Ana Sayfa Blog Sayfa 22

Banksy’nin Londra’daki yeni eserine ziyaretçi akını

Sokak sanatçısı Banksy’nin Londra’nın kuzeyindeki Finsbury Park bölgesinde Hornsey Road’daki yaptığı son eser, sanatçının da eserin kendisine ait olduğunu teyit etmesinin ardından ziyaretçi akınına uğradı.

Yakından bakılınca bir binanın duvarına gelişigüzel fışkırtılmış yeşil boya gibi duran eser, uzaklaşınca önündeki budanmış ağacın yaprakları gibi görünüyor. Sol alt köşesinde de elinde bir hortum tutan bir kişinin resmi bulunuyor.“Yeşil badana” ya da “yeşil aklama” (greenwashing), şirketlerin çevre dostu görünüp müşterilerin gzünü boyamak için attığı adımlara değiniyor.

Banksy’nin son eseri için seçtiği bölge, İşçi Partisi’nin eski lideri ve milletvekili Jeremy Corbyn’in seçim bölgesi olan Islington Belediyesi sınırları içinde kalıyor. Jeremy Corbyn de Pazartesi günü eseri ziyaret edenler arasındaydı. Corbyn, “Banksy, daha çok yeşile ihtiyacı olan Finsbury Park’a yeşillik getirdi. Bundan çok mutluyum. Burası İngiltere’nin nüfus yoğunluğu en yüksek bölgelerinden” dedi.

Yabancıların gazete alımına yasak geliyor

Rishi Sunak hükümeti, yabancı hükümetlerin İngiltere’de gazete ve haber dergilerini satın almasının yasaklanacağını açıkladı. Son dönemde, arkasında Birleşik Arap Emirlikleri’nin bulunduğu yatırım şirketi RedBird IMI, Telegraph gazetesi ve haftalık Spectator dergisini almak istediğini açıklamıştı. Hükümet, bu yönde çıkarılacak bir yasanın “basın özgürlüğünü korumak için ek bir adım olacağını” belirtti. Bir RedBird IMI sözcüsü ise bu gelişmenin “büyük bir hayal kırıklığı yarattığını” söyledi. Ana muhalefetteki İşçi Partisi de hükümetin bu adımını destekleyeceğini açıkladı. Hükümet bunun için halihazırda Parlamento’da görüşülmekte olan Dijital Pazarlar, Rekabet ve Tüketiciler Yasası’na bir madde ekleyecek.

Irkçı Muhafazâkar işadamına soruşturma

İktidardaki Muhafazakar Partinin üst düzey bağışçısı Frank Hester hakkında siyahi milletvekili Diane Abbott’a yönelik kullandığı iddia edilen “ırkçı yorumlar” üzerine soruşturma başlatıldı.

BBC’nin haberine göre, işadamı Hester’ın, ülkenin en uzun süre görev yapan milletvekili Abbott’un kendisinde “tüm siyahî kadınlardan nefret etme isteği” uyandırdığı ifadeleri üzerine yetkililer soruşturma başlattı. West Yorkshire Polisi, yaptığı açıklamada, bir suç işlenip işlenmediğini tespit etmeye çalıştıklarını bildirdi.

The Guardian gazetesinin haberinde, Hester’ın, 2019’da Leeds’teki şirketinin merkezinde başka bir kuruluşun kadın yöneticisini eleştirirken, Abbott hakkında ırkçı ifadeler kullandığı iddia edilmişti. Haberde ayrıca, Muhafazakâr Partiye 10 milyon sterlin bağışta bulunan işadamının “milletvekilinin vurulması gerektiğini” söylediği öne sürülmüştü. İşadamına tepki gösterenler arasında Başbakan Rishi Sunak da bulunuyor.

Ayın Artizleri: Frank Hester ve Elyon Levy Manyakları

0

Yaşamın ilginç yanlarından biri her şeyin sanki önceden benzerlerinin yaşanmamış gibi sürmesi. Değişim ve ilerlemeyi engelleme gibi sonuçları açısından düşünüldüğünde, bunun nedeni bilgisizlik, bilemediniz tarih ve toplum bilinci yoksunluğu olarak, yaşadıklarımızı böyle yaşanmaya değer kılıyor ya da teselli ediyor olmamız olarak düşünülebilir. Ama bu sadece yaşadığımız bir gerçekliği onu yaşadığımız yanlarıyla anlatmak olur. Değişimin kaçınılmazlığının gösterdiği gibi yaşamın bu ilginç yanının asıl nedeni daima yeni şeylerin olma olasılığıyla onun büyüyüp gelişmesi ama o yeni şeylere, geçmişe rağmen, her zaman durulan noktadan, yani, şimdi ve buradan varılmasıdır.

Herhalde baharın başlangıcını gizleyen bu günlerin havası gibi biraz bulanık başladım, mutlu baharlar, güzel havalar efendim ama söylediklerimi biraz düze çıkarayım: geçen kaşınkariden dönüp malı indirip düzdük, bir de dükkânın arkasına önüne bir alarm takmayla uğraştık biraz, sonra dükkânı yeni işçiyle takviye olmuş işgücümüze teslim edip ocak başına gittik yanımda bizim teyze oğluyla. Bu arada yeni işçi de Ankara anlaşmalılardan artık yenilerinin seyrek görülmesine rağmen, bizimki biraz farklı, Göksünlü bir Ankara anlaşmalı ama İzmir’de büyümüş, tabii İstanbullulardan biraz daha sanatsal, çekecez artık, birkaç aydır işçi bulamamıştık, buna şükür, tweni Benson’a devam.

Neyse, vardık ocakbaşına, ufak tefek kirli bıyıklı biri, şef olacak, mangalın öte tarafındaki mutfaktan yürüdü içeriye, topuklu kundura da giymiş tak tuk ediyor taş zeminde, gelip oturdu, şişleri bir çevirdi, kızarmış biberleri soyup doğrarken televizyon ekranına bakmaya başladı, haberlerde Londra sokaklarında Filistin için göstericiler, bizimkisi biraz İngilizce bildiğinden dinliyor, sonra sanki önündeki salata dünyanın en önemli şeyiymiş gibi ciddiyetle ne yaptığına bakıp yüzüyle ekranı göstererek, boş işler bunlar yaw dedi tezgâha yaslanmış bir gence, ne olacak şimdi Londra sokaklarında bilmem kaç bin kilometre ötedeki şeyi protesto etmek, nerden uyduruyor insanlar böyle şeyler yapmanın işe yarayacağını. Bizim teyzeoğluydu, sonradan Ankara anlaşmalı olduğunu anladığım tezgahtardı yarım saat falan anlattılar Filistin sorununu kendilerinden yaşlı şefe. Şef sunucunun söylediklerini çaktırmadan Türkçe yinelese de fikirlerinin orijinalliğinden, diğer ikisinin olaya gereksiz tarih bilgileri kattığından felan söz etti, pek de bir ilerleme sağlanamadı, buna rağmen bizim teyzeoğlu, salata güzel olmuş şef dedi, bir de sütlaç yemeyi de ihmal etmedi, ifade edebilir mi bilmem ama belki o da bu gerçekliğin bir düzlemde farkında. Ne diyeyim sonra kalkıp dükkânlara döndük.

Bu enstantenede de görüldüğü gibi aynı sorun eskiden de bilmem kaç kere konuşulmuşsa konuşulsun, diyelim Filistin sorunun ortaya çıktığı 1948’den bu yana Filistinli ve dünyanın dört bir yanındakiler kadar, yine aynı muhabbet bizim teyzeoğluyla şef arasında tekrar yapıldı. Sonuç ne olursa olsun konumuz açıdan önemli olan teyzeoğlu durduğu yerden meselenin belki başka bir yanını konuşmak istese de şefin olayla ilgili bilincine ve bu bilincin görüp hatırlayabildiği örneklerle sınırlanmasıydı, konuyla ilgili kendi bilincine yarım saat denemesine ve bu konuda tezgâhtardan ciddi bir destek almasına rağmen şefi ulaştıramadı. Ve dahası belki de meseleyle ilgili ilerletici değiştirici bir şeyler söylenemedi.

Meselelerle ilgili gereken değişim ve ilerlemeyi engelleme bazında geçtiğimiz ay iki tane daha provokatör artiz boy gösterdi, ikisinin de boyu alındı, artizlikleri doğal akıbetlerine varırken, akıbeti kim takar yüzsüzlükleriyle artiz kontenjanında yerleri tasdik oldu. Rezil olduğunda görünmemenin ne de olsa çağı geçmiş gibi görünüyor. Neyse bu arkadaşlarımız da işadamı Frank Hester dallamasıyla, İngiltere’den ihraç İsrail hükümet sözcüsü Eylon Levy yeni yetmesi. Filistin meselesi olduğu kadar bu artizlerin bulandırıp engelledikleri de, aslında seçim öncesi havuç olarak bir kamu bütçesi açıklayıp kamunun pek iplemediği Maliye Bakanı Jeremy Hunt’ın ve ülkedeki yoksulluk sanki kendi politikaların bir sonucu değilmiş, sanki halka verdikleri bir tavizmiş gibi emekçiden haberdar olmayan iktidarın artizlikleriydi.

Sakin olun, farkındayım, bu ayki yazı artizlerden çok artizliklere dair, ilan etmemiz yetiyor bazen, isterseniz sizde google’layabilirsiniz ne de olsa, evet o kadar aleni ama Frank Hester ve Elyon Levy kalaslarının geçmişlerinden daha çok bu ayne yaparak artiz olarak ilan edilmeyi hak ettiklerini özetleyelim. Hester dayı Guardian gazetesi tarafından ifşa edildi, öyle denebilirse. Bilgisayar programı şirketi milyoneri, Muhafazakâr partiye £10 milyon bağış yapıp birkaç yıl sonra lord olacaklardan. Bir konuşmasında Hackney milletvekili Diane Abott’u gördüğünde siyah tüm kadınlardan nefret etmek istediğini söylerken yakalandı. Sonra özür diledi ama söylediklerim ırkçı veya cinsiyetçi değildi dedi. Muhafazakâr Parti sözcüleri söylediklerine yanlış dese de, niye yanlış olduğunu söyleyemedi, ırkçı demeye ağzı varmadı, verdiği bağışı geri çevirmeyi de aklınızdan bile geçirmeyin idüklü şeyler geveledi. Sonuç, Abott’a gelen ölüm tehditleri, Labour Party’nin sahip çıkmaması, gericiliğin böyle şeylere müsamaha edildiğinin artık normal bir şeymiş gibi olması, Guardian gibi ilericilik timsallerinin de bu gericiliğe körükle yürümesi. Hester, 15 dakka ünlülüğü yaşamaya başladı o kanal bu sağcı gazeteye verdiği açıklamalarla, 15 dakka sonra kaybolup yeri geldiğinde dönmek üzere. Söyledikleri o kadar orijinal ki herkes söylüyor. Salata yapmaya merak salıp ciddi bir şeylerle uğraşsa keşke.

Diğeri de Elyon, gericilere genç ve başka meslekte olsalardı nasıl görüneceklerini gösteren bir ayna olsaydı Frank Hester’in göreceği kişi yani. Başka bir artiz olan taksici Elon Musk’la karıştırılmaması gereken Elyon Levy, 7 Ekim’de Filistin’de olayların başlamasından Mart sonunda şimdilik işlevi bitip paçavra gibi bir yana atılana kadar İsrail hükümeti sözcülerindendi. Hastanelerin altında Hamas karargâhlarının olduğu ve çocuk öldürdüğü yalanlarını yayanlardan, Filistin için yürüyenler için Londra herhalde bu kadar tecavüz onaylayanını birlikte görmedi dedi, Güney Afrika İsrail’e karşı rapor yayınlayınca onlar ne anlar dedi sanki Güney Afrika ırkçı apartheid rejimiyle sonuna kadar askeri ve silah anlaşmaları sürdüren kendi devleti değilmiş gibi; çıktığı röportajlarda sunuculara Filistin sorununun tarihini niye meseleye karıştırıyorsunuz diye verip veriştirdi, hadi senin benim uluslararası demokratik örgütümüz değil ama Birleşmiş Milletler’in aldığı ateşkes karar ve çağrısını alması imkânsız alırsa uymayız dedi, böyle saçma sapan senaryolar üzerinde durmak istemiyorum dedi, BM kararı alınınca da onlar zaten Yahudi karşıtı dedi, sonra da BM Güvenlik Konseyinde ateşkes kararına artık katılmasa da çekimser kalmak zorunda kalan Amerikalı emperyalist efendilerine kurban olarak Elyon manyağı Netanyahu gibi Batı’dan ithal olmuş olsa da kapı ününde buldu kendini. Merak etmeyin YouTube’ın gerici kanallarını dolaşmayı meslek etmezse kendi kanalını kurar, olur biter.

Adı gibi bilgisayar oyunu karakteri Elyon, Fester son arayüz programcılarından; tatları başka yiyecek bir şey olmadığında yenilmek zorunda olanların tadı, yavan. Ama burada yiyen sen, ben, emekçiler değil, yöneten sınıflar ve onların daha fazla yemek üzere bu provokatörlerin pişirdikleri, onlara pişirttikleri yavanlıklar, yönetme isteklerinin daha da dolaysızlaşması, cahilliğin normalleşmesi ve bu dallamalar gibi örneklerle somutlanmasının yavanlığı. Gerçek sorunların ve sorunların gerçekliğinin bu gibi söylemlerle ezilip dağıtılması, istenen kafa karışıklığı, halkın birbirine düşürülerek sorunların üzerinin örtülmesi çabaları ama yemezler. Artizlik kalitesi açısından bu figürlerin yeni bir şey ifade edememesinin de artizliğe dair bu akıl yürütmelerin yeni bir şey getirememesinin nedeni olması, bununla sınırlı kalmamız teyzeoğlu gibi. Salatadan devam etmek zorunda olduğu gibi.

Sınırsız baharlar efendim.

 

Sağlıkta neler oldu?

Günde 2200 üzerindeki her adım erken ölüm riskini azaltıyor

Araştırmaya göre, günde 10.000 adıma kadar yürümek, günün geri kalanı hareketsiz geçse bile kalp hastalığı ve erken ölüm riskini azaltıyor.

British Journal of Sports Medicine dergisinde yayınlanan çalışma, günde 2200 adımın üzerindeki her ekstra adımın, kalan zamanın ne kadarının oturarak geçirildiğine bakılmaksızın bu riskleri azalttığını ortaya koydu.

Uzmanlar, en düşük erken ölüm riskinin günde 9.000 ila 10.500 adım atan kişiler arasında olduğunu tespit etti.

Felç ve kalp krizi bakımından en düşük risk günde yaklaşık 9.700 adım atan kişilerdeydi.

Sydney Üniversitesi’ndeki akademisyenler tarafından yürütülen çalışmada, Birleşik Krallık Biobank’ından alınan 61 yaş civarındaki 70.000’den fazla kişinin verileri analiz edildi.

Dünyada 1 milyarı aşkın kişi obez

Tıp dergisi Lancet’te yayımlanan bir araştırmaya göre dünyada bir milyardan fazla kişi obez ve 2022 verilerine göre bu kişilerin yaklaşık 880 milyonunu yetişkinler ve 159 milyonunu ise çocuklar oluşturuyor. Çocuklarda ve ergenlerde obezite oranı 1990’dan bu yana dört katına çıktı.

Uluslararası bilim insanları ekibi, obeziteyle acil mücadelede kapsamlı değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.

Obezite, kalp hastalığı, Tip 2 diyabet ve bazı kanserler dahil birçok ciddi sağlık sorununun oluşma riskini artırabilir.

1990-2022 yıllarını kapsayan araştırma, çocuklar ve ergenler arasında obezite oranının 4 katına çıktığını ortaya koydu. Yetişkinlerde ise bu oran kadınlarda 2, erkeklerde ise neredeyse 3 katına çıktı.

Pregabalin nedir ve neden tehlikeli?

Pregabalin son dönemde dünya genelinde ölüm vakalarıyla anılıyor.

Pregabalin epilepsi, sinir ağrıları ve anksiyete tedavisinde kullanılıyor. Sakinleştirici etkisi ve alkol gibi kullanan kişiyi rahatlatması nedeniyle yeni Valium veya yeni bira adıyla da anılıyor.

Dünya genelinde pek çok kullanıcı bu ilacı düzenlemelere tabi olmayan internet sitelerinden veya yasa dışı yollardan alıyor.

İlacı fazla miktarda almak veya diğer rahatlatıcı maddelerle birlikte kullanmak uyuşukluk veya nefes sorunlarına yol açabiliyor.Bu ilacı kullananların alkolden uzak durması gerekiyor.

Pregabalinin sakinleştirici etkisi nedeniyle bazı kullanıcılar buna zaman içinde bağımlı olabiliyor.Özellikle de geçmişinde madde bağımlılığı olanlar pregabaline de bağımlılık riski taşıyor.

Yalnızca İngiltere’de 2022’de sekiz milyon reçeteli pregabalin satıldı. Aynı yıl 441ölüm bu ilaçla ilişkilendirildi. İngiltere’de 2004-2020 arası gerçekleşen pregabalin ölümlerinin çoğunlukla bu ilacın başka uyuşturucularla birlikte kullanıldığı durumlarda görüldüğü tespit edildi. Hayatını kaybedenlerin büyük kısmı bu ilacı reçetesiz edinmişti.

 

1 Mayıs öncesi grevler ve grev oylamaları yaygınlaşıyor

Yaklaşan 1 Mayıs öncesi, İngiltere’de grevler ve hak alma mücadelesi yeni bir ivme kazandı. Ülkenin dört bir tarafında işçiler ve emekçiler hem ücretlerini hem de çalışma koşullarını iyileştirmek için grevler ve grev oylamaları gerçekleştiriyor. Pratisyen hekimler hak alma mücadelelerinde bir yılı, Aslef Sendikası’na üye makinistler ise 20 ayı geride bıraktı. Hem pratisyen hekimler hem de makinisteler düşük ücret dayatmasına karşı yeni grev kararları aldı. Hükümetin yeni çıkardığı anti-sendikal yasayla tehdit ettiği pratisyen hekimler ve makinistler önlerine çıkartılan tüm zorluklara karşı mücadele de kararlı. 1 Mayıs öncesi İngiltere’de ki emek mücadelesine ışık tutacak olan grevleri ve grev oylamalarında öne çıkanları sizler için derledik.

Pratisyen hekimler yeniden grev kararı aldı

2008 yılından buyana doğru dürüst zam almayan pratisyen hekimler ücretlerinin arttırılması için geçen yılın Mart’ından buyana 44 gün greve çıktı. Gerçekleştirmiş oldukları tarihi grevlere karşın talepleri karşılanmayan pratisyen hekimler bir kez daha greve hazırlanıyor. Hükûmetin 2016 yılında çıkartmış olduğu anti sendikal yasa nedeniyle grev kararının her altı ayda bir yenilenmesi gerekiyor. Hükümetin önlerine koymuş olduğu tüm zorlukları aşarak yaptıkları grev oylamasında %98 ile evet kararı alan pratisyen hekimler taleplerinde ısrarlı. Artan enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle ücretleri en az %25 eriyen pratisyen hekimler yaşayabilecekleri bir ücret talep ediyor.

İngiltere’de makinistlerin hak talebi 20 aydır devam ediyor

Aslef Sendikası’na üye makinistlerin ücret artışı talebiyle başlattığı mücadele 20 aydır devam ediyor. İngiltere çapında demiryolu ulaşımı sağlayan 16 ayrı firmada çalışan makinistler geçen yılın Haziran’ından buyana 14 kez greve çıktılar. Hükümetin baskıları nedeniyle demiryollarını işleten firmalar anlaşmaya yanaş(a)mıyor. Hükümet ile işbirliği halinde olan işletmeci firmalar yeni yıl öncesi grevleri engellemek için makinistleri yeni çıkan anti-sendikal yasayı uygulamakla tehdit etmişler fakat hak ettikleri cevabı makinistlerden almışlardı. Makinistlerin 16 işletmeyi kapsayan yeni grevleri 5, 6 ve 8 Nisan’da gerçekleştirilecek.

Makinistler Londra’da da greve hazırlanıyor

Aslef Sendikası’na üye Londra Metrosu makinistleri çalışma koşullarının ağırlaştırılmasına karşı greve hazırlanıyor. Londra Metrosu yönetimin çalışma koşullarında değişiklik olmayacak güvencesine rağmen, ‘‘esneklik ve verimlilik’’ aldatmacası ile vardiyaları %25 oranında arttırmanın yanı sıra mevcut tüm çalışma anlaşmalarını da iptal edilmesini dayatıyor. Makinistler, ‘‘esneklik ve verimlilik’’ adı altında kendilerini daha uzun süre ve daha ucuza çalıştıracak olan dayatmalara karşı 8 Nisan ve 4 Mayıs’ta greve çıkacak.

Çelik işçileri işten çıkartmalara karşı grev oylaması başlattı

Port Talbot çelik işçileri ocaklarının kapatılmasına ve işten çıkartmalara karşı grev oylamasına hazırlanıyor. Birleşik Krallık’ın çelik üretimini gerçekleştiren Hindistan menşeli Tata Steel Muhafazakâr hükümetten aldığı 500 milyon sterlinlik desteğe rağmen 2800 çelik işçisini işten atmada ısrar etmesinin ardından Unite sendikası grev oylaması başlattığını duyurdu. İşverenin sendika ile 15 Mart’ta yaptığı görüşmede yakın gelecekte kapasitesini artırma sözü vermesine rağmen üç gün sonra Port Talbot’ta ki ocağı hemen kapatma kararı aldı. İşverene, İşçi Partisi’nin iktidarına kadar bekleme çağrısı yapan Unite grev oylamasını da başlattı. 9 Nisan’de sona erecek grev oylamasında grev kararı çıkması halinde çelik işçileri 1 Mayıs’ı grevle karşılayacak.

300 Arriva Northumbria şoförü kontak kapattı

İngiltere’nin Kuzey Doğu şehirlerinde Arriva Northumbria için çalışan 300 şoför ücretlerinin iyileştirilmesi için Mart’ın son gününde kontak kapattı. İlki yedi gün sürecek olan grev neticesinde sonuç alınamaması halinde grevler 21 Nisan’dan itibaren devam ettirilecek. Kuzey Doğu İngiltere’de en düşük ücretle çalıştırılan şoförler, taleplerini yanıtsız bırakan Arriva Northumbrai’ı dize getirmek için grevler serisini başlattı. Vermiş olduğu düşük ücretlerden dolayı şoför bulmakta zorlanan Arriva Northumbria, yeni rotalar için kontrat imzalamaya da devam ediyor.

150 bin kamu çalışının grev oylaması başladı

Kamu ve Ticari Sektör Sendikası PCS’e üye 1171 farklı departmanda çalışan 150 bin kamu çalışanı ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için grev oylaması başlattı. 18 Mart’ta başlayan grev oylaması 13 Mayıs’a kadar devam edecek. Greve çıkan kamu işçilerinin talepleri; enflasyona karşı korumalı bir ücret artışı, ücret kayıplarının telafisi maaş restorasyonu, departmanlar arasında ücret eşitliğinin sağlanması, 15 sterline tekabül eden bir yaşam ücreti, Londra çalışanlara yıllık en az 5 bin sterlinlik ek ödenek, minimum yıllık 35 gün izin ve ücret kaybı olmaksızın çalışma haftasının önemli ölçüde kısaltılması.

Heatrow Sınır Koruma Memurları grev günlerini açıkladı.

HeatrowHavalanı’nda pasaport ve göçmenlik kontrolü yapan PCS Sendikasına üye 600 Sınır Koruma memuru vardiyalarında yapılacak değişikliklere karşı grev kararı aldı. Alınan dört günlük grev kararı 11 Nisan’da hayata geçirilecek. Hükümetin dayatmış olduğu vardiya değişikliği, yaklaşık 250 Sınır Koruma memuru Nisan sonuna kadar işini kaybetmesi ile sonuçlanabilir.

Birmingham Üniversitesinde grev vardı

Unison Sendikası’na üye 300 üniversite çalışanı, adil olmayan ücret düzenlemesi ve yaşanılabilir bir ücret için üç günlük bir grev gerçekleştirdi. Üniversite çalışanlarının grevine öğrenciler ve öğretim görevlileri de destek verdi. Yeterli bütçesi olduğu halde çalışanlarını mağdur eden Birmingham Üniversitesi yönetiminde karşı öfkeli olan üniversite çalışanları talepleri karşılanmadığı takdirde grevleri devam ettirmede kararlı.

Amazon’da grevler devam ediyor.

İnternet üzerinden satış yapan en büyük şirketlerden biri olan Amazon’un İngiltere’deki depolarında grevler devam ediyor. Tüm dünyada ses getiren Amazon işçilerinin hak alama arayışı devam ediyor. Birmingham yakınlarında yer alan Amazon’un Minworth deposunda çalışan işçiler 27 ve 28 Mart’ta üst üste iki gün greve çıktılar. Saat ücretlerinin 15 sterline çıkartılması talebiyle İngiltere çapında başlatılan mücadelede Minworth depo çalışanlarını ikinci kez greve çıkmış oldu. Mineworh depo çalışanlarından bir hafta öncede Amazon’da grevlerin fitilini ateşleyen Coventry deposu çalışanları iki günlük bir grev daha gerçekleştirdi.

Traktör üreticileri greve hazırlanıyor

İtalya ve Amerika ortaklı bir şirket olmasına rağmen merkezi Basildon’da bulunan tarımsal ve endüstriyel araçlar üreten CNH İndustrial çalışanları, işverenin 2022 yılında yaptığı anlaşmaya uymamasına tepkilerini grev oylamasına giderek gösterdiler. CNH İndustrial ile yapılan anlaşmaya göre maaş artışları yıllık enflasyon ortalamasına göre belirlenecekti, ancak yaptığı anlaşmaya uymayan şirket yapması gereken % 7.4 oranındaki ücret artışı yerine yüzde 4’te ısrar ediyor. Unite sendikasına üye traktör üreticilerinin grev oylaması 10 Nisan’da sona eriyor.

Hackney’de ustalar bir kez daha grevdeydi.

İngiltere ve İskoçya’da sosyal konut ve bakım hizmetleri veren SanctuaryHousing için çalışan tamir ustaları düşük ücret artışı dayatmasına ve sendikalarının tanınmamasına karşı yeni grevler başlattı. Hackney merkezli tamir ustaları ücret artışlarının yüzde dörtle sınırlandırılmak istenmesine karşı Şubat ve Mart’tın ilk haftasında üç günlük bir grev gerçekleştirmişti. Sanctuary Housing şirketin CEO’larına yıllık 380 bin sterlin maaş öderken ustalarına enflasyon oranında zammı çok görüyor. Tamir ustaları, 20 ve 26 Mart arasında beş gün greve çıkarak taleplerine ve sendikalarına bir kez daha sahip çıktı.

 

İngiliz siyasetinde karalın şablon: İktidar konrolü kaybettiğinde protestocuları hedef alıyor

0

Owen JONES (Guardian)  *Çeviri

İngiltere’nin otoriterliğe doğru son inişi bildik bir modele uyuyor. Bu süreç şu şekilde işliyor: Siyasi elitler yıkıcı bir grup tanımlıyor ve onu ulus için bir tehlike olarak sunuyor, çoğu kez de düşman yabancıların müttefikleri ya da kuklaları olarak. Tehdit iddialarını haklı çıkarmak için abartılmış, çarpıtılmış ya da uydurulmuş kanıtlar kullanılarak ulusal bir acil durum havası yaratılıyor. Ardından gelen baskıcı önlemler ise sözüm ona vatandaşların ve ulusun güvenliği için.

Başbakan Rishi Sunak önceki cuma (Gazze’ye yönelik İsrail saldırılarına karşı çıkan George Galloway’in bağımsız aday olarak girdiği ve kazandığı ara seçim sonrası) yaptığı uğursuz konuşmasında “çete yönetiminden” bahsederken ve “Bizi parçalamaya çalışan içerideki güçler” konusunda uyarıda bulunurken gerçekte olan buydu. Muhafazakâr Partinin Lordlar Kamarasına atadığı sağcı Eski İşçi Partisi Milletvekili John Woodcock’un, siyasetçilerin Gazze’deki kitlesel katliamı ya da iklim krizini protesto eden hareketlerle ilişki kurmasını yasaklamaya yönelik önerilerinin ardındaki mantık da bu.

Hükümet, İsrail’in saldırılarına karşı düzenlenen gösterilerde geçen yılki Glastonbury Müzik Festivali’ndekinden daha az gözaltı olduğunu biliyor. Bu, Birleşmiş Milletlerin insan hakları şefi tarafından kınanacak kadar acımasız bir dizi protesto karşıtı yasaya rağmen böyle. Ancak bu manevralar gerçek bir tehdit korkusuyla ilgili değil. Güç sahipleri, onaylamadıkları siyasi hedefleri olan hareketler tarafından baskı altına alınmaktan hoşlanmazlar ve onları yenmek için hem korku tellallığını hem de devlet mekanizmasını kullanırlar.

“McCarthycilik” teriminin bugün hem sol hem de sağ tarafından kendi siyasi inançlarının bastırılmasını tanımlamak için aşağılayıcı bir etiket olarak kullanılması ilginçtir. Bu durum, çok az sayıda sağcı yorumcunun, sıkıştırıldıklarında, 20. yüzyılın ortalarındaki gerçek McCarthyciliği -Amerikan kamusal yaşamına komünistlerin sızmasına ilişkin ahlaki bir panik- açıkça övecekleri yönündeki hislerimi doğruluyor. Ancak aynı şeyi, ateşkes talepleri nedeniyle ifşa edilmek, şeytanlaştırılmak, yasaların hedefi haline getirilmek ve işten atılmakla karşı karşıya kalan bugünün Gazze protestocuları için de yapıyorlar.

Tüm bunlar olurken unutulan şey McCarthyciliğin hangi amaca hizmet ettiğidir. Çok az kişi komünist sızmanın ABD için bir tehdit olduğuna gerçekten inanıyordu, ancak ilerici siyaseti damgalamak ve İkinci Dünya Savaşı’nın her iki tarafında da benzeri görülmemiş grev kampanyalarıyla kendilerini göstermeye başlayan sendikaları engellemek için bir fırsat gördüler. Varlıklı Amerikalıları çok rahatlatan “kızıl korkusu” işe yaradı ve siyasi sol ve örgütlü emek hareketi bir daha asla toparlanamadı.

Britanya’daki işçi hareketleri uzun zamandır aynı saiklerle saldırılara maruz kalıyor. Woodcock’un bugün protestoları düzenleyenlerin gösterilerdeki polislik masraflarını karşılaması önerisi, bir süreliğine grev eylemlerinin güvenlik masraflarını sendikalara yıkan 1901 yasasını hatırlatıyor. 1926’da yaşanan İngiltere’nin tek genel grevinde hem İşçi Partisi hem de Muhafazakârlar devrimci bir komplo uyarısında bulunmuş ve grevin yenilgisi sendika karşıtı cezalandırıcı yasalara yol açmıştı. Grev sonrasında Eski Başbakan Arthur Balfour övünüyordu: “Genel grev, işçi sınıfına dört gün içinde, yıllarca süren konuşmaların öğretebileceğinden çok daha fazlasını öğretti.”

1980’lerde Muhafazakârlar madencileri ezmek istiyordu, çünkü onların gücünden korkuluyordu -ne de olsa on yıl önce bir önceki hükümeti devirmişlerdi. Margaret Thatcher [grevdeki] madencileri “içerideki düşman” ilan etmişti- zira [Falkland Adaları üzerinden] Arjantin cuntası “dışarıdaki düşman” idi. Bu girişimlere rağmen madencilerin 40 yıl önceki eylemlerinin bugün bile halkın sempatisini kazanmaları dikkate değerdir.

Kendini demokrasi ilan eden ülkelerin otoriter iç yüzü genellikle gizlidir. Gizli polis ajanlarının sahte kimliklerle yıllarca çevreci gruplara sızması, hatta kadın aktivistlerle uzun süreli ilişkiler yaşaması, liberal bir demokrasiden çok bir Stasi devletini anımsatıyor. Ancak bunlar bu ülkede gerçekleşti çünkü bu tür gruplar demokratik normların kolayca bir kenara atılabileceği aşırı tehditler olarak gösterildi.

Protestoların ele alınışında da korkunç bir çifte standart var. Aşırı sağcı aktivistler fırsatçı bir şekilde Brexit kampanyasını ele geçirdiğinde ve parlamento önündeki muhalifleri taciz ettiğinde herhangi bir panik yaşanmamıştı. İşçi Partisi Milletvekili Jess Phillips’in dediği gibi, bugünkü fark “Şu anda kızgınlığını ifade insanların ten renginin koyu olması.”

Oldukça haklı. Muhafazakâr milletvekilleri (Eski İçişleri Bakanı) Suella Braverman ve Lee Anderson protestoları -ve bu gösterilerde Müslüman kitlenin yaygınlığını- İslami aşırıcılığın yükselişinin kanıtı olarak gösterdiler. Bu durum Muhafazakâr Partinin büyük bir kısmının ne kadar İslamofobik hale geldiğini göstermekle birlikte, temel bir siyasi gerçekle de örtüşüyor: İsrail’in saldırılarına karşı düzenlenen protestolar, muhaliflerini üzse de kamuoyunun büyük çoğunluğunu temsil ediyor ve siyasetçiler, karşı çıktıkları hedefleri olan güçlü bir hareket tarafından baskı altına alınmış olmaktan hoşlanmıyor, kendi suç ortaklıklarının mercek altına alınmasından korkuyorlar.

Tarihin McCarthyciliği nasıl yargıladığını gördük. Peki, tarihin böyle bir suça ortak olanları değil de on binlerce masum insanın toplu katliamına karşı çıkanları mercek altına alan toplumlar hakkındaki hükmü ne olacak?

 

İngiltere’de emekli maaşı 50 paket sigara karşılığında

Basından öğrendiğimce İngiltere’de 20’lik bir paket sigara 16 sterlin olmuş. Sigara içmiyorum ama sigara bağımlılarının zamla terbiye edilmelerine de karşıyım hani. Büyük usta Neşet Ertaş’ın sigara zamlarına karşı dönemin başbakanı Erdoğan’a “Fakirin sigarasına karışmayın. (Gücün yetiyorsa) havamızı zehirleyen sel gibi akan arabaların egzozlarına bir çare bul” sözünü doğru da bulurum.

Neyse dostlar sigara fiyatını yaşadığımız ülkedeki emekli aylığı ile kıyaslamak için yazıyorum. İngiltere’de uzun süredir 750 sterlin olan emekli aylığı nihayet 800’e (927 euro) yükseldi. Bu maaş tam tamına ayda 50, günde 1.6 sigara paketi parası. Çoook az dostlar. İngiltere de Türkiye gibi dünyada emeklisine çile çektiren, kuruş hesabı yaptıran ülkeler arasında. Türkiye’de DİSK AR’ın yaptığı ve 24 Mart 2024’te açıkladığı araştırmaya göre euro bazına ülkelerin emekli aylığı şöyle: “İspanya 1.417, Fransa: 1.485, Almanya: 1.552, İtalya: 1.582, Belçika: 1.717, Hollanda: 2.003 ve Türkiye: 237” İşin kötü yanı Türkiye’deki emekli aylığı son 9 yılda euro bazında üçte bir azalmış…

Emeklilerin iş yaşamında olmadıklarından dolayı örgütlü mücadeleden çok uzak olmasını kullanan hükümetler “vurun abalıya” politikasını rahatça güdebiliyor.

Ekonomide çalışan kesimin kişisel gelirini oluşturan ücret ve maaşlar kadar kişisel giderleride çok önemli. Haberlerde duyduğumuz faiz oranları aile bütçesinde anlık değişiklik yapmasa bile can yakıcı olabilir. Örneğin faiz oranlarındaki artış ev ve tüketici kredisi olanların giderlerinin artacağı anlamına geliyor.

İngiltere Merkez Bankası (BoE), politika faizini beklentilere paralel şekilde yüzde 5,25’te sabit tuttu. Ülkede Ağustos ayında bu düzeye yükselen politika faizi halen son 16 yılın en yüksek seviyesinde. İngiltere, dünyanın en gelişmiş yedi ekonomisi olarak anılan G7 ülkesi (Kanada, Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere, ABD, Japonya) arasında en yüksek faiz oranına sahip olanı sayılıyor. Rishi Sunak hükümeti, enflasyonla mücadele adıyla faiz oranlarını yüksek tutarak sabit gelirli çalışanların zaten az olan gelirlerinden en fazla çalan konumda. Rakamlar ortada!

***

Açık Gazete ve Gazete Duvar’da yazan akademisyen arkadaşım Zafer Yörük, “Aziz Patrick ve Newroz” başlığıyla Londra’daki kutlamaları yazdı. Yörük’ün köşe yazısından iki paragrafı sizinle paylaşıyorum.

“Newroz ve Aziz Patrick bayram kutlamaları bu yıl aynı güne denk geldi. Londra’nın özellikle kuzey-doğu semtlerinde İrlandalılar ve Kürtler, kutlama yöntemleri oldukça farklı olsa da yan yana geldiler. Türkiyeli Kürtler her yıl olduğu gibi Finsbury Park ve civarında renkli ulusal kıyafetleri, bayrakları, siyasi sloganları ve tabi ki halaylarıyla göründüler. Hava kararmaya yüz tuttuğunda Newroz alanından dağılmaya yöneldiklerinde Aziz Patrick kutlamaları da başlamış bulunuyordu. Yeşil şapkaları ve rengârenk giysileriyle İrlandalı gruplar, ulusal şarkıları eşliğinde semtin birahanelerine doğru akmaya başlamıştı. İrlandalılar, kutlamaları Kürtlerin bıraktığı yerden devralarak gece boyunca sürdürdü…

Kuzey İrlanda barışı, yüzyıllarca işlenen İrlanda terörizmi ve bölücülük gibi korkutucu çağrışımları İngiltere kamuoyunun zihninden silmekte de başarılı oldu. Bir halkın kimliğini inkâr yerine varlığını ve haklarını tanımanın toplumlara zarar değil yarar sağladığını gösterdi. Aziz Patrick’in kavmi, Aziz George koruması altındaki İngiliz toplumunu barışa ve onurlu bir arada varoluşa ikna etmeyi başarmıştı. Bir gün Demirci Kawa’nın kavmi de Türklük ve devlet mitleri altında korunduğunu düşünen Türkiye toplumunu barışa ikna edebilir. Newroz ve Aziz Patrick bayramlarının çakışması, Kuzey Irak harekâtı gibi savaş sinyallerinin karşısında yeni bir çözüm süreci ihtimalinin de gündeme geldiği bir ortamda gerçekleşti. Bu anlamlı tesadüf, 2015’te bitirilen sürecin eleştirisi üzerinden bu kez doğru tercihlerin yapılması umudunu da barış için çarpan kalplerde yeniden canlandırıyor.”

2

Kızıl Cumhuriyetçi

Tarihin tozlu sayfalarını karıştırırken bu kez, gözü pek bir Çartist isyancı George Julian Harney’e rast geldik. O, Marx ve Engelsin yakın dostuydu. Engels ve Marx onun işçi sınıfı içindeki çalışkan devrimciliğini, örgütçülüğünü hep takdir ettiler.

Karl Marx’ın damadı Edward Aveling, gazeteci kimliğiyle 1896’nın sonlarına doğru onunla bir röportaj gerçekleştirdi. Aveling, onun gösterişsiz evindeki küçük odasında, duvarlardaki resimlere bakarak, Harney’in entelektüel, ahlaki ve politik özellikleri hakkında kısa bir çözümleme yapıyor. İrlandalı Çartist önder Fergus O’Connor; radikal cumhuriyetçi Joseph Cowen; Fabrika Kralı Oastler; Chester Kalesi’nde on sekiz ay geçiren fiziksel güç adamı “Bıçak ve Çatal” lakaplı Stephens; gravürcü ve Çartist WJ Linton, Harney’in kendisi Frederick Engels ve Karl Marx… Şöminenin üzerinde, işçi hareketindeki bazı genç işçiler, şairler Byron, Scott, Burns, Shelley, Moore, Pope, Dryden… Bilginler, Darwin, Ruskin, Sidney, Chaucer, Raleigh, De Stael, Mary Wollstonecroft ve bir Shakespeare büstü…

Bir denizcinin oğlu olan George Julian Harney, Londra’nın güneydoğusundaki Deptford’da doğdu. Babası gibi denizci olmak için Greenwich’teki Erkek Denizcilik Okulu’na girdi. Sonra altı ay boyunca denilerde dolaştı. Lizbon ve Brezilya’ya gitti. Ancak donanmada kariyer yapmak yerine Poor Man’s Guardian’ın editörü Henry Hetherington’un yanında çalışmaya başladı. 1833’ün başlarında Ulusal İşçi Sınıfları Birliği’ne katıldı. Harney, resmi makamlarca satılması için izin verilmemiş gazete sattığı için üç kez hapsedildi.

Kendini şöyle savundu: “Bu yasalar tarafımızdan yapılmamıştır ve bu nedenle onlara uymak zorunda değilim. Bilgi, vergiye tabi olamaz. Bu belgeleri sattığım için hapse girdim ve yeniden hapse girmeye hazırım. Benim yerimi davaya kendini adamış başka bir kişiler alacaktır. Elimde hiçbir mal ve para yok ve olsa bile, majestelerinin ve yardakçılarının bunlara sahip olmaya hakkı yoktur.”

Hapishane deneyimi Harney’i daha da radikalleştirdi. Bilgi Vergilerine karşı mücadeledeki sınır tanımaz ve öfkeli üslubunu daha da sertleştirdi. On dokuz yaşına gelmeden önce üç hapis cezasını çekmişti. Başlangıçta Londra İşçi Derneği’nin bir üyesi olmasına rağmen, örgütün genel oy hakkı elde etme çabalarında fazla ilerleme kaydedememesi nedeniyle sabırsızlanmaya başladı. Harney , William Benbow , James Bronterre O’Brien ve Feargus O’Connor’ın daha militan fikirlerinden etkilendi. Onun en büyük entelektüel etkisi, “Çartizm öğretmeni” olarak anılan İrlandalı James Bronterre O’Brien’dan güçlü bir şekilde etkilendi. Bronterre, 1791 Fransa’sında ve 1832 İngiltere’sinde yaşanan devrimci olaylar arasında belirgin paralellikler görüyordu. 1836’da İtalyan yazar Philippe Buonarroti’nin “Babeuf’ün Eşitler Komplosu” Conspiracy for Equality adlı kitabının bir çevirisini ve ayrıca “Hayat” adlı kitabının yorumlu bir okumasını yayınladı.

Ocak 1837’de Harney, açıkça cumhuriyetçi olan Doğu Londra Demokrat Birliği‘nin kurucularından biri oldu. Kısa bir süre sonra Harney, William Benbow’un Büyük Genel grev’in bir ayaklanmaya ve siyasi sistemde bir değişikliğe yol açacağı yönündeki teorisine ikna oldu. Harney, 4 Şubat 1839 Pazartesi günü Londra’da toplanan ilk Ulusal Çartist Toplantısına katıldı. Harney ve William Benbow, delegeleri 12 Ağustos’ta Büyük Ulusal Grev ilan etmeye ikna etti. Harney ve Benbow, işçileri greve katılmaya ikna etmek amacıyla ülkeyi gezdiler. Temmuz ayının sonunda Harney ve Benbow tutuklanıp kışkırtıcı konuşmalar yapmakla suçlanınca Genel Grev iptal edildi. Harney’in tutuklanmasına yol açan konuşmalarından biri kayda geçmiştir:

“Ülkemizi iğrenç, pis, sürünen Aristokratik ve Shopokratik böceklerle dolu bir karyolaya benzetebiliriz. Mülkü yok etmek istediğimizi söyleyen iftiracılarımıza cevaben, karyolayı yok etmeyeceğimizi, ancak böcekleri yok edeceğimizi söylüyorum.”

“Genel Oy Hakkı talep ediyoruz, çünkü genel oy hakkının evrensel mutluluk getireceğine inanıyoruz. Bir zamanlar her İngiliz’in kulübesinde bir tüfek vardı ve onunla birlikte bir parça domuz pastırması da asılıydı; şimdi bir parça domuz pastırması yok çünkü Tüfek yok. Bırakın tüfek yine elimizdi olsun, ardından domuz pastırması da gelecektir. Zalimlerinizden alabileceklerimiz için uygun şekilde hazırlanmadığınız sürece hiçbir şey alamayız. İyi bir adamın sözleriyle ben de ‘Barış için silahlanın, özgürlük için silahlanın, adalet için silahlanın, herkesin hakları için silahlanın; zalimler artık dilekçelerinize gülmeyecek’ diyorum. Bunu unutmayın.”

Harney hapsedildi, kefaletle serbest bırakıldı. Beş parasız kaldığı için Londra’ya dönemedi. İki yıl sonra Harney, O’Connor’ın Northern Star gazetesinde gazeteci oldu. Sonra da gazetenin editörü oldu.

Marx ve Engels’i gazeteye yazmaya ikna etti. Aveling’le röportajında şunları söyledi: “Engels’i tanıyordum, o benim yarım yüzyıldan fazla bir süredir arkadaşım ve ara sıra muhabirimdi. Uzun boylu, yakışıklı, neredeyse çocuksu bir gençliğe sahip bir genç adamdı… Bana Kuzey Yıldızı’nın sürekli okuyucusu olduğunu ve Çartist hareketle yakından ilgilendiğini söyledi. Dostluğumuz elli yıl önce böyle başladı.” O zamanlar 23 yaşında olan Engels, “İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu” adlı kitabı için materyal topluyordu.

1848’e gelindiğinde Harney artık bir sosyalistti. Kuzey Yıldızı’nda sosyalist yazılar yazmaya başlayınca, Gazetenin sahibi O’Connor Harney’e editörlükten istifa etmesi için baskı yaptı. Bunun üzerine Harney, “Kızıl Cumhuriyetçi” adlı kendi gazetesini çıkarmaya başladı.

1850’de Kızıl Cumhuriyetçi, Komünist Manifesto’nun ilk İngilizce çevirisini şu açılış satırlarıyla yayınladı: “Korkunç bir goblin tüm Avrupa’da kol geziyor.” Çeviri, Howard Morton takma adıyla Kızıl Cumhuriyetçi için yazan, dönemin gazeteci, sosyalist ve feminist Helen Macfarlane tarafından yapılmıştı. Kızıl Cumhuriyetçi maddi sorunlar yüzünden ancak 24 sayı sürdü; son sayısı 30 Kasım 1850 tarihliydi.

Mayıs 1863’te kölelik karşıtı hareketle bağlantıları olduğu Boston’a yelken açtı. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ilk yıllarında birçok kuzey eyaletini ziyaret etti ve aralarında Başkan Abraham Lincoln’ün de bulunduğu birçok politikacıyla tanıştı.

Amerika’daki yıllarında yalnızca köleciliğe karşı mücadele etmedi, sosyalist gazeteler ve broşürler çıkardı.

Harney, 9 Aralık 1897’de 80 yaşında, Richmond, St Mary’s Grove’daki 2 Clarence Villas’ta öldü. Londra’nın güneybatısındaki Richmond Mezarlığı’na gömüldü.

 

Ruanda Yasa Tasarısı bir kez daha Lordlar Kamarası’ndan döndü

0

Muhafazakâr Parti’nin Manş Denizi’ni botlarla geçenleri ve ‘‘yasadışı ilticacıları’’ durdurma amacıyla çıkartmaya çalıştığı Ruanda Yasa Tasarısı bir kez daha Lordlar Kamarası’ndan, Avam Kamarası’na iade edildi.

Muhafazakâr Hükümet, muhtemelen Sonbahar’da yapılacak olan genel seçimler öncesinde ‘‘yasadışı ilticacıları’’ taşıyan ilk uçağı Ruanda’ya göndermek için Ruanda Yasa Tasarısı’nı bir an önce parlamentodan geçirmek istiyor. Hükümetin bu isteğinin gerçekleşebilmesi için tasarının Paskalya tatilinden önce parlamento tarafından onaylanması gerekiyordu. Ancak Lordlar Kamarası’nın tasarıyı iki kez Avam Kamarasına iade etmesi, Muhafazakâr Parti’nin hevesini kursağında bırakmışa benziyor. Tasarı Avam Kamarası tarafından 17 Ocak’ta onaylanarak görüşülmesi için Lordlar Kamarası’na gönderildi. Lordlar tasarıya dair yaptıkları ilk görüşmelerin ardından 10 maddede değişiklik yaparak milletvekillerine yeniden düzenlenmesi için iade etti. Fakat Muhafazakâr Parti kendi milletvekillerinden bazılarının itirazlarına rağmen önerilen değişikliklerin hiç birisini kabul etmeyerek tasarıyı olduğu gibi onaylaması için yeniden Lordlara gönderdi. 20 Mart Çarşamba günü Avam Kamarası’ndan olduğu gibi iade edilen tasarıyı görüşen Lordlar Kamarası bu kez tasarıda yedi ayrı değişiklik yaptı. Yapılan değişiklikler içerisinde İşçi Partili Lordlar’ın yasanın ‘‘ulusal ve uluslararası yasalarla uyumlu ve saygılı olmasına’’ dair önergesi de var. Bu önerge 221’e karşı 278 oyla Lordlar Kamarası tarafından kabul edildi.

Milletvekilleri ve Lordlar, 26 Mart itibarı ile 15 Nisan’a kadar Paskalya nedeniyle tatilde olacakları için yasa tasarısı Avam Kamarası’nda yeniden Paskalya tatili sonrasında görüşülmeye başlanacak. İşçi Partisi’nin İçişleri Sözcüsü Lord Coaker yasayı tamamen engellemek gibi bir niyetlerinin olmadığını açıklarken, gölge İçişleri Bakanı Yvette Cooper, iktidara gelmeleri halinde -Ruanda’ya ilk uçak kalkmış olsa bile- yasayı iptal edeceklerini beyan etti. Ancak Cooper ‘‘Ruanda’ya gönderilen ilticacılar İşçi Partisi iktidarında Birleşik Krallık’a geri getirilecek mi?’’ sorusuna verdiği; ‘‘eğer yasa uygulanmaya başladıysa, hükümetin almış olduğu kararları kabul etmek zorundayız’’ yanıtıyla hayal kırıklığı yarattı.

İki yıl önce Ruanda Hükümeti ile alelacele bir anlaşma yapan hükümetin Haziran 2022’de planladığı ilk uçuş yasal itirazların ardından son dakika da iptal edildi. Ruanda planı mahkeme kararı ile durdurulan Muhafazakâr Hükümet, engelleri aşmak için bir taraftan yasa çıkartmaya hazırlanırken diğer taraftan da ilticacıları Ruanda’ya göndermek için rüşvet dahi teklif etti. Hükümet Ruanda’ya gönüllü olarak gitmeyi kabul eden ilticacılara üç bin sterlin vereceğini açıkladı.

Hükümetin Ruanda Yasa Tasarısı ne içeriyor?

Bir Orta Afrika ülkesi olan Ruanda ile yapılan beş yıllık bir anlaşmaya göre, Birleşik Krallık’a ‘‘kaçak yolla’’ gelen ilticacılar Ruanda’ya gönderilecek ve başvuruları orada değerlendirilecek. İltica başvuruları kabul edilenler aldıkları mülteci statüsü ile Ruanda’da yaşamaya devam edecekler. Yani iltica etmek için Birleşik Krallık’ı seçenler başvuruları kabul edilse bile Ruanda’da yaşamak zorunda kalacak. İlticası kabul edilmeyenler ise başka gerekçelerle Ruanda’ya yerleşmek için başvuru ya da başka ‘‘güvenli üçüncü ülkeye’’ iltica etme ‘‘seçeneklerinden’’ birini tercih etmek zorunda kalacak. Yasaya göre hiçbir ilticacının Birleşik Krallık’a dönmek için başvuru hakkı olmayacak. Birleşik Krallık’a 1 Ocak 2022’den sonra “yasadışı yollardan giren” herkes, sayı sınırı olmaksızın Ruanda’ya gönderilebilecek.

Muhafazakârların Ruanda planları bağıcılarına yarıyor

Muhafazakâr Hükümet, bir taraftan Ruanda yasasını çıkartmaya çalışırken bir taraftan da Ruanda’ya kaldıracağı uçaklara zorla bindireceği ilticacıları zor kullanarak etkisiz hale getirmesi için özel şirketlerle kontratlar imzalıyor. Mirror gazetesi tarafından yılın başında ifşa edilen hükümet, planlarını geçtiğimiz hafta yayınlandı. Bizzat hükümet tarafından paylaşılan detaylara göre Muhafazakarların Ruanda planının karları Muhafazakarların bağışçılarına aktırılacak. David Cameron’ın 2005 yılındaki liderlik kampanyası da dahil 2005 ila 2018 yılları arasında Muhafazakâr Parti’ye 180 bin sterlin bağış yapan iki iş adamına Ruanda planları kapsamında yapılan anlaşma ile 6 milyon 400 bin sterlin aktarılacak. Hükümet, Ruanda’ya gönderilecek ilticacılara eşlik edecek özel infaz korumaları eğitilmesi için, içinde üç uçak gövdesinin de olduğu eski bir film stüdyosunu 6 milyon 400 bin sterline kiralamış. Uçak gövdelerinin kiralama bedeli olarak da 670 bin sterlin ödenmiş. Özel bir güvenlik firması olan Mitie’nin üç uçak gövdesi içeren eski bir hangar olan film stüdyosunda, ilticacılara Ruanda yolculuğunda eskortluk yapacak olan güvenlik elemanları ‘‘cezaevi seçkin isyan timleri’’ tarafından eğitilecek.

Özel güvenlik firması Mitie cezaevlerinde baskın ve şiddet olaylarına müdahale eden özel elit bir tim ile birlikte çalışabilecek ‘‘güç kullanma eğitmeni’’ istihdam edebilmek için gazeteler ilanlar veriyor. Mitie’nin eğitmenlere teklif ettiği maaş 36 bin sterlin. Ruanda hükümetine şimdiye kadar 240 milyon sterlin ödeyen hükümet hazırlıklar için ise şimdiden 6.4 milyon sterlin hangar kirası, 670 bin üç uçak gövdesi için, 315 bin sterlin yemek servisi için harcadı. Özel güvenlik firması Mitie ile kaça anlaştığı ise hala belli değil. Muhafazakâr Hükümetin, ilticacılara gözdağı vermek ve caydırmak adına inat ederek sürdürdüğü Ruanda planı daha şimdiden yaklaşık 300 milyon sterline varan harcamaları ile hem kamu kaynaklarını çarçur ediyor hem de ırkçıların ve göçmenlik karşıtlarının elini güçlendiriyor.