Ana Sayfa Blog Sayfa 58

Grenfell yangınına müdahale eden itfaiyeciler kansere yakalandı

Haziran 2017’de 72 kişinin ölümüne neden olan Grenfell Kulesi (Tower) yangınına müdahale eden itfaiyecilerden en az 12’sine kanser teşhisi kondu. Grenfell Kulesi’nin ölümcül alevlerine müdahale eden itfaiyecilerde, uzun süre maruz kaldıkları zehirli havadan dolayı ender görülen kanser türleri tespit edildi. Uzmanlar, Grenfell ile bağlantılı kanser vakalarının 20’den fazla olmasından endişe ediyor.

İtfaiyeciler saatlerce dumanların içinde bekledi

Miror gazetesinin yapmış olduğu araştırmaya göre itfaiyecilerde tespit edilen kanser türleri daha çok, tedavisi olmayan sindirim sistemi bağlantılı kanserler ve lösemi. Grenfell’de kullanılan yalıtım levhâlârının toprak, moloz ve kömürleşmiş numunelerinin analizinde, kansere neden olan kimyasalların yüksek konsantrasyonları tespit edildi.Yangına müdahale etmek için gönderilen itfaiyeciler binanın dumanla kaplı bodrum katında altı saate kadar beklemek zorunda kaldı. İtfaiyecilerin birçoğu, Grenfell yangına müdahale ederken giydikleri kıyafetlerini ancak on saat sonra değiştirebilme fırsatı bulabildi. İtfaiyeciler Sendikası ve Lancashire Üniversitesi tarafından yapılan araştırma, bir yangından sonra dört saatten fazla kişisel koruyucu ekipmanlarında kalan ekiplere kanser teşhisi konma olasılığının iki kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.

‘Yetkililerin’ almadığı önlemlerin bedelini itfaiyeciler ve halk ödüyor.

Binanın dış cephe kaplama malzemesinin yangına dayanaklı olmadığına dair uyarıları dikkate almayan yetkililer yangın sonrasında da bölgede oturanların ‘’zehirli dumandan’’ etkilenmemesi için gerekli önlemlerin alınmasına dair uyarıları da dikkatte almadı. Yangından sonra yapılan bir toplantıya katılan İngiltere Kamu Sağlığı temsilcisi, havada zehirli gazlar olmadığına dair halka güvence vermekten çekinmedi. Yangın sonrasında yayınlanan bir açıklamada “GrenfellTower çevresinde hava kirliliğinden kaynaklanan insanların sağlığına yönelik riskin düşük olduğuna” vurgu yapıldı.

itfaiyeciler geçinme güçlüğü içinde

Mesleki sorumluluklarını yerine getirmek için hayatlarını tehlikeye atmaktan çekinmeyen itfaiyeciler, mesleki zorlukların yanı sıra insanca yaşayabilecekleri ve ailelerini geçindirebilecekleri koşullar için de mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Enflasyonun her ay yeni rekorlar kırdığı İngiltere’de İtfaiyecilere reva görülen ücret artışı %5. İtfaiyeciler, Londra itfaiye Dairesi’nin % 5’lik zam teklifine grev oylaması ile karşılık verdi. Ocak sonunda sona eren oylamada itfaiyeciler grev kararını ezici bir çoğunlukla aldı. Katılımın %73 olduğu oylamada grev kararı %88 gibi ezici bir çoğunlukla alındı.

Grenfell yangınına dair yürütülen soruşturmanın raporu hâlâ yayınlanmadı. Konut ve Toplumlardan sorumlu Bakan Micheal Gove 29 Ocak günü Sunday Times gazetesine yaptığı açıklamada; binaların dış cephe yalıtımına dair düzenlemenin hatalar ve belirsizlikler içermesinden dolayı istismara açık olduğunu ifade ederek, hükümetin sorumluluğunu ilk kez kabul etti. Michael Gove: “Hatalı bir düzenleme sistemi vardı. Hükümet, tüm bina güvenliği sistemi üzerinde yeterince derinlemesine düşünmedi veya polis yeterince etkili olmadı” itirafında bulundu. Gove ayrıca İnşaat şirketlerine; hâlâ güvensiz olduğu düşünülen binaları onarmak için hükümetle bir sözleşme imzalamaları için altı haftalık bir süre verilecek ve bu sürede sözleşmeyi imzalamayan şirketler yeni ev inşa etmekten men edilecek.

 

Artan enerji faturalarına tabutlu protesto

Ülke çapında ısınma giderlerinin katlanarak artması karşısında halkın tepkisi de artıyor. Dün düzenlenen gösteri ve yürüyüş sonrası başbakanlık önüne tabut bırakıldı.

Ülkede enflasyon son 45 yılın rekorlarını kırarken, insanların bütçesine en büyük yük enerji fiyatlarındaki yüksek artışlar oldu. Gaz ve elektrik faturaları konutlarda geçen yıla göre üç katına ulaşırken, işyerlerinde artış daha yüksek gerçekleşti.

Bu kış havaların soğuk geçmesi ve ısınma giderlerinin katlanarak artması, normal yaşamı olumsuz etkilemeye devam ediyor. Hükümetin uyguladığı fatura destek yardımları çözüm sunmadığı için insanlar bu durumu protesto etmek için sokağa çıktı.

19 Ocak günü Londra’da enerji fiyatlarının artmasıyla birlikte soğuk hava nedeniyle yaşlı insanların ölümlerini durdurmak için hükümetten önlem alınmasını talep eden bir protesto düzenlendi. Göstericiler ısınma maliyetlerini karşılayamadığı için soğuğa bağlı ölümlerle hayatını kaybedenleri temsilen Başbakanlık Ofisinin bulunduğu Downing Street’e tabut bıraktı.

Gösterilerde, “ısınamıyoruz ölelim mi?”, “herkese enerji desteği” gibi pankartların taşındığı gösteride, Rishi Sunak hükümetine insanların yaşantısını kolaylaştıracak önlemler almaları çağrıları yapıldı.

 

Enerji faturalarını ödeyemeyenler, zorla anahtarlı tarifeye geçirildi

Gazın en pahalı olduğu ülkelerin başında gelen Birleşik Krallık’ta, enerji faturalarını ödemeyenler zorla en pahalı tarifeye sahip olan anahtarlı sisteme geçiriliyor. Şimdiye kadar aç gözlü enerji firmalarının uygulamalarına seyirci kalan hükümet yıllardan sonra nihayet adım atarak, firmalardan gönüllü olarak, zorla tarife değiştirme uygulamasından vaz geçilmesini talep etti.

Mahkemeler şirketler lehine karar çıkarmayı otomatiğe bağlamış

Enerji piyasasını düzenleyen mevcut kurallar, enerji firmalarının, faturalarını ödemekte zorlanan müşterilerine yardımcı olacak seçenekleri tüketmeden, ödeme kolaylığı sağlayacak seçenekler sunmadan ve herhangi bir mağduriyet yaratmamak için gerekli incelemeleri yapmadan anahtarlı tarifeye geçilmesine izin vermiyor. Fakat bu kuralları takmayan enerji şirketleri mahkemelerden değişiklik kararı çıkartmayı adeta otomatiğe bağlamış durumda. Adalet Bakanlığı’ndan bilgi edinme yasası kapsamında elde edilen veriler, mahkemelerin dakikalar içerisinde yüzlerce tarife değişikliği talebinin onaylandığını açığa çıkardı. Mahkemeden onay alan enerji şirketleri zorla girdikleri evlerin saatlerini değiştiriyor. Sayaçları değiştirmek için görevlendirilenler yanlarında çilingir ve köpek eğiticileri de bulunduruyor ve bazı durumlarda polisin desteğine başvurmaktan da çekinmiyor. Enerji şirketleri ön ödemeli anahtarlı saatler üzerinden ayrıca borçlarını da tahsil ediyor. Akıllı saatlerin takıldığı evlerde ise ön ödemeli tarifeler mahkemelerden karar çıkartılmaksızın elektronik olarak gerçekleştiriliyor. Enerjiden sorumlu Bakan Grant Shapps’ın uyarısı sonrasında birçok şirket şimdiye kadar yaptıkları uygulamadan vazgeçtiklerini açıklamak zorunda kaldı. Yaklaşık 5 milyon müşterisi bulunan Scittish Power, ön ödemeli tarifelerden borç tahsil etmeyi durdurduğunu açıkladı. British Gas ise akıllı sayaçlar üzerinde ön ödemeli tarifeye geçirme işlemini durduklarını açıkladı.

Pandemi sonrasında 500 bin sayaç değiştirildi

Elbette ne Grant Shapps ne de enerji şirketleri bu kararları faturalarını ödemekte zorlananlara yardım etmek için değil, kamuoyu baskısından kurtulmak için mecburen aldılar. Yapılan bir araştırma Temmuz 2021’den buyana mahkemelerin yaklaşık 500 bin sayaç değişikliği kararına imza attığını ortaya koydu. Enerji firmaları alacaklarını tahsil etmek için mahkemelerden çıkarttıkları kararlarla yoksullukla boğuşan evlere zorla girerek sayaçlarını değiştirip, insanları en zor zamanlarında karanlığa ve soğuğa mahkûm etti. Geçen yılın Ekim’inden buyana İngiltere ve Galler’de çıkartılan mahkeme kararlarında %18 artış oldu. İ gazetesi tarafından yapılan araştırma kararları alan mahkemelerin dosyalara dair hiçbir inceleme yapmadığını da gösteriyor. Sadece Kuzey İngiltere’deki bir mahkemede, üç dakika 51 saniye içinde 496 karara imza atıldı. Birçok enerji firmasının temsil eden bir haciz firmasının toplu olarak sunduğu dosyalar yapılan telefon görüşmesinin ardından karara bağlandı.

Milyonlarca insan evlerini ısıtacak durumda değil

Şirketlerin mahkemeleri kullanarak değiştirdikleri ön ödemeli sayaçların tarifeleri hem daha pahalı hem de kullanıcıları ya borçlanmaya ya da karanlıkta ve soğukta kalmaya mecbur bırakıyor. Enerji yoksunluğuna dair yapılan bir araştırma ülke çapında yoksulların kışın evlerini ısıtmak için yaşadığı krizinin derinleştiğine işaret ediyor. Ulusal Enerji Hareketi (National Energy Action), enerji yoksunluğu çekenlerin sayısının Nisan’da sekiz milyon 400 bine çıkacağı uyarısında bulundu.

Gıda ve bebek bankalarına yakıt bankaları da eklendi

Gıda bankaları ve bebek bankalarının ardından yakıt bankaları (Fuel Bank) da İngiltere’de görülmeye başlandı. Tüm seçeneklerini tüketmiş olan ve yakıt alacak durumu olmayanlara acil destek sunmak için kurulan Fuel Bank Foundation yakıt yoksulluğu yaşayanların sayısındaki hızlı artışa dikkat çekiyor. Ülke çapında şubeleri 350’yi geçen Fuel Bank Foundation şimdiye kadar 550 binden fazla insana yakıt için yardımda bulundu.

Dünyada en pahalı gazı tüketen ülke konumunda olan Birleşik Kralık’ta faaliyet gösteren enerji şirketlerinin kârları katlanarak artarken, milyonlarca yoksul hanede yaşlılar, çocuklar, hastalar faturaların korkusundan kaloriferleri açamıyor. Gıda bankalarına muhtaç bırakılan yoksullar ise ısınmak biryana, yemeklerini ısıtmak için bile gaz ve elektrik alamıyor. Muhafazakâr hükümet, çok yetersiz kaldığının bilincinde olduğu 66 sterlinlik aylık yakıt yardımını, başlattığı nasıl enerji tasarrufu yapılır reklam kampanyası ile destekleyerek sorumluluktan kurtulmaya çalışıyor.

Çözüm, geçici yardımlar ve tasarruf önerilerinde değil enerjinin kamulaştırılmasında

Rekor seviyelere ulaşan enerji fiyatları ile karşılanamaz olan faturalardan kurtulmanın yolu hükümetin geçici yardımları ve reklam kampanyaları değil, enerjinin ulusallaştırılması. En temel ihtiyaçlardan biri olan enerjinin ticaret alanın dışına çıkartılması. Bunu gerçekleşebilmek için ise bu talebe sahip çıkan Enough is Enough (Artık Yeter) gibi kampanyaları sahiplenmek ve çalışmalarına katılmak şart. Hem mevcut Muhafazakâr hükümeti hem de gelecekteki olası bir İşçi Partisi hükümetini enerji başta olmak üzere temel kamu hizmetlerini kamulaştırmaya mecbur bırakacak tek yol, halkın örgütlü gücü ve ortak talepleri etrafındaki mücadelesi olacak.

 

Covid-19 yardımlarında en büyük pay dolandırıcılara gitmiş

Covid-19 pandemisi ve pandemiden kaynaklanan kısıtlamaların yaratmış olduğu ekonomik durgunluğu azaltmak ve gelir desteği sunmak için hükümet yüz milyarlarca sterlinlik destek paketleri açıklamak zorunda kaldı. Başta büyük işletmeler olmak üzere işyerlerine, çalışanlara ve cüzi olarak da dar gelirlilere destek paketleri maddi yardım yapıldı. İşletmeler ve iş verenler desteklerden doğrudan yararlanırken, çalışanlar ancak işverenler üzerinden dolaylı olarak yapılan yardımlarla yetinmek zorunda kaldı.

Yardımların 4,5 milyar sterlini dolandırıcılara gitti

Birleşik Krallık’ın resmi ekonomi kurumu Bütçe Sorumluluk Dairesi’nin geçen yıl yapmış olduğu bir hesaplamaya göre pandemi döneminde açıklanan destek paketlerinin toplamı 310 milyar sterlin. Tüm dünyayı etkisi altına alan ve yaşamın her alanında kısıtlamalara neden olan covid-19 salgını döneminde sosyal yardımlarla geçinmek zorunda kalanlara ancak haftalık 20 sterlin ek yardım yapan hükümet, 4,5 milyar sterlini dolandırıcılara kaptırdı. Dolandırıcılara kaptırılan ve hatalı ödemelerden kaynaklı para kaybının miktarı, hükümetin harcamalarını kontrol eden komitenin yaptırdığı inceleme ile ortaya çıkarıldı. Maliye Denetleme Komitesi Başkanı Harriett Baldwin, yapılan yardımların akıbetini tespit etmek için hükümete, destek paketleri ile dağıtılan paranın ne kadarının dolandırıcılık ve hatalar nedeni ile kayıp olduğunu sordu. Hükümet adına, Gelir ve Gümrük İdaresi tarafından verilen cevapta kaybın 4,5 milyar sterlin olduğu belirtildi. Bu meblağın 3,5 milyar sterlini işçiler için doğrudan patronlara ödenen maaş yardımları, 1 milyar sterlini serbest meslek sahiplerine yapılan ödemeler ve 71 milyon sterlini ise restoranların gelirini artırmak için yapılan dışarıda yemek yeme teşvik paketindeki kayıplar oluşturuyor.

Muhafazakârlar yardımları ihtiyaç sahiplerine dağıtmadı, vergileri de toplayamadı

Dağıttığı paranın akıbetini takip edemeyen hükümet, toplaması gereken vergileri de, vergi toplaması gereken memurları Brexit ve covid-19 alakalı işlerde görevlendirdiği için toplayamadı. Hükümetin beceriksizliği ve izlediği yanlış politikaları muhalefet tarafından parlamentoda eleştirildi. Yapılan bu eleştirilere cevap veren alt düzey Maliye Bakanı Victoria Atkins, 2021-22 mali dönemde 120 vergi dairesi memurunun Brexit ve Covid -19 alakalı işlerle görevlendirdiğini itiraf etti. Atkins, aynı dönemde Gelir ve Gümrük İdaresi’nin uyumluluk kontrolleri nedeniyle telafi ettiği gelirin bir önceki yıla göre 6 milyar sterlin azaldığını da ifade etti. Yani hükümet, izlediği yanlış politikalar nedeniyle bir taraftan dolandırıcılara para kaptırırken diğer taraftan da milyarlarca sterlin verginin kaybolmasına sebep oldu. İşçi ve emekçilere, yardımla geçinenlere gelince ‘aslan’ kesilen hükümet ve memurlarının eli ayağı, işverenler ve patronlar karşısında birbirine dolanıyor. Kabine içerisinde de olan nüfuzlu kişiler işledikleri vergi kaçırma suçlarını ancak ‘üç kağıtçılıkları’ ortaya çıkınca pazarlıkla telafi ediyor.

‘Çürüyen Devlet’

Elitleri korumak üzere tasarlanmış olan vergi yasalarındaki boşluklardan, patronlar ve sermaye haksız ama yasal kazanç elde ediyor. Bu konuya ilişkin Counterfire sitesi için Çürüyen Devlet başlığı ile bir yazı kaleme alan Terina Hine, şu çarpıcı tespitlerde bulunuyor.

‘’Yoksullukla ilgili çalışma yürüten düşünce kuruluşu ResolutionFoundation’a göre İngiltere’de sadece 70 bin kişi tarafından kullanılan ve vergi mükelleflerine maliyeti yılda yaklaşık 4 milyar sterlin olan ‘Beş korkunç vergi indirimi’ var. Ancak yasal görülen bu vergiden kaçınma önlemleri bile kabine ve çevresindeki zenginler için yeterli gelmediği için açıktan vergi kaçırma göze alınıyor. Her alanda olduğu gibi vergi ve yolsuzluk konusunda da zenginler ve yoksullar arasında bir eşitlik söz konusu değil. Tax Watch adlı kuruluş, vergi kaçakçılığının Hazineye yükünün, gerçekten hak kazanmadığı halde sosyal yardım alanların yol açtığı yükten dokuz kat daha fazla olduğunu hesaplıyor. Ama denetime gelince, sosyal yardımları düzenleyen kurum, vergileri toplayan kurumdakinden daha fazla sayıda denetleme amaçlı personel istihdam ediyor. Bir başka eşitsizlikte işlenen suçlar karşısında verilen cezalarda ortaya çıkıyor. Gelir ve Gümrük İdaresi HMRC, çoğu dolandırıcılığı cezai kovuşturma yerine sivil soruşturma ve uzlaşma yoluyla ele alma yoluna gidiyor. Örneğin Eski Maliye Bakanı Nadim Zahawi 3,8 milyon sterlinlik vergi kaçırmadan dolayı cezai kovuşturma yerine, bu miktara ek olarak 1 milyon sterlinden fazla para cezasına çarptırılırken, sosyal yardım kurumu 5 bin sterlinin üzerindeki her dolandırıcılık vakasını savcılığa sevk ediyor. ‘’

 

İngiltere’de pratisyen hekimler de greve çıkacak

İngiltere’de sadece hastanelerde çalışan doktorların üye olabildiği Hastane Danışmanları ve Uzmanları Birliği (HCSA) Sendikasına üye pratisyen hekimler grev kararı aldı. Grev oylamasına katılan pratisyen hekimlerin yüzde 97’si “evet” dedi.

Sendika, grevin zamanına ve şekline İngiltere’de sağlık alanında grevde olan diğer işçilerin sendikalarıyla görüşerek karar verileceğini duyurdu. Öte yandan İngiliz Tabipler Birliği (BMA) üyesi yaklaşık 45 bin pratisyen hekimin grev oylamasının sonucu da şubat ayında belli olacak.

HCSA Başkanı Dr. Naru Narayana, çok yüksek bir katılım oranıyla alınan grev kararının, pratisyen hekimlerin mevcut çalışma ve ücret koşullarından ötürü ne denli öfkeli olduğunu ortaya koyduğunu söyledi. Dr. Narayana, son on yılda reel ücretlerinde yüzde 25’in üzerinde kayıp yaşayan doktorların ayrıca çok yüksek eğitim masraflarını geri ödemek zorunda olduklarını da hatırlattı. Sendika Başkanı, hükümetin taleplerine kayıtsız kalan tutumunun sürmesi ve çalışma koşullarının düzelmemesi halinde doktorların ülkeyi terk edebilecekleri uyarısında bulundu.

İngiltere’de geçen yıldan beri pek çok iş kolunda grevler yaşanıyor. Demir yolcular, otobüs şoförleri, liman işçileri, üniversite, havacılık ve posta servisi çalışanları başta olmak üzere çok çeşitli meslekten işçilerin art arda gelen grevlerine geçtiğimiz haftalarda hemşireler ve ambulanslarda görevli sağlık emekçileri de katıldı.

 

İşçi Partisi Lideri’nin Sağlıkta “reformu” doktorları korkutuyor

İşçi Partisi Lideri Sir Keir Starmer, sağcı Daily Telegraph gazetesine NHS’te reform yapılmasını savunan bir makale yazdı. Reform yapılmadığı takdirde NHS’in öleceğini iddia eden Starmer, NHS’e duyulan saygı ve iyi niyetin hayati önemde olan reformların önünde engel olduğunu savundu.

özelleştirmeye verilen destek, reform adı altında gizleniyor

İşçi Partisi Lideri Starmer, bu makalesinde savunduğu görüşleri nedeni ile hem doktorlardan hem de partisi içindeki milletvekillerinden eleştiri aldı. İşçi Partisi’nin bir önceki lideri Jeremy Corbyn’e yakınlığı ile bilinen Kuzey Hackney Milletvekili Diane Abbott, Morning Star gazetesi için yazdığı makalede, Starmer’ı Muhafazakâr Parti’nin söylemlerini kullandığı için eleştirdi. Starmer’in söyleminin örtülü olarak NHS’in özelleştirilmesine destek vermek anlamına geldiğine dikkat çeken Abbott, NHS’in reforma değil yeterli bütçeye ihtiyacı olduğunu dile getirdi.

Doktorlar, Starmer’ın reformlarından kaygı duyuyor

Ulusal Sağlık Sistemi NHS içerisinde önemli bir yere sahip olan doktorlar ise Starmer’a bir mektupla cevap verdi. Doktorlar, İşçi Partisi’nin gelecekte uygulamaya koymayı düşündüğü planların neden olduğu kaygılarını mektupta dile getirdi. Starmer yazdığı makalede, GP randevularının ‘işe yaramadığını’ iddia ederek, İşçi Partisi’nin fizik tedavi ve iç kanamalar gibi rahatsızlıklarda hastaya kendisini sevk etme yetkisi vermeye imkân sağlayacak reformlara hazır olduğunu dile getirdi. Starmer’ın bu reform önerisine doktorları temsil eden Doctors’ Association ve GP Survival ortak bir mektupla cevap verdi. Mektupta, “Bu mesleği her gün icra eden doktorlar olarak, hastalarımızın yaşadıklarını herhangi bir politikacının hiçbir zaman anlamayacağı kadar iyi anlıyoruz, size çağrımız bizimle iletişime geçin ve bizi dinleyin.” dendi.

NHS İşçi Partisi yönetiminde de güvende olmayacak

Birleşik Krallık Doktorlar Birliği DAUK (Doctor’sAssociation UK) adına mektubu imzalayanlardan Lizzie Toberty ise yaptığı açıklamada, “açık ki İşçi Partisi liderleri bu fikirlerini geliştirirken hiçbir doktor ile görüşmemiş ve öyle görünüyor ki NHS onların yönetimi altında, mevcut hükümetten daha iyi durumda olmayacak.” görüşlerine yer verdi. Toberty ayrıca, “Burada düşman biz değiliz, tek istediğimiz gurur duyacağımız bir sağlık sisteminin olması” sözleri ile NHS’e verdikleri önemin altını çizdi. Mektupta imzası olan DAUK eş başkanı Dr. Ellen Welch ise Starmer’in “dahiyane” önerisinden duyduğu kaygıları “eğer ‘iç kanamanız varsa’ en son isteyeceğiniz şey hangi teste ihtiyacınız olduğuna ya da hangi uzmana kendinizi sevk etmeniz gerektiğine karar vermek zorunda kalmanız olacak – ki karar verene kadar ölmüş olabilirsiniz” sözleriyle ifade etti. Doktorların hastalığı teşhis ve hastalara en iyi şekilde yardım edebilmek için 10 yıldan fazla tecrübe kazandıktan sonra GP olduklarına dikkat çeken Welch, “İşçi Partisi’nin bunu önermesi şok edici. Aynı anda hem GP’lerin uzmanlığının değerini düşürüyor hem de hastaları da riske atıyor” eleştirisinde bulundu.

NHS’in ihtiyacı reform değil yeterli bütçe

Parti içindeki muhalifler ve doktorların eleştirisine maruz kalan Starmer’ı korumaya çalışanlar, Starmer’ın bu açıklamayı, Muhafazakârların NHS’i özelleştirmesinin önüne geçmek için yaptığını iddia ettiler. Starmer’in şimdiye kadarki pratiğini bilenler bunun bir yanıltma ve hedef saptırma taktiği değil, Starmer’in gerçek niyetlerinin ifadesi olduğunu çok iyi biliyor. Özelleştirme ve kesintilerle işlemez hale getirilen NHS’in yeniden eski gücüne kavuşabilmesinin tek yolu ihtiyaç duyduğu bütçenin sağlanması ve özel şirketlerin NHS’ten çıkartılması. Etkisi azalsa da hâlâ devam eden Covid-19 pandemisi sürecinde hepimizin en çok ihtiyaç duyduğu ve değerini bir kez daha anladığı NHS ve ücretsiz sağlık sisteminin varlığını sürdürebilmesi için politikacıların ve sermayenin NHS’ten elini çekmesi şart. Bunu sağlayacak olan ise şimdilerde liberallerin ve mücadele kaçkınlarının bel bağladıkları İşçi Partisi değil, NHS’i ve halk sağlığını hayatı pahasına sahiplenen sağlık çalışanları ve halkın örgütlü mücadelesi olacak.

 

Ruhsal sağlığı bozulan çocukların sayısı hızla artıyor

0

Resmi veriler İngiltere’de ciddi ruhsal sağlık sorunlarından dolayı tedaviye ihtiyaç duyan çocukların son bir yılda % 39 oranında arttığını gösteriyor. Uzmanlara göre çocukların ruhsal sağlığının bozulmasına; pandemiden daha çok toplumsal eşitsizlikler, kemer sıkma politikaları ve internet kaynaklı sorunlar yol açmakta.

Mevcut ruh sağlığı hizmetleri ihtiyacı karşılamaya yetmiyor

Ulusal Sağlık Servisi NHS bünyesinde hizmet veren ruhsal sağlık servislerine son bir yıl içinde sevk edilen 18 yaş altı hasta sayısı bir milyon 100 bin olarak açıklandı. PA Media tarafından incelenen verilere göre pandeminin ilk yılında ruhsal sağlık hizmetlerine sevk edilen çocukların sayısı 839 bin 570 iken, bu sayı hızla artarak bir milyonun üzerine çıktı. Ruhsal sağlık hizmetlerine sevk edilenler arasında intihara eğilimli olanlar, kendisine zarar vermek isteyenler, ciddi depresyon ve endişe bozukluğu ile yeme bozukluğu yaşayanlar var.

Kraliyet Psikiyatri Koleji’nde çocuk ve ergen psikiyatri fakültesi başkanlığı yapan Dr. Elaine Lockhart, artan ihtiyaç ve servislerin yetersiz kalmasından dolayı uzman servislerin en acil ve en rahatsız olanları tespit ederek müdahale etmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Öncelikli müdahale edilmesi gerekenler içerisinde psikoz semptomları ve intihara meyilli olanlar ile şiddetli anksiyete bozukluğu yaşayanlar yer alıyor. Lochart, yaptığı açıklamada zamanında yapılmayan müdahalelerin rahatsızlıkları daha da şiddetlendirdiğine ve tedaviyi zorlaştırdığına da dikkat çekti. Lockhart, çocukların ruhsal sağlığının pandemi öncesinde de, giderek artan toplumsal eşitsizlikler ve internet kaynaklı sorunlardan dolayı arttığını ‘pandemi ve kısıtlamalarla birlikte sağlıklı olanlar hassaslaştı ve hassas durumda olanlar ise rahatsızlandı’ vurgusu yaptı. Çocuklara İşkenceyi Önleme Derneği NSPCC bu rakamları alarm verici olarak değerlendirdi.

Milyonlarca çocuk yoksul ve yardımlardan yoksun

Dünyanın en büyük ekonomilerinden birine sahip olan İngiltere’de 3,9 milyon çocuk yoksulluk içinde yaşıyor. Bir taraftan giderek artan yoksulluk diğer taraftan da kemer sıkma politikaları ile çocuklara yönelik servislerdeki kesintiler başta ruhsal sağlık olmak üzere çocukların yaşadığı sorun ve sıkıntıları körüklüyor. Çocuklara ve bakıma muhtaç olanlara ayrılmayan kaynaklar, vergi muafiyetleri, ekipman kontratları, özelleştirmeler ile sermayeye aktarılıyor.

 

Amazon’un Coventry deposundaki işçiler de greve çıktı

İngiltere’de grevler hız kesmiyor. Son olarak Amazon’un Coventry’deki deposunda çalışan işçiler de greve çıktı. Bu işçiler, Birleşik Krallık’ta resmi olarak greve çıkan ilk Amazon çalışanları oldu.

İşçilerin “hakaret” olarak gördüklerini söyledikleri saatlik 50 penilik ücret artışı teklifi sonrasında geçen yıl ağustos ayında Amazon’un İngiltere’deki depolarında irili ufaklı fiili grevler başlamıştı. Devamında, genel hizmetlerde çalışan işçilerin sendikası olan GMB’ye üye Amazon işçileri, yaptıkları oylamada yüzde 98 ile greve “evet” demişti.

Değerlendirmelerde, sendikalaşma faaliyetleri uzun süre engellenen Amazon işçilerinin, sonunda İngiltere’de örgütlü olarak ilk kez greve çıkmalarının tarihi önemine vurgu yapılıyor.

SAATLİK ÜCRETTE 4,5 POUND ARTIŞ TALEBİ

Coventry deposunda salı günü, gece vardiyasındaki işçilerin şirketteki ücret eşitsizliğini protesto etmek için iş yerlerini terk etmesiyle başlayan ve çarşamba günü de devam eden 24 saatlik greve GMB sendikasının yaklaşık 300 üyesi katıldı.

İşçiler saat ücretinin 10,50 pounddan 15 pounda çıkarılmasını talep ediyorlar. İşçiler ayrıca çalışma saatlerinde sürekli gözetim altında oldukları ağır çalışma koşullarının da düzeltilmesini istiyor.

ASGARİ HİZMET DÜZENLEMESİYLE MÜCADELE ÇAĞRISI 

Genel grevin yasak olduğu İngiltere’de Amazon işçilerininki gibi özel sektör grevlerinin yanı sıra kamu sektöründe de son 30 yılın en büyük grev dalgası yaşanıyor. Geçen yıl yaz aylarında demiryolu işçilerinin öncülüğünde başlayan grevler ulaşım sektörünün yanı sıra sağlık ve eğitim alanında da giderek yayılıyor.

Sendikalar hemen hemen tüm iş kollarındaki koordineli grevlerle daha etkili eylemlere hazırlanıyor. Bu doğrultuda Kamu Hizmetleri Sendikası PCS, Demiryolu, Denizcilik ve Taşımacılık Sendikası RMT, Tren Makinistleri Sendikası ASLEF, üniversite çalışanlarının üye olduğu UCU, ülkenin en büyük ikinci sendikası UNITE ve Ulusal Eğitim Sendikası NEU üyesi toplamda yarım milyondan fazla işçi 1 Şubat’ta greve çıkacak.

Toplam 56 sendikanın üye olduğu Sendikalar Konfederasyonu TUC da yaptığı açıklamayla 1 Şubat’ta tüm sendikaların eylemlere katılmasını istemişti.

TUC Genel Sekreterliğine bu yıl seçilen Paul Nowak, hükümetin grevleri etkisizleştirmeye dönük asgari hizmet yasa teklifine karşı mücadele çağrısı yapıyor.

Hükümetin söz konusu asgari hizmet düzenlemesi ve aylardır süren grevlerde uzlaşma sağlanmasını engelleyen tutumu nedeniyle koordineli grevlerin yanı sıra ülkede genel grev çağrıları da yükseliyor. Sendikacılar hükümetin bu tutumunun iddia edildiği üzere ücret-enflasyon sarmalı endişesi ya da kaynak sıkıntısı nedeniyle olmayıp, ülkede yeniden canlanan işçi hareketini engellemeye ve Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) gibi alanlarda kapsamlı özelleştirmelerin önünü açmaya dönük olduğunu ifade ediyorlar.

İŞÇİLERLE ANLAŞMANIN MALİYETİ DAHA AZ OLURDU

Hükümetin demiryollarından sorumlu kamu görevlisi Huw Merriman, geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamayla sendikacıların bu tespitini dolaylı olarak doğruladı. Merriman açıklamasında, tek başına demiryolu grevlerinin şimdiye kadar Birleşik Krallık ekonomisine 1 milyar sterlinden fazlaya mal olduğunu ve aylar önce sendikalarla ücretler ve çalışma koşulları konusunda anlaşmazlığı çözmüş olsalardı toplam maliyetin bundan az olacağını kabul etti.

Hükümetin grevlerde anlaşma sağlanmasını kasten engellediğini pek çok kez dile getiren RMT Genel Sekreteri Mick Lynch ise bu durum karşısında önümüzdeki ilkbaharda 24 saatlik bir genel greve çıkılması gerektiğini söylüyor. Geçtiğimiz cumartesi günü Galler’de katıldığı bir etkinlikte sendikaların böyle bir genel grevi koordine edebileceğini söyleyen Lynch, geçen hafta Evrensel’e yaptığı açıklamada da hükümetin, “asgari hizmet” düzenlemesi ile grevleri etkisiz hale getirmenin yolunu aradığını ve işçilerin bu yasaya karşı nasıl mücadele edileceğini değerlendiklerini söylemişti.

BAŞBAKAN KAMUDA SENDİKA ÜYELİĞİNİ YASAKLAMAYI DÜŞÜNMÜŞ

Hükümetin grevlerin etkisini azaltmak için yürürlüğe koymaya çalıştığı asgari hizmet düzenlemesi, NHS gibi kamu sektörlerinde, işverenlerin “asgari standartların” karşılanmaması durumunda sendikalara dava açabilmesinin ve grevdeki işçileri işten çıkarabilmesinin önünü açıyor.

Kısa süre önce basına sızan Başbakan Rishi Sunak’ın danışmanları ile arasındaki bazı e-posta yazışmalarına göre, Sunak ülkedeki grev dalgasının önünü kesmek için asgari hizmet düzenlemesinin dışında sınır muhafaza memurları gibi kamu sektöründe işçilerin sendikalara üye olmasını yasaklamayı da düşünmüş.

Yazışmalar hakkında basında yer alan haberlere göre, sendika üyeliğini yasaklamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHM) aykırılığı nedeniyle hükümet tarafından savunulmasının güç olacağının düşünüldüğü ve bu nedenle Sunak’ın “asgari hizmet” düzenlemesi ile yetindiği anlaşılıyor.

PCS Sendikası Genel Sekreteri Mark Serwotka, konuyla ilgili açıklamasında, sızan yazışmaların, hükümetin görünüşte “Anlaşmazlığı çözmek istiyoruz” derken aslında perde arkasında temel hak ve özgürlüklere yönelik İngiltere’de nesiller boyu görülebilecek en büyük saldırıya hazırlandığına işaret ettiğini söylüyor.

 

Öğretmenlere ailelerden anlamlı destek

Yıllardır yeterli maaş zammı alamayan öğretmenler, yıllar sonra grev kararı aldılar. Öğretmenlerin grevini hükümet, “Çocuklarımızın eğitimini engelliyorlar” diyerek karalamaya çalışırken, aileler çocuklarının öğretmenlerine sahip çıkarak dayanışma grupları kurdular.

Bu dayanışma gruplarından biri de Haringey’de kuruldu. 1 Şubat ve sonrası yapılacak öğretmen grevine desteklerini açıklayan aileler, “maaşı ve morali yerinde olmayan öğretmenlerin çocuklarımıza eğitim vermesi de zorlaşıyor” diyerek, öğretmenlerin taleplerinin kabul edilmesini talep ediyor.

“Kraliçenin cenaze töreninde okul kapandığında eğitim zarar görmedi mi?”

Yaklaşık 500 ailenin oluşturduğu “NEU grevini destekleyen aileler” Whatsapp grubunda yapılan tartışmalarda, öğretmenlere verilecek aile desteğinin tüm desteklerden daha önemli olacağına dikkat çekildi.

Birçok çocuk velisi, “Kraliyet ailesinin herhangi bir töreni ya da kraliçenin ölümünde tatil edilen okullarda eğitim verilmediği zaman, hükümet yetkilileri sesini çıkarmıyordu” diyerek, Eğitim Bakanlığı ve hükümetin, “Öğretmenler greve giderek çocuklarımızın eğitimine engel oluyorlar” sözlerine tepki gösteriyor.

Aileler, ülkenin dört bir köşesinde olduğu gibi Haringey’deki tüm okullarda yapılan grevlerde öğretmenlere destek vereceklerini duyurdular.

 

Eğitimciler grev tarihlerini açıkladı

Daha önce grev kararını açıklayan Yüksek Öğrenim çalışanlarının sendikası UCU, grev tarihlerini de açıkladı. Ülkenin en büyük eğitim sendikası olan Ulusal Eğitim Sendikası (NEU) da geçtiğimiz yıl sonunda yaptığı grev oylamasının sonucunu aldı. Öğretmenlerin yaklaşık yüzde 54’ü oylamaya katılırken, oylamaya katılan öğretmenlerin yüzde 90’ı grevden yana oy kullandı ve NEU yönetimi de grev tarihlerini kamuoyu ile paylaştı.

16 Marta kadar grev tarihleri açıklandı

NEU, başta ücret zammı ve iş koşullarının iyileştirilmesi olmak üzere, sıraladığı taleplerinin kabul edilmemesi durumunda 16 Marta kadar yapılacak planlanan grevlerden sonra da yeni grev tarihleri belirleyeceklerini duyurdu.

NEU üyesi 300 binden fazla öğretmen, 1, 14, 28 Şubat ve 1, 2, 15, 16 Mart tarihlerinde greve çıkacak.

Üniversitelerde 18 gün grev yapılacak

Yüksek öğrenimde de grev dizisinin tarihleri açıklandı. UCU Genel Sekretery Jo O’Grady tarafından üyelerine duyurulan grevin çeşitli aralıklarla 22 Marta kadar süreceği belirtildi.

Ücretlerine zam isteyen ünivertite hocaları ve çalışanları emeklilik haklarına yönelik saldırı planlarının da durdurulmasını istiyor. Eğitim Bakanlığı ve hükümet yetkilileriyle defalarca görüşmek istediklerini ve grevler başlamadan sorunun çözülmesi için büyük çaba sarf ettiklerini belirten O’Grady, bakanlığın hiç bir şekilde görüşmelere yanaşmadığını belirterek, grev silahının kullanılmasından başka çarelerinin kalmadığını belirtti.

70 binden fazla üniversite hocalası ve çalışanlarının 1, 9, 10, 14, 15, 16, 21, 22, 23, 27, 28 Şubat ve 1, 2, 16, 17, 20, 21, 22 Mart tarihlerinde greve çıkacak.