Ana Sayfa Blog Sayfa 57

Johnson: Putin füzeyle tehdit etti! Kremlin: Johnson yalan söylüyor!

Eski başbakan Boris Johnson, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali öncesinde VladimirPutin’le gerçekleştirdiği telefon görüşmesini anlattı. Johnson, Putin’in kendisini ”füze saldırısıyla tehdit ettiğini” öne sürdü. Johnson, Rusya Devlet Başkanı Putin’e Ukrayna’yı işgal etmenin, Batı’nın yaptırımlarına ve Rusya sınırlarında daha fazla NATO askerine yol açacağını söylediğinde Putin’in de kendisini “Boris, seni incitmek istemiyorum ama bu bir füzeyle yalnızca bir dakika sürer” diye yanıtladığını belirtti. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Johnson’ın iddialarının medyaya yansıması üzerine yaptığı açıklamada söylenenlerin “yalan” olduğunu söyledi.

ABD ve İngiltere’den İstanbul temsilcilerine terör uyarısı

ABD Büyükelçiliği, Türkiye’ye yönelik seyahat uyarısını güncelleyerek özellikle Beyoğlu bölgesinde dikkatli olunması uyarısında bulundu. İngiltere temsilciliğinin kendi çalışanlarına yolladığı mesajda ise ‘güvenlik durumundaki değişiklik’ nedeniyle personelin evden çalışması istendi. Daha önce İsveç’te gerçekleşen Kur’an yakma eylemi nedeniyle Fransa, İtalya, İspanya, Almanya ve İsveç Türkiye’ye yönelik seyahat uyarısı yayınlamış ve vatandaşlarına dikkatli olma çağrısı yapmıştı.

Emniyet kemerini takmayı beceremedi mi?

Polis, makam aracından paylaştığı videoda emniyet kemeri takmadığı görülen Başbakan Rishi Sunak’a para cezası kesti. İngiltere’de emniyet kemeri takmayanlara olay yerinde 100 sterlin para cezası yazılabiliyor. Olayın mahkemeye intikal etmesi halinde ceza 500 sterline kadar çıkabiliyor. Sunak, emniyet kemeri takmadığı için özür diledi ve bunun “hatalı bir davranış” olduğunu söyledi. Muhalefet ise Sunak’ın emniyet kemeri takmamasına tepki gösterdi. Ana muhalefetteki İşçi Partisi, geçen yıl Sunak’ın “temassız kart” ile ödeme yapmayı başaramadığı görüntüleri hatırlatarak, “Rishi Sunak yönetemiyor; emniyet kemerini de banka kartını da tren hizmetlerini de ekonomiyi de ülkeyi de… Liste her gün daha da uzuyor” açıklamasını yaptı.

Günlükler – Ocak 23

1 
Gün gelecek o günün durmasını, hiç geçmemesini dileyeceksin. Bazen de o günün hiç olmamasını. 
(Gel-gitler)

2
Ne zaman ki hayatı bildiklerinle karşılamaya başladın, kendini, hayatla aranda bitmeyen bir çatışma, sürekli bir savaş hali içinde buldun. Ve bu, epey yorucu olmaya başladı. Sonra anladın ki hayat akarken bazen kıyıya geçip dinlenmek, bazen de hayatı akışına bırakmak gerekiyor. Zorla güzellik olmuyor neticede.

3
Işığı takip et, çık karanlığından

6
Bir ozansın, bir ülken yok senin.

7
Hayat o kadar kısa, bir o kadar da uzun!

8
Bugünlerde hayatımın anlamını, pusulamı kaybetmişim gibi geliyor. Ne yapacağımı ne düşüneceğimi bilmiyorum. Hayat direngenliğim, zevkim elimden alınmış gibi. Ne için yaşıyorum, neden mücadele ettiğimi inan unuttum. Kendimi bir iş hayvanı gibi görüyorum artık. Olması gereken buymuş gibi
(…)

Eksiliyorum, azar azar benliğimi kaybediyorum, hissediyorum!.. 

(Yabancılaşma” öyküsünden alıntı)

10
… yaşamda büyük bir Aşk gerekir, umutsuzluğu, kederi dolduracak

11
(Saf) Aşık olan erkeklerdir. Kadınlar aşık ol(a)mayacak kadar akıllıdırlar. (Evlenmeden aşkı yaşayacak kadar zekidirler de) Ama kadınlar erkeklerden daha iyi rol yaparlar. Tarihte ilk tiyatro oyuncuları muhtemelen ilk kadınlardan çıkmıştır.
(Romana eklemeyi düşünüyorum. Belki de…bakalım!)

14
Yaşamına ne eklersen değil de ne çıkarırsan, ne eksiltirsen daha da belirginleşiyor,anlam kazanıyor, daha da olgunlaşıyor hayat sanki.

15
Yaşamak için yaratmak gerek.

16
Pencereye yağan yağmurun sesi uyandırdı seni. Sabahın iki buçuğu.

***

İki hafta tatilin var, Almanya’ya mı gitsen, yoksa  yarım kalmış kitabını mı yazsan? 
(Kaç sene oldu be adam bir cümle eklemedin?)

***

Camlar buğulanmış, su damlaları iniyor, dışarda hava kararmış. İçerde bağrışan şoförler. Masalar, yerler kirli. Duvarlar lekeli. Prizin yarısı kırık. Odanın kliması çalışmıyor. Karşı binayı saran iskele üstünde işçi sigara içiyor. Londra manzarası iç açıcı değil.

19
Ne korkunçtur, koca dünyada bir başına kalmak

21
Herkes hayaline sarılsın. Dışarıda faşist bir kış var. (Acı paylaşılmaz, mutsuzluk ortaktır.)

25
Biraz romana (Hevi) eklemeler ve düzeltmeler yaptın! Ne kadar da ara vermişsin böyle. Neredeyse konuları unutmuşsun. Az da olsa içindeki huzursuzluğu yatıştırdın.

27
Yalnızlık, kendine yetenlerin lüksü.

28
Okullu bir çocuk gibi bir amaç için sınavlara hazırlanmak, geçmişin telafisi midir yoksa gem vurup dizginlemek midir huzursuzluğunu?

Aslan yürekli Richard, İslam’ın kartalı Selahaddin Eyyubi’ye karşı!

Haçlı Seferleri tarihinin en çok bilinen iki ismi, Richard ve Selahaddin’dir. Richard, tarihe “Aslan Yürekli” namıyla geçmiştir, Selahaddin ise “İslam’ın Kartalı!”

Bütün Avrupa, veba salgınları, kıtlık ve ardı arkası gelmeyen savaşlar sonucu tam bir sefalete düşmüşken, İslam coğrafyası, “İpek Yolu” ve “Baharat Yolu” gibi zenginlik akan iki nehrin sularında keyif çatıyordu. Özellikle Mısır merkezli büyük bir imparatorluk kurmuş olan Eyyubiler ve onun hükümdarı Selahaddin zamanında, Ortadoğu ve Akdeniz havzası, “Avrupa’yı kıskandıran” başarıların merkezi durumundaydı.

12. Yüzyılın ilk çeyreği içinde Papa’nın da kışkırtmasıyla, Avrupalı krallar, “Kutsal Toprakları Müslümanlardan kurtarmak” bayrağını açtılar ve arkalarına dilenci sürülerini, barbar artığı paralı savaşçı ordularını takarak yürüdüler. Bu yüzden haçlı orduları, askerlerin yanı sıra, silahsız, yarı çıplak, açlıktan kurtulmak isteyen “insan sürüleri” halindeydi. Pek çok tarihçi, haçlılar için bu deyimi rahatlıkla kullanıyor: “İnsan sürüleri!”

Pek çok Avrupalı köylü ailesi, özellikle Fransız köylüleri, bu seferler sonucunda Lübnan, Suriye, Güney Anadolu (Antakya) gibi bölgelere yerleşti ve çağlar boyunca o bölgelerin yerli halkı haline geldi. Sonraki çağlarda Haçlı Seferleri, İngiliz ve Fransız sömürgeciliğinin dayanağı oldu. Emperyalizm aşamasına geçtiklerinde de bu temelleri, hırslı bir biçimde kullandılar.

Bunlar, ağır araştırma konuları. Biz, bu köşenin ilgilendiği tozlu sayfalara bakalım.

Gördüğünüz resim, Aslan Yürekli Richard’ın, “Kutsal Akra” kentini Müslümanların elinden aldıktan sonra uyguladığı bir “temizliği” anlatıyor. Beyaz giysileri içinde binlerce Müslüman’ın kafaları, büyük bir meydanda halkın gözü önünde kesiliyor. Ressam, kenti biraz Avrupa kentleri gibi hayal etmiş. Belli ki Akra hakkında bir şey bilmiyor. Ayrı mesele, geçelim.

I. Richard Akra’yı ele geçirdikten sonra, esir aldığı çok sayıda Müslüman mahkumu, “Gerçek Haç”, 100.000 altın ve Selahaddin tarafından esir tutulan 1600 Hristiyan ile değiştirmek istedi. Bir anlaşma yapıldı ve karşılıklı bir bekleme süresi başladı. Ne var ki, iki tarafta karşısındakine güvenmiyordu. İkisi de, önce karşısındakinin esirleri bırakması şartını ileri sürdü. Özellikle, İsa’nın üzerinde öldüğüne inanılan “Gerçek Haç”ın, Selahaddin tarafından Şam’a kaçırıldığı söylentisi yayılınca, Richard esirlerin katli için emir verdi. Ancak katliam esirlerle sınırlı kalmadı, bir Müslüman katliamına dönüştü. Amerikalı tarihçi John J. Robinson, “Akra’daki katliamdan sadece çamaşırcı kadınlar kurtuldu” diye yazmıştı.

Buna karşılık, Selahaddin’in emriyle Şam’da 1600 Hıristiyan tutsak idam edildi. Richard’ın katliamı Müslüman dünyasında duyulunca, her yerde Hıristiyanlara karşı şiddetli bir kıyım başladı. Katliam, genellikle esirlere karşı iyi muamelesiyle tanınan Selahaddin’in müdahale etmesiyle son buldu; ancak bu arada binlerce sivil Hıristiyan yok edilmişti.

Aslan Yürekli Richard ve İslam Kartalı Selahaddin çatışması, bugüne kadar pek çok romana ve sinema filmine konu olmuştur.

I. Richard, krallığın hemen hemen bütün hazinesini “Kudüs’ü Müslümanlardan kurtarmak” için kuracağı ordunun masrafları için harcamış, halka bu sebeple ağır vergiler yüklemiş, bazı soyluların mallarına mülklerine el koymuştu. Kudüs’e giden deniz yolunu denetim altında tutmak amacıyla, önce Sicilya ve Kıbrıs’ı işgal etmiş, Avrupalı krallarla ittifak yapmıştı. Girdiği her savaşta askerlerinin önünde bizzat savaşmış, cesaretini ve savaşma maharetini kabul ettirmişti. Bu yüzden namı “Aslan Yürekli” idi. Bugün de yalınızca İngiltere’nin değil, Fransız tarihinin de şatafatlı isimlerinden biri olarak anılmaktadır. Ne var ki, ondan söz eden her tarihçi, düşmanı Kürt Selaaddin’den de büyük bir saygıyla söz ederler.

 

Sarayın kapısına “oy kullanma yeri” levhası astılar

Monarşi karşıtı bir gruptan 2 aktivistin İngiltere Kralı 3. Charles’ın taç giyme törenine karşı bir dizi protestonun ilkinde Buckingham Sarayı’na “oy kullanma yeri levhası” astığı bildirildi.

Cumhuriyet yanlısı gruptan yapılan açıklamada, “Bu sabah saat 8 civarında, iki aktivist kapılara 2 metrelik bir tabela asarak Buckingham Sarayı’nı, monarşinin geleceği konusunda halk oylamasına yönelik talep kampanyasının bir parçası olarak oy kullanma yeri ilan etti.” denildi.

Açıklamada, bunun taç giyme törenine karşı ilk protesto olduğu ve grubun, Kral 3. Charles’ın taç giyme töreninin yapılacağı 6 Mayıs’ta Londra’da barışçıl bir miting düzenlemek için polise başvurduğu belirtildi.

Grup adına konuşan Graham Smith, “Monarşinin geleceğine ilişkin oylama ihtiyacını gündeme getirmek istiyoruz. Charles’ı mı yoksa bir seçeneği mi istediğimize karar verebilmeliyiz.” ifadelerine yer verdi.

Grup ayrıca İngilizleri saat 18.00’de Birleşik Krallık’ın her yerine kendi “oy kullanma yeri tabelalarını” asmaya çağırdı.

 

İşçi bir kadın anlatıyor

Mehtap Gül

İş gazeteye yazı yazmaya, bizim hikayelerimizi anlatmaya gelince zorlanıyoruz. Kimsenin hikayesi anlatmaya değer gibi gelmiyor. Halbuki biz hepimiz ne yollardan geçtik ve her birimizin hikayesi hem birbirine benzer hem de biricik. Birbirimizi duymanın ne kadar iyi geldiğini ise anlatmama gerek yok sanırım.

Size bir arkadaşımdan bahsetmek istiyorum ve izninizle ismini Ayşe yazarak devam edeceğim zira ismi o kadar önemsiz ki.

Ayşe orta yaşlarında bir Türkiyeli. Göç furyasına o da ailesiyle dahil olmuş. Önce kocası gelmiş, birkaç yıl sonra kocası iyi kötü bir düzen oturtunca kendisi de gelmiş. Ama bu arada 4 çocuğu var ve çocuklarını neyle karşılaşacaklarını bilmedikleri Londra’ya getirmekten çekindikleri için önce Türkiye’de, yaşadıkları kırsal şehirde bırakmışlar.

‘1995’te geldim. 4 çocuğum var, dördünü de babaannesine bırakıp geldim. Daha önce çevremizden başka komşularımız da buraya gelmişti ve yaşadığımız yerde kalmak gitgide zorlaşmıştı. Burda insan haklarının olduğunu düşündüğümüz İngiltere cazip geldi. 1998’te oturum aldık. Sonra çocuklarımızı getirdik.’

Tanıdık geldi mi? Çevremizden herhangi birimiz olabilir değil mi? Ayşe burada tabi başka zorluklarla yüzleşmiş. Kolay değil köyden çıkıp büyük şehire üstelik dili ve kültürü başka olan bir yere gidip sıfırdan bir hayat başlatmak hiç kolay değil.

‘Geldiğimden bu yana tekstil atölyelerinde çalıştım ve ilk defa işçi olmanın ne olduğunu burada öğrendim. Biz köylüyüz daha önce hep köy işleriyle uğraşıyordum. Atölyede de ilk başta ortacılık ile başladım, iplik temizliyordum. En vasıfsız iş yani. Sonra yavaş yavaş makinayı öğrendim. Bizim gibi mesleği olmayan vasıfsız birinin Avrupa’ya gelip atölyede çalışması başlı başına zordu zaten. Atölyede kayıt dışı çalışıyordum çünkü yardım almadan sadece maaşla geçinmek kolay değildi. Biraz da para biriktirme iç güdüsü daha baskındı belki. Bazen gece gündüz, 24 saat çalıştığımız oluyordu. Bazen paket başına iş yapıyorduk ve birbirimizle tartıştığımız bile oluyordu daha fazla almak için.’

Sizi bilmiyorum ama ben de ilk geldiğimde burada atölyelerde çalıştığım için bana çok tanıdık geldi bu tablo, hatta gülümsedim. Bu hengamede İngiltere’ye adapta olmak üzerine devam ettik Ayşe’yle. ‘Dilini ve kültürünü bilmediğimiz bir ülkede insanlar tarafından anlaşılamıyorduk. Çalışmamız gerektiği için dili çok geç öğrendim. Şu anda bile çok iyi olduğum söylenemez.’

‘Geldikten sadece birkaç sene sonra eşim rahatsızlandı ve birkaç yıl bakıma muhtaç yaşadı. Böyle olunca bütün yükü benim omuzlamam gerekti. Çocuklar, evin bakımı, eşimin bakımı, ekonomik giderler vs. birkaç yıl böyle yaşadıktan sonra da maalesef eşimi kaybettim. Otuzlarımın ortasında 4 çocukla ortada kaldım. Tekrar tam zamanlı işe başlamak zorunda kaldım. Kafeteryalarda bulaşıkçı olarak işe başladım. Orda da uzun saatler çalıştırılıp az para veriliyordu. Sadece bulaşık da değil ara işlerin hepsini sana yüklüyorlar seni kalifiye görmedikleri için, e bu da daha çok zorluyor.’

Şimdi üstünden yıllar geçti tabi, çok şey değişmiş gibi düşünüyor insan ama diğer yandan da pek de bir şey değişmediğini onu hala benzer pozisyonda çalışırken görmemden anladım. Şimdi neden hala çalışıyorsun diyorum, çünkü yardım aldığını da biliyorum. Son zamanlarda hepimizin dilinde, zihninde olan işçileri greve çıkardan nedenle yanıt veriyor: hayat pahalılığı.

‘Eskiden bir işte çalışıp iyi kötü geçiniyordum şimdi iki işe gidiyorum yine de zorlanıyorum. Gıda fiyatları almış başını gitmiş, hele şu kış ortasında doğal gazdan kısamıyorsun zorunlu ihtiyaç, elektrik derken liste uzuyor, ne yapayım?!’

‘Ülkemden sürgün edildiğimi hissettiğim için biraz küstüm galiba, Türkiye’ye gitmiyorum. Tam buralı olduğum da söylenemez. Arada yaşıyorum ama burada her şeye rağmen yaşayabildiğim için burayı daha çok ülkem olarak görüyorum.’

Sizi bilmem ama benim de gençliğinde buraya gelmiş bir göçmen olarak sürekli düşündüğüm bir soru, doğduğu yer mi, doyduğu yer mi insanın gerçek vatanı? Hala üstüne düşünmekle birlikte galiba doyduğumuz yer olan İngiltere’ye bana daha çok vatan gibi geliyor. Bu yüzden buraya daha yaşanılabilir kılmak için mücadele ediyor ve herkesi ortak mücadeleye çağırıyorum. İngiltere bizim gibi göçmenlerin emekleriyle İngiltere oldu, istediğimiz insanca yaşam bir lüks değil, bizim hakkımız. Başka bir portrede görüşmek üzere.

 

Özgür, eşit, şiddetsiz bir yaşam bizimle mümkün!

0

Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart’ta kutlanan, Birleşmiş Milletler tarafından da tanınmış uluslararası bir gündür. Emekçi kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.

1910’da Kopenhag’da gerçekleştirilen İkinci Enternasyonal’e bağlı Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda kadın ve emek mücadelesi ilişkisi masaya yatırılmıştı. Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden Clara Zetkin, bu konferansta yaptığı konuşmada kadınlar için bir mücadele günü belirlenmesi gerektiğini söylemişti. Zetkin’in önerisi kabul edilmiş, her ülkenin işçi ve emekçi kadınlarının her yıl aynı gün, kendi ülkelerinin işçi sınıfı örgütleriyle birlik içinde bir kadınlar günü düzenlemesi kararlaştırılmıştı.

Söz konusu yıllarda hemen hiçbir ülkede kadınların seçme ve seçilme hakkı bulunmuyor, kadınlar siyasal bakımdan erkeklere eşit sayılmıyordu. Bu sebeple, pek çok ülkede eş zamanlı kutlanacak bu günün temel olarak kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi için bir mücadele günü olarak düzenlenmesi karara bağlanmıştı. Dünyanın neresinde olursa olsun kadınlara uygulanan sömürü ve baskıya karşı mücadeleyi yükseltme amacını taşıyordu. Kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanması, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve emperyalist savaşa karşı mücadele, bütün dünya kadınlarının ortak mücadele ilkelerinin başında yer almaktaydı.

Uzun yıllardır, Suriye’den Yemen’e, Filistin’den Afganistan’a kadınların, çocukların ve sivillerin kanlarının döküldüğü coğrafyalara bu yıl Ukrayna da eklendi. Day-Mer Kadın Komisyonu olarak, bu senenin 8 Mart’ını barış umuduna ve kadın dayanışmasına adıyoruz. Savaş; yoksulluk, işsizlik, belirsizlik, geleceksizlik demek. Savaşın sonuçlarını sadece savaşın gerçekleştiği coğrafyanınhalkları yaşamıyor, yaşamayacak. Dünyada uzunca zamandır süren ve Ukrayna işgali ile birlikte daha da derinden yansıyan savaşların sonuçlarının hepimiz tanığız: Yüksek enflasyon ve tüketim mallarına gelen sürekli zamlarla her geçen gün alım güçleridaha da düşen, emek güçlerinden başka şeyleri olmayanişçiler yoksulluğun ve işsizliğin pençesine itilmiş durumda. Bu koşulların kadınlar ve çocuklar için faturası her geçen gün ağırlaşıyor.

Dünya ve İngiltere çapında binlerce etkinlik, yürüyüş, konferans, toplantı, grev ve diğer etkinliklerle mücadele ve dayanışma devam etmekte. Artan hayat pahalılığı ve alım gücünün de düşmesi karşısında son aylardafarklı sektörlerden on binlerce işçinin eyleminin yarattığı heyecan ve coşkuyla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne yaklaşıyoruz.

8 Mart’a giderken Day-Mer kadınları olarak bir araya gelip bu yılki 8 Mart’ta öne çıkarmamız gereken talepleri konuşacağız. Sağlık emekçisi, eğitim emekçisi, esnaf, özel sektör çalışanı, emekli kadınlar ve ev kadınları çevrelerinde en fazla konuşulan sorunun pahalılık ve yoksullaşma olduğunu yaptığımız konuşmalar ve düzenlediğimiz toplantılardan görüyoruz. Daha çok emekçi kadına ulaşarak sorunların kaynağını tartışmak gerekliliğinde hemfikir olurken, sahip çıkılması gereken talepler, olanaklar ve mücadele yolları etrafında bir birlik kurmanın da önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu hedefe yönelik olarak mahallelerde, semt gruplarımızda ‘ne yapabiliriz’i konuşmak üzere toplantılar düzenlemek istiyoruz.

Hakları ve hayatları için kadınlar İngiltere’de, Türkiye’de ve dünyanın her yerinde mücadele ediyor. Yan yana gelip sözünü söylemeye devam ediyor kadınlar. İşyerinde, semtlerde, okullarda, bir şekilde dayanışmasını örgütlüyor.

Selam olsun 8 Mart’ı yaratanlara,

Kadın dayanışmasını büyütenlere selam olsun…

 

Eşitsizlik Derinleşiyor

0

Son rakamlara göre İngiltere’nin cansız ekonomik performansı, en yoksul kesimin harcanabilir gelirleri üzerinde baskı oluşturuyor.

İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) Hane halkı Finans Araştırması, İngiltere’nin en yoksul hanelerinin, yaşam maliyeti krizinden en çok etkilenenler arasında yer aldığını gösterdi.

Verilere göre, nüfusun en yoksul beşte biri için ortalama harcanabilir gelir, Mart 2022’ye kadar olan mali yılda yüzde 3,8 düşerken, ücretler ve sosyal yardım ödemeleri de hızla yükselen enflasyona ayak uyduramadı.

Rakamlar, en yüksek ve en düşük gelirli haneler arasında kapatılamaz bir uçurum açılırken, sıkışmanın Birleşik Krallık’ta eşitsizliği nasıl artırdığını ortaya koyuyor. Aynı zamanda, Britanya’nın yavaşlayan ekonomisi ücretler üzerinde baskı kurarken, ulusun 2016’da Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde oy kullanmasından bu yana yaşam standartlarını yükseltme mücadelesini de gösteriyor.

 

Hükümetin Grenfell Tower Özrü

Topluluklar ve Yerel Yönetim Bakanı Michael Gove, 2017’de 72 kişinin hayatının kaybettiği Grenfell Tower yangınında hükümetin eksiklikleri olduğunu ve kısmen sorumlu olduğunu aktardı ve hayatını kaybedenlerin ailelerinden özür diledi.

Gove, inşaat yönetmeliklerindeki eksikler ve yönetmeliklerin müteahhitler tarafından istismar edilmesi nedeniyle Grenfell yangınında hükümetin eksiklikleri olduğunu ve kısmen sorumlu olduğunu aktardı.

Gove, inşaat yönetmeliklerinin vicdansız insanların trajediye yol açacak şekilde istismar etmesine izin verecek kadar hatalı ve belirsiz olduğunu aktararak, “Grenfell’e ne olduğuna bakarsanız, birçok faktör olduğunu düşünüyorum. Ancak evet, hükümetin toplu olarak bazı sorumluluklar alması gerekiyor dedi. İhmalkar bir sistemi yönetmekle onu aktif olarak istismar etmek arasında fark olduğunu aktaran Gove, “Yapı düzenleme sisteminin doğru olmadığı inkar edilemez bir durum” dedi. Grenfell yangının korkunç bir trajedi olarak nitelendiren Gove, en tehlikeli binaları, 18 metreden uzun olanları güvenli hale getirmenin önemli bir süreç olduğuna dikkat çekerek, çok fazla güvenli olmayan binanın hala iyileştirici çalışmalara ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Başkent Londra’nın batısında yer alan 23 katlı sosyal konut bloğu olan Grenfell Tower’da Haziran 2017’de bir dairedeki buzdolabında meydana gelen elektrik arızası nedeniyle yangın çıkmış, binanın dış cephesine sonradan monte edilen yanıcı özellikteki kaplama sistemi yangının hızla büyümesine neden olmuştu. Yangında 72 kişi hayatını kaybederken, yangının ardından kamu soruşturması başlatılmıştı. Grenfell’in yenilemesinde ve idaresinde çok sayıda hatanın bulunmasını sağlayan soruşturma ile yüzlerce binanın benzer kaplamalara sahip olduğu ortaya çıkmıştı. Söz konusu yangın ayrıca İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana İngiltere’de bir konutta çıkan en ölümcül yangın olarak kayıtlara geçmişti.

Başkent Londra’daki Grenfell Tower adlı 24 katlı bir sosyal konutta, 14 Haziran 2017 gecesi çıkan yangında 72 kişi hayatını kaybetmiş, 74 kişi de yaralanmıştı.