneticileri olarak gücünüzü kullanın.

İklim eylemi gerçekleştirdiğim, bizi ölüme iten hükümetlere ve iş dünyası liderlerine seslendiğim için hapisteyim. Hapse girmemeyi tercih ederdim. Ancak fosil yakıt endüstrisinin yıkıcı güçlerine karşı durduğum için burada olmak ile özgür kalmak ama her zamanki gibi işlerle ve sanatı yaşamın önüne koyan çarpık değerlerle zaman kaybetmek arasında bir seçim yapmak gerekirse, her zaman hapsedilmeyi tercih ederim.

Çeviren: Sarya Tunç

CIPOML’nin 30. yılı Hamburg’da kutlandı: Dünyayı değiştirmek için örgütlenmeye!

0

Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) 30. yılını Almanya’nın Hamburg kentinde düzenlediği bir etkinlikte kutladı. 600’den fazla kişinin katıldığı şenlikte kapitalist ve emperyalist barbarlığın insanlık için felaket olduğuna dikkat çekilerek, bunu değiştirecek olan tek güç olan işçi sınıfının örgütlenip dünyayı değiştirmesinden başka bir yolun olmadığı vurgusu yapıldı.

Şenlikte ilk konuşmayı yapan Almanya Komünist Partisi Yeniden İnşa Örgütü temsilcisi Diethard Möller, 1994’te 15 partinin katılımıyla kurulan CIPOML’nin bugün dünyanın değişik kıtalarından 30’a yakın partiyle yoluna devam ettiğini ifade ederek, “30 yıllık CIPOML tarihi sömürüye, emperyalizme ve savaşa karşı, sosyalizm için mücadele tarihidir. Ama bu bize yetmez. Hiçbir şekilde durmaya niyetimiz yok. Bu mücadeleyi sonuna kadar sürdürmeye kararlıyız. Farklı kıtalardan yoldaşlarımızı ağırlamaktan onur duyuyoruz” dedi.

MÖLLER: HER ALANDA MÜCADELE HAYATİ ÖNEM KAZANDI

Möller dünyanın içinden geçtiği süreci ise şu şekilde değerlendirdi: “Milyonlarca insan açlık çekmekte, sözde yardım programlarına rağmen sayıları da artmaktadır. Milyonlarca insan savaş, açlık, yoksulluk, diktatörlükler, çevre tahribatı ve yaşam kaynaklarının yok edilmesi yüzünden kaçmaktadır. Emperyalizmin insanlığı uçuruma sürüklemektedir. Birçok ülke için savaş acımasız bir gerçek haline gelmiştir. Çoğu zaman vekil güçler aracılığıyla yürütülmektedir. Gazze ve Lübnan’da Siyonist İsrail devleti tarafından on binlerce kişi öldürülmüştür. Ukrayna’daki savaşla birlikte emperyalist kampların mücadelesi yeniden Avrupa ve Almanya’ya tehlikeli bir şekilde yaklaşmaktadır. Uluslararası dayanışma, burjuvazinin baskısına karşı durmak, silahlanma ve savaşa, sömürüye, çevre tahribatına ve artan baskıya karşı mücadeleyi örgütlemek artık hayati bir gereklilik haline geldi. Almanya’da bizler de CIPOML’nin bize 30 yıldır yol göstermesinden ve bu yolun çizilmesinde kolektif olarak katkıda bulunmamızdan dolayı minnettarız” dedi.

KARACA: İŞÇİ SINIFI ÖRGÜTLENMEK ZORUNDA

Türkiye’den etkinliğe katılan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Sevda Karaca, parti olarak başta fabrikalar olmak üzere işçi sınıfı içinde her alanda mücadele ettiklerini belirterek, dünya ve Türkiye’de ağırlaşan ekonomik ve sosyal sorunların kapitalizmin insanlık için bir çare olmadığını, bu nedenle sosyalizmin tek alternatif olduğunu ifade ederek, “Uluslararası bir sınıf olan proletarya sadece uluslararası dayanışmayla yetinemez, uluslararası bir sınıf olarak örgütlenmek zorundadır. Kendisine dayatılmış ulusal devlet sınırları çerçevesinde mücadele ederken, mücadelesinin uluslararası boyutunu ve örgütlenmesini ihmal edemez. CIPOML, günümüz proletaryasının en ileri ve devrimci uluslararası örgütlenme biçimi olarak, proletaryanın yaşamsal bir ihtiyacıdır. Tek tek tüm üye örgüt ve partilerin bu tarihi sorumluluğu, görevi yeniden hatırlaması, yeniden tartışması, yeniden buna göre konumlanması bugün dünyanın tüm ezilenleri ve emekçileri için hayatidir. Biz, kendi adımıza CIPOML’nin güçlendirilmesi ve örgütlenmesinin bütün ülkelere yayılması için çalışıyoruz, çalışacağız. Öncelikle kendi ülkemizde burjuvazi karşısında fabrikaları kalelerimize dönüştürüp sağlam mevziler tutarak bu görevimizi başarıyla yerine getirebileceğimizi de tabii ki biliyoruz” dedi.

MIRANDA: UZUN BİR YOL KATETTİK, DAHA FAZLA İLERLEMEMİZ GEREKİYOR

Uluslararası delegasyonun temsilcileri alkışlar ve sloganlar eşliğinde sahneye çıkarak katılanları selamladı. Delegasyon adına Ekvador Marksist Leninist Komünist Partisi (PCMLE) temsilcisi Pablo Miranda yaptığı konuşmada, “Komünistlerin uluslararası ölçekte birliği için çalışma sorumluluğu her zaman bir gereklilikti. Marksist Leninist komünist partiler, bizler, bu toplantıda bulunanlar ve bulunamayanlar, bu görevle yüzleştik. CIPOML’yi oluşturan Marksist Leninist parti ve örgütlerin uluslararası toplantısı 1 Ağustos 1994’te Quito’da gerçekleşene kadar tartışmalar, karşılıklı deneyim aktarımları, Uluslararası Gençlik Kamplarının örgütlenmesi, Teori ve Eylem dergisinin yayınlanması ve sendikacılar toplantıları gibi ortak faaliyetler geliştirdik, ikili ve bölgesel tartışmalar yaptık. Komünistlerin, Komünist Enternasyonal’in yeniden inşasına yeniden başlamalarını kutluyoruz. Bu hedef doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Tüm kıtalarda devrim ve sosyalizm mücadelesine yeni bir ivme kazandırmak için bu görevi er ya da geç tamamlayacağız. Uzun bir yol kat ettik, ancak hâlâ daha fazla ve daha hızlı ilerlememiz gerekiyor.” dedi.

Şenliğe aralarında ABD, Türkiye, Almanya, Ekvador, Fransa, İspanya, Kolombiya, Dominik Cumhuriyeti, Brezilya, Hindistan, Pakistan, İtalya, Arnavutluk, İran, Danimarka, Meksika, Şili, Tunus, Burkina Faso’nun da olduğu toplam 21 ülkeden parti ve örgütlerin temsilcileri katıldı.

“Yaşasın uluslararası dayanışma”, “Faşizme karşı her yerde mücadele” sloganlarının atıldığı şenlik kültürel programla sona erdi.

 

Toplumda Sanat

1. Sanatçı ve politik aktivist Jenni’yi kaybettik…

Londra’daki Türkçe ve Kürtçe konuşan toplumun yakından tanıdığı sanatçı ve politik aktivist Jenni Boswell-Jones’u kaybettik. Sanatçı İsmail Saray’ın eşi olan Jenni Boswell-Jones, 12 Ekim Cumartesi günü yaşamını yitirdi. Sanatçının cenazesinin 26 Kasım Salı günü 13.15’te Edmonton Cemetery defnedileceği öğrenildi.

Londra’da heykel dalında St Martin’s School of Art’ta lisans, Royal College of Art’da da yüksek lisansı tamamlayan İsmail Saray, 1980’de taşındığı Londra’da sanatçı eşi Boswell-Jones ile AND Journal of Art and Art Education adlı dergiyi kurup 10 yıl boyunca yayımlamıştı. Sanatçı ikili, sanatsal pratiği ile politik aktivizmini yayın boyutunda da sürdürüyordu.

68 kuşağından olan Boswell-Jones eşi Saray ile birlikte yıllarca Türk Eğitim Birliği’nin çalışmaları ve Türkiye’ye yönelik demokrasi mücadelesine katılmış, toplumda sevilen bir sima olmuştu.

2. Kıbrıslı gazeteci-yazar Başaran Düzgün: Yazılmayan tarih unutulmasın istedim

Kıbrıslı Türk gazeteci-yazar Başaran Düzgün’ün “Öksüz Atlar Ülkesinde” adlı yeni romanının tanıtım ve imza etkinliği 5 Ekim Cumartesi günü Londra’da Green Lanes Harringey’deki Kıbrıs Türk Toplum Merkezi binasında yapıldı.

Etkinliğe Kuzey Kıbrıs Londra konsolosları Esma Eroğlu ve Mustafa Erçakıca ile Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Jale Özer, Kıbrıs Demokrasi Derneği Başkanı Derman Saraçoğlu, yazarlardan Ertanç Hidayettin ve Yaşar İsmailoğlu’nun da aralarında bulunduğu kalabalık bir katılım oldu.

Limasollular Derneği himayelerinde gerçekleşen imza gününde, bir dönem Kıbrıs’ın da dahil olduğu gerçek olaylardan esinlenerek yazılan romanın yazarı, hem kitabını tanıttık, hem soruları yanıtladı.

Düzgün Kıbrıslı romanının adını adadaki Türklerin öksüzlüğünden aldığını belirterek, “Resmi tarih ve araştırmacıların değinmediği yaşanan dramlar unutulmasın istedim. Tanzimat dönemi ve Lozan’da öksüz bırakılan adadaki Türkler 20’nci yüzyılın başlarında büyük açlık ve sefalet yaşadılar. O kadar ki çocuklar, kadınlar satıldı. Gençler İngilizlere paralı asker yapıldı. Onların öyküleri ne yazık ki yazıya dökülmedi, belgelenmedi. Bu gerçekliği romanımda yansıtmaya çalıştım” dedi.

“Öksüz Atlar Ülkesinde” romanını yazım sürecinin bir yıl olmasına karşın araştırma sürecinin yılları aldığını belirten yazar, kitaba olan ilgiden memnun olduğu için yeni romanı için de kolları şimdiden sıvadığını anlattı.

3. “ABD soğuk savaşta, sanatı Stalin karşıtı yapmaya çalıştı”

Aydın Çubukçu’yla Renkli Resimli Söyleşiler kapsamında 22 Ekim akşamı Kuzey Londra Toplum Merkezi’nde “Soğuk Savaş ve Sanat, Sosyalist Gerçekçilik ve Modern Resim” başlıklı bir söyleşi düzenlendi.

Çubukçu soğuk savaş döneminde ABD’nin kültür ve sanatta SSCB’ye karşı çok geri kaldığını belirterek, Avrupa’da çoğu sosyalist olan sanatçıları SSCB karşıtı bloğa katmak için gizli sanatsal yatırımlar yaptığını ve Stalin karşıtlığını teşvik ettiğini söyledi. George Orwel’in Hayvanlar Çiftliği ve 1984 romanlarını diktatörlere karşı kaleme almasına karşın ABD’nin bunu Stalin karşıtlığı gibi gösterdiğini anlatan Çubukçu, ABD’nin sanatı halktan kopararak bireysel ve soyutlaştırmaya çalışırken, SSCB’nin tam tersine kalkınmaya hizmet edecek biçimde teşvik ettiğini anlattı.

4. Fergül Yücel’den mini sergi

Londra’da yaşayan ressam Fergül Yücel, 26 Ekim Cumartesi günü, Palmers Green Art Fair’de resimlerini sergiledi.

Sosyal çalışmalarıyla da tanınan sanatçı sosyal medyada şu yorumu yaptı:

“Özellikle kadın portrelerinin küçük boyutlu olanlarından bir seçki yaptım. İyi ki karma sergiye katılmışım; bölgemizdeki kadın sanatçıların bir kaçı ile tanışma fırsatım oldu. Tablolarımdan heyecan duyan birkaç İngiliz genç kadın ile sohbet etmek de çok güzeldi. Ummadığım kadar çok dostlarım geldi, beni yalnız bırakmadılar. İsim saymayayım onlar kendilerini biliyorlar. Ama lojistik destekleri için Altan Yılmaz – Avni Kalkan ve gelenlere gün boyu mihmandarlık yapan Meltem Çengeloğlu’nun adlarını yazmadan edemeyeceğim😊 Ayrıca gelemeyip mesajlarını ileten arkadaşlarıma, sosyal medya üzerinden desteklerini esirgemeyen tüm dostlara çok teşekkürler. Herkese en içten teşekkürlerimle, iyi ki varsınız 🙏🏽❤️”

 

Türkiye’de İsrail’e silah sağlayan İngiliz şirkete protesto

Türkiye’de İsrail’e silah sağlayan İngiliz şirkete protesto

İstanbul’da düzenlenen Saha EXPO Fuarı’nda İsrail’e silah sağladığı belirtilen BAE System şirketi protesto edildi; iki kişi gözaltına alındı.

SAHA EXPO 2024 Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayii Fuarı’na birçok ülkeden firma katıldı. BAE Systems şirketinin stadında 2 kişi, “Bu İsrail’in en büyük silah tedarikçilerinden biri. Gazze’de kardeşlerimiz öldürülürken buna izin vermeyelim” sözleriyle eylem yaptı. Ardından iki kişi de gözaltına alındı.

Bakanların da ziyaret ettiği fuarda, bir kişi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a “BAE Systems’in bu fuarda ne işi var?” diye sordu.

Gözaltına alınanlardan birinin İslamcı yazarlardan Adem Özköse olduğu öğrenildi. Adem Özköse’nin kurucusu olduğu Muştu Gençlik isimli kuruluş, daha sonra sosyal medya X hesaplarından Özköse ve diğer kişinin serbest bırakıldığını duyurdu.