Ana Sayfa Blog Sayfa 48

Sevilen sunucu Hülya Alişoğlu gözyaşlarıyla uğurlandı

0

İngiltere’deki toplumunun tanınan ve sevilen simalarından Sunucu Hülya Nur Özdemir Alişoğlu, 14 Nisan sabahı Ramadan Cami’sinde yapılan törenle memleketi Kastamonu’da toprağa verilmek üzere gözyaşlarıyla uğurlandı.

Alişoğlu’nun vefatı İngliltere’deki toplumda derin üzüntü yaratmıştı. ATV Avrupa’da yayınlanan Londra Aktüel programının sunucusu Hülya Nur Özdemir Alişoglu yapımcı ve sunucu Sevgin Alişoğlu ile evli ve 8 ile 12 yaşlarında iki çocuğu var.

İşçi Partisi, Diane Abbott’un üyeliğini askıya aldı

İşçi Partisi’nin önde gelen milletvekillerinden Diane Abbott’un parti üyeliği, Yahudi toplumuyla ilgili sözleriyle ilgili başlatılacak soruşturma süresince askıya alındı.

Abbott’un Observer gazetesine yazdığı yazıda, Yahudi düşmanlığının, siyahların maruz kaldığı ırkçılıktan farklı olduğu yönündeki sözleri tepkilere neden oldu.

İşçi Partisi sözcüsü, partinin “son derece saldırgan ve yanlış olan bu yorumları” kesinlikle kınadığını bildirdi. Parti, soruşturmanın ne zaman başlayacağı ve kim tarafından yönetileceğine dair bilgi vermedi.

Twitter’da bir paylaşım yapan Abbott, gazeteye gönderdiği yazının bir taslak metin olduğunu belirterek, sözlerini kayıtsız ve şartsız bir biçimde geri aldığını belirtti ve özür diledi.

Abbott, parti üyeliğinin askıya alınmasıyla birlikte parlamentoda bağımsız milletvekili olarak oturacak.

Pratisyen hekimler 4 günlük greve gitti

İngiltere’de yaklaşık 50 bin pratisyen hekim ücret zammı talebiyle 11 Nisan’da 4 günlük greve gitti. Hekimler en az yüzde 26 ücret zammı talep ediyor.

İngiltere’de yaklaşık 50 bin pratisyen hekim ücret zammı talebiyle 4 günlük greve başladı. Geçtiğimiz ay yapılan bir günlük grevden sonra anlaşmaya yanaşmayan hükümete tepki gösteren hekimler, daha uzun süreli grev kararı almıştı. Son 15 yılda kayda değer bir zam alamayan ve her yıl daha da kötüleşen ücretlerinin iyileştirilmesini isteyen hekimler en az yüzde 26 ücret zammı talep ediyor.

Yeni mezun olan doktorların hala yıllık 15 bin sterlinle işe başlatılmasının büyük bir sömürü olduğunu söyleyen Tabip Odası (BMA), bir apandisit ameliyatına giren üç doktorun toplam yıllık maaşının 66 bin sterlin olduğunu ve hayat kurtarmanın hükümet nezdinde bir değerinin olmadığını belirterek, hekimlerin herhangi bir işte de bu ücreti alabileceğini açıkladı.

Hastanelerde cinsel saldırı artıyor

Kadın Hakları Ağı’nın (WRN) yayınladığı bir rapora göre, kameralar ve güvenlik görevlilerinin yaygınlığına rağmen, 2019’dan bu yana İngiltere ve Galler’deki hastanelerde bazıları 13 yaşın altındaki çocuklara olmak üzere 6 bin 500’den fazla tecavüz ve cinsel saldırı işlendi. Örgüt, 43 polis gücüne yönelik Bilgi Edinme Özgürlüğü taleplerine atıfta bulunarak, Ocak 2019 ile Ekim 2022 arasında Birleşik Krallık’ta polis güçleri tarafından hastanelerde en az 2 bin 88 tecavüz ve 4 bin 451 cinsel saldırının kaydedildiğini söyledi.

Çoğunluk Kral Charles’ın taç giyme tören masraflarına karşı

Kraliçe Elizabeth’in ölümünün ardından tahta çıkacak olan Kral Charles’ın 6 Mayıs’ta taç giyme töreni gerçekleşecek. Ancak Britanyalıların yarısından fazlası, Kral Charles’ın taç giyme töreni masraflarının hazineden karşılanmasını istemiyor. Kral Charles’ın taç giyme töreni 6 Mayıs Cumartesi günü Westminster Abbey’de gerçekleşecek.

Tüm İngiltere’de büyük bir coşku ile kutlanacak taç giyme töreniyle ilgili yeni bir anket yapıldı. YouGov’un yaptığı ankete katılanların yüzde 51’i, 6 Mayıs’taki taç giyme seramonisinin masraflarının hükümet tarafından ödenmesine karşı çıkarken, yüzde 32’si masrafların hazineden karşılanması gerektiğini belirtti.

Başbakan Yardımcısı “zorbalıktan” istifa etti

Birlikte çalıştığı kişilere zorbalık yaptığı ve kötü davrandığı iddiaları nedeniyle hakkında soruşturma yürütülen İngiltere Başbakan Yardımcısı Dominic Raab istifa etti. Raab’la ilgili rapor Başbakan Rishi Sunak’a sunulmuştu.

Dominic Raab, istifa mektubunda hakkında yürütülen soruşturmayla ilgili eleştirel bir dil kullanarak, “Bu soruşturma zorbalık eşiğini o kadar aşağıya çekti ki, çok tehlikeli bir emsal oluşturdu. Bu, bakanlar hakkında sahte şikayetler getirilmesini teşvik edecek” diye konuştu.

Raab, kabinede görev yapanların çalışma arkadaşlarına “İngiltere halkı adına” net ve eleştirel yorumlar yapma hakkı bulunması gerektiğini aksi halde demokratik ve anayasal sorumluluklarını yerine getirmemiş olacaklarını savundu. Rapor henüz kamuoyuyla paylaşılmadı ve raporu inceleyen Başbakan Sunak da henüz bir açıklama yapmadı.

Recep attı İngiltere yalanladı

İngiltere Donanması, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘İngiltere’nin denizaltı yaptırmak için işbirliğine gitmek istediği’ iddialarını yalanladı.

İngiltere, AKP’li Cumhurbaşakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İngiltere’nin denizaltı yapımı için işbirliğine gittiği yönündeki iddialarını yalanladı.

Derme çatma bir gemiyi “uçak gemisi” olarak yutturmaya çalışan, ülkenin tüm olanaklarını kullanarak damadına yaptırdığı silahlı ve silahsız insansız hava araçlarından başka uçağın inemeyeceği sözde uçak gemisini oy toplamak için kullanmaya çalışan Erdoğan, yine meydanlarda yalan söylemeye devam ediyor.

50 yıl önce yapılan üniversite ve havaalanlarını da kendisinin yaptığını söyleyen Erdoğan, İngiltere’nin denizaltı yapımı için ortak çalışmak istediğinin yalanını da söyledi. İngiltere hemen yalanladı.

Breaking Defense sitesine konuşan İngiltere Donanması Sözcüsü, ‘Birleşik Krallık Denizaltı Teslimat Ajansı, Savunma Nükleer Organizasyonu ve gemi yapımcısı BAE Systems ekipleri de dahil olmak üzere bu konudaki görüşmelerden kimsenin haberi olmadığını’ söyledi. Sözcü, “Kimsenin bu görüşmelerden haberi yok” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, 18 Nisan’da yaptığı açıklamada, ‘İngiltere’nin denizaltıların yapımı konusunda iş birliğine hazır olduğunu’ söylemişti.

İletişim Başkanlığı’nın internet sitesinde de paylaştığı açıklamada Erdoğan, “Türkiye’den uçak gemileri ve denizaltılar sipariş etmeye hazır ülkeler var. İngiltere, Türk tarafıyla denizaltıların üretimi konusunda iş birliğine hazır” demişti.

 

1 Mayıs’tan, 6 Mayıs’tan 14 Mayıs’a…

6 Mayıs, zaten hep 1 Mayıs’tan hemen sonra yaygın olarak halkın ve gençliğin gündemi oluyor ve Denizler, 1 Mayıs’ın coşkusuyla anılıyordu. Hemen ardından gelen 8 Mayıs ise, 1945’te dünyanın Hitler faşizmi belasından kurtulduğu gündü ve ayrıca kutlansa da genellikle 6 Mayıs’la birlikte mücadele azim ve kararlılığının pekiştirildiği bir gün oluyordu.

1 Mayıs, 6 Mayıs ve 8 Mayıs… Birlik, mücadele ve dayanışma günlerimiz.

Bu yıl 6 Mayıs, 1 ve 8 Mayıs’la birlikte bir başka önem kazandı. Yaklaşık bir hafta sonrasında Türkiye’nin kaderini ilgilendiren bir seçim var ülkede. Ortalama bir seçim değil. Sadece şu parti mi bu parti mi hükümeti kursun, bunun kararlaştırılacağı bir seçim olmayacak bu yılki seçim. Rejim ve diktatörlüğün biçimi kararlaştırılacak. Olağan bir burjuva diktatörlüğü olarak mı örgütlenecek devlet, yoksa yasakçı olmakla kalmayıp kan dökücü, açık terörcü niteliğiyle faşist bir diktatörlük biçiminde mi –seçimin sonucu bunu belirleyecek!

Faşist diktatörlük bu, oyun da değil, oyuncak da. Bize ne denecek şey değil! “Biz İngiltere’deyiz, bizi ilgilendirmez” denecek türden de değil. Hepimizin bir yakını var, kan kusturacaklar. Tatile bile zor gidilecek!

O nedenle, 1 Mayıs ve 6 ve 8 Mayıslardan güç alarak yüklenmek şart bu seçime.

Evet, Denizler parlamentarist değillerdi. Üye oldukları, milletvekili sayısı hesabı yapan, vekillerini artıra artıra iktidara geleceği hayali içindeki TİP’ten parlamentarist bir parti olduğu için kopmuşlardı. Ancak bu, “faşizm mi, bize ne, gelirse gelsin” diye düşündükleri anlamına gelmiyor.

Tabii ki vekillik önemli, tabii ki parlamentonun bir kürsü olarak kullanılmasının önemi yadsınamaz. Ama bir vekil eksik, iki fazla olunca dünya yıkılacak değil! Bu seçimin önemi de, zaten “ille de vekillik” ya da vekil sayısında değil, ama faşist bir diktatörlüğün kurulmasının yolunun kesilmesi ve faşizm püskürtülerek halkın bir nefes alması ve yeni mücadele günlerine hazırlanma olanağı bulmasında. Hele 8 Mayıs Dünya Faşizme Karşı Zafer Günü’nden alınacak güçle 14 Mayıs’ı faşizmin inine tıkılacağı bir güne dönüştürmek şart.

Dedik, Denizler parlamentarist değildi, biz de değiliz. Sadece oyla, seçim sandığıyla faşizmin inine tıkılamayacağı tartışma götürmez. Zaten bu nedenle, sandık da sandık deyip durmakla, sandıktan da zaferle çıkılamaz. Onun için milletvekili saymakla yetinilemez. İş sayıya kalırsa, bir eksik, bir fazla fark etmeyecektir. Bir halk hareketi olmazsa olmaz, başka türlü sandıklar da korunamaz.

İşte tutuklamalara girişti AKP. İl binaları da kurşunlanıyor. Ürkmek, gerilemek, alanı AKP ve ortaklarına terk ederek sandığı işaret etmekle yetinmek, kaybetmekle eş anlamlıdır.

Diyarbakır merkezli başlayan HDP operasyonu, aslında doğrudan sandıkların korunmasına yönelik. Ve Millet İttifakı’ndan tek ses çıkmadı. Sanki tutuklamalar Sudan’da Hartum’da. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın oyuna talip olmayı biliyorlar ama, “bu operasyon da nereden çıktı?” diye sormuyorlar! Artık milliyetçi suçlamadan kaçınmak ya da çekinmek, hangisiyse, ama bu sessizlikle başkanlığı çantada keklik sayanlar yanılır.

Bir söz de kendini “nimetten sayan” DSP’li başkana: Biçareliğin bu kadarı olmaz! AKP’ye sığınmış gerekçe arıyor: “AKP anti-emperyalist”miş! AKP’li bakanlar da tekrar ediyor. Yok, “anti-kapitalist”! Sermaye egemenliğine karşı AKP! “Deniz de AKP’yi destekler”miş! Can bedeli emperyalizm ve işbirlikçilerine karşı mücadele eden Denizlere bu yakıştırmaya hayasızlık, haysiyetsizlik denir!

 

Tek adamdan kurtulmak için sandık başına!

Türlü oyunlarla sistemi değiştirip her şeye kendisi karar veriyor; yolsuzluk, hırsızlık, yalan, iftira, baskı, zulüm, cezalandırma, katliam. Kısacası, kendisinin ve etrafındakilerin cebini doldurmak için her yola başvuran, itiraz edenleri “hain” “terörist” ilan eden, insanlık tarihinde eşine az rastlanmış biri Türkiye’yi yönetiyor: ERDOĞAN

Bilal zengin oldu.

Kendisi ise dünyanın en zengin ülke yöneticilerinden biri oldu.

Gemiler, saraylar ve yurtdışına çıkarılan paralar.

Hepsi halkın parası.

20 yıldır çalıyorlar.

Mafya grupları, çeteler oluşturdular.

Bütün bunları anlatmaya çalışan gazeteciler, siyasetçiler derhal cezaevine atılıyor.

Yurtdışında yaşayan yurttaşlarımız, bu yolsuzluk ve hırsızlıkları bir sosyal medya hesabından paylaşmaya kalksa gümrükte gözaltına alınıyor.

Yurtdışında yaşayan yurttaşlar sadece para kaynağı olarak görüldü. Hiç bir hizmet yapılmazken, AKP’li olmayanlar devlet olanaklarından yararlandırılmıyor.

Hırsız komşu istemiyoruz

Gerek yurtdışında yaşayan ve gerekse de Türkiye’de yaşayan halkımızın artık bir nefes alması gerekiyor.

Baskı ve zorbalık hat safhasında. Dini kullanarak her tür dinsizliği yapan Erdoğan ve etrafındakiler, akla gelmeyen türden oyunlarla devletin parasına el koyuyorlar.

Üstelik bu paraların çoğu Londra’ya getiriliyor. Yanı başımızda, halkın parasıyla keyfi sefa sürecek bu asalakların iktidardan etmek yetmez. Onlara bu yolsuzluk ve hırsızlıkların da hesabını sormak gerekiyor. Hırsızların bize komşu olmasını istemiyoruz.

İşte bunun başlangıcı seçim sandıklarına gidip oy kullanmaktır.

Tüm çevremizi de oy kullanmaları için ikna etmek zorundayız. Oylarımızı da isabetli kullanmalıyız.

Türkiye’deki işçi ve emekçilerin partisi Emek Partisi’nin de adaylarının listelerinde aday gösteren Yeşil Sol Parti’ye oylarımızı kullanıp, halkın gerçek temsilcilerinin parlamentoda temsil edilmesini sağlamalıyız.

Tek dertlerinin, işçilerin, emekçilerin, yoksul halkın, ezilen Kürt halkının ve tüm ötekileştirilenlerin çıkarını gözetmek olan bu adaylar, parlamentoda bizleri temsil edeceklerdir. Tek adamın da en büyük korkusu ve kabusu Yeşil Sol Parti adaylarının seçilmesidir.

Unutmayalım ki; İngiltere’de kullanılan oylar çok değerlidir. Ülkeye dağıtılıyor ve milletvekili seçimlerinde etkili oluyor.

Yani tek adamı göndermeye biz de üzerimize düşeni yapıp oyumuzu mutlaka kullanalım ve Yeşil Sol Parti’ye oyumuzu verelim.

 

Köle sahibi olmaktansa, bir köle gibi satılmayı yeğ tutarım

William Cowper, Sanayi Devrimi’nin başlangıç ve gelişme dönemlerinde yaşamış ve zamanın çelişkili gelişme koşullarını ve yarattığı çelişkili duygusal atmosferi yansıtmış önemli bir şairdir. Devrimci olmadı hiçbir zaman. Monarşinin kaldırılmasını değil, kralların yasalara ve halkın özgürlüğüne saygı duyarak egemen olmalarını isteyen liberal bir hümanistti. Bir dostuna yazdığı mektupta, “Tanrı bizi korusun da bir ihtilal olmasın; ama eğer reformlar yapmazsak, mutlaka ihtilal olacak” demişti.
Büyük İngiliz romantiklerinin hepsinde devrim korkusu ortak özellik gibi görünüyor. Ama yine hepsi, Büyük Fransız Devrimi’ni heyecanla, coşkuyla karşılamıştır. Galiba, uzaktan güzel görünen devrim, kendi ülkeleri için düşünüldüğünde, asla terk etmeye niyetli olmadıkları hülyalı düşüncelere dalma zevkini bozacak bir şey olarak korkunç bir hal alıyordu.

Bastil’in devrimci halk tarafından ele geçirildiğini duyunca şu dizeleri yazdı:

Bir tek İngiliz yüreği yoktur ki, sevinçten hoplamasın

Senin (yani Bastille’in) sonunda yıkıldığını duyunca!

The Task adlı eseri, Fransız Devrimi patlak vermeden dört yıl önce, l 785’te yayımlandığı halde, Cowper bu devrimin “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” çağrısının coşkun bir savunucusu olarak kendisini ortaya koymuştur.

W. Cowper birinci ve ikinci kuşak İngiliz Romantikler ayarında büyük bir şair olmadığı halde, doğa ve insan sevgisini elinden geldiğince yalın bir biçimde dile getirerek, onların öncüsü sayılmaya hak kazanmıştır. Daha sonra gelen romantiklerin coşkulu bir tutku halinde dile getirdikleri doğa ve insan sevgisi, basit hazlardan büyük duygular çıkarma becerisi, Cowper’ın dikkat çekici yanlarından biri olarak değerlendirilmiştir. Kendisinden önce şiire konu olamayacak kadar basit sayılan keyifli anlara, örneğin bahçesinde çiçek yetiştirmek ya da kış akşamlan ocağın önünde oturup arkadaşlarıyla çay içmek gibi küçük mutluluklara İngiliz şiirinde ilk yer veren odur.

Cowper doğa sevgisinden ötürü Romantik şairlere yakın olduğu gibi, siyasal tutumu ve sıradan yoksul insanlara beslediği sevgiden ötürü de onlara yakındır. Örneğin, âşık olduğu adam tarafından baştan çıkarılıp terk edilen, sonra da çıldıran, gece gündüz ıssız yerlerde dolanıp duran Deli Kate’in öyküsü kendisinden sonra gelen pek çok yazara ve şaire ilham vermiştir.

Büyük şiiri The Task’ın bir bölümünde, tüm insanlara karşı ne denli büyük bir sorumluluk içinde olduğunu anlatır. Çok bilge geçinen bir filozof, “Başkalarından sana ne?” diye sorunca, Cowper şöyle bir yanıt verir:

Ben kadından doğdum; merhamet kadar tatlı

Bir süt içtim insan memelerinden.

Düşünüyorum, konuşuyorum, gülüp ağlıyorum;

Bir insanın tüm işlevlerini yerine getiriyorum.

Öyleyse ben ve yaşayan herhangi bir insan

Nasıl yabancı kalabiliriz birbirimize!

Cowper’ı korkunç savaşların Avrupa’yı kasıp kavurduğu sıralarda, savaştan nefret eden bir barışsever olarak görürüz. Ona göre, savaşları önlemenin tek yolu, askere alınanların savaşmayı kesinlikle reddetmeleridir. Zorba bir krala boyun eğdikleri için Fransızları ayıplamasından birkaç yıl sonra devrimin gerçekleştiğini görür. Ama kendi kralına karşı yalnızca adil ve iyi kalpli olmasını istemekten öte itirazı yoktur.

Annesini altı yaşında yitiren, yatılı okulda büyük sıkıntılar çeken Cowper’ın yaşamı pek mutlu geçmemişti. Belki de bu yüzdendir ki, daha sonraları bir akıl hastalığına tutuldu. Tanrı’nın onu lanetlediği, bağışlanması için ölmesi gerektiği saplantısına kapılarak, bir bunalım anında canına kıymaya kalktı. Ömründe iki kez, bir yıldan fazla bir süre için akıl hastanesine kapatılması gerekti. Hastalığının sebebi olarak, dünyaya egemen olan sosyal adaletsizliği gösterdi. “My soul is sick”, çünkü dünya adaletsiz! Hayvan satın alırcasına insan satılıp alınan bir çağda, Cowper köle ticaretinden öylesine nefret eder ki, bir köleye sahip olmaktansa, kendi köle olmayı yeğ tutar.

Cowper’ın şiiri, İngiliz Aydınlanmasının temel özelliklerinin çelişkili duygusal ve estetik boyutlarını gösterdiği için tartışılmaz bir önem taşımaktadır.