Ana Sayfa Blog Sayfa 15

İşçi Partisi’nin ilk bütçesi içinde öne çıkan başlıklar ve detaylar

İlk dört aylık iktidarını geride bırakan İşçi Partisi tarafından oluşturulan ilk bütçe önümüzdeki Nisan ayından itibaren yürürlüğe girecek. Maliye Bakanı Rachel Reeves tarafından parlamentoya sunulan bütçe içerisinde öne çıkan başlıklar ve değişiklikler bazıları şunlar:

Vergi: İşçilerin ödediği Ulusal Sigorta Katkı payı oranında bir değişlik olmayacak, ancak işverenlerin katkısı %13.8’den %15’e çıkartıldı. İşverenler tarafından ödenen Ulusal Sigorta Katkı Payı işçilerin yıllık gelirlerinin 5 bin Sterlinin üzerine çıkmasından sonra başlıyor. Hükümetin bu katkı payı artışından elde etmeyi hedeflediği gelir 25 milyar Sterlin

Şirketler vergisi yüzde 25’te sabit kalırken, hisse satışlarından alınan sermaye kazancı vergisi yüzde 20’den yüzde 24’e yükseltildi. Özel sermaye spekülatörlerinin vergileri de yüzde 4 artırılarak yüzde 32’ye yükseltildi. Bütçede en öne çıkan ve sermayeyi ürküten değişikliklerden biri zenginlerin ikametgâh adreslerini başka bir ülkede göstererek vergiden muaf tutulmalarına olanak sağlayan statünün kaldırılması oldu. Kamuoyunda “non-dom” olarak bilinen statü Nisan 2025 itibarı ile sona erecek.

  • NHS: Sağlığa günlük harcamalar için 22.6 milyar sterlin, sermaye yatırımı için de 3.1 milyar sterlin nakit enjeksiyonu yapılacak.
  • Eğitim: Yeni öğretmenlerin işe alınması için temel okul bütçeleri 2.3 milyar sterlin artırılacak, özel okul ücretlerinden KDV alınmaya başlanacak. Ve 6.7 milyar sterlinlik genel eğitim desteğinin bir parçası olarak okul kahvaltı kulüplerine yapılan yardım üç katına çıkarılacak.
  • Konut: 2026’ya kadar devam edecek olan sosyal konut bütçesi 500 milyon sterlin artırılıyor. Yerel yönetimler artık tüm satın alma hakkı gelirlerini (right to buy olarak bilinen belediye evlerinin satışından elde edilen gelir) yeni konutlara yeniden yatırım yapmak üzere ellerinde tutabilecek.
  • Yerel Yönetimler: Belediye bütçeleri enflasyonun üzerinde yüzde 1.5 oranında artırılıyor.
  • Asgari ücret: “Tek bir yetişkin ücretine” doğru ilerlemeye yönelik uzun vadeli planın bir parçası olarak 21 yaş üstü için asgari saat ücreti yüzde 6.7 artırılarak 12.21 sterline, 18-20 yaş arası için ise 8.60 sterlinden 10 sterline yükseltiliyor.
  • Sosyal Yardımlar: Universal Credit’de dahil sosyal yardımlar yeni mali yıldan itibaren yüzde 1.7 oranında artırılıyor. Emeklilik maaşları Nisan 25 itibarı ile yüzde 4.1 oranında artırılıyor. Bu artışa göre emeklilerin haftalık ödemeleri 230.25 sterlin olacak. Bakıcılara ödenen haftalık Carer’s Allowance 76.75 sterlinden 81.90 sterline çıkartılıyor. Ayrıca bakıcıların başka bir işte çalışarak elde ettikleri aylık gelir eşiği 654 sterlinden 833 sterline yükseltiliyor.
  • Tütün: Tütünden alınan vergi enflasyon oranı artı yüzde 2 oranında ve elde sarılan tütün için yüzde 10 oranında arttırıldı.
  • Alkol: Fıçı içkilerin vergisi yüzde 1.7 oranında düşürülecek. Yani bir pint birada alınan vergi yaklaşık bir peni azaltılıyor.
  • Askeri: Ordunun bütçesi 2.9 milyar sterlin arttırılacak. Ukrayna savaşını “ne kadar sürerse sürsün” finanse etmek için yılda 3 milyar sterlin bütçe ayrılacak.
  • Akaryakıt: Muhafazakarlar tarafından akaryakıt vergisinde yapılan 5 penslik indirim bir yıl daha uzatıldı.
  • Trenler: HS2 güzergahı Londra – Euston istasyonuna kadar uzatılacak ve Trans-Pennine ve Doğu-Batı demiryolu güzergahları finanse ediliyor.
  • Otobüsler: İngiltere’de tek kişilik otobüs ücretlerindeki 2 sterlinlik sınır 3 sterline yükseltiliyor.
  • Uçaklar: Özel jetlerle yapılan uçuşlarda alınan Hava Yolcu Vergisi yüzde 50 artırılıyor.

 

Sağlıkta neler oldu?

Tek kullanımlık elektronik sigaralar (vape) Haziran’da yasaklanacak

Hükümet, tek kullanımlık elektronik sigara satışının Haziran ayından itibaren İngiltere ve Galler’de yasaklanacağını açıkladı. Yetkililer bu hamlenin çocuk sağlığını korumayı ve çevresel zararı önlemeyi amaçladığını belirtiyor.

Elektronik sigara endüstrisi liderleri, bu hamlenin ürünlerin yasadışı satışlarında artışa neden olabileceği uyarısında bulundu.

Tek kullanımlık elektronik sigaraların İskoçya’da önümüzdeki yılın Nisan ayından itibaren yasaklanması bekleniyordu; ancak İskoç hükümeti, İngiltere ve Galler ile uyum sağlamak için yasağın 1 Haziran’a kadar erteleneceğini söyledi.

Resmi verilere göre İngiltere’de elektronik sigara kullanımı 2012 ile 2023 yılları arasında %400’den fazla arttı ve halkın %9’u bu ürünleri satın alıyor.

Hiç sigara içmeden elektronik sigara kullananların sayısı da son yıllarda, çoğunlukla genç yetişkinler tarafından olmak üzere, önemli ölçüde arttı.

Halk sağlığı bakanı Andrew Gwynne, tek kullanımlıkların yasaklanmasının “gençlerin elektronik sigara kullanımını azaltacağını” söyledi.

Erken yaşta kanser vakalarında artış

Dünyanın dört bir yanında yapılan araştırmalar, 20’li, 30’lu ve 40’lı yaşlarındaki kişilerde görülen meme ve kolon (bağırsak) kanseri ile diğer kanser vakalarının arttığını gösteriyor.

İngiltere, ABD, Fransa, Avustralya, Kanada, Norveç ve Arjantin dahil 24 ülkede, 25-49 yaş aralığındaki kolon kanseri hastalarının oranında son on yılda önemli bir artış oldu.

Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın 50 ülkeyi kapsayan araştırmasının sonuçları, tıp dünyasında kaygılara neden oldu. Bu ülkelerden 14’ünde artış eğilimi yalnızca genç yetişkinlerde görülürken, daha yaşlılarda artış oranı sabit kaldı.

Erken yaşta kanser vakalarındaki artışta, yaşam şeklindeki değişiklerin etkisine işaret ediliyor. Çok fazla işlenmiş gıda ve şeker tüketiminin kan şekerini yükselttiği ve insülin direncine yakalanmanın da sadece diyabet değil kanser riskini de artırdığı biliniyor.

Ancak obezite tek başına genç vakalardaki artışı açıklamak için yeterli değil. Daha önce pek dikkate alınmayan bazı farklı kanserojen maddelerin etkisi ve son 50-100 yılda dünya nüfusunun uyku düzeninin değişmesinin de bunda rol oynadığı belirtiliyor.

Cildin yaşlanmasını geciktirebilecek yeni bir yöntem keşfedildi

Biyoloji dalında dünyanın en iddialı araştırma programlarından İnsan Hücresi Atlası projesi kapsamında, insan bedeninin kök hücreden nasıl deri hücreleri ürettiği keşfedildi. Bilim insanları laboratuvar ortamında az miktarda insan derisi üretmeyi başardı.

Araştırmanın bulgularının cildin yaşlanmasını geciktirmeye yardımcı olabileceği, cilt nakli için hücre üretimi ve yara izlerinin önlenmesinde kullanılabileceği belirtiliyor.

İnsan Hücresi Atlası projesi insan vücudunun her bir parçasının hücre hücre nasıl oluştuğunu anlamayı amaçlıyor.

Yumurta ilk döllendiğinde, tüm hücreler birbirinin aynıdır. Ancak üç hafta sonra, “kök hücre” adı verilen özel hücrelerdeki belirli genler devreye girerek talimatlar üretirler. Böylece vücudun uzuvlarını oluşturmak üzere toplanma ve özelleşme süreci başlar.

Araştırmacılar, anne karnındaki fetüste deri hücrelerinin nasıl geliştiğini anlama konusunda ilerleme kaydettiler. Vücudun en büyük organı olan deriyi oluşturmak için hangi genlerin hangi zamanlarda ve hangi yerlerde devreye girdiğini tespit ettiler.

Uluslararası projenin merkezi Cambridge Üniversitesi’ndeki Wellcome Sanger Enstitüsü, bu çalışmaların, hastalıkların daha etkin tedavisine, insanların daha uzun süre sağlıklı ve hatta daha genç tutmak için yeni yollar bulunmasına yardımcı olabileceğini öngörüyor.

 

Çocuklar Öldürülmesin

Savaş büyük bir trajedidir ve bu trajedinin çoğunlukla kurbanları çocuklardır. Son zamanlarda Yemen, Suriye, Şengal, Gazze ve Rojava savaşta en çok çocukların etkilendiği yerler oldu.

Dünyanın bütün çocukları bizim için değerlidir. Birçok değerli yazar ve şair çocuklar için çok önemli eserler vermişlerdir.

Bundan 79 yıl önce ABD, Japonya’nın Hiroşima kentine atom bombası attı yüz binin üzerinde insan hayatını kaybetti. Bu bir felaketti ve felaketin boyutunu Nazım Hikmet,’’ Kız Çocuğu’’ adlı şiirinde yazmıştı. Aynı zamanda bir çığlık olan şiirin son dörtlüğünde Nazım insanlığa şöyle seslenmektedir;

’’Çalıyorum kapınızı,

teyze, amca, bir imza ver.

Çocuklar öldürülmesin

şeker de yiyebilsinler’’

Vietnam savaşı sırasında James Baldwin şöyle diyordu; ’’Bombalanan her köy benim memleketimdir’’. Savaş karşıtı olmak, böyle bir anlamlı cümleye sığdırılıyordu.

Yine Baldwin bir makalesinde de, ’’Dünyanın her yerindeki çocuklar her zaman bizimdir, ve bunu anlamaktan aciz olan birinin ahlaktan da aciz olabileceğinden şüphelenmeye başlıyorum’’ diyordu.

Çocuklar sadece savaşlarda ölmüyor, geçen ay Türkiye’de 12 bebeğin özel hastanelerde para için acımasızca katledildiği ortaya çıktı. Sağlığı özelleştiren, hastaları müşteri olarak gören bir sistemin gözünde çocukların kıymeti olur mu? Çetenin kan donduran telefon görüşmeleri, insanlıktan nasıl çıktıklarını göstermektedir.

Savaşın, açlığın ve yoksulluğun içinde Aziz Nesin safını çocuklardan yana seçtiği bir şiirinde söyle diyor;

“Öyle bir ağlasam

Öyle bir ağlasam çocuklar

Size hiç gözyaşı kalmasa.

Öyle bir aç kalsam

Öyle bir aç kalsam çocuklar

Size hiç açlık kalmasa.

Öyle bir ölsem

Öyle bir ölsem çocuklar

Size hiç ölüm kalmasa”

Başta savaş bölgelerinde olmak üzere insanlar katledilirken herkes öylece oturup beklemiyor, alternatifler de üretilmektedir.

Burda 20 Temmuz 2015’de Kobani’ye dayanışma için ve çocuklara oyuncak götürürken İŞİD tarafından katledilen 33 ’’Düş Yolcu’’sunu ve 10 Ekim 2015’de Ankara’da ’’Emek, Barış ve Demokrasi’’ için bir araya geldiklerinden katledilen 104 barış emekçisini saygı ile andığımı belirtmek isterim.

Bugün savaş altında değil yüzbinlerce çocuğun bir tek çocuğun bile acı çekmesine, korku içinde yaşamasına bir tek çocuğun tırnağının taşa değmesine gönlümüz razı gelmez. Çocukların barış ve özgürlük içinde yaşaması için çabalarımız devam ediyor.

Geçen ay BBC 4 radyosu Gazze’de bir kampta yaptığı görüşmeleri yayınladı. On altı yaşında gönüllü keman dersi veren bir kız çocuğu, bombaların altında bir kolunu kaybeden bir çocuğun, koluna bağladığı çubukla nasıl tek kolla keman çaldığını anlatıyordu. Müthiş bir yaşama sevinci. Bir başka genç,’’yaşama sevinci alternatifler üretmemizi sağlıyor’’ diyordu.

Bugün dünyanın birçok yerinde, Çin ve Tayvan, Kuzey Kore ve Günay Kore, Venezüella ve Guyana arasında çatışma riski bulunmaktadır. Dolayısıyla Kapitalist-emperyalist sistemin derdi barışı inşa etmek değildir, barışı inşa edecek olan başta dünyada işçi sınıfının dayanışması olmak üzere duyarlı insanlığın eseri olacaktır. Ve son söz Ahmet Arif’in;

’’Nerede bir can ölse, oralı olur yüreğim. Olmalı zaten. Olmazsa insan olmaz yüreğim.’’

2024 İngiltere Bütçesi: Eğitim Bütçesi Neden Hâlâ Okullar ve Öğrenciler İçin Yetersiz?

Yeni açıklanan İngiltere bütçesi, 2024-25 yılı için Eğitim Bakanlığı’na %13’lük bir artışla günlük harcamalar için yaklaşık 59.6 milyar sterlinlik bir ödenek sağladı. Bu artış, 2021 Harcama İncelemesi’nde belirlenen çok yıllık finansal taahhütlerin ve enflasyon ile öğretmen maaşlarındaki artışları karşılamak için yapılan eklemelerin bir parçası. Ancak, bu fonlama okulların günlük ihtiyaçlarını karşılıyor gibi görünse de artan maliyetler, özel eğitim talebi ve altyapı gereksinimleri gibi daha geniş kapsamlı zorluklarla başa çıkmak için yetersiz kalıyor.

2010 yılından bu yana İngiltere’de okul bütçeleri dalgalanmalar gösterdi; 2010 sonrası gözle görülür bir düşüş yaşandı ve ancak 2018’den itibaren kademeli artışlar gözlemlendi. 2024-25 yılına kadar yapılan bu artışlarla birlikte, enflasyon dikkate alındığında, öğrenci başına harcamalar ancak 2010 seviyelerine yaklaşıyor. Bu durum, yıllardır sıkı bütçelerle başa çıkmak zorunda kalan okullar için ciddi bir yük oluşturuyor.

Bu finansman manzarası karşısında eğitimciler, sendikalar ve veli grupları hükümetin mali bütçesinin kaliteli eğitim sağlamak için yetersiz olduğundan endişe duyuyor. Öğretmen maaşları için yapılan kısa vadeli ödenekler sağlansa da uzun vadeli planlama eksikliği, okulların kaliteli personel alımını ve muhafazasını zorlaştırıyor.

Bu bütçedeki eksiklikler, ebeveynler, eğitimciler ve sendikaların eğitim bütçesinin artırılması için birlikte hareket etme ihtiyacını vurguluyor. Yalnızca sürdürülebilir bir kampanya ile okullara, öğrenci ve öğretmenlerin ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayacak bir destek sağlanabilir.

 

Irkçılığı sokaklarımızdan silmeliyiz

Kuzey batı İngiltere’de, 29 Temmuz’da, 17 yaşındaki bir caninin 3 çocuğu bıçaklayarak katletmesini fırsat bilen ırkçı-faşist odaklar, sokaklara çıkarak sağa sola saldırdı ve göçmenleri hedef aldı. Buna karşı örgütlenen anti ırkçılar, çok daha kalabalık gruplar halinde eylemler yaparak, ırkçı saldırıları engelledi.

Anti ırkçıların karşı mücadelesi karşısında bozguna uğrayan ırkçılar ve bu ırkçı eylemlere liderlik yapmaya çalışan Tommy Robinson, 26 Ekim’de Londra’da bir eylem yapacaklarını ve ülkedeki tüm ırkçıları oraya beklediğini açıkladı. Bunun üzerine anti ırkçı gruplar da harekete geçti ve aynı gün kitlesel bir karşı eylem gerçekleştirdi.

Anti ırkçı eyleme çok sayıda sendika ve politikacı ile göçmen derneği destek vererek, “Irkçılığı sokaklarımızdan silmeliyiz” mesajı verdi.

Sendikalardan yoğun katılım

Piccadilly Circus’ta toplanan onbinlerce anti ırkçı sık sık “Irkçıları sokaklarımızda istemiyoruz” sloganı atarken, sendikaların yoğun katılımı dikkat çekti. Özellikle Ulusal Eğitim Sendikası (NEU) ve Kamu İşçileri Sendikası (PCS) yoğun katılım sağladı. Binlerce üyesiyle alanı dolduran bu sendikaların yanı sıra RMT, GMB, UNITE, FBU, UNISON, UCU ve ASLEF sendikaları da eylemde yerini aldı.

Çeşitli göçmen örgütleri de eyleme katılarak tepkilerini ortaya koydu. Bazı müslüman gruplar, Filistin kampanyası ve savaş karşıtları da ırkçılığa karşı yürüdü. Türkiyelilere, başta Demokratik Güç Birliği ve DAY-MER olmak üzere birçok kurum çağrı yapmış olmasına rağmen, DAY-MER ve GİK-DER dışında katılan kurum olmadı. DAY-MER üyeleri “Irkçılığı Hayır” pankartı açarak, ırkçılığa karşı, her zaman olduğu gibi yerli halkla birlikte mücadele edeceğini açıkladı.

“Onlar çıkınca biz de sokaklarda olacağız”

Yürüyüş için sabahın erken saatlerinden itibaren Piccadilly Circus’a açılan sokaklardan akın akın gelen anti ırkçılar, yürüyüş öncesi çeşitli konuşmalar yaptı.

Birçok sendikacı ve politikacının konuştuğu eylemde İşçi Partisi eski lideri Jeremy Corbyn de bir konuşma yaptı. Corbyn, 70’lerden itibaren yapılan anti ırkçı mücadelenin, birçok ırkçı ve faşist oluşumun ortadan kalkmasını sağladığını belirterek, bir kez daha sokağa çıkan ırkçıları sokaktan silmenin mücadelesinin verildiğini söyledi. Corbyn, Yaşanan ekonomik ve soyal sorunların sorumlularının göçmenler olmadığını, asıl sorumluların bu kemer sıkma politikalarını uygulayan hükümetler olduğunun altını çizdi.

Yürüyüş, Trafalgar Meydanı’nı geçerek, savaş anıtına yaklaştığında polis yolu kesti ve Parlamento Meydanı’nda toplanan ırkçılardan uzak tuttu. Binlerce polisin yoğun güvenlik önlemi aldığı eylemler birbirinden uzak tutulmaya çalışıldı ve tüm yollar kapatıldı.

Yürüyüş sonunda yapılan konuşmalarda bir kez daha çağrılar yapıldı. Irkçılığa karşı sokaklarda daha kitlesel eylemler yapılmasının önemine değinildi. Konuşma yapanlardan biri olan NEU Genel Sekreteri Daniel Kebede, okullarda çocuklar sıralanırken elele tutuştuklarını ve bu çocuklar içinde yerli ve göçmenlerin olduğunu belirterek, ırkçıların çocuklarımızın geleceğini karartmalarına müsade etmemek gerektiğini söyledi. Kebede, “Onlar sokağa çıkınca biz çok daha kalabalık halde sokaklarda olacağız ve onların eylem yapmasını engelleyeceğiz” dedi.

———————————————

Daniel Kebade (Ulusal Eğitim Sendikası Genel Sekreteri)

Artık şu Tommy Robinson ismini duymaktan midem bulanıyor. Bu bir yolsuz ve kokain hayat tarzlı bir kişilik. Ona karşı nasıl mücadele edeceğimizi ona göstereceğiz. Her gün daha güçlü bir örgütlülükle onun karşına çıkacağız. Çünkü, ırkçılık ve islamafobianın bizim toplumda hiçbir yeri yoktur. Burada Başbakana da bir mesajım var. Sakın göçmen karşıtı politikaları uygulamaya kalkma. Bizim sağlık servisimizi göçmenler ayakta tutuyor. Onun için göçmenlere “Hoşgeldiniz” dememiz gerekiyor. Gelecek yılın bütçesi açıklanacak. O bütçede, konut, iş, yatırım ve hizmet öne çıkarılması gerekiyor. Irkçıların eline daha fazla koz vermeyin. Şimdi NEU Genel Sekreteriyim. Ama yıllarca öğretmenlik yaptım. Öğretmenlik yaparken, çocukların sıraya geçmelerini istiyordum. Çocuklar sıralanıp kendiliğinden elele tutuşuyordu. İşte bu sebeple çocuklarımızın vizyonu ülkemizin vizyonu olması gerekiyor. Çocuklarımızın geleceğini karatmalarına müsade etmeyeceğiz.

Jo O’Grady (Yüksek Öğrenim Elemanları Sendikası – UCU Genel Sekreteri)

Yoksulluk, erkek şiddeti ve bedenimizi kontrol etmek isteyen politikacılar kadınlara en büyük tehdittir. Aşırı sağcılar tam da bu özelliklere sahipler. Biz problemin ne olduğunu tam olarak biliyoruz. Ücretler eriyor, patronlar işçileri daha fazla sömürüyor. Konut sorunu büyümeye devam ediyor. İhtiyaç karşılanmıyor. Sağlık servisimize diz çöktürülmüş durumdadır. Çünkü onu Muhafazakarlar özelleştirmek istiyor. Bu problemlerin kaynağı göçmenler değil hükümetlerin kendisidir.

Jeremy Corbyn (Milletvekili – İşçi Partisi eski lideri)

Hıristiyan, Müslüman, Yahudi, inanmayanlar ve daha çoğu. Hepimiz bugün bir aradayız. Sendikalar ve çok farklı toplumlardan işçi sınıfımıza mensup binlerce insanın burada olmasından büyük mutluluk duyuyorum. Hastane kuyrukları, kalabalık sınıflar, ev sıkıntıları, düşük ücretler 14 yıllık bir Muhafazakar Parti iktidarının politikalarıdır. Irkçılar, bu sorunların kaynağı olarak, siyah komşumuz, müslüman arkadaşımız ya da gelen göçmenleri gösteriyorlar. Bu doğru değil. Sorunun kaynağı hükümetin politikalarıdır. Bir avuç zengindir bütün bu sorunları yaratan. Onlara ve Tommy Robinson gibi ırkçılara karşı birleşerek kazanacağız.

Lindsey German ( Savaş Karşıtı Koalisyon Başkanı)

Neye mal olursa olsun, ırkçılığa karşı birarada olmak zorundayız. Her zaman söyledik. Yurt dışında savaşların içinde olursanız, evinizde ırkçılığı körüklersiniz. Şöyle bir baktığımızda, Tommy Robinson, Nigel Farage ve Muhafazakâr Parti. Hepsi toplumlarımızdan nefret ediyor, hepsi müslümanlara ve göçmenlere saldırıyor. Yine bunların hepsi siyonist İsrail’i destekliyor. Biz ırkçılığa burada karşı çıkarken, Gazze’deki etnik soykırıma da karşı çıkmak zorundayız.

John McDonnell (İşçi Partisi milletvekili)

Faşizmi iyi biliyoruz. Onun için buradayız. Faşizm her zaman birilerini hedefine koyar. Göçmenler, siyahlar, müslümanlar, Irlandalılar ya da yahudiler. Ama uzun bir süreden sonra faşizm ilk kez organize bir şekilde karşımıza çıkıyor. Avrupalı faşistlerle de bağlantıları var. Bekliyorlar ve bir olanak bulunca saldırmaya başlıyorlar. Bu olanak 14 yıllık Muhafazakâr Parti iktidarının kemer sıkma politikalarıyla geldi. Faşistler, yaşanan her ekonomik ve sosyal sıkıntının sorumlusu göçmenleri göstererek saldırmaya başladılar. Buna karşı nasıl mücadele edeceğimiz ortadadır. Onlar sokaklarda görününce, biz o sokakları onlardan alıp, onları sokaklarımızdan temizleyeceğiz. Biz onları mutlaka dayanışma ve birlikte mücadele ile yeneceğiz.

 

İngiltere’de görünür olmak

İngiltere’de tarihi yarım asrı bulan toplumun nüfusu aşağı yukarı 500 bine dayandı. Bu az buz bir rakam değil. Sanki Türkiye’den bir Ağrı, bir Giresun, bir Isparta, bir Edirne kopmuş gelmiş İngiltere’ye eklenmiş gibi. Lüksemburg, Karadağ, Malta ya da İzlanda bütün halkıyla gelmiş İngiltere’ye yapışmış gibi… İngiltere nüfusumuz var ama nüfuzumuz (etkimiz) yok deyü çok yazıp çizdim. Toplumun, içinde yaşanılan ülkeye ekonomik, sosyal (spordan sanata) ve siyasi katkısına rağmen yaptıkları pek görünür değil.

Haringay Esnaf Derneği Başkanı Şefik Mehmet, 1980’lerde izbeleşen Green Lanes’i Türkiye’den gelen göçmenlerin canlandırdığını söylemişti. Kebap ve cafê sektörü ülke çapında bizimkilerin elinde desem abartmış sayılmam. Star Catering’in kurucusu Altan Gültekin ülkede 70 bin çalışanıyla 20 bin kebapçı olduğunu vurgulayarak, “Bu rakamı doğru kabul edersek ülkedeki bütün fish & chips cafelerinin 2, McDonalds ve Kentucky Fried Chicken şubelerinin 13 katı ediyor” demişti. Bizim toplum üyelerinin işlettiği süpermarketlere gelince 1970’lerde başlayıp 2000’lerde büyüyerek Tesco, Morrison, Sainsbury’s ve Asda gibi zincirlere kafa tutmaya başarması tam bir doktora tezi. Yiyecek ve market sektöründeki toplumun bu başarısı ülke ekonomisinde milyarlarca sterlinlik büyüme, artı değer ve istihdam yarattığı söylenebilir…

Spor ve sanatta toplum içi performansların da artık çemberi kırıp bütün ülkeye seslendiğine tanık oluyoruz. Örneğin Arcola Tiyatro… Müzik dehası Tolga Kaşif, Neyire Ashworh ve Ezo Sarıcı ile moda da Hüseyin Çağlayan, pop art sanatçısı Tracey Kerime Emin ile sporda İngiltere milli takımı formasını başarıyla taşıyan cirit atmada Fatima Whitbread ve judocu Açelya Toprak akla gelen ilk isimlerden.

Dostlar toplum olarak bu ülkeye belki de en önemli katkımız ise 2. Dünya Savaşı’nda olduğu söylenebilir. Ne yazık ki bu ülkeyi Nazilere karşı savunan ve çoğu yaşamlarını yitirmiş Aliler, Mustafalar, Hüseyinler, Seyitler, Arifler ve Ramadanlar var ki hiç de görünür değiller. Ülke çapında her yıl 11 Kasım saat 11’de düzenlenen Anma Günü’nde (Remembrance Day) Nazi Almanya’sına karşı savaşanlar anılır, gelincik çelenkleri anıtlara bırakılır ve kütüphane gibi kamu kurumlarında bu kahramanlar minnetle yâd edilir. Ya bizim kahramanlar? Garip bir şekilde ne isimleri vardır ne de resimleri. Yokturlar…

Kıbrıslı Türklerin çoğu “katırcı” olarak katıldıkları savaşta silahsız ve savunmasız olarak cepheye yiyecek ve cephane taşımışlar. Önemli bir kısmı da cephede ve Nazi toplama kamplarında yaşamını yitirmiş, adaya dönememiş. Savaş sonrasında Kral’dan üstün cesaret madalyası alan askerler arasında Yarbay Faik Müftüzade ve Nazi Almanyası’na uçağıyla 67 kez pike yaparak bomba yağdıran pilot Mehmet Tayyareci’yi de saygıyla yâd edelim.

Dostlar ben Türkçe isim ve tabelaların görünür olmasından değil, bu ülkeye katkımız oranında, merkezi hükümet ve yerel yönetimlerce ağırlığımız olmasından, ülke tarihinde ve resmi kayıtlarda yer almamızdan, İngiltere halkının ağırlığımızın farkında olmasından söz ediyorum. Böyle olursa pastadan alacağımız pay artar, siyasette de elimiz güçlenir. Şimdi hep birlikte “Nasıl görünür olabiliriz?” ve “Ne yapmalıyız?” sorularını tartışacak birilerini arayalım. Tanıdığınız varsa haber edin bari.

 

Oturum kartları tarihe karışıyor

Birleşik Krallık’ta oturum hakkı olanların yasal statülerini kanıtlamak, seyahat etmek, sosyal yardımlar ve eğitim haklarından yararlanabileceklerini kanıtlamak için kullandıkları oturum kartları (BRP card – Biometrik Residence Permit Card) 31 Aralık tarihi itibari ile tedavülden kalkacak. Bu yeni düzenlemeden British pasaportu olanlar yani Birleşik Krallık vatandaşlığı olanlar etkilenmeyecek.

Home Office tarafından son yıllarda verilen tüm BRP kartlarının son kullanma tarihi 31 Aralık 2024 olarak düzenlenmiş durumda. Süresiz oturum hakkı olanlara dahi verilen kartların üzerindeki son kullanma tarihi 31 Aralık 2024. Bu tarih oturum süresinin değil, kartın kullanım tarihinin sona erdiği gündür. Bu tarihten sonra, şu anda oturum kartı ile yapılabilecek herhangi bir işlemi yapmak ve Birleşik Krallık’ ta oturum iznini ispatlamak ancak eVisa (dijital vize) ile mümkün olacak. Oturum kartı olanların, yaklaşık iki ay sonra dolacak olan süre sonrasında bir mağduriyet yaşamaması için eVisa başvurularını bir önce yapmasında fayda var. eVisa başvuruları genellikle aynı günde sonuçlansa da sistemdeki yığılmadan kaynaklı olarak yaşanan teknik sorunlardan dolayı bazı başvurular ancak telefon üzerinden talep edilen destekler sonrasında çözülebiliyor.

eVisa başvuruları sadece internet üzerinden yapılabiliyor. Başvuru yapabilmek için öncelikle Birleşik Karllık’ın resmi kamu hizmetleri sitesi olan www.gov.uk üzerinden bir UKVI (UK Visa) hesabı açmak gerekiyor. Bu linkten (https://www.gov.uk/get-access-evisa) hesap açıldıktan sonra ayrıca akıllı telefon ya da cihazlardan birine UK Immigration: ID Chek uygulamasını da indirmek gerekiyor. Tamamen ücretsiz olan bu başvuru için gerekli olan bilgiler, mevcut BRP kartı, doğum tarihi, e-mail adresi ve cep telefon numarası. Kısa sürede tamamlanabilen başvuru yine kısa bir sürede çoğunlukla aynı gün içerisinde Home Office tarafından onaylanıyor. Home Office’ten alına onay sonrasında eVisa aktif hale geliyor. eVisa başvurusunun onaylanmasının ardından yapılması gereken en önemli işlem Türk pasaportlarının ya da Birleşik Krallık tarafından verilmiş olan travel dokümanlarının eVisa hesabına eklenmesi. Uluslararası seyahatlerde sorun yaşamamak için pasaport ve travel dokümanların eVisa hesabına iliştirilmesi gerekiyor. Bu işlemi için pasaportun fotoğrafının çekilerek sisteme yüklenmesi yeterli.

İngiltere’de çıkartılan her göçmenlik yasa ve düzenlemesinde olduğu gibi bu yeni düzenlemeden kazanç elde etmek isteyenler mutlaka çıkacaktır. Day-Mer gibi birçok kurumda ücretsiz olarak yapılan bu başvuruları zamanında yapmak, fahiş fiyatlar talep eden ‘‘aracılar’’ı da aradan çıkartacaktır. Hem dijital oturum olan eVisa’ya zamanında geçiş yapmak hem de haksız kazanç sağlamak isteyenlere fırsat vermemek için ve özellikle de 31 Aralık’tan önceki 10 günün Noel ve Yılbaşı tatillerine denk geliyor olması nedeniyle başvuruları geciktirmeden yapmakta fayda var.

 

Kiracılar Reform Yasası evsizliği çözmeye yeter mi?

Muhafazakâr Parti tarafından ilk olarak 2019 yılında parlamentoya sunulmasına rağmen ağırdan alınan Kiracı Hakları Yasa Tasarısı (The Renters’ Rights Bill) İşçi Partisi tarafından yeniden parlamentonun gündemine getirildi. İşçi Partisi tarafından her kronik soruna deva olarak sunulan reformcu yaklaşım Kiracılar Haklar Yasa Tasarısı’na da sirayet ettirilerek tasarının adı Kiracılar (Reform) Tasarısı olarak değiştirildi.

İşçi Partisi tarafından Kiracılar (Reform) Tasarısı’na yapılan ek maddelerle; Section 21 olarak bilinen kira sözleşmesi feshi bildirimleri yasaklanarak kiracılar ve ev sahipleri arasındaki güç dengelenmeye çalışılıyor. Mevcut yasalara göre ev sahipleri iki aylık Section 21 bildirimleri ile hiçbir kusuru olmayan kiracıları evden atma hakkı tanıyor. Ayrıca yapılacak olan reformlarla Awaab Yasası olarak bilinen küf ve kiracılar için tehlike oluşturan tamiratların 14 gün içerisinde araştırılması ve yedi gün içerisinde ortadan kaldırılması yasası özel sektörleri de kapsayacak şekilde genişletiliyor.

Kiracılardan gelen şikayetlerin hızlı bir şekilde ele alınmasına yardımcı olmak için yeni bir ‘Özel Sektör Kira Ombudsmanı’ getiriliyor ve kira döneminin ortasında kira artışları yasaklanıyor. Ev sahiplerinin kiraları yılda birkaç kez istedikleri oranda arttırmalarının önüne geçilmesi hedefleniyor. Yasa tasarısı ile sabit süreli kira sözleşmeleri devride kapanıyor. Sabit süreli kira sözleşmeleri yerine, tüm kira sözleşmeleri dönemsel olacak. Yani kira sözleşmeleri, kiracı iki ay önceden bildirimde bulunarak sona erdirmeye karar verene kadar geçerli olacak. Ev sahipleri ancak koşullarının değişmesi halinde kiracılara, kiracılıklarını sona erdirmeleri için dört ay önceden bildirimde bulunulabilecek.

Elbette ev sahipleri karşısında kiracılara daha fazla hak tanıyan ve evden atılmalarını zorlaştıran bu ‘‘reformlar’’ önemli ve şimdiye kadar hayata geçirilmiş olması gereken düzenlemeler. Ancak başta Londra’da olmak üzere kronikleşen evsizliği ortadan kaldırmak için reformlardan daha fazlasına ihtiyaç var. Hem belediye evlerinde hem belediyelerin vermiş olduğu geçici evlerde hem de özel sektörden kiraladıkları evlerde oturan yüzbinlerce kiracı; tüm şikayetlerine rağmen tamiratları yapılmayan bakımsız evlerde küf, rutubet ve haşerelerle birlikte yaşamak zorunda bırakılıyor. Belediyeler fahiş fiyatlarla kiraladıkları geçici konutları dahi denetlemekten aciz durumda. Kronik sağlık sorunları ve küçük yaşta çocukları olduğu için özel sektörde ev tutamayacak durumda olan yaşlı, engelli ve yalnız ebeveynler; sosyal konut haklarını kaybetmemek ve dışarıda kalmamak için halk tabiri ile ‘‘it bağlasan durmaz’’ dedirtecek koşullardaki evlerde yaşamak zorunda bırakılıyor.

Öncelikli olarak yapılması gerekenler, sosyal konutların satılmasının önünü açan yasanın iptal edilmesi ve belediye arazilerinin ev şirketlerine peşkeş çekilmesine son verilmesi. Belediye ve şirket evleri de dahil tüm kiralık evlerin kiralanmadan önce denetlenmesi ve yaşanılabilir bir konut kriterlerine uymayanlara ruhsat verilmemesi. Boş olan tüm konutların bedeli ödenerek kamulaştırılması ve sosyal konut olarak hizmete açılması. Kira yardımlarına değil kiralara sınırlama getirilmesi ve bu sınırın kira yardımları ile eşitlenmesi. Depozit, avans kira ve garantör gibi dayatmaların kaldırılması.

Maalesef İşçi Partisi’nin kiracılar reformu bu haliyle, konut sorununu çözmeden ziyade kiracılar ile ev sahiplerini daha çok karşı karşıya getirerek belediyelerin ve hükümetin aradan sıyrılmasına hizmet etmeye yönelik bir düzenleme olarak tarihe geçecek. İnsanların en temel ihtiyaçlarından biri olan barınma sorunu ancak konutların, kar ve ticaretin alanından çıkartılması ile kalıcı olarak çözülebilir.

 

Britanya’da 1984-1985 madenciler grevi kadınları nasıl değiştirdi?

1984-1985 madenciler grevi, Margaret Thatcher hükümeti ve Ulusal Kömür Kurulu’nu, Arthur Scargill’in Ulusal Madenciler Sendikası (NUM) ile karşı karşıya getirdi. Bu, sadece Britanya’nın kömür madenciliğinin geleceği için değil, aynı zamanda ülkenin politik ekonomisinin nereye gideceğine dair sürdürülen bir mücadeleydi.

NUM, muhtemelen Britanya’daki sendikaların en erkek egemen olanıydı ve üyelerinin neredeyse tamamı erkekti. Kadınlar, 19. yüzyılın “koruyucu” yasalarla madencilik gibi yer altı işlerinden dışlanmıştı. Ancak, 1960’lar ve 1970’ler Britanya’sında, kadınlar ünlü grevlerde -1968’de Dagenham’daki Ford işçilerinin grevi ve 1976-1978 yılları arasında Willesden’deki Grunwick film işleme tesisindeki grevde olduğu gibi- giderek daha belirgin bir şekilde yer almaya başladılar.

1972 ve 1974’teki madenci grevlerinde, birkaç madenci eşi ülke genelindeki grevlere katıldı. Madenciler Mart 1984’te yeniden greve gittiğinde kadınların grevlerdeki varlığı, grevin en dikkat çekici yönlerinden biri oldu. Gazeteci Jean Stead, 1987’de yayınlanan “Never the Same Again” kitabında, kadınların destek hareketi hakkındaki yaygın görüşü şöyle anlattı:

“Kadınlar… destek gruplarını oluşturmaya başladıklarında, eylemlerinin sonuçlarını pek öngöremediler. Ailelerini ve sosyal güvenlik parası almayan genç, bekar madencileri beslemek için başlayan bir organizasyon, yeni bir kadın hareketi olarak sona erdi.”

Stead, kadınların “fon toplama, aşevleri ve gıda paketleme gibi geleneksel kadın işlerinden” çıkmalarının ana yolunun grev olduğunu belirledi. Kadınların grevlerde bulunması, grev sırasında cinsiyet rollerine yönelik en büyük meydan okumaydı.

Kadınlar grevin başlarında greve destek olmaya, grev kırıcılara karşı tutum almaya başladılar. Greve katılan sınırlı sayıda kadın olsa da grev devam ettiği sürece onlar da katılımcı olmaya devam ettiler. İlk aylarda kadınlar bazen sadece erkeklere yiyecek veya sıcak içecekler götürmek için grev alanına gittiler. Ancak kısa sürede, kadınlar kendi hakları için grevin parçası olmaya başladı.

İÇİMİZDE BİRİKEN ÖFKE

Kadınlar, Nottinghamshire gibi bölgelerdeki kömür ocaklarının grevlerine katılmak için seyahat ettiler. Kendi kasaba ve köylerinde grevlerde bulundular. Tamamen kadınlardan oluşan eylemler düzenlediler, karma protestolara ve grevlere katıldılar. Bunlar, kadınların grevi desteklediklerini topluma açıkça gösterdi. Arthur Scargill’in eşi Anne’nin mayıs ortasında Silverhill’de tutuklanmasından sonra kanıtlandığı gibi grevlere katılmak, ulusal medyada yer almak için de iyi bir yoldu. Anne’nin tutuklanması geniş çapta yankı buldu. Daily Mail, Anne’nin kocasını “tutkulu bir şekilde” nasıl desteklediğini anlattı. Daily Mirror ise “Bayan Scargill… hoş bir kadın. Arthur, bu cesur kadına sahip olduğu için şanslı” diye yazdı.

Grevler sıradan ve sıkıcı olabiliyordu ancak aynı zamanda korkutucu da olabilirdi. Nottinghamshire’daki Ollerton’da sosyolog Penny Green’in röportaj yaptığı bir kadın, mayıs ayında kömür ocağındaki büyük bir grevi şöyle anlattı:

“Tüm istediğimiz sadece varlığımızı göstermekti. Herhangi bir kargaşa çıkarmak değil, sadece bizimle ne yapacaklarını gerçekten görmek. O sabah hayatımızın şokunu yaşadık çünkü itildik, sürüklendik. Ben 3 polis memuru tarafından yerlerde sürüklendim.”

Lorraine Walsh ve kız kardeşi Linda Finnis, 1984’te 17-20 Haziran tarihleri arasındaki kömür ocağı işgali sırasında Betteshanger’deki yerel grevlere katıldılar. Lorraine hamileydi. İşgal, yönetimin kömür ocağının gaz nedeniyle tehlikeli hale geldiğine dair açıklamalarını yalanlamak ve kömür ocağındaki iki grev kırıcının işe gitmelerini engellemek için düzenlendi. İşgale karşı büyük sayıda polis getirildiğinde Lorraine ve Linda grevlerine katıldılar. Ancak bir kadın grubunun parçası değillerdi ve eylemlerini “politik” bir eylem olarak değil, eşlerinin işini ve yaşadıkları toplumu savunma olarak tanımladılar.

Her ikisi de bunun olumlu bir deneyim olduğu konusunda hemfikirdi. Linda’nın bize söylediği gibi, “bir şeyler yapıyor” gibi hissettiler: “Korkutucuydu ama iyiydi. Doğru olduğuna inandığın şey için ayağa kalkmak.” Benzer bir şekilde Fife’den Mig Weldon, “gerektiğinde” greve katıldığını anlattı. Yine de grevin bir parçası olmaktan hoşlandı ve bunun sağladığı duygusal rahatlamaya dair bir şunu söyledi: “İçinizde biriken tüm o öfke… çıkmalıydı!”

‘İLK KEZ ÇİŞ NÖBETİNDELER!’

Grevlere katılan veya grevleri destekleyen kadınlar, kelimenin tam anlamıyla geleneksel olarak erkeklere ait olan alana müdahale ediyorlardı. Varlıkları, kadınlara “uygun olan yer” hakkındaki fikirleri sorgulattı. Kadınlar grevlere katılarak grevde meşru aktörler olarak görülme haklarını talep ediyorlardı. Ancak kadınların grevlere katılımı genellikle kadın destek grupları ile yerel NUM şubeleri ve kadınlar ile kocaları arasında anlaşmazlıklara neden oluyordu. Bir kadın, grevden kısa bir süre sonra şunu hatırlıyordu: “Kocamın kesinlikle karşı olduğu bir şey vardı, grevlere gitmem. Toplantılara katılabilirdim. Mitinglere ve gösterilere katılabilirdim… Şiddeti görmüştü.” Fife’de Anne Kirby’nin eşi Frank, onun yerel grevlere katılmasından endişe duyuyordu. Anne hamileydi ve Frank, onun “ön cephe” olarak nitelendirdiği yere gitmemesi konusunda ısrar etti. Anne şunları anlattı:

“Bu yüzden geri durdum, çocukları da götürmedim… Şiddetin nasıl bir seviyeye ulaşabileceği oldukça korkutucuydu çünkü grev kırıcılarla dolu otobüsler geldiğinde barışçıl bir protesto; taş atmaya, otobüslere vurmaya, genç erkeklerin otobüslere tırmanmasına, onlara vurmasına ve bağırmasına dönüşüyor. Korkutucuydu… O anda, Frank orada olduğumun farkındaydı ve mutlu değildi çünkü yaralanmamdan korkuyordu. Ama kendim görmek istedim.”

Birçok erkek, grevleri kaba ve tehlikeli olarak görüyordu: Kadınlar için uygun bir yer değildi.

NUM üyelerinin kadınların grevlere katılmalarına “izin vermeyi” reddettiği birçok rapor vardı. Ağustos 1984’te Güney Galler, Oakdale’deki kadınlarla yapılan röportajlarda, bazı kadınların buna boyun eğdiği öne sürüldü. Kadınlar erkeklerin, onların grev yapmasına “izin vermeyeceklerini” söylediler ancak grevlerdeki katılımı gördükten sonra bundan şikayet etmediler. Ancak diğer zamanlarda, bu bir gerginlik kaynağıydı.

Grev süreçlerinde birçok kadın yaralandı, tutuklandı. Aggie Currie, Nottinghamshire’daki bir kömür ocağında greve katıldıktan sonra ilk tutuklanışını hatırlıyordu. Yaşlı annesi ve teyzesiyle greve katılmıştı ve grevlerde kendilerine yöneltilen taciz nedeniyle polisle zaten bir çatışma yaşamıştı. Tuvalete gittiğinde iki polis memuru kendisine eşlik etmekte ısrar etti: “İlk kez çiş nöbetindeler!” diye bağırdı ve polisi aşağılamak suçundan hemen tutuklandı. Aggie, kaba bir şekilde muamele gördü, dövüldü, bir polis arabasına konuldu, yerel bir polis karakoluna götürüldü. Geceyi geçirmek zorunda olduğu, yaklaşık 12 erkeğin bulunduğu bir hücreye konuldu. “Seni hırpalıyorlar. Erkek ya da kadın olup olmadığını umursamıyorlar” dedi.

Aynı hücredeki grevde tutuklanan madenci erkekler, Aggie’nin tuvaleti kullanması gerektiğinde mahremiyetini korumak için sırtlarını döndüler ancak Aggie, polis tarafından bilerek karma hücreye konulduğuna inanıyordu: “Beni aşağılamaya çalıştılar… Bizi gerçekten kırmaya çalıştılar.” Bu, Aggie’nin birçok tutuklanışının ilkiydi ancak her seferinde olduğu gibi ertesi sabah suçlama olmadan serbest bırakıldı. Aggie, suçlanmamasının sebebini şu şekilde açıkladı: “Kadınları şehit yapacaklardı değil mi ve bu, yapmak istemedikleri bir şeydi.” Ancak grevin ilerleyen dönemlerinde bazı kadınlar cezalandırıldı.

Grevlerde tutuklanan kadınlara yönelik polis şiddetine dair birçok rapor var. İki kadın, tutuklandıktan sonra tuvalete gitmelerine izin verilmediğini ve altlarına işediklerini anlattı. Diğerleri, polisin cinsel şiddetinin hikayeleri anlattı. Tüm bunlar, polisin taktiklerinin fiziksel şiddet kadar psikolojik şiddeti ve aşağılamayı da içerdiğini güçlü bir şekilde gösteriyordu. Polis, kadınlara yerlerinin grevde olmadığını söylemek için geleneksel cinsiyet düzenini silah olarak kullanıyordu. Aggie ile aynı hücredeki tutuklu madenciler tuvaleti kullanmasına izin vermek için sırtlarını döndüğünde, bu tür bir muamelenin etkilerine direniyorlardı.

GREVLER KADINLARI DEĞİŞTİRDİ

NUM’un grevleri sadece erkeklerle dolu olduğu için değil, aynı zamanda birçok karakteristik uygulamadan dolayı da erkek alanlarıydı: dayanışma, şiddet ve “maden dili” ya da küfür. Bazı yerlerde erkekler ve kadınlar bazı davranışları, kadınların alandaki varlığını daha az tehdit eder hale getirmek için değiştirmeye çalıştılar. Örneğin Grimethorpe’daki grevlerde, küfretmeme kuralı konuldu. Ancak, grevlerde önemli ölçüde değiştiği az sayıda örnek var. Bazı kadınlar ise grevlerdeki deneyimlerinden oldukça etkilendiler.

Güney Yorkshire’daki Thurcroft’tan bir kadın, “K”, grevin ilerleyen dönemlerinde kocasının yanında durmadığını hatırlıyordu: “Beni böyle küfrederken duysa ‘Sus artık’ derdi. Ama yalnızken umursamadım. Grevde küfretmek normaldi, ama evde değil. Grevde farklı bir kişisin.” “K”, grev sırasında küfreden tek kişi değildi. Ağzı bozukluğu nedeniyle grev sırasında “gobshite” lakabını alan Aggie Currie, 1984 öncesinde küfür etmezdi. Kadınların grevlere girmesi ve grevin yükseltilmiş atmosferi ve öfkesi, bazıları üzerinde güçlü bir etki bıraktı.

* Ekmek ve Gül için Jacobin dergisinden kısaltılarak çevrilmiştir.

 

Otobüs şoförleri eyleme geçiyor

Yıllardır, iş koşullarının ve ücretlerinin düzeltilmesini talep eden Londra’daki otobüs şoförleri 5 Kasım’da eylem yapacak.

UNITE sendikasına üye yüzlerce şoförün 3 temel talebi var. Ücretlerin arttırılması, kolaylaştırılmış rotaların oluşması ve daha güvenli iş koşullarının yaratılması.

2022 ve 2023’de de benzer taleplerle defalarca greve giden otobüs şoförleri, bir kez daha greve gidecek ve grev günü Londra’nın merkezinde bir de yürüyüş gerçekleştirecek.

Yolcuların güvenliği tehlikede

UNITE tarafından yapılan açıklamada, düzensiz ve uzun çalışma rotaları sonucu şoförlerin yer yer ciddi hatalar yaptığını ve kendileriyle birlikte yolcuların da güvenliğini tehlikeye attıklarını kaydetti. Bu koşulların düzeltilmesini isteyen sendika, Londra Ulaşım Otoritesinin artık gerçeği görmesini ve şoförlerin yorgunluktan dolayı direksiyonda uyumalarına engel olmasını talep etti.

Başta Haringey TUC olmak üzere, birçok sendika şube platformu, şoförlerin taleplerinin, halkın güvenliğini de kapsadığı için, doğrudan halkın bir talebi olduğunu söyleyerek, tüm halkın şoförlerle birlikte eylemlere katılma çağrısı yaptı.