Ana Sayfa Blog Sayfa 51

İngiltere ve Kuzey İrlanda’da yerel seçim var

0

4 Mayıs’ta, İngiltere ve Kuzey İrlanda’da gerçekleşecek olan yerel seçimler, Rishi Sunak’ın başbakanlığının sınandığı ilk seçim olacak. İngiltere ve Kuzey İrlanda’da 40 milyon seçmenin oy kullanma hakkına sahip olduğu seçimler 2019’dan buyana gerçekleşen en büyük katılımlı yerel seçim olacak. Seçmenler İngiltere’de 230 belediyede yaklaşık 8 bin belediye encümen üyesini belirleyecek. İngiltere’de ayrıca seçmenler, Bedford, Leicester, Mansfield, ve Middlesbrough’da da belediye başkanlarını seçecek. Kuzey İrlanda’da ise 18 Mayıs’ta 11 belediyede yapılacak olan seçimler ile 462 belediye encümeni belirlenecek.

Hem hükümet hem muhalefet kaybettiği sandalyeleri almaya çalışacak

İngiltere’de 2019’da yerel seçimler, Brexit tartışmalarının gölgesinde gerçekleşmişti. Dönemin Başbakanı Therasa May, parçalanmış olan muhafazakarları Brexit’e anlaşmaya ikna etmeye çalışıyor, rakibi Jeremy Corbyn ise anlaşmasız bir Brexit’e izin vermemekte diretiyordu. Çözüm üretmekten çok aralarında iktidar kavgası veren muhafazakârlar ve Brexit için kabul edilebilir bir alternatif ortaya koyamayan İşçi Partisi, 2019’un Mayıs’ında yapılan seçimlerde halk tarafından cezalandırıldı. Muhafazakâr Parti, binden fazla sandalye kaybetti. İşçi Partisi de, muhalefette olmasına rağmen 84 sandalyesini Liberal Demokratlar ile Yeşiller’e kaptırdı.

Brexit öncesi Avrupa Birliği ve göçmenlik karşıtlığı üzerinden güç toplayan UKIP elde ettiği sandalyelerin çoğunu kaybetti. Seçimlerden kazançlı çıkan Liberal Demokrat Parti sandalye sayısını 1225’e Yeşiller ise 240’a çıkardı.

İngiltere’de 4 Mayıs’ta yapılacak yerel seçimler ağırlıklı olarak Muhafazakarların elinde bulunan kırsal belediyeleri kapsıyor. Muhafazakârlar bu seçimlerde ellerinde bulunan 3 bin 367 sandalyeyi korumaya çalışacak. İngiltere’nin kuzeyinde ise seçimler kentsel bölgelerde İşçi Partisi’nin güçlü olduğu yerlerde gerçekleşecek. Ve İşçi Partisi elinde olan 2 bin 144 sandalyeyi artırarak genel seçimler için güç toplamaya çalışacak. Hükümet ve ana muhalefet partilerini çözümsüz bırakan Brexit tartışmalarının yarattığı güven kaybından yararlanarak sandalyelerini arttıran Liberal Demokratlar ve Yeşiller ise bu seçimlerde sandalyelerini korumaya çalışacak.

Yerel seçimler, gelecek yıl yapılacak genel seçimler için gösterge olacak

İngiltere’de seçimler ağırlıklı olarak district olarak adlandırılan bölgesel belediyelerde yapılacak. District belediyelerinin yanı sıra Unitary ve Metropolitan belediyelerinde de seçimler yapılacak. Londra’da yerel seçimler geçen yıl yapıldığı için bir sonraki seçimler üç yıl sonra 2026 Mayıs’ında yapılacak. Hem hükümet hem de muhalefet seçim kampanyalarını West Midland’da başlattı. İşçi Partisi, tarihsel olarak uzun süre elinde tuttuğu için ‘kızıl duvar’ olarak adlandırılan bu bölgede en son genel seçimlerde çok sayıda milletvekilini muhafazakarlara kaptırdı. İşçi Partisi kaybettiği oyları geri almak, Muhafazakâr Parti ise kazandığı oyları korumak için seçim çalışmalarını West Midland’da başlattı.

Gelecek yıl yapılacak genel seçimlerin göstergesi olacak yerel seçimler için anketler İşçi Partisi’ni önde gösteriyor. 16 Nisan tarihli anketler ortalama olarak Muhafazakâr Parti’nin oy oranının yüzde 28 İşçi Partisi’nin oy oranını ise yüzde 42 olarak gösteriyor.

Kimliği olmayanlar oy kullanamayacak

4 Mayıs yerel seçimleri aynı zamanda oy kullanmak için kimlik zorunluluğunun uygulanacağı ilk seçim olacak. Geçerli bir kimliği olmayan seçmenler oylarını kullanamayacak. Muhafazakârlar oy kullanabilmek için kimlik zorunluluğu getirerek demokrasiye bir darbe daha vurmuş oldu. Kimlik taşımanın zorunlu olamadığı Britanya’da seçmenlerin yaklaşık yüzde 4’üne tekabül eden iki milyon kişi resmi bir kimlik kartına sahip değil.

 

Bir yıllık grevlerin ardından İngiltere 1 Mayıs’ı karşılıyor

İngiltere’de 1 Mayıs 2023’e, 500 bin öğretmen, 300 bin hemşire ve 130 bin kamu işçisi grevle girecek.

İngiltere’de son 30 yılın toplamından daha fazla grev bir yıl içinde gerçekleşti. Milyonlarca işçi, başta ücret artışı olmak üzere, iş koşullarının iyileştirilmesi, iş garantisi, daha iyi koşullarda emekli olma olanakları talepleriyle grevlere çıktı. 1 Mayıs 2023’e, 500 bin öğretmen, 300 bin hemşire ve 130 bin kamu işçisi grevle girecek.

DEMİR YOLU İŞÇİSİ GREV YOLUNU AÇMIŞTI

21 Haziran 2022 tarihinde ulusal çapta ilk grevini gerçekleştiren Demir yolu işçileri, yıllarca yapılmayan zamlar karşısında artık sessiz kalmayacaklarını ve eyleme geçeceklerini duyurarak meydana çıktı. Demir yolu işçilerini, posta, iletişim, sağlık, kamu işçileri izledi. Milyonlarca işçi 30 yıl sonra greve çıkmıştı. Bunun yanı sıra irili ufaklı binlerce grev gerçekleşti. Bu grevlerin birçoğu kazanımla sonuçlanırken, birçoğu da taraflar arasında yapılan anlaşmalar sonucu bitirildi. Ücret zammı merkezli grevlerin birçoğu, hükümet ve işverenleri masaya oturmaya zorlamış ve yapılan tekliflerin çok daha üzerinde zamlar alınarak grevler sona erdirilmiştir.

HALKIN DESTEĞİ ARTARAK DEVAM ETTİ

Hemen hemen tüm sektörlerde grevlerin olmuş olması, halkın desteğini de peşinden getirdi. Yer yer sokaklarda, grev karşıtları arayan televizyon kanalları, karşıt kimseyi bulamadı. Çünkü mikrofon uzatılan herkesin mutlaka bir sorunu söz konusuydu. Ya ücret ya da başka bir sorun yaşıyordu. Bu yüzden halkın grevlere desteği sürekli yüksek oldu.

HÜKÜMET SAĞLIKÇILARI MAHKEMEYE VERDİ

Yaklaşık 300 bin hemşirenin grev süresinin 1 Mayıs’ta bittiğini ve 2 Mayıs’ta da karar alan sağlıkçıların bir gün fazladan grev yapmaması için hükümet sağlıkçıları mahkemeye verdi. Salgın döneminde bakanlıklarının önüne çıkarak alkışlayanlar, şimdi alkışladıkları işçileri mahkemeye verdi. Mahkeme, 2 Mayıs’ta işçilerin grev oylama tarihinin sona erdiğini gerekçe göstererek iptal etti.

Fakat işçiler 1 Mayıs’ı grevle karşılayacak. Ülkenin birçok noktasının yanı sıra, Londra’daki St Thomas Hastanesi önünde sabahın erken saatlerinden itibaren toplanacak sağlıkçılar, burada yapacakları gösterinin ardından Trafalgar Meydanı’nda yapılacak 1 Mayıs mitingine katılacak.

İŞÇİLER GERÇEK BİR İŞÇİ PARTİSİ İSTİYOR

2023 yılı 1 Mayıs’ına İngiliz işçi sınıfı, sermayenin ağır saldırıları karşısında mücadele hattına yöneldiği bir atmosferde giriyor. Hükümetin de işçi ve emekçilerin hükümeti olmadığının açık bir şekilde hissedildiği ve anlaşıldığı bir dönemden geçiliyor. Uzun bir süredir İngiltere’de, belki 1 Mayıslarda görkemli gösteriler olmuyor. Fakat işçi sınıfı ile sermaye arasındaki savaş daha da keskinleşerek kendini gösteriyor. Bu durum, birçok sendikanın da işçilerden gelen baskı ile mücadele hattına gitmeyi sağladı. Muhafazakar Parti iktidarının baskıları, muhalefetteki İşçi Partisi’nin benzer tutumları, işçilerde yeni arayışlara neden oluyor. Yapılan birçok araştırmada, yeni ve işçilerin gerçek partisinin kurulmasını isteyen insanların sayısı giderek artıyor. Yaklaşık yüzde 60 oranında işçiler, Muhafazakarlardan kurtulmak için yeni bir işçi partisine ihtiyaç olduğunu belirtiyor. İngiltere’de 1 Mayıs’a işçiler, yeni bir parti talebi ile giriyor.

Britanya’da Emek ve Özgürlük İttifakı için kurumlar kolları sıvadı

Britanya’da Emek ve Özgürlük İttifakı seçim çalışmalarına başladı. Toplam 20 kurum tarafından ortak yürütülecek çalışmalar için Britanya Seçim Koordinasyonu oluşturuldu.

Britanya Alevi Federasyonu binasında yapılan basın açıklamasında, 15 Mayıs’a aydınlık bir Türkiye’ye uyanmak için Britanya’da güçlü bir çalışmanın örgütleneceği belirtilirken, sandıkların kurulacağı mekan için de uyarıda bulunuldu. Türkiyeli seçmenin büyük bir bölümü Kuzey Londra’da yaşıyor olmasına rağmen Londra’nın başka bölgelerine sandıkların kurulmasının oy kullanmada etkili olduğunu belirten kurum temsilcileri, konsolosluk tarafından çıkarılacak her türlü zorluğa rağmen seçmenleri otobüslerle taşıyacaklarını ve tek adam iktidarından kurtulmak için güçlü bir katılım sağlayacaklarını aktardı.

“Hep birlikte başaracağız”

20 kurum adına basın açıklamasını okuyan Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAY-MER) temsilcisi Feyzullah Cinpolat, “Ezilen, sömürülen, katledilen, yok sayılan insanlarımızı, kadınlarımızı, gençlerimizi görmezden gelen sisteme karşı hep birlikte çalışarak başaracağız” dedi.

Yaklaşık üç hafta önce oluşturulan koordinasyon hemen kolları sıvamış ve adres beyanları ve seçmen kayıtları çalışmalarını başlatmıştı. Oylamaların sona ereceği 9 Mayıs’a kadar çalışmalarını yoğunlaştırarak sürdüreceklerini belirten kurum temsilcileri, seçmenlerin sandığa gidebilmesini kolaylaştırmak için tüm kurumların önünden otobüslerin kaldırılacağını belirtti.

HDP eski milletvekili Osman Baydemir de basın açıklamasına katılarak bir konuşma yaptı. Baydemir, 14 Mayıs seçimlerinin önemine değinerek, bir araya gelen kurumların ortak çalışmasına katkı sunan tüm kurumlara teşekkür etti.

Britanya’da oluşturulan en etkili seçim koordinasyonu olan Britanya Seçim Koordinasyonu’nda yer alan kurumlar şunlar: DAY-MER, Gik-Der, KHM, Tohum KM, Bozca-Der, Nurhak, Dem-Der, Kırkısrak, Alhax Com, BAF, Tavlalılar Derneği, Dersim-Der, Kürecik, El-Com, Zedikan-Der, TİP, ADHK, Göksün-Der, Tilkililer ve Paz-Der.

 

Depremde ölenler Londra’da anıldı

Londra’da Britanya Alevi Federasyonunda (BAF) bir araya gelen toplum üyeleri, depremde hayatını kaybedenlerle 16 Mart 1988’deki Halepçe ve 16 Mart 1978’deki Beyazıt katliamlarında yaşamını yitirenleri çırağlar yakıp semah dönerek andı. Eşbaşkan Dilek İncedal yetkililerin enkaza müdahalesinde gecikmelerini sert bir dille eleştirerek, dayanışmanın önemine değindi.

Britanya Alevi Federasyonu tarafından depremin 40’ıncı günü dolayısıyla hayatını kaybedenler için gerçekleştirilen anma töreninde Demokratik Güç Birliği (DGB) bileşenleri, Parlamento Alevi Sekretaryası ve Southgate bölgesi Milletvekili Bambos Charalambous, Londra Belediye Meclisi üyesi Joanne McCartney, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Eş başkanı Filiz Koç ve İbrahim Has’la yüzlerce kişi hazır bulundu.

Anma, gülbangların okunması ve hayatını kaybedenler için Yadigar Arslan Ana ve İnanç Kurulu’ndan Doğan Erdoğan tarafından çırağlar ile başladı. Çırağlar yakılırken bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Yakılan çırağların ardından deyişler eşliğinde semaha duruldu.

 

Pahalılık maaşları eritiyor

Hayat pahalılığının maaşları eritmeye devam etmesi, satın alma gücünde son 70 yılda görülen en büyük düşüşe neden oldu. BBC’nin haberine göre; artan fiyatlar hesaba katıldığı zaman, ülkedeki hane halkı gelirlerinin 2023-24’te yüzde 6 oranında gerileyeceği tahmin ediliyor.

Hükümet için bağımsız tahminler yürüten Office for Budget Responsibility (OBR) kurumu, ayrıca, yaşam standartlarının 2027’ye kadar pandemi öncesi seviyelere dönmeyeceği konusunda da uyarılarda bulundu. OBR, “Pandemi ve Ukrayna savaşı sonrasında enerjiyle gıda masrafları hızla yükselmeye başladı ve bu durum, aile bütçelerini büyük baskı altına almaya devam ediyor. Fiyatların artış hızını gösteren enflasyon oranı, şu anda çift haneli seviyelerde bulunuyor. Oysa hayat pahalılığını doğuran ücret artış hızı geriden geliyor” yorumunu yaptı.

OBR tarafından yürütülen tahminlerde, enflasyon oranının bu yılın sonunda yüzde 2,9 seviyesine kadar gerilemesi bekleniyor. Yine de şimdiki enflasyon oranı çok yüksek ve ortalama maaşların oldukça üzerinde görülüyor. OBR Başkanı Richard Hughes, yaşam standartlarındaki düşüşün, kayıtların tutulmaya başlandığı 1950’li yıllardan bu yana görülen en büyük iki yıllık düşüş olduğunu vurgulayarak, “Hane halkının yaşam standartlarını koruyabilmek için hazırdan ya da borçlanarak aile bütçelerini dengelemeye çalışacaklarını sanıyoruz” dedi.

Hayat pahalılığının artmasına karşın Maliye Bakanı Jeremy Hunt, Mart sonundaki bütçe açıklamasında işsizliğin azalması ve işgücünü verimliliğini arttırmaya odaklandığını belirtti. Maliye Bakanı; işsizleri çalışma yaşamına geri döndürerek, kapitalizmi aklayıp işçileri ve ücret artışı taleplerini suçlayarak “enflasyonun ana nedeni olarak gösterdiği” maaş artışlarını durdurmayı, böylelikle fiyat artışlarını yavaşlatmayı planlıyor.

Muhalefetteki İşçi Partisi tarafından yapılan açıklamalarda ise, işçilerle ücret artışı taleplerine ilişkin tek laf edilmezken, geçen haftaki bütçeye ilişkin açıklama eleştirildi ve “durgunluk, istikrar olarak gösterilmeye çalışılıyor” dendi.

 

İşçiler “emeklilik reformu”na karşı Fransa’yı Sarsıyor!..

0

Dış Haberler Servisi

Emeklilik yaşını 2 yıl artırmak isteyen Fransa hükümeti, Anayasa’nın özel maddesini kullanarak emeklilik yasasını meclisi devre dışı bırakıp yasalaştırma peşinde. Milyonlarca işçi kentlerin sokaklarıyla meydanlarını doldururken grevler sürüyor…

Thacher ve Reagan’ın işaret fişeğini ateşledikleri neo-liberal politikaların uygulamaya konmasıyla dünyanın çehresi değişmeye başladı. Tekelci sermaye “sosyal devlet” adına ne yapılmış ve halklar hangi kazançları elde etmişse, tümünü geri almak üzere saldırıya geçti. Eğitim, sağlık ve belediye hizmetleri dahil kamu mülkiyetinde olan her şey özelleştirilmeye başlandı. Şimdi örneğin NHS’in bazı bölümleri özel şirketlerin elinde. Çok sayıda özel okul eğitim alanını doldurdu. Belediye evi ise neredeyse kalmadı, özel şirketlere satıldı.

Emeklilik fonları tekellerin göz diktiği alanlardan. Hemen bütün ülkelerde emeklilik yaşı yükseltildi ve daha da yükseltilmeye çalışılıyor. Tekellerle emirlerindeki burjuva hükümetler birkaç yıl daha fazla emekli maaşı ödemekten kurtulmak için “mezarda emekliliği” dayatma çabasında.

Diğer ülkelerden geri kalmayan Fransa tekelleri ve hükümeti de, emeklilik yaşının çok düşük olduğu iddiasında ve 62 olan emeklilik yaşını 64’e yükseltmek istiyor. Emeklilik sisteminin işlerliğini garantiye alabilmek için bu değişikliği şart sayıyor. Yoksa sistem çökermiş.

Türkiye’de emeklilik yaşı bu iddiayla yükseltildi ve emekli olabilmek için 7100 gün sigorta pirimi ödemiş olma şartı getirildi. Emeklilikte yaşa takılanlar kangrene dönüşen bir yara. Ama hiçbiri, tekellerin hükümetinin emeklilik fonlarını kapitalistlere kredi olarak dağıtmasını engellemedi. Üstelik şimdi yeni bir sömürü yolu olarak herkese bireysel emeklilik dayatılıyor.

Macron hükümeti de, pirim ödeme süresinin uzatılması ve emeklilik yaşının 64’e çıkarılmasının sigorta sistemine yılda 17,7 milyar Euro ek gelir sağlayacağını ve şimdi açık veren sistemin gelir-gider dengesinin 2027’de sağlanacağını ileri sürüyor. Bu, hem sistemin yükünü işçilere yıkmak için söylenen bir yalan, hem de sendikaların dediği gibi, sistemin iddia edilen zararı zenginlerden ek vergi alınmasıyla karşılanabilir.

Macron, seçim kampanyasında emeklilik yaşını 65’e çıkaracağını söylemiş, hükümet tepkiler sonrası bunu 64’e düşürmüş ve en düşük emekli maaşının 1200 Euro olacağını belirtmişti. 64 yaşın uygulamaya konma girişimi ise büyük tepkiye neden oldu. Anketlere göre halkın üçte ikisi değişikliğe karşı. Üstelik parlamentoda da büyük bir muhalefet var.

Ocak’ta düzenlenen iki büyük grev tüm sendikaların ortak çağrısıyla başladı ve devlet memurlarıyla işçiler yaygın olarak greve çaktı. Okullar kapandı, otobüs ve trenler çalışmadı.

Gösterilere karşı Paris’te 4 bin, ülke çapında ise 11 bin polis görevlendirildi.

Mart ortasında, ülke 1995’ten bu yana en büyük grev ve gösterilerle sarsılırken, Macron hükümeti harekete geçti. Tasarı Senato’da kabul edildi. Meclis’teki oylamanın hemen öncesinde, Başbakan E. Borne Anayasa’nın 49/3 maddesine dayanarak Meclis’i by-pass edip yasayı yürürlüğe koymayı kararlaştırdı.

Bu karar, Paris işçi ve emekçilerini sokağa döktü.

Mart boyunca süren çöp toplama işçilerinin grevi nedeniyle kent sokaklarında binlerce ton çöp birikti. Gösterilerde birçok kentte çöp kutularından barikatlar yapılıp ateşe verildi. Nantes ve Rennes’de bazı yollar barikatlarla trafiğe kapatıldı. Paris ve Lyon’da polis halka göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla müdahale etti. Nice’te ise devlet dairelerinin önünde ateşe verilen çöp kutularını temizledi.

Sadece sokaklarda gösteriler yapılmıyor. Grevler ülkede yaşamı etkiliyor. Sanayi, demiryolu, gaz ve elektrik işçilerinin greve katılması, ulaşım, kamu hizmetleri ve enerji üretiminde büyük aksamalara neden oldu. Petrol rafinerilerinde grev haftalar sürdü, petrol istasyonlarının yaklaşık %20’si yakıtsız kalıp kapandı, ülke genelinde yakıt sıkıntısı yaşanıyor.

Petrol rafinerilerinden tedarik dururken, öğretmenlerin greve çıkmasıyla çok sayıda okul da kapandı. Pek çok tren ve metro hattı çalışmadı. Grevci işçiler sanayi bölgelerine giden yolları araçlarıyla trafiğe kapattı. Paris’teki iki havaalanında bazı uçuşlar iptal edildi. Eiffel Kulesi de grev nedeniyle kapanan yerlerden.

Bu arada Macron muhalefetin güven oylamasına muhatap oldu. Güvensizlik oyları 278’le hükümeti devirmek için gerekli olandan 9 eksik kaldı. Muhalefete katılmış olan Le Pen’in ikinci güven oylaması girişimi de başarısız oldu ve emeklilik yaşının yükseltilmesinin önünde yasal bir engel kalmadı.

Ama işçiler ve uzun yıllar sonra ilk kez tabandan gelen baskıyla en liberali de dahil olmak üzere bir arada yasa tasarısına karşı çıkarak grev ve gösterilerin devamından yana tutum alan sendikalar geri çekilmedi, çekilmiyor. Sonuncusu Mart sonunda gerçekleşen grev ve gösteri dalgası yatışacak gibi görünmüyor.

Parlamentodaki yasal muhalefet aşılsa bile, fabrikalarla işyerleri ve sokağın sesini susturamayan ve polis şiddeti ve tutuklamalara rağmen grev ve gösterileri durduramayan hükümet sonunda geri adım atmayı gündemine aldı. Başbakan Borne, emeklilik yasası tartışmalarını sona erdirmek için hem muhalefet hem de sendikalarla görüşeceğini açıkladı.

Macron yasanın ertelenmesini istemezken, Borne açıklamasında, bir daha tartışmalı yasaları parlamentonun onayı olmadan yürürlüğe koymaya çalışmayacağını da söyledi ve “sakinleşmemiz gerek” dedi.

Sol muhalefetin başını çeken Mélenchon “Sükunet için yasa geri çekilmeli” derken, Macron “Bu reform lüks değil, mecburiyet” diyor. Genellikle grev ve gösteri yanlısı olmamasıyla tanınan liberal CFDT Sendikası’nın başındaki Laurent Berger ise, Macron’a, yasa tasarısını altı ay geciktirme ve bu süre içinde bir çözüm aramayı önerdi.

protestolar

Barones Louise Casey: Londra polisi kadınları ve çocukları koruyamayan bir erkekler kulübü

0

BBC Türkçe

Londra polisi hakkında ağır suçlamalar içeren rapor kamuoyuna açıklandı: “Kadınları ve çocukları koruyamayan bir erkekler kulübü”!

Bir yıldır incelemelerini sürdüren Barones Louise Casey, raporunda Londra Emniyet Teşkilatı’na çok sert suçlamalar getirdi. Bir yıllık bir çalışma sonucu hazırlanan raporda Londra Emniyet Müdürlüğü, “kadınları ve çocukları koruyamayan; ırkçılık, kadın düşmanlığı ve homofobinin hakim olduğu bir erkekler kulübü” olarak nitelendirildi.

2021 yılında, Londra’da Sarah Everard adlı bir kadının, polis Wayne Couzens tarafından kaçırılıp tecavüz edildikten sonra öldürülmesi üzerine Barones Louise Casey, Emniyet Müdürlüğü’nde egemen ortam ve standartları inceleyerek bir rapor hazırlamakla görevlendirilmişti. Barones Casey’in soruşturması devam ederken, Londra Emniyeti’nde görevli bir başka polis olan David Carrick, çok sayıda kadına yönelik taciz, tecavüz ve işkence suçlarından yargılanıp hüküm giydi.

Barones Casey’nin raporu açıklandıktan sonra Londra Emniyet Müdürü Mark Rowley Londralılardan özür diledi ve “Dehşet verici. Oturup okuyorsunuz ve birçok duyguyu art arda yaşıyorsunuz. Öfke, çaresizlik, utanç yaratıyor” dedi. Rowley, buna karşılık polis teşkilatı içindeki sorunlar hakkında bilgi veren, şikayette bulunan polis memurlarıyla gurur duyduğunu da ekledi. Kendisi de dahil bütün yetkililerin durumun vahametini neden göremediğini düşünmesi gerektiğini kabul etti, raporun bu konuda yeni bir sayfa açmasını umduğunu söyledi.

Mültecilerin yaşamlarını çekilmez hale getirmeye odaklanan İngiltere İçişleri Bakanı Suella Braverman ise, “Okuması zor bir rapor” dedikten sonra, “fakat sistemik sorunların fazlasıyla uzun süre varlığını sürdürdüğü açık” diye ekledi. Braverman, şu anda Londra Emniyet Müdürlüğü görevini sürdüren Mark Rowley’in polis teşkilatını dönüştüreceğine güveninin tam olduğunu kaydetti.

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan da raporun kendisini şaşırtmadığını, sistemsel sorunların mutlaka giderilmesi gerektiğini söyledi.

 

Yurtdışı seçmenlere web sitesi

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından yurtdışı seçmen kütüğüne kayıtlı vatandaşların rahat bir şekilde oy kullanabilmeleri için hazırlanan “secim.ytb.gov.tr” adresli internet sitesi önümüzdeki seçimler için hizmete açıldı.

Vatandaşların oy verme işlemini kolaylaştıracak bilgilerin bulunduğu internet sitesinde seçim rehberinden Yüksek Seçim Kurulu kararlarına, sandık kurulacak ülke bilgilerinden adres beyan formuna kadar birçok önemli ayrıntı yer alıyor.

Resmi Gazetede yayımlanan seçim takvimine göre Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi yurt içinde 14 Mayıs 2023 Pazar günü yapılacakken, yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmenler oylarını 27 Nisan- 9 Mayıs tarihleri arasında kullanabilecek. Gümrük kapılarında oy verme işlemi ise 27 Nisan’da başlayıp 14 Mayıs günü Türkiye saati ile 17.00’de sona erecek.

Yurt dışı seçmenler, toplam 75 ülkedeki 180 noktada ve 47 gümrük kapısında oy kullanabilecek. 2023 seçimlerinde 15 ülkede ilk kez sandık kuruluyor.

Yüksek Seçim Kurulu’na göre; yurtiçinde 190 bin 736 sandıkta, 60 milyon 904 bin 499 kişi oy kullanabilecek. Yurtdışında ise 4 bin 969 sandıkta 3 milyon 286 bin 786 seçmen oy verebilecek.

 

Türkiye’de Seçim Var

Sonunda tarihi kesinleşti. Kimimizin 30 yıl önce, kimimizin daha az bir süre önce geldiğimiz, çocukluğumuzun, gençliğimizin topraklarında, Türkiye’de 14 Mayıs’ta seçim yapılıyor.

Hem bir cumhurbaşkanı seçilecek, hem de parlamentoyla milletvekilleri yenilenecek.

Hepimiz biliyoruz; Türkiye 20 yıldan fazla bir süredir AKP ve Erdoğan tarafından yönetiliyor. “3 Y’ye karşıyım” diye hükümet oldu. Sözde yolsuzluğa ve yoksulluğa karşıydı. Bir de yasaklara! Ama yolsuzluğu doruğa çıkardı. Dünyanın en zenginleri arasına girdi. Etrafını Karun gibi zengin etti. Delik ayakkabılarıyla fotoğrafları vardı. Şimdi servetini kimse bilmiyor, ama milyarlarca dolar olduğu tahmin ediliyor.

17-25 Aralık’ta Gülen Cemaatiyle hesaplaşırken yolsuzlukları ortaya dökülmüştü. Oğlunun evinin odaları para doluydu. O kadar çoktu ki, para sayma makineleri vardı evde. Sıkışınca “sıfırla oğlum” diye talimat verdiği videoları herkes izledi. Oğlu anlamayınca nasıl da köpürmüş, şuraya, bunu buna götür diye nasıl da anlatmıştı kısık sesiyle.

Yalandan kim ölmüş, yoksulluğu bitirecekti sözde. Diz boyu yoksulluğa batırdı ülkeyi. Türkiye halkının %85’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yarısı da açlık sınırın altında!

En sağlam olduğu konu ise yasaklar. Ülkede yasaktan bol şey kalmadı. Konserler bile yasaklanıyor artık. Eleştiren muhalefete tahammülü yok. Siyasal ve sendikal özgürlüklerle, örgütlenme, toplantı ve gösteri, basın özgürlükleriyle yaşama hakkı ve düşünme özgürlüğünün bile çiğnendiği Türkiye dolu dizgin bir faşist diktatörlüğe sürükleniyor.

Temel bir adım 2018 referandumuyla tek adam yönetiminin kurulmasıyla atıldı. Artık Erdoğan’ın talimatı ve oluru olmadan hiçbir iş yapılamıyor ülkede. Depreme bile izin alınmadan müdahale edilmedi. Asker örneğin, Erdoğan talimat vermediği için, 1999’daki gibi kışlalarından çıkıp depremzedelere yardıma koşmadı.

Erdoğan “Nas” diyerek buyurduğu için Merkez Bankası sürekli faiz düşürüyor. Piyasada gerçek faizinin MB faizinin en az birkaç katı olduğuyla kimse ilgilenmiyor. İç ve dış borç yığılıyor halkın ve gelecek nesillerinin sırtına. Onunla da kimse ilgilenmiyor. Beyler yemelerine bakıyor, bunun için bol keseden ihale dağıtıyorlar yakınlarına. Deli Dumrul misali köprüden geçenden de geçmeyenden de haraç alıyorlar!

Yirmi yıl Erdoğan yükselişini ve iktidarını sürdüremezdi. Tıkanmalar baş gösterdi. Özellikle gelir dağılımının iyice bozulduğu, insanların karın tokluğuna çalışır kılındığı son birkaç yıl, belki ekonominin çarklarının iyice tekler olduğu pandemiyle birlikte tepkiler artmaya ve halkın eğilimleri giderek değişmeye başladı. Korkuyla susturulmakta olanlar giderek susturulamaz oldu.

Tepki aldıkça Erdoğan sömürüyle yolsuzluk ve yasaklarla baskısının dozunu artırmaya yöneldi. Yöneldikçe tepkiler daha da arttı.

2016 darbesini Erdoğan “Allah’ın lütfu” saymıştı. Halkın tepkisi büyümeye başlayınca işleri rast gitmemeye ve tersine her elini attığı elinde kalmaya, almaya çalıştığı her önlem tersi sonuçlar vermeye başladı. Önce 2018 ortalarında başlayan ekonomik kriz belini büktü. Dış kaynak kesildi. İhracatı zorlayınca düşen ücretleri işçilerin tepkisini tırmandırdı. Yasaklarla tepkilerin önünü almaya çalıştı, ama ters tepti.

Halkın tepkileri burjuva muhalefete de cesaret verdi. Millet İttifak kuruldu ve yeni katılımlarla etkisi arttı. Devlet ihaleleriyle yeni palazlanan tekelleriyle Erdoğan’a karşı burjuva muhalefet eski bilindik Koç’larla Sabancılara dayanmayı seçti. Dışarıda da Erdoğan’ın Rusya ile dengelemeye çalışarak aralarından yürümeye çalıştığı ABD başta olmak üzere Batılı emperyalistlere dayandı. Erdoğan dayanmaya çalışmıyor değil, ama iktidarında güven vermez olduklarına şimdi Milletçiler güven verme peşinde.

Bu ittifak İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük şehir belediyelerini alarak Erdoğan’ı sıkıntıya soktu ve cesaret bularak, kendi önü açtı. Şimdi Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı adayı ve neredeyse Erdoğan’la arasında on puana yakın fark var.

Erdoğan ve müttefikleri karşı devrimci teröre baş vurmazsa, Millet İttifakı cumhurbaşkanlığını alır görünüyor. Ancak karşı devrimci terör ihtimali giderek azalsa bile yok değil. Erdoğan çünkü öyle suça batmış durumda ki, iktidarı kolayca teslim etme niyetinde değil. Hesap sorulacağını bilmesi, terör eğilimini artırıyor. Bunu önleyecek tek güç muhalefetin bu ihtimal karşısında birleşmesi ve tepki vereceğini yüksek sesle ilan etmesi. Erdoğan, ancak altında kalacağını anladığında teröre baş vurmaktan geri durabilir.

Bütün muhalefeti Millet İttifakı temsil etmiyor. 6 devrimci ve ilerici parti ve örgütün kurduğu Emek ve Özgürlük İttifakı, ülkenin üçüncü ittifakı durumunda. Seçime girme yeterliğine sahip HDP, EMEP ve TİP’in de bileşeni olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı, muhalefetin oyunu bölmekten kaçınıp ilk turda sonuç alınabilmesini sağlamak için cumhurbaşkanı adayı çıkarmamayı kararlaştırdı. Şimdilik isim açıklamadılar, ancak zaman içinde Kılıçdaroğlu’na destek vermeleri bekleniyor.

Millet İttifakı partileri belirli bazı illerde içlerinden en güçlü partiyi destekleyerek diğerlerinin seçime girmemesini kararlaştırdı. Emek ve Özgürlük İttifakı ise, belirli illerde “alan boşaltarak” aralarından belirli partilerin desteklenmesi görüşünde fikir birliğine varamadı. Şimdilik bütün partiler ittifak çatısı altında olmakla birlikte, TİP en az 41 ilde kendi adıyla seçime katılırken, geri kalan Emek ve Özgürlük İttifakı partileri Yeşil ve Sol Gelecek Partisi listelerinden seçime girecek.

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde en yüksek katılımı sağlamak yoksulluktan bunalmış, gericiliğe ve faşizme karşı herkesin boynunun borcu. Kimse oy kullanmaktan geri durmamalıdır.

Tabii ki, “Biz İngiltere’de yaşıyoruz, Türkiye’deki seçimden bize ne” diyemeyiz. Gördük, depremde çoğumuz akrabalarımızı, tanıdıklarımızı kaybettik. Küçük bir sosyal medya paylaşımımız Türkiye’ye gitmemizin engeli oluyor. Bu halk düşmanı iktidar ve başındaki tek adamdan kurtulmalıyız. Bununla bitmeyecek, biliyoruz; ama bir nefes de alacak Türkleri, Kürtleri ve Araplarıyla Türkiye halkı.

Erdoğan’ı göndermeli ve parlamento seçimlerinde de mümkün en yüksek oyu almayı hedeflemeliyiz.

İngiltere’de Emek ve Özgürlük İttifakı yandaşlarıyla Demokratik Güçbirliği ve üye derneklerinin yanı sıra diğer bazı dernek ve güçlerin katılımıyla oluşan “Britanya Seçim Koordinasyonu”nun çağrılarına kulak kabartalım ve destekleyelim.

Ortaklarıyla birlikte Erdoğan gidecek, Türkiye işçi sınıfı ve halk kazanacak!

 

Basın Mührü Gitsin!

Kim mi? Kim olduğunu adınız gibi biliyorsunuz? Bu başlığı görse, mutlaka o da kendisini bilir, ama gelin biraz tarif edelim.

Hileli seçimler ve referandumla gasp ettiği mühre güvenerek, sultan sandığı şahsının konforu için “devlet itibardan tasarruf etmez” deyip saraylar yaptıran zat. Milyonları arkasına almakla övünmesine rağmen kalabalık bir koruma ordusu ve yüzlerce araçlık konvoyu olmadan halkın arasına karışamayan kişi. Her şeyi bildiğini ve her konuya hakim olduğunu iddia etmesine rağmen, soruları önceden ellerine verilen, gazetecilerin karşısına dahi promptersiz çıkamayan adam. Sel felaketine uğramış halkın başına çay atmayı marifet sayan şu ne yaptığının farkında olmayan zat. Bir açılışta kurdeleyi kendisinden önce kesen çocuğun kafasına vurmaktan kendisini alamayan bedbaht.

Başka mı?

Hani deveye boynun eğri demişler, o da “Nerem doğru ki?” demiş, o hesap. Düzgün yaptığı şey olmayan ülkeyi 20 yıl aşkın bir süredir yönetmekte olan, kurtulmaktan başka çaremiz olmayan adamın diğer ettiklerini de sayalım öyleyse:

• Anayaysa dahil hiçbir kanun tanımamakla öğünen adam.

• Hak ihlallerini sistematik hale getiren zorba.

• Kendisini ve yönetimini eleştiren herkese tazminat davası açan demokrasi karşıtı paragöz.

• Sosyal medya paylaşımları nedeniyle yurt dışında yaşayanları fişleyip ülkelerinden uzak tutan adam.

• Tanımadığı yasaların kendisine bahşettiği kudrete rağmen, diz çöktüremediklerini keyfi olarak yıllarca zindanlarda tutan kişi.

• Diploması şaibeli zat.

• Günlerce çaresiz kendi başlarına terk ettiği depremzedelerin “Kızılay nerede?” çığlıkları karşısında önlem almak yerine, gerçekleri dile getirenlere “be namussuz, be ahlaksız, be adi” hitap edecek kadar ahlak yoksunu adam.

• İktidara yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklara karşıyım diye gelen, yolsuzluklarıyla ünlü yasakçı.

• Belediye başkanlığı öncesi altı delik ayakkabısıyla şimdi dünyanın en zenginlerinden olan kişi.

• “Ben ekonomistim: Faiz sebep enflasyon sonuç” diyerek TL’yi yerde süründüren ahmak.

• Halktan toplanan vergileri ve tüm kamu kaynaklarını beşli çete türü yakınları üzerinden dolambaçlı yollarla kasasına aktaran yiyici.

• Ülkeyi milyarlarca dolar borçlandırıp yüklerini gelecek kuşakların sırtına yıkan dolandırıcı.

• Geçmediği köprüyle uçmadığı havaalanının faturasını halka ödeten üçkağıtçı.

• Kişisel çıkarları söz konusu olduğunda damadını bile tanımayan vefasız.

• Kişisel ve dar çevresinin çıkarları için en karanlık güçlerle birleşmekten çekinmeyen gerici.

• “Yerli-milli” lafı eden emperyalizm işbirlikçisi.

• Halka ve muhalefet karşısında aslan, Trump’la Putin’in karşısında kedi olan güç düşkünü.

• Dün kardeşim değine yarın zalim demekten kaçınmayan oportünist.

• Darbeci diyerek cumhurbaşkanlığını kabul etmediği Mısır lideri Sisi ile kucaklaşan fırıldak.

• “Katil Prens” manşeti attırdığı Suudi veliahdı Bin Selman ile el sıkışan utanmaz.

• Türkiye’yi uluslararası mafyanın üssü yapan yasa-dışılığı ilke edinmiş kara paracı.

• Ülkeyi 6 yaşındaki çocuklara tecavüzden kaçınmayan tarikatlarla yöneten din istismarcısı.

• Çocuklarla gençleri, yüzlercesinin hayatını karartan tarikat yurtlarına mecbur bırakan dinci.

• Yirmi grevi yasaklayan, sendikalaştıkları için işten atılanların sesini duymayan işçi düşmanı.

• Yıl başına yüzlerce kadın cinayetine rağmen, İstanbul Sözleşmesi’ni bitiren kadın düşmanı.

• Tüm yetkileri elinde toplayarak kamu kurumlarını felç ederek, depremzedelerin enkazdan çıkarılması için bile kendisinden izin alınmasını dayatan otokrat.

• Suriyeli mültecileri Avrupa’yla pazarlık için kullanan para düşkünü.

• İktidarını sürdürebilmek için savaş ilanından kaçınmayacağını kanıtlamış barış düşmanı.

• Tek adam yönetimini faşist bir diktatörlüğe dönüştürmeye çalışan bir faşist.

Bu beladan kurtulmak için önümüzde tarihi bir fırsat var ve bu kez beyimiz ve ortakları güç kaybetti, kaybediyor. Basın Mührü, Gitsin!