Ana Sayfa Blog Sayfa 28

Haringey’de Universal Credit Yardımına Geçiş İlerliyor

Universal Credit (UC), Birleşik Krallık genelinde kademeli olarak uygulanmaya başlanan önemli bir sosyal yardım reformu. Londra, Haringey’de bu geçiş hem bölge sakinleri hem de yerel yetkililer için bir tartışma ve endişe konusu olmayı sürdürüyor. Konuyla ilgili son gelişmelerden biri de Haringey’de eski sosyal yardımları alanların son bölümünün UC sistemine geçmeleri için önümüzdeki Nisan ayından itibaren “Managed Migration” (Yönetimli Göç) olarak bilinen bir dizi uygulamanın başlayacak olması.

İlk olarak 2018 yılında Haringey’de uygulamaya konulan UC, Housing Benefit (Konut Kira Yardımı) da dâhil olmak üzere bir çok eski yardımın yerini alıyor. Hükümetler bunun amacının, yardım sistemini düzene sokmak ve mali desteğe daha entegre bir yaklaşım sağlamak olduğunu söylemeyi sürdürüyorlar. Ancak sosyal yardımların daha da budanması gibi sonuçlarıyla geçiş süreci, halk için sorun ve zorluklara yol açmaya devam ediyor.

Haringey’de konuyla ilgili yürürlüğe girecek uygulamalar kısaca şöyle:

UC’e geçiş: Nisan ayından itibaren, bazı Haringey sakinlerinin UC’ye geçmeleri gerekecek. Bu, mevcut yardımlarından UC’ye geçmek anlamına geliyor. Yaklaşık 5.800 çalışma yaşındaki özel kiracı ve 4.500 belediye kiracısı şu anda Housing Benefit almakta. Başlangıçta UC, yeni hak sahiplerinin UC sistemine otomatik olarak girmeleriyle yaygınlaşmıştı. Ancak, açıklanan bu son uygulamalarla mevcut yardım alıcıları kasıtlı bir biçimde UC sistemine geçmeye zorlanacaklar.

Emeklilik Yaşı Sakinleri: Housing Benefit yalnızca emeklilerin yeni başvuruları karşılığında ödenebilecek. Geçici veya destekli konutlarda kalanlar da geçişten etkilenmektedir.

Son Talep Tarihleri: Uygulamadan etkilenenler bir UC geçiş bildirimi alacak ve UC başvurusunda bulunmak için üç ay süreleri olacak. İki hatırlatma mektubu 7 ve 10 hafta sonra gönderilecek. Bu süre içinde herhangi bir başvuru yapılmazsa, Housing Benefit yardımı durdurulacak.

Kira ve İskânın Kanıtlanması: Kiracıların hâlâ kiralarını ve evde kaldıklarını doğrulamaları gerekmekte. Ev sahiplerinin kira bilgilerini Çalışma ve Emeklilik Bakanlığı’na (DWP) teyit etmeleri gerekecek. Kira genellikle doğrudan kiracıya ödenecek, ancak belirli durumlarda alternatif ödeme düzenlemeleri de yapılabilecek.

Gıda (Food) Bankası Endişeleri: Bazı kampanya grupları, UC’ye artan geçişlerin göçünün gıda bankası kullanımında artışa yol açabileceğine dair endişelerini dile getirdi. Geçişin zor durumda ve sağlık durumları kötü olan bölge sakinleri üzerindeki etkisinin takip edilmesi çağrısında bulundular.

Daha Fazla Bilgi

Ev Sahipleri için: Hükümet, UC ve kiralık konutlar hakkında ev sahipleri için bir rehber sunmakta: bunlara resmi gov.uk web sitesinden ulaşabilirsiniz.

Kiracılar için: Eğer kiracıysanız, resmi Universal Credit web sitesini ziyaret ederek UC hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz.

 

Devlet Emeklilik Yaşını 71’e Çıkarma İhtimali Tartışılıyor

Ortalama yaşam süresinin artması ve düşen doğum oranları nedeniyle artan yaşlı nüfusun İngiltere’de devlet emeklilik yaşının 71’e yükselmesini gerektireceği yönünde tartışmalar var.

66 olan emeklilik yaşı Mayıs 2026 ile Mart 2028 arasında 67’ye yükselecek. 2044 yılından itibaren ise 68’e yükselecek.

Ancak yapılan bir araştırma, bunun yeterli olmadığını ve Nisan 1970’ten sonra doğanların 71 yaşına kadar çalışmak zorunda kalabileceğini öne sürüyor.

Uzmanlar, ağırlıklı olarak önlenebilir hastalıklar nedeniyle devlet emeklilik yaşına ulaşmadan işgücünden ayrılan yüksek orandaki çalışanlar nedeniyle bu yaş sınırının daha da yüksek belirlenmesi gerekebileceğini söylüyor.

Uluslararası Uzun Ömürlülük Merkezi’nde küresel araştırma müdür yardımcısı ve Devlet Emeklilik Yaşı ve Demografik Değişim raporunun yazarı Les Mayhew’a göre, İngiltere’de, devlet emeklisi başına düşen işçi sayısındaki statükoyu korumak için devlet emeklilik yaşının 70 veya 71 olması gerekir.

70 yaşına gelindiğinde, İngiltere ve Galler’deki yetişkinlerin ancak yarısı çalışabilir durumda. Çalışan nüfusun azlığı ve ekonomik olarak aktif olmayan büyük bir nüfus, emekli maaşlarını ödeyecek vergi tabanını azaltmakta ve kendi sorunlarını yaratan büyük işgücü eksiklikleri yaratmaktadır.

Bütçe Sorumluluk Ofisi’ne göre, 2023-24 döneminde hükümetin devlet emeklilik maaşları için 124 milyar sterlin harcaması gerekiyor.

Mali Araştırmalar Enstitüsü’nden Jonathan Cribb ise emeklilik yaşının yükseltilmesine katılmadığını, diğer maliyet tasarrufu önlemlerini ele almadan bu yaşı yükseltmenin “gerçekçi veya adil” olmadığını belirtiyor.

“Bu durum, sağlık sorunları nedeniyle daha kısa ömürlü olan ve dolayısıyla daha kısa süre emekli maaşı alan yoksul bireyleri orantısız bir şekilde etkileyecektir.”

Cribb, devlet emeklilik maaşları ve emeklilik yardımlarının 2050 yılına kadar 45 milyar sterlin, sağlık ve sosyal bakımdan kaynaklanan kamu maliyetinin ise 105 milyar sterlin artacağının tahmin edildiğine dikkat çekiyor ve “Asıl sorun aslında NHS ve sosyal bakımla ilgili” diyor.

Intergenerational Foundation adlı düşünce kuruluşunun araştırmasına göre günümüzde gençler, önceki kuşakların sahip olduğu finansal varlıklara sahip değil. 2010 yılında 40 yaşın altındakiler her 100 sterlinlik servetin 7.53 sterlinine sahipti. 2020 yılına gelindiğinde bu oran 3.98 sterline düştü. 14 milyon X kuşağının üçte biri yetersiz gelirle emekli olma riski altında.

100 Yıllık Yaşam‘ın yazarlarından Andrew Scott’a göre, hastalıkların önlenmesine daha fazla odaklanılması gerekir. “Devlet emeklilik yaşını yükseltmek korkunç bir politika olur; insanları daha üretken hale getirmeye çalışmanın kötü bir yolu bu.”

 

İngiltere ekonomisi 2023’ün ikinci yarısında daralarak resesyona girdi

Ulusal İstatistik Ofisi’nin (ONS) açıkladığı verilere göre, İngiltere ekonomisi geçen yılın son üç ayında gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) beklentilerden daha kötü bir performans sergileyerek bir önceki döneme göre yüzde 0,3 geriledi. GSYH üçüncü çeyrekte de yüzde 0,1 azalmıştı.

Üst üste iki çeyrekte daralan ekonomi teknik olarak resesyona girmiş sayılıyor.

2023 yılının tamamında ise ekonomi sadece yüzde 0,1 büyüyebildi. Covid yılları hariç tutulduğunda, bu yıllık büyüme rakamı, ekonominin küresel krizin etkisiyle sarsıldığı 2009’dan bu yana en zayıf büyüme rakamı oldu.

Geçen yılın son çeyreğinde görülen daralma temel olarak en büyük sektör olan hizmet sektörünün yüzde 0,2 gerilemesinden kaynaklandı. Sanayi üretimi yüzde 1 gerilerken inşaat üretimi de yüzde 1,3 düştü. İhracat yüzde 2,9, ithalat ise yüzde 0,8 düştü. Hane halkı harcamaları yüzde 0,1 geriledi.

Ekonomideki daralma, Başbakan Rishi Sunak’ın temel vaatleri arasında sıraladığı ekonomiyi büyütme vaadini de yerine getirmediğinin göstergesi sayılıyor.

Ekonomik araştırma şirketi Capital Economics’in İngiltere baş ekonomist yardımcısı Ruth Gregory’ye göre, bu resesyon “oldukçahafif” ve veriler “ekonomik olmaktan çok siyasi açıdan önemli”.

Ekonominin resesyona girmiş olmasıyla, İngiltere Merkez Bankası’nın faiz oranlarını yazdan önce düşürmeyi gündemine alıp almayacağı da merak ediliyor.

Merkez Bankası, enflasyonu düşürme hedefiyle faiz oranlarını yüzde 5,25’e yükseltti. Bu oran Ağustos 2023’ten bu yana aynı seviyede seyrediyor.

Maliye Bakanı Jeremy Hunt, “Merkez Bankası’nın enflasyonu düşürmek için faiz oranlarını yüksek tutması nedeniyle, düşük büyüme sürpriz değil” dedi.

OECD tahminlerine göre İngiltere ekonomisinin 2024 yılında yüzde 0,7; 2025’te ise yüzde 1,2 oranında büyüme kaydetmesi bekleniyor.

 

UNITE Lideri Graham: Politikacıları Ancak Örgütlü İşçiler Harekete Geçirebilir

UNITE sendikasının ilk kadın genel sekreteri olan Sharon Graham İngiltere’de ancak örgütlü işçilerin siyasetçileri harekete geçirebileceğini söyledi.

UNITE sendikası, 2007 yılında T&G ve AMICUS sendikalarının birleşmesiyle oluşturuldu. Bugün ülkenin en büyük ikinci sendikası. 1.2 milyon üyesi var. İki yıl önce ilk kez bir kadın genel sekreterliğe seçildi. Sharon Graham, seçildikten sonra her zaman, işçilerin çıkarlarının ve kazanımlarının birinci hedefleri olacağını söyledi. Sendika içindeki bürokrasiye savaş açtı. Üyelerin aidatlarını hor bir şekilde kullanan sendikacılara soruşturma başlattı. Grev fonlarını arttırdı. Toplantılar ve mitinglerden çok, grev alanlarında işçilerle buluşmayı tercih etti. Bu konuda çeşitli eleştiriler de alsa, grevci işçileri ihmal etmemeye çalıştı.

Bu grev ve eylemlerden biri de 17 Şubat’ta Galler’in Port Talbot kasabasındaki çelik işçilerinin eylemiydi. 2 bin 800 işçi işini kaybetme ile karşı karşıya. Fabrika kapatılmak isteniyor ve işveren bu üretimi, daha ucuz maliyet olacağı için Hindistan’a taşımanın planlarını yapıyor. Graham bu eylemde de işçilerle kol kola yürüdü.

Yürüyüş sonunda, çelik işçilerinin karşı karşıya olduğu durumu, politikacıların tutumu ve sendikaların mücadelesi üzerine Evrensel’in sorularını yanıtladı.

– Öncelikle bu tesisin kapatılmasının ne gibi sonuçları olacak bize bunu anlatabilir misiniz?

– Tata, 2 bin 800 işçinin işten çıkarılacağını açıkladı. Aslında bu işçilerin işten çıkarılması için geçerli hiçbir makul gerekçe yok. İş geçiş süreci için ortada bizim önceden üzerinde çalışıp Tata’ya sunduğumuz bir plan var. Kimsenin işini kaybetmesini gerektiren bir durum yok.

HÜKÜMETİN DEĞİŞMESİ GEREKİYOR

– Sizce hükümet burada işçilerin durumunu göz önüne alıyor mu ya da aldı mı?

– Hükümet tam olarak ne yapılması gerektiğini planlamadan, işçilerin işlerini koruma koşulu olmadan panik halinde Tata’ya 500 milyon pound aktardı. İngiltere’de sanayi sektöründe herhangi bir planlama yok bu durum da bize hükümetin değişmesi gerektiğini gösteriyor. Ancak öte yandan İşçi Partisinin de harekete geçip elini taşın altına koyması gerekiyor.

Sizce sendikaların işçi sınıfına yönelik bu gibi saldırılara karşı koyabilmek için ne yapması gerekiyor?

– Kesinlikle bir arada hareket etmemiz gerekiyor. Bazı konularda, tartışmalarda hemfikir olmasak dahi sonunda bir araya gelip uzlaşmak zorundayız. Şimdi öncelikle buradaki işçilerin haklarını korumak için birlikte hareket etmeliyiz. Bu geçiş sürecinde işçilerin işlerini koruyarak aynı zamanda elektrikli araba da üretilebilir. Biz bunu söylüyoruz.

HİÇBİR SİYASİ PARTİ KAMULAŞTIRMAYI GÜNDEMİNE ALMIYOR

Bildiğiniz üzere bu yıl madenci grevlerinin 40’ıncı yıl dönümü. Aradan geçen sürede çok sayıda özelleştirmeye tanık olduk. Özelleştirmeler ve özelleştirilen sektörlerin tekrar kamulaştırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

– Benim bir sendika genel sekreteri olarak başlıca önceliğim işçilerin daha iyi koşullarda daha iyi ücretlerle çalışması. Bundan iki sene önce UNITE sendikasının genel sekreteri olarak seçildiğimden bu yana binin üzerinde iş ihtilafına müdahil olduk. Ve işçilerin cebine 420 milyon poundu geri koyduk. Grev ödeneği olarak 32 milyon pound harcadık. Dolayısıyla hayat pahalılığının bu denli arttığı koşullarda ilk vazifem herkesin emeğinin karşılığını hakkıyla kazanabilmesi.

Elbette yanı sıra toplu sözleşme müzakereleri yürütüyoruz. Aynı anda çok sayıda iş kolunda, çok sayıda işverenin olduğu işkollarında toplu sözleşme müzakereleri yürütüyoruz. Elbette toplumun sosyoekonomik yapısını/ toplumun dokusunu göz önüne alarak politik yapıyı da yönlendirmemiz gerekiyor. Hiçbir siyasi parti hâlihazırda kamulaştırma konusunu gündeme getirmiyor. Buna İşçi Partisi de dâhil. Ama bugün 2 bin 800 işçi işini kaybetmek üzere o sebeple burada bulunuyoruz. Enerji fiyatlarını ele aldığımızda yüzde 85 arttı. Örneğin Fransa’da enerji sektörü kamuya ait olduğu için farklı, burada da öyle olsa bununla ilgili bir şey yapabilirdik, durumla başa çıkabilirdik. Özelleştirme meselesinin ne olduğu, işe yaramadığı ve halledilmesi gerektiği ortada. Bu konuda İşçi Partisi ile de mücadele edeceğim.

SİYASETÇİLERE KARŞI ÖRGÜTLENİLMELİ

– Son sorum İşçi Partisi ile ilgili. Son grev dalgasında KeirStermar İşçi Partili milletvekillerine grev çadırlarını/alanlarını yasakladı. Böyle bir İşçi Partisi ile karşı karşıyayız. Hükümet olması halinde İşçi Partisiyle ilişkileriniz nasıl olacak, UNITE sendikasının bu durumda tutumu nasıl olacak?

– 30 yıldır müzakere süreçlerinde ve politik tartışmalar içindeyim. Bu süre sonunda gördüğüm şu ki siyasetçiler iteklenmeden katiyen harekete geçmez. Bu sebeple işçileri, halkı örgütlememiz gerekiyor.  Örgütlü bir halk “Biz bunu kabul etmiyoruz” derse siyasetçiler de buna göre davranacak ve davranmak zorunda da kalacak. Dolayısıyla işçiler arasında yani toplumda örgütlülük çok önemli ve politikacıları bu şekilde harekete geçirebiliriz.  Benim tecrübeme göre siyasetçiler böyle durumlarda öncülük etmez ancak halkın talebine göre sonradan harekete geçer.

 

Grevler: Şubat 2024

Şubat’ta Tarihi Kazanımlar Elde Eden İşçilerin Grevleri Devam Ediyor

Muhafazakâr Parti’nin 13 yıllık iktidarı boyunca uyguladığı kemer sıkma politikaları ile reel ücretleri, 2008’in gerisine düşen işçiler ve emekçilerin yaşanılabilir bir ücret için mücadelesi Şubat boyunca da devam etti. Son yıllarda adını kazanımları ile daha fazla duyuran Unite Sendikası’na üye olan işçiler geçtiğimiz ayda önemli kazanımlar elde ettiler. Enerji içeceği üreten işçiler, enerji ve gücün ürettikleri içeceklerden değil sendikalaşmadan ve grevlerden kaynaklandığını bizzat tecrübe ettiler. İzleyicilerini güldüren komedyenlerin yüzü de sendikalaşınca güldü. Unite sendikası komedyenler adına yaptığı toplu sözleşme ile hem ücretlerini arttırdı hem de yeni haklar elde etti. Elbette tüm grevler kazanımlarla sonuçlanmış değil. Geçen aydan hatta geçen yıldan devreden anlaşmazlıklardan kaynaklı bazı grevler Mart ve Nisan aylarına sarkmış durumda. Şubat’ta kazanımla biten ve hala devam eden grevler içerisinde öne çıkanları yine sizler için derledik.

Tramvay sürücüleri ücretlerini rekor seviyede arttırdı

West Midlands Metro tramvay sürücüleri 2022’nin Haziran’ından buyana maaşlarını ikinci kez arttırmayı başardı. Unite Sendikası’na üye olan tramvay sürücüleri 2022 yılında yaptıkları grevlerin ardından ücretlerini yüzde 20.1 oranında arttırmayı başarmıştı. Tramvay sürücüleri, ilk anlaşmadan 20 ay sonra greve çıkmadan ikinci kez maaşlarını arttırdı. Önümüzdeki Nisan’dan itibaren geçerli olmak üzere tramvay sürücülerinin maaşları yüzde 13.5 artırılacak. Bir önceki ücret artışı da dikkate alındığında tramvay sürücülerin maaşları yüzde 33.6 oranında artmış olacak.

Suntory Beverage & Food işçileri grevle kazandı

Enerji içeceği Lucozade ve çocukların en çok tükettiğiRibena içeceklerini de üreten Suntory Beverage & Food için çalışan 180 Unite Sendikası üyesinin grevleri kazanımla sonuçlandı. Ücretlerinin arttırılması için yedi gün greve çıkan işçiler, işverenin ücretlerine zam yapmayı kabul etmesi nedeniyle grevlerini sonlandırdılar. Varılan anlaşmaya göre geçen yılın Nisan’ından geçerli olmak üzere greve çıkan işçilerin ücretleri yüzde 5,5 oranında artırılacak.

Servis şoförleri de Unite ile kazandı

Son yıllarda adını yaptığı grevlerle duyuran Unite Sendikası West Midlands bölgesinde çalışan yaklaşık 500 servis şoförüne de kazandırdı. Express Ring andRide şirketine çalışan servis şoförleri, öğrenci, engelli ve yaşlılara kapıdan kapıya ulaşım hizmeti sağlıyor. Servis şoförleri greve çıkmadan elde ettiği kazanımla ücretlerini 1 Ocak’tan geçerli olmak üzere yüzde 12,8 oranında arttırmayı başardı.

Sendikalaşan komedyenlerin yüzü güldü

İskoçya ve Newcastle’da Unite sendikasına üye olan komedyenler greve çıkmadan ücretlerini yüze 19 arttırmayı başardı. Dünyanın en ünlü eğlence kulüplerinin başında gelen Stand Comedy Clup, Birleşik Krallık’ta eğlence sektörünün en yaygın olduğu şehirlerin başında gelen Edinburgh, Glasgow ve Newcastle’da faaliyet yürütüyor. Stand Comedy Clup’de sahne alan 100’den fazla komedyen sendikalarının imzaladığı toplu sözleşme ile ücretlerini arttırmış oldu. Unite ile 2019 yılında yapılan anlaşma uyarınca yaşına bakılmaksızın tüm çalışanlara en az Yaşam Ücreti Vakfı tarafından belirlenen yaşam ücreti ödenmekte. Anlaşma ile aynı zamanda dinleme araları da çalışma saatlerine dahil edilirken, sıfır saat kontratlar da iptal edildi. Ayrıca, gece yarısından biten gösteriler sonrasında ulaşım ücreti ödeneği ve tüm bahşişlerin komedyenlere ödenmesi de garantiye alındı.

Müze çalışanları grevle kazandıkları haklarını alabilmek için grevde

Liverpool Ulusal Müzesi tam bir ‘‘müzelik’’ greve ev sahipliği yapıyor. Müze çalışanları grevle kazandıkları haklarını alabilmek için yine grev yapmak zorunda bırakıldı.

PCS Sendikasına üye 230 müze çalışanı hayat pahalılığından kaynaklı yaşadıkları ücret kayıplarının telafisi için geçen yılın Ocak, Şubat ve Mart aylarında üç gün greve çıktı. Gerçekleştirilen grevlerin ardından hükümet müze çalışanlarına bir seferliğe mahsus olmak üzere bin 500 sterlin ödeme yapmayı kabul etti. Hükümetin geçen yılın Haziran’ın da taahhüt ettiği ödeneği hala ödememiş olmasından dolayı müze çalışanları bir kez daha greve çıkma kararı aldı. 17 Şubat’ta başlayan grev sekiz hafta devam ettirilecek. Grev nedeniyle, Liverpool Ulusal Müzesi’nin yedi müze ve galerisinden biri hariç hepsi kapandı. 14 Nisan’a kadar devam edecek olan grev nedeniyle halk ve turistler, müzeyi değil grev hatlarını ziyaret ediyor.

Asda’da sular durulmuyor

Dört şubesinde grevler ve grev oylaması yapılan Asda’da sular durulmuyor. Asda’nın grev oylamasına katılan beşinci şubesi Suffolk oldu. Asda’nın Suffolk şubesinde çalışan 200 GMB üyesi, çalışma saatlerinin düşürülmesi, kalitesiz eğitim, yöneticilerin zorbalığı, sağlık ve güvenlik kaygılarından dolayı grev kararı aldı. Asda çalışanlarının grev kararı almasında eşit ücret taleplerinin hala karşılık bulmaması ve sendikalarının toplu sözleşme için muhatap alınmamasının da payı var. Asda’nın Gosport, Wisbech, Brighton, Hollingbury ve Marina şubelerinde çalışanlar; grev kararlarını ücret hataları, sağlık ve güvenlik endişeleri ile yöneticilerin çalışanlarına yönelik baskı ve zorbalıklar nedenleri ile almıştı.

 

Binlerce kişi hayati önem taşıyan tedaviler için beklemeye devam ediyor

Sağlık hakları savunucuları A&E bekleme sürelerindeki son “dehşet verici” artışı kınadı.

Ocak ayında 54.308 kişi kaza ve acil servis bölümüne yatırılma kararının alındığı andan kararın yürürlüğe girdiği ana kadar 12 saatten fazla beklemek zorunda kalmış. Bu sayı Aralık ayındaki 44.045’ten keskin bir artış göstermiş.

Rakamlar aynı zamanda rutin hastane tedavisi için bekleme sürelerinin de kötüleştiğini ortaya koydu. Kasım ayında 18 aydan fazla bekleyen 11.168 hasta varken Aralık sonunda bu sayı 13.164’e yükseldi. Kraliyet Acil Tıp Koleji’ne (Royal College of Emergency Medicine) göre, acil bakımdaki gecikmeler nedeniyle her hafta 500 kadar kişi hayatını kaybediyor. NHS Kamuda Kalsın (Keep Our NHS Public) eş-başkanı Dr. John Puntis bu artışı “gerçekten dehşet verici” olarak nitelendirdi. “A&E, NHS söz konusu olduğunda tehlike çanlarının çaldığı yerdir,” dedi.”Toplum ve sosyal bakım desteğinin eksikliği hastaneden taburcu olmayı engelliyor, bu da mevcut yetersiz sayıdaki yatakların dolu kalması ve yeni kabuller için yer kalmaması anlamına geliyor. Bu durum, hükümetin hem sağlık hem de sosyal bakımı ihmal etmesinin hastalar açısından yarattığı yıkıcı sonuçların en çarpıcı örneklerinden biridir.”

Bizimdir (WeOwnIt) kampanyası lideri Johnbosco Nwogbo, bekleme sürelerinin “birbirini takip eden hükümetlerin Ulusal Sağlık Hizmetlerimizi (NHS) baltalamasının kaçınılmaz sonucu” olduğunu söyledi.”Bu sorunun üstesinden gelmek istiyorsak, NHS’imizi düzgün bir şekilde finanse etmek gerekir. Özel hastanelerin Acil Servisleri yok.” Boşa para harcayan özel sektöre fon aktarmayı bırakmanın ve NHS’e doğru düzgün bütçe ayırmanın zamanı geldi.” Nwogbo, İngiltere ile benzer nüfusa ve daha küçük bir ekonomiye sahip olan Fransa gibi ülkelerin sağlık hizmetlerine kişi başına yaklaşık yüzde 1 daha fazla harcama yaptığına dikkat çekti.”Politikacılarımız bu mümkün değilmiş gibi davranmaya devam ederken onlar bunu nasıl yapabiliyor?” diye sordu.

Başbakan Rishi Suank, Nisan 2023’e kadar 18 aydan uzun bekleme sürelerini ortadan kaldırma sözü vermişti. Ancak bu sözünü yerine getiremediği açık. Unison sendikasının sağlıktan sorumlu başkan vekili Helga Pile şunları söyledi: “Başbakan vaadini yerine getirmek istiyorsa, çalışanların ücretleri konusunda harekete geçmelidir. “Hemşireler, sağlık görevlileri, temizlikçiler, sağlık asistanları ve diğer NHS personelinin Nisan ayı maaş zamlarını zamanında alabilmeleri için ücret görüşmelerinin şimdi yapılması, NHS’deki kadro açığını doldurmaya başlayacak ve hastaların çok daha erken görülmesini sağlayacaktır.”

Bir araştırma ise yetişkinlerin neredeyse dörtte birinin ruh sağlığının aile hekimi ya da hastane randevusu için çok uzun süre beklemekten etkilendiğini ortaya koydu.

Ulusal İstatistik Ofisi (Office for National Statistics) anketine katılanların yaklaşık yüzde 18’i fiziksel sağlıklarının da bu durumdan etkilendiğini bildirmiştir.

Ocak ayında NHS England, Kasım 2023’te 6,39 milyon hasta tedavi sürecinin tamamlanması için beklediğini açıkladı.

Pratisyen hekimlerin sendikası ve Royal College of GPS’nin başkanı Profesör Kamila Hawthorne, “hastanelerdeki ve toplum hizmetlerindeki ciddi personel ve kaynak sıkıntısının” ele alınması gerektiğini belirtti.

 

Sağlıkta neler oluyor?

İncelenen Her İnsan Plasentası Dokusunda Mikroplastik Bulundu

ABD’deki New Mexico Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada test edilen 62 insan plasentasının tümünde mikroplastik bulundu. Araştırmacılar, mikroplastiğin gelişmekte olan fetüsler üzerindeki sağlık etkileri konusunda endişeli.

62 doku örneğinde tespit edilen en yaygın plastik, poşet ve şişe yapımında kullanılan polietilen. İkinci bir çalışmada, test edilen 17 insan damarının tamamında mikroplastikler tespit edildi ve bunların kan damarlarının tıkanmasıyla bağlantılı olabileceği öne sürüldü.

Mikroplastikler yakın zamanda insan kanında ve anne sütünde de tespit edilmişti. Bu durum insanların vücutlarında yaygın bir kirlenme olduğunu gösteriyor. Sağlık üzerindeki etkisi henüz bilinmemekle birlikte, mikroplastiklerin laboratuarda insan hücrelerine zarar verdiği görüldü. Parçacıklar, hava kirliliği parçacıklarının yaptığı gibi dokulara yerleşip iltihaplanmaya neden olabilir ya da plastiklerin içindeki kimyasallar zarar verebilir.

Çevreye atılan büyük miktarlarda plastik atık var ve bunlardan kopan minik plastik parçacıklarolan mikroplastikler Everest Dağı’nın zirvesinden en derin okyanuslara kadar tüm gezegene yayılmış durumda. Diğer canlılar gibi insanların bu küçük parçacıkları gıda ve su yoluyla tüketiyor ve soluyor.

Araştırmayı yöneten Profesör Matthew Campen, “Eğer plasentalar üzerinde etkiler görüyorsak, bu gezegendeki tüm memeli yaşamı etkilenebilir demektir” ve insan dokusunda artan mikroplastik konsantrasyonu, iltihaplı bağırsak hastalığı (IBD), 50 yaşın altındaki kişilerde kolon kanseri ve azalan sperm sayısı gibi bazı sağlık sorunlarındaki şaşırtıcı artışın nedeni olabilir. 2021 yılında yapılan bir çalışma, IBD hastalarının dışkılarında %50 daha fazla mikroplastik bulunduğunu ortaya koymuştu.

DSÖ Yeni Salgınların Önlenmesi Ve Adil Aşı Dağıtımı Üzerinde Çalışıyor

Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 194 üyesi, olası salgınlara hazırlanmak için yeni bir anlaşma üzerinde müzakere ediyor.

DSÖ Başkanı Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, Covid-19 salgını sırasında “aşı ayrımcılığının” yaşandığını söyledi.

Gelişmekte olan ülkeler, zengin ülkelerin satın aldığı aşılara erişmede zorlanırken, dünya genelinde yaklaşık yedi milyon insan Covid salgınında hayatını kaybetti.

Bağlayıcı olacak anlaşmanın taslağının 27 Mayıs 2024’e kadar sağlık bakanlarının katıldığı Dünya Sağlık Meclisi’ne sunulması gerekiyor.

Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki üç temel anlaşmazlık konusu ise şunlar:

1. Fikri mülkiyet ve aşı ve ilaç üretimi için gereken bilginin paylaşımı

2. Gelişmekte olan ülkelerin pandemilere hazırlanma ve müdahalesi için gereken finansman

3. Genetik kaynaklara erişim ve bunların kullanımıyla ilgili paylaşım

 

Pratisyen doktorlar 10. kez greve çıktı: NHS’e daha fazla bütçe

Pratisyen hekimler, ücretlerinin iyileştirilmesi için Birleşik Krallık’ı oluşturan üç ülkede ayrı ayrı grevler gerçekleştirdi. Grevler İngiltere ve Galler’de eş zamanlı olarak 24 Şubat’ta hayata geçirildi. Kuzey İrlanda’da ise pratisyen hekimler 48 saatlik grevlerini 6 Mart’ta başlatma kararı aldı. Pratisyen hekimler İngiltere’deki 10. grevlerinde 100 saat, Galler de ise 72 saat greve çıktılar. İngiltere’de yapılan son grevlerle beraber pratisyen hekimlerin greve çıktığı gün sayısı 44’e yükselmiş oldu.

Ulusal Sağlık Servisi NHS bünyesinde çalışan doktorların neredeyse yarısını oluşturan pratisyen doktorların grevi nedeniyle, yine on binlerce ameliyat ve randevu iptal edildi. Uzman doktorlar kendi yaptıkları işleri bırakıp pratisyen hekimlerin açığını kapatmaya zorlandı. Hükümete seslerini grevler ile duyurmaya çalışan pratisyen hekimler, sağlık çalışanları ve halkın desteğini almak için 26 Şubat Pazartesi sabahı, Londra, Manchester ve Birmingham’da merkezi noktalardaki hastaneler önünde kitlesel gösteriler yaptılar. Yapılan gösterilere katılarak pratisyen doktorların haklı taleplerini sahiplenen halk, hükümetin ve sağcı basının tüm propagandasına rağmen grevlere destek verdi. Son grevler öncesi Savanta adlı şirket tarafından yapılan bir anket rekor seviyelere ulaşan grevlere rağmen, halkın %53’ünün pratisyen hekimleri desteklemeye devam ettiğini de gösteriyor. Grevlere karşı çıktığını belirtenlerin oranı ise ancak grevlere destek verenlerin yarısı kadar.

En son yaptıkları grev oylamasında altı ayı geride bırakan pratisyen hekimler bir taraftan greve çıkarken diğer taraftan da yeni bir grev oylaması başlattılar. Muhafazakâr Hükümet’in 2016 yılında çıkartmış olduğu anti sendikal yasa bir oylamada alınan grev kararının geçerlilik süresini altı ayla sınırlandırmakta. Pratisyen hekimlerin grev oylamasının sonucu Mart sonunda belli olacak. O zamana kadar bir anlaşmaya varılamaması halinde grevler ilkbahardan itibaren kaldığı yerden devam ettirilecek.

NHS’e yeterince bütçe ayrılmamasının yükü sağlık çalışanlarının üzerine yıkılıyor

NHS, Muhafazakâr Parti’nin on yıllardan beri sistematik olarak devam ettirdiği kesinti ve özelleştirmelere politikaları nedeniyle ihtiyacı karşılayamaz hale gelmiş durumda. Sadece İngiltere’de NHS’in yıllık ihtiyacı olan bütçe 7 milyar sterlin iken, hükümetin bütçeden ayırdığı miktar 3 milyar 300 bin sterlin. Sağlık hizmetleri için 2010 ila 2019 yılları arasında Birleşik Krallık’ta kişi başına yapılan harcama Avrupa Birliği ortalamasından %18 daha azdı. Avrupa Birliği’nin kişi başı sağlık harcaması ortalaması 3 bin 655 iken Birleşik Krallık’ın kişi başı sağlık harcaması 3 bin 55 sterlinde kaldı. Halk sağlığı için ayrılan pay 2015/16 mali bütçesinden bu yana kişi başına %24 oranında kesilmiş durumda. Yeterince personelin, yatağın, hastanenin ve ekipmanın olmamasının bedelini pandemi döneminde çok açık bir şekilde görüldüğü gibi halk ve sağlık çalışanları canları ile ödedi ve ödemeye devam ediyor. 2 bin 100 sağlık ve bakım çalışanı kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti. 10 binden fazla sağlık çalışanı Uzun Kovid tedavisi görüyor. Sağlık ve bakım çalışanlarının %21’i yüksek düzey depresyon yaşıyor. (Pandemi öncesi oran %5). GP açığı 4 bin 200 ki OECD ortalamasını yakalaması için ihtiyaç duyulan GP sayısı 16 bin 700. Eğer Birleşik Krallık, Almanya’nın sağlığa ayırdığı kadar bütçe ayırmış olsa mevcut doktor sayısı %50 ve bütçesi yıllık olarak 40 milyar sterlin artmış olurdu. Ücret ve çalışma koşullarının ağırlığından dolayı, 2022 yılında 40 bini hemşire olmak üzere 169 bin 512 sağlık çalışanı NHS’i terk etti.

Başta pratisyen hekimler olmak üzere sağlık çalışanları, 2010 yılından beri NHS’in özelleştirilmesine ve bütçesinde yapılan kesintilere karşı mücadele ediyor. Gelinen aşamada tüm dünyanın gıpta ile baktığı NHS, 47 bini hemşireler olmak üzere 132 binin üzerindeki personel eksiliği ve bütçe açığından dolayı işlemez hale gelmiş durumda. Tedavi için sadece İngiltere’de randevu bekleyenlerin sayısı 7 milyon 750 bin civarında. Her hafta 500’den fazla hasta zamanında müdahale yapılmadığı için hayatını kaybediyor. Pandeminin başlangıcından buyana 30 bin hasta kalp tedavisi için sıra beklerken hayatını kaybetti.

Başbakan Rishi Sunak vaadini tutturamadığını itiraf etti

Tüm bu verilere rağmen, Muhafazakâr Parti Lideri ve Başbakan Rishi Sunak, sağlıkta yaşanan sorunların faturasını, her yıl eriyen ücretlerine ve ağırlaşan çalışma koşullarına rağmen kendi sağlıklarını ve hayatlarını hiçe sayarak hastalarının tedavisi için uğraşan pratisyen hekimler ve sağlık çalışanlarının üstüne yıkmaya çalışıyor. Geçen yılın başında NHS bekleme listesinde olanların sayısını azaltacağını vaat eden Sunak, tutturamadığı hedefinin sorumluluğunu greve giden doktorların ve sağlık çalışanlarının üstüne yıkmaya çalıştı. NHS’in bekleme listesinde olanların sayısı azalmak bir yana Sunak’ın vaadinden bu yana 400 bin daha artmış durumda. Sunak katıldığı bir televizyon programında vaadini yerine getiremediğini kabul ederken gerekçe olarak greve çıkanları işaret etti. Sunak’ın bu açıklamasına hem sendikacılar hem de meslek örgütleri tepki gösterdi. Unison genel sekreteri Christina McAneaSunak’ı suçlu aramak yerine başarısızlığının ‘sorumluluğunu almaya’ davet etti. İngiltere Tabipler Odası’ndan Profesör PhilBanfield ise Sunak’a, grevlerin olmadığı 2010 ila 2022 yılları arasında bekleme listesinde beş milyonluk bir artış olduğunu hatırlattı. Banfield ‘‘Bekleme listesinin artması hükümetin; sağlık hizmetlerini yıllarca ihmal etmesi, personel yetersizliği, krizi ve kapasitedeki sürekli düşüşü tersine çevirmek için gereken doktorların uzmanlık ve becerilerine değer vermemesinin doğrudan bir sonucudur.” dedi.

Sunak’ın açıklamasına bir tepkide Kraliyet Hemşirelik Koleji direktörü Patricia Marquis’ten geldi. Marquis, bekleme listelerini azaltmadaki başarısızlığının yükünü ön saflarda çalışan hemşirelere bıraktığı için hükümete ateş püskürdü. Marquis, “Başbakan, uzun yıllardır artan bekleme listeleriyle mücadele edemediği için greve çıkanları suçlamak yerine, personel seviyelerini artırmak için hemşirelik işgücüne yatırım yapmalıdır” dedi. Marquis açıklamasının devamında hemşirelerin çalışma koşullarına ve personel açığına “Neredeyse her vardiyada personel açığı var; bir hemşire en az 15 hastaya bakıyor ve sadece İngiltere’de NHS’de 40.000’den fazla hemşire açığı var.” sözleri ile dikkat çekti.

NHS hepimizindir, sermayeye kaptırmamak için mücadele etmek zorundayız

Greve çıkan pratisyen hekimlere bir destek de Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi Day-Mer’den geldi. Day-Mer, pratisyen doktorların greve çıktığı gün bir basın açıklaması yaparak grevlerin desteklenmesini talep etti ve grevlerin nedenlerine dair kamuoyunu bilgilendirdi. Day-Mer’in yaptığı basın açıklamasında pratisyen hekimlerin taleplerine ve sağlık alanında yaşanan sorunların nedenlerine şu şekilde de yer verildi;

‘‘Pratisyen hekimler 2008 yılından buyana yaşanan ücret kayıplarının telafi edilmesini talep ediyor. Hükümetin şimdiye kadar pratisyen hekimlere sunduğu teklif Nisan’da yapılan %8.3 artışa ek olarak % 3 zam oldu. Yapılan % 3’lük zam pratisyen hekimlerin saat ücretinde sadece 50 penilik bir artış sağlıyor. Saat ücretleri 15.50 sterlin civarında olan pratisyen hekimlerin talebi saat ücretlerinin 21 sterline çıkartılması. Pratisyen hekimler yaptıkları grevlerle ücretlerinin arttırılması kadar, kaynak ve personel yetersizliği ile işlemez hale gelen NHS’in durumuna da dikkat çekiyor. Kaynak ve personel yetersizliği nedeni ile işlemez hale gelen sağlık hizmetlerinin tüm yükünü, geçen Aralık’tan beri grevlerle seslerini duyurmaya çalışan; hemşireler, ambulans şoförleri, uzman doktorlar, pratisyen hekimler, ebeler ve hasta bakıcılarda dahil her kademedeki sağlık çalışanları çekiyor. Kabinesinde her daim multi-milyarderlerin eksik olmadığı Muhafazakar Parti, NHS için kullanılması gereken kamu kaynaklarını kovid-19 öncesi ve sonrasında özelleştirmelerle, kovid-19 döneminde ise kişisel koruma ekipmanları alım kontratları ile temsil ettikleri büyük şirketlere aktardı.’’

Day-Mer yaptığı açıklamada, İşçi Partisi’nin sağlık politikalarını da eleştirirken, kesinti ve özelleştirme politikalarına karşı çıkılması çağrısı da yaptı.

‘‘Hükümetin sağlık alanındaki özelleştirme ve kesintilerine bugüne karşı ses çıkarmayan ve iktidara geldiğinde de NHS’in özelleştirilmesinin önünü açan yasayı iptal edeceğine dair bir tutum ortaya koymayan İşçi Partisi iktidarında da sağlık çalışanları ve halkın aynı sorunlarla uğraşmak zorunda kalacağından kuşku yok. O nedenle yapmamız gereken başta pratisyen hekimler olmak üzere hak arayan işçilerin ve kamu emekçilerinin yanında yer almak ve grevlere destek vermek. Day-Mer olarak pratisyen hekimlerin yaptıkları grevleri destekliyor ve taleplerine sahip çıkıyoruz. NHS’i işlemez hale getiren, greve çıkan doktorlar değil, hükümetin uyguladığı kesintiler ve özelleştirme politikalarıdır. Bugüne kadar olduğu gibi kesinti ve özelleştirme politikalarına karşı çıkmaya ve hak arayan işçi ve emekçilerin yanında durmaya devam edeceğiz.’’

İhtiyacı olan herkese ücretsiz sağlık hizmeti vermek için kurulan NHS, daha kuruluşundan buyana Muhafazakâr Partisi tarafından tasfiye edilerek, özel sermayenin ticaret alanı haline getirilmeye çalışılıyor. Süreç içerisinde izlediği politikalar ile muhafazakârlardan bir farkı kalmayan İşçi Partisi de halkın olan NHS’i sermayeye devretmekte bir sorun görmüyor. Hem iktidarın hem de muhalefetin el birliği ile özelleştirmeye çalıştığı NHS savunmak ise sağlık çalışanları ve halka kalmış durumda. Sağlık çalışanları grevlerle halk ise yürüyüş, eylem, gösteri, imza kampanyaları ve protestolarla hükümete ve muhalefete itiraz ediyor.

Parasız sağlık hizmetlerinden bugün bizlerin yarın da çocuklarımızın yararlanabilmesi için, sağlık çalışanlarının grevlerini desteklemek ve halkın yaptığı eylem ve etkinlere katılmaktan başka çaremiz yok. Hepimizin olan bir NHS için hepimiz mücadele etmek zorundayız.

 

Taşeron şirketler ilticacıların sırtından para kazanıyor

Birleşik Krallık’a iltica başvurusu yapanların kapatıldığı oteller İçişleri Bakanlığı tarafından taşeron şirketlere devredilmiş durumda. BBC tarafından elde edilen bilgilere göre, ilticacıların kapatıldığı otellerin işletmesini üstlenen özel şirketlere günlük olarak milyonlarca sterlin ödeniyor. Önceki yıllara göre sayıları artan ilticacıların konaklaması için 395 otel kapatılmış durumda. İçişleri Bakanlığı ilticacıların konaklaması için uygun gördüğü otellerin sahipleri ile iletişime geçerek, otelin işletmesini kendi adına çalışan taşeron şirketlere devretmesini talep ediyor. Önceden bir uyarı yapılmadan devralınan otellerin, düğün, parti, toplantı vb. gibi önceden yapılmış olan rezervasyonları da iptal ediliyor.

51 BİN İLTİCACI OTELLERDE BEKLETİLİYOR

BBC’nin elde ettiği belgelere göre, 395 otelin işletmesi toplam üç taşeron firma tarafından yapılıyor. Bu şirketlerden biri, Şubat 2022’ye kadar olan 12 aylık sürede vergi öncesi kârını 2.1 milyon sterlinden 6. 3 milyon sterline çıkartmış durumda. İlticacıların kapatıldığı otellerin sayısını hükümet açıktan teyit etmezken, BBC’nin bir hükümet kaynağından elde ettiği bilgilere göre, otel sayısı 395; otellerde tutulan ilticacı sayısı 51 bin. Otellerin işletmesi için yapılan günlük harcama ise 6 milyon sterlin. Bu otellerden 363’ü İngiltere’de, 20’si Kuzey İrlanda’da, 10’u İskoçya’da ve ikisi de Galler’de.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre, 2010 yılında keskin bir şekilde düşen ilticacı sayısı, geçen yıl son 20 yılın rekor düzeyine ulaştı. İltica sayısındaki artış, Ukrayna savaşı, Afganistan’ın Taliban tarafından ele geçirilmesi, Suriye, Irak, Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde yaşanan çatışmaların bir nevi yansıması. İlticalar her geçen gün daha da zorlaştırılmasına rağmen, her yıl on binlerce insan ölümü göze alarak, Birleşik Krallık’a sığınmaya devam ediyor. Özellikle son yıllarda Manş Denizi’nin karşı kıyısından plastik botlarla Birleşik Krallık’a sığınan sayısında büyük bir artış var. Geçen yıl iltica edenlerin yüzde 45’ini botla gelenler oluşturuyor. Artan iltica sayısı, sonuçlanmayı bekleyen dosya sayısında yığılmaya neden olmuş durumda. İltica başvurusu için bekleyen dosya sayısı şu an 166 bin civarında.

İLTİCACILARA SUÇLU MUAMELESİ YAPILIYOR

Birleşik Krallık, canını kurtarmak için kendisine sığınanlara insanca yaşayabilecekleri koşulları sağlamak yerine onlara birer suçlu gibi davranmayı tercih ediyor. Çalışma ve sosyal yardımlardan yararlanma hakkı verme yerine, ilticacıları adeta birer toplama kampı ya da hapishaneye dönüştürülen otellere kapatmayı tercih ediyor. İltica edenler arasında geldikleri ülkeye göre ayrımcılık da yapan İçişleri Bakanlığı, parlamentoya sunduğu “İllegal Mülteci Yasa Tasarısı” ile iltica hakkını gasp ederek, bu hakkı suç kapsamına almaya hazırlanıyor.

İlticacılara, def edilmesi gerekenler gözüyle bakan İçişleri Bakanlığı, ilticacıların konaklama sorumluluğunu devrettiği taşeron şirketlerin adları yolsuzluk, hak ihlali ve skandallarla anılıyor. İngiltere merkezli otellerin 109’unu Serco adlı şirket işletiyor. İngiltere, İskoçya ve Kuzey İrlanda’daki otellerden 80’i Mears Grup, diğerleri ise Calder Conferances tarafından işletilmekte. Her üç taşeron firma da ilticacılar üzerinden kârlarını rekor seviyelerde artırdı. Taşeron firmalara ve otellere yaptığı ödemelerle ilticacıların her türlü ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilecek olan hükümet, yine politik bir tercih yaparak, bir taraftan toplumun en korumasız kesimleri üzerinden kendi yandaşlarını zengin ederken, bir taraftan da toplu halde tuttuğu ilticacılar ile yerel halkı karşı karşıya getirip ırkçılığı kışkırtarak, kronikleşen tüm sorunları ilticacı ve göçmenlerin üzerine yıkmaya çalışıyor.

 

İngiltere’de Amazon işçileri greve çıktı

Greve çıkan işçiler, dünyanın en zengin şirketlerinden birisi olan Amazon’un “sadaka benzeri” ücret artışı teklifine karşı saat ücretinin 15 sterline çıkarılmasını talep ediyor.

E-ticaret tekeli Amazon’un İngiltere Coventry’deki deposunda çalışan işçiler bir kez daha greve çıktı. GMB sendikasına üye yaklaşık 700 işçi 24 ve 26 Mayıs günü iş bıraktı.. Böylece Amazon’un Coventry deposunda işçiler toplam 16 gün greve çıkmış oldu.

İşçiler, dünyanın en zengin şirketlerinden birisi olan Amazon’un “sadaka benzeri” ücret artışı teklifine karşı saat ücretinin 15 sterline çıkarılmasını talep ediyor.

Grevdeki işçiler ayrıca ülke çapında hemen her işkolunda örgütlü olan ve yaklaşık 600 bin üyesi bulunan GMB (Genel-İş) sendikasının, Amazon’da yetkili sendika olarak tanınması için yapılan başvurunun sonuçlanmasını bekliyor.

GMB sendikası söz konusu başvuruyu 11 Mayıs’ta İngiltere’de iş hukuku alanında yetkili olan Merkezi Arabuluculuk Komitesine (CAC) yapmıştı.

GMB’den yapılan açıklamada, grevin Coventry’de yaşayan bölge halkının yanı sıra dünyanın dört bir yanındaki Amazon çalışanlarından da büyük destek gördüğü ifade edildi.

Sendika, Amazon’un üst düzey yöneticilerinin işçilere karşı dengesizce bir taktik izlediğini, bir gün alışveriş kuponları vaatleriyle işçileri kazanmaya uğraşırken, ertesi gün işçi sendikası temsilcilerini uzak tutmak için sipariş karşılama merkezlerinin etrafını bariyerlerle kapattıklarını belirtiyor.

GMB ayrıca Amazon’un Rugeley ve Mansfield’deki depolarında çalışan işçilerin de greve katılmak için oylamasının devam ettiğini duyurdu.