Ana Sayfa Blog Sayfa 6

İşçi Partisi ilticacıları sınır dışı etmekle övünüyor

Tabanının ırkçı ve göçmen karşıtı partilere kaymasını engellemek için giderek daha da sağa kayan İşçi Partisi hem söylemleri hem de pratiği ile ırkçıların ve göçmenlik karşıtlarının büyümesinin zemini besliyor. İktidara geldiğinden beri 13 bin 500 göçmeni sınır dışı eden İşçi Partisi, göçmenleri sınır dışı etmede rekor kırdığı için övünüyor. Altı ay içerisinde en fazla göçmeni sınır dışı etme rekoru artık İşçi Partisi’nde ne kadar övünse azdır!

Devir göçmenlik karşıtlığı devri olunca tüm partilerin liderleri sağcılıkta bir birbirleriyle yarışıyor. Zaten yakın zamanda yapılan bir araştırma da bu gerçekliği çarpıcı bir bicimde gözler önüne seriyor. Westminster Parlamentosu’nda yer alan parti milletvekillerinin siyasi pozisyonlarını inceleyen bir araştırmaya göre Keir Starmer, İşçi Partili parlamenterlerin en sağında yer alıyor. Londra Üniversitesi Royal Holloway’de siyaset profesörü olan Chris Hanretty tarafından yapılan araştırmaya göre Başbakan Starmer, 401 İşçi Partili meslektaşının neredeyse tamamından daha az sol görüşlü. Araştırma aynı zamanda Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch’un da partisinin sağında yer aldığını ve siyasi pozisyonunun Reform UK lideri Nigel Farage’a kendi partisinden daha yakın olduğunu gösteriyor. Bu araştırma parti liderlerinin hiç olmadığı kadar sağa kaydığını gösteriyor ki zaten parti liderleri bunu pratikleri ile ortaya koyuyor.

Daha fazla göçmeni sınır dışı etme rekoru kırmasının önündeki zorlukları aşmak için keseninin ağzını sonuna kadar açan Keir Starmer, vücuda takılan kameralar ve biyometrik kitler de dahil yeni teknolojiler için 8 milyon sterlinlik bir bütçe oluşturdu. İktidara geldiği Temmuz’dan buyana sayısız baskın düzenleyen İşçi Partisi Hükümeti, bu baskınlarda yakaladığı ‘‘kaçak’’ göçmenleri yurt dışı etmek için charter uçaklarını 33 kez havalandırdı.

İçişleri Bakanı Yvette Cooper ise adeta kendisini ispatlamak, Reform UK ve Muhafazakarlara meydanın boş olmadığını göstermek için faşizmin kitabını yazmış İtalya’nın faşist başbakanı Giorgia Meloni ile sık sık görüşmeler yapıyor, birlikte poz veriyor. Dünyada adı ırkçılıkla anılan, Donald Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon ve Macaristan’ın aşırı sağcı başbakanı Viktor Orban gibi isimlerin konuşma yapmış olduğu İtalya’daki bir festivalde konuşmaya hazırlanıyor.

Göçmenleri sınır dışı etme sözünü tutmuş olmak ve bu konudaki kararlılığı ile rakiplerinin övgüsüne mazhar olan İşçi Partisi, kendisine oy veren milyonlarca işçi ve emekçinin taleplerini yerine getirmede ise bir arpa boyu yol kat edebilmiş değil. Başta kamu çalışanları olmak üzere milyonlarca çalışanın ücretleri insanca yaşayabilecekleri bir düzeye çekilmiş değil. Tedavi için aylardır sıra bekleyen milyonlarca hastanın tedavileri hala başlamış değil. Yıllardır geçici konutlarda yaşayan yüzbinlerce çocuklu aile ve engelli sağlıksız evlerde fahiş kiralarla oturmaya devam ediyor. Su, elektrik, ulaşım, iletişim, sağlık, posta ve eğitim gibi özelleştirilen temel hizmetleri ticaret alanı haline getiren şirketler kasalarını doldurmaya, halk yoksullaşmaya ve doğası tahrip edilmeye devam ediyor. Sermayeye dokunmaya çekinen İşçi Partisi, herhalde daha kolayına geldiği için sağa kayarak, kendisinden uzaklaşan seçmenleri engellemeye çalışıyor. En son yapılan anketlerinde açıkça ortaya koyduğu gibi bu politikalar İşçi Partisi’ne değil, Reform UK ve Muhafazakarlara yarıyor.

 

İşçi Partisinin oyları eriyor

Yeni yılın ilk iş gününde 20 belediye encümen üyesi daha istifa eden İşçi Partisi ilk altı ayı dolmadan sadece kendisine oy verenlerin büyük kesimini değil, yıllarını İşçi Partisi’ne adamış olan seçilmiş encümen üyelerinin de güvenini kaybetmiş durumda. Londra’da dahil olmak üzere ülkenin dört bir yanında İşçi Partili belediye encümen üyeleri, liderleri Sir Keir Starmer’in hem Filistin konusunda izlediği dış politika hem de emeklilerin kışlık yakacak yardımını kesmesi gibi iç politikalarını eleştirerek istifa ediyorlar.

İşçi Partisi, Muhafazakâr Parti’nin 14 yıllık iktidarına rağmen ancak seçmenlerin yüzde 20.1’nin oyunu alarak seçimleri kazanabildi. Bu oran 1918’de gerçekleşen ilk genel seçimden bu yana iktidara gelen bir partinin aldığı en düşük oy oranı. İşçi Partisi Birleşik Krallık’ta uygulanan seçim sisteminden dolayı seçime katılanların sadece yüzde 34’nün oylarını almış olmasına rağmen parlamentoya taşıdığı milletvekili yüzdesi 63 çıktı. Seçimlerden hemen sonra YouGov tarafından yapılan bir anket aslında İşçi Partisi’nin aldığı oyların destek değil tepki oyları olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Anket, İşçi Partisi’ne oy verenlerin yüzde 48’nin motivasyonun Muhafazakarlardan kurtulmak yüzde 5’inin ise destek olduğuna işaret ediyordu.

Sky News tarafından yapılan bir analize göre de İşçi Partisi’nin kamuoyu yoklamalarında İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ki en kötü sonuçları alıyor.

Muhafazakarların sonu gelmeyen kemer sıkma politikalarından kurtulmak için İşçi Partisi’ne oy verenler, kemer sıkma politikalarının İşçi Partisi tarafından olduğu gibi uygulandığına tanıklık ettikçe, Starmer’a verdiği desteği geri çekiyor. Emeklilerin yakacak yardımını kesen, çocuk yardımını iki çocukla sınırlayan, kamu çalışanlarına enflasyonun çok altında kalan ücret artışları dayatan ve önümüzdeki yıl maaş artışlarını da yine yüzde 2.8 ile sınırlayacağını açıklayan İşçi Partisi, Ukrayna’ya koşulsuz olarak 12.8 milyar yardım yapmaya ve Siyonist İsrail’in Filistin halkına karşı uyguladığı soykırıma destek olmaya devam ediyor.

Birleşik Krallık’ta yaşayan işçilere, emekçilere ve göçmenlere yoksulluk, yılları bulan hastane randevusu ve sosyal konut kuyruklarını, dünya halklarına ise savaş, soykırım ve yıkımlar konusunda Muhafazakarlarla yarışan İşçi Partisi, zenginlerden vergi almaya gelince Margaret Thatcher’in bile gerisinde kalıyor. İşçi Partisi Thatcher zamanında yüzde 52’ye kadar çıkartılan kurumlar vergisini yüzde 25’e çekmeye hazırlanıyor.

 

İşçi Partisi’nin uygulamaları ve söylemleri aşırı sağcılara yarıyor

İşçi Partisi Lideri Sir Keir Starmer’ın hiçbir kaygı duymadan sağcı partilerle girdiği göçmenlik karşıtı yarış sağcıları güçlendirirken kendisini de giderek daha da sağcılaştırıyor. Zaten yakın zamanda yapılan bir araştırma da bu gerçekliği çarpıcı bir bicimde gözler önüne seriyor. Westminster Parlamentosu’nda yer alan parti milletvekillerinin siyasi pozisyonlarını inceleyen bir araştırmaya göre Keir Starmer, İşçi Partili parlamenterlerin en sağında yer alıyor. Londra Üniversitesi Royal Holloway’de siyaset profesörü olan Chris Hanretty tarafından yapılan araştırmaya göre Başbakan Starmer, 401 İşçi Partili meslektaşının neredeyse tamamından daha az sol görüşlü. Araştırma aynı zamanda Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch’un da partisinin sağında yer aldığını ve siyasi pozisyonunun Reform UK lideri Nigel Farage’a kendi partisinden daha yakın olduğunu gösteriyor. Bu araştırma parti liderlerinin hiç olmadığı kadar sağa kaydığını gösteriyor ki zaten parti liderleri bunu pratikleri ile ortaya koyuyor.

Yılın son haftasında yapılan bir anket sağcı politikaların İşçi Partisi’ne hızla kan kaybettiğini de teyit ediyor. More in Common tarafından sonuçları 30 Aralık’ta açıklanan ankete göre, anketin yapıldığı gün seçimlerin yapılmış olması halinde İşçi Partisi 200 milletvekilini ve dolayısıyla parlamentodaki çoğunluğunu kaybediyor. Seçimin kazananı ise İşçi Partisi’nin izlediği politikalarla giderek güç kazanan parlamentonun en sağındaki Reform UK Partisi. Reform UK İşçi Partisi’nden 67 milletvekili alarak parlamentonun en büyük üçüncü partisi haline geliyor. İşçi Partisi’nin Reform UK’e kaptıracağı milletvekillikleri arasında altı kabine üyesi de var.

Hem son 14 yıl boyunca uygulanan kemer sıkma politikaları ile işlemez hale getirilen kamu hizmetleri hem de Muhafazkar Parti ve İşçi Partisi’nin yarış halindeki göçmenlik karşıtı politika ve söylemleri maalesef Birleşik Krallık’ta ırkçı ve faşistleri parlamentoya taşıyacak kadar büyüttü. Üye sayısı 100 bini aşmış durumda olan aşırı sağcı Reform UK, son dönemlerde yapılan ara seçimlerin çoğunda zaferle çıktı. En son 12 Aralık’ta Liverpool yakınlarındaki St Helens Belediyesi’nde yapılan ara seçimlerde Reform UK, İşçi Partisi’nin elindeki sandalyeyi aldı.

Ancak 14 yılın ardından iktidarı eline alabilen İşçi Partisi daha altı ayı dolmadan kendisine oy verenleri pişman ettirdi. İşçi Partisi muhalefette iken destek verdiklerine iktidara gelince sırtını döndü. Göçmenlik karşıtlığını ispatlamak için ilticacıları sınır dışı etme rekoru kırdı, taşeron şirketlerin ilticacılar üzerinden milyonlarca sterlin kazanmasına seyirci kaldı. Günümüzün en gerici ve eli kanlı yöneticilerine arka çıktı ve destek oldu. Gazetemizin sadece bu sayısına yansıyan ilgili haberler bile İşçi Partisi’nin işçi ve emekçilerin, göçmenlerin taleplerini neden karşılayamayacağını anlamak için yeterli. O yüzden yeni yıl ile birlikte başlayan alternatif oluşum ve parti girişimlerini yeri geldikçe sizlerle paylaşacağız.

Ayın Artizi: Kralımız King Charles Buruşuğu ve Onu Koruyan Süper-Objektif British Medyası

Bizim oflaysınta yılın ilk günleri, millet paraları Krismıs alışverişine, harcamalarına, hediyelerine kaptırdığı için umut yok, alışığız da artık. Mart’a kadar bir beklenti yok. Sıcak kalıp üşümeyelim başka birşey istemiyoruz, arasıra düşen ucuz birayı bekleyip pörsüyen meyva-sebzeyi temizleyip yeniden pazarlamaktan başka bir seçenek yok. Gelir dar olunca yeni bir Ankara anlaşmalı da işe alamadık, dalga geçecek malzeme de eksik ama ne diyelim, belki espri kendimiziz de haberimiz yok.

Yine bir sürü artizden dem vurabiliriz ama yılınbaşı ya meseleyi törensel kılalım dedim. Noel baba olur mu diye düşünürken baktım Charles medyada, neyse dedim Noel babaya bulaşıp milleti karşıma almıyayım, kuzey kutbundaki çalışma ve ücret koşulları sonraya kalabilir. Charles’in gündeme gelmesini sağlayan da Channel 4 ve Sunday Times iş birliği ile Dispatches programına yaptırdıkları bir araştırma belgeseli vesile oldu.

Şimdi kalkıp yahu ne alaka, Charles’ın kardeşi ahlaksız Prins Andrew dururken ne diye kralımızla uğraşıyorsun denebilir. Sonuçta Andrew yine gündemdeydi; Çinli bir panpasına tanıdığı imtiyazlar, verdiği temsilcilikler yüzünden. Bazıları Çin casusu olduğunu bile söylediler.

Neyse, Charles niye mi gündemdeydi? Dispatches programına göre öncelikle Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS) Charles ve veliahtı William’ı fonluyor. Nasıl mı? Kralımız çıksın NHS şöyle iyi böyle iyi desin, Guys Hospital’ın ambulansları için yer ayarladık desin ama aslında yılda £830 bin olmak üzere 15 yıllığına Kralımızın kiracısı olmuşlar. Oh insin £11 milyon böylece cebe. Bu kaynaklardan biri sadece. Asil arkadaşların Savunma Bakanlığı, okul, kamu hizmetleri, hapishaneler ve belediyelerle bunun gibi ama gizli kalan anlaşmaları, kiracıları var. Nehirlere, nehir kıyılarına, kumsallara ulaşması için kira alıyor. Kiralar da ticari kiralar –cömertlik ya da kamu indiirimi yok. Bu gelirleri de Charles için Duchy of Lancaster topluyor, oğlu William içinse Duchy of Cornwall. Birinci şirketin cirosu £650 milyon, ikincisininse £1.2 milyar kaat. Ülke çapında toplam 5410 mülk, arsa ve bina sahibiler. Kendilerinden önceki asillerin halktan çaldığı. Bazı kent ve kasabalara da sahip arkadaşlar. Her iki şirketimsi yapının karları 1980’lerden bu yana %1000 artmış. Gıpgıcır değil mi? 2023’de Charles’in cebine £26 milyon girmiş, oğlu gariban Williams £24 milyonda kalmış. Diğer evsahipleri gibi davransalar da onlar gibi vergi de ödemiyorlar. Eski Blairci ve Labour Party Milletvekili Margaret Hodge gibi bir yalaka bile bunu parlamentoda sorun yapıyor ki vay halimize.

Olaylar bunla sınırlı değil. Charles abimiz çıkıp çevrecilik ve yeşil enerji timsalliği kesiyor, gelirler kamuya kullanılacak diyor. Ama programa göre sadece kendi arsalarından geçen yeldeğirmeni kabloları için 5 kontrattan £28 milyon kazanacakmış. Şirketler ödesin Charles’a, senin benim elektrik faturam artsın. Dahası da var: varlıklarının halka yarar sağlamak üzere vakıf işleriyle ilgili olduğunu sık sık söylerler şerefsiz olup asil olan bu tipler. Program aynı zamanda birçok yardım kuruluşu ve vakıftan elemenalara akan geliri de açığa vurdu: Comic Relief mi dersiniz, kanser vakfı Marrie Currie ya da Macmillan mı dersiniz dahil bunlara. Anlaşmaları başladıktan beri £22 milyon kazandırmış. Buyrun işte.

Siz kendi evsahibinizin kötü olduğunu sanıyorusunuz ama bu arkadaşlar da fakir konutu sahibi. Bazı kiracıları güvenlikten, yeteri kadar sıcak olmadığından şikâyet ediyor konutların. Asiller diye kimse sesini de çıkaramıyormuş. Raporlara bakan Property Energy Professionals Association başkanının dudakları uçukluyor konutlardaki kötü koşulları görünce. Hava kirliliğine de yolaçtığını da kaydediyor, evsahibinin kim olmadığını bilmediği için bayağı aşağılık mülksahipleri diyor.

Bu belgeselin yayınladığı 2 Kasım’dan beri olanlar da dikkate şayan. O hafta medya halkın konuyla ilgili tepkisine yer verirken durum böyle kalmadı. Saray medya ekibi harekete geçti ve sanki birşey olmamış gibi medya da onların söylediğini tekrarlamaya, kral ve kral çömezi oğluyla Charles ve ailesinin ne kadar erdemli şeyler yaptığını anlatmaya başladı. Kraliçe Camilla’nın ev içi şiddete yaptıklarımı dersiniz, Prenses Ann’ın oğlunun annesinin ne kadar iyi bir anne olduğuna dair haberler mi dersiniz, Kate ve William’ın günlük yaşamda ne kadar ince ve zarif olduğuna dair kesitler mi dersiniz, ortalığı sarmaya başladı. Bitmedi: sanki benim-senin tedavi koşullarımıza sahiplermiş gibi Kate ve Charles’ın kanser teşhişlerine karşı cesurluklarından dem vuruldu, sonra savaş gazileri törenlerine katılımları aktarıldı. 8 Kasım’da gazeteler bu curcunaya katıldı, araştırmaya ortak olan Times gazetesi bile başında halesiyle William’ın ne gıcır oğlan olduğuna dair sütun üzerine sütün yazdı. Böylece Dispatches programının ifşa ettikleri unutuldu. Prince Andrew ise gündemde kalmaya devam ediyor. Kraldan ve oğlundan dikkati başka yere çektiği sürece bunda sorun da yok.

Aha işte alın size iki artiz biri parasıyla. Charles ve William kim veya niye artizler ortada herhalde artık. Ama hem onların hem de İngiliz medyasının ne tür artiz olduğuna dair bir tespit gerekli: arkadaşlar bırakın artizliğin kurumu ya da standardı olmayı, töreni halindeler. Bu haliyle diğer artizler gibi sonları şöyle olur, böyle olur demek pek isabetli olmaz, çünkü toplum ve dünya bu haliyle sürdükçe gelip gidecek artizlerin yanında, daha doğrusu onların berisinde, sürekli varocak artizlik ritüel ve törenlerinin figüranları arkadaşlar, medya da onların damızlık merkezi, bu törenlerin düğün çiçekçisi. Bu anlamda yıla başlarken bir ritüelden bahsederek artizlere işaret etmek yıl boyunca ayık kalmanızı sağlar diye umut ettik.

Ayazın sağladığı ayıklık kadar iyi kışlar, iyi yıllar efendim.

Hackney’deki Mossbourne Academy Ortaokuluna Güvenlik Soruşturması

250’den fazla ebeveynin okul grubu yönetiminin davranış politikalarının çocuklarına “ciddi zarar” verdiği yönündeki iddialarının ardından, 22 Aralık 2024 Pazar günü Observer gazetesinde, Mossbourne Federasyonu’nu destekleyen bir mektup yayınlandı.

Aralarında Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın planlama, yenilenme ve itfaiye hizmetlerinden sorumlu belediye başkan yardımcısı ve eski Hackney Belediye Başkanı Jules Pipe’ın da bulunduğu 314 kişi tarafından imzalanan yazı, gazetenin konuyla ilgili yayınladığı haberlerde eksik olduğunu düşündükleri “velilerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin deneyim ve görüşlerini daha geniş bir yelpazede” sunmayı amaçlıyor. Pipe belediye başkanlığı döneminde akademinin kurulmasına önayak olmuştu.

Mektup şunları kaydediyor: “Eğitim Bakanlığı okul performans verileri temelinde, Mossbourne Okulları, “İlerleme 8” [14-16 yaş arası öğrenciler için sekiz derste ilerleme notu] açısından 6 bin 542 okul arasında ilk 10’da yer aldı. Öğrencilerin yüzde 35’inden fazlasının dezavantajlı olduğu okullar arasında grubun her iki akademisi de ilk beşte yer almakta.”

Mektuplar ayrıca grubun okullarından Mossbourne Community Academy (MCA) ve Mossbourne Victoria Park Academy’nin (MVPA) dezavantajlı öğrenciler açısından ilk beşte yer aldığına işaret ediyor ve özel eğitim ihtiyaçları ve engelleri (SEND) olan ve daha önce düşük başarı gösteren öğrencilerin MCA’da “olağanüstü başarılı” olduğunu savunuyor. Ancak imzacılar, “Mossbourne’un gençlerin hayatlarının gidişatını daha iyiye doğru değiştirebileceğini ve değiştirdiğini” ve “parlak ve kendini mesleğine adamış öğretmenlere” sahip olduğunu kabul ederken, okulun nasıl yönetilebileceği konusunda fikirlerini sunma şansını takdir ettiklerini de belirtiyorlar.

“Kurallar katı ve sert olsa da ve bazı alanlarda iyileştirmelere gidilmesi gerekse de çocukların büyük çoğunluğu okul hayatına adapte olmuş, mutlu ve iyi bakım alıyor durumdalar. Hiçbir okul mükemmel değildir ve okulların işleyiş biçiminde bazı değişiklikler önerme ve destekleme fırsatını memnuniyetle karşılıyoruz.”

Observer’ın MVPA’daki okul öğrencilerine yönelik “duygusal zarar iddialarını” ilk kez yayınlamasından bu yana vakıf gündemde.

City ve Hackney’den sorumlu çocuk koruma (safeguarding) lideri Jim Gamble, geçtiğimiz günlerde Victoria Park akademisine yönelik bir soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Normalde çocuklara ciddi zarar veren bireysel vakalar için ayrılan koruma uygulaması incelemesinin, Hackney’in eski çocuk hizmetleri müdürü Sir Alan Wood tarafından yönetilmesi planlanıyor. Wood da Mossbourne başta olmak üzere, Hackney’de akademi okullarının yaygınlaşmasını sağlayan yöneticilerdendi.

Eğitim Bakanlığı (DfE) Doğu İngiltere bölge müdürü Jonathan Duff ‘ın yaptığı açıklamaya göre vakıfın kendisi, sözkonusu okulla ilgili olarak bir KC (King’s Counsel) tarafından yürütülen ve “yakın zamanda” başka bir soruşturma başlatacak.

 

“Hasta çocukları katletmeye gerekçe üretecek kadar katil”

Bunun üzerine Londra’da 28 Aralık günü bir gösteri düzenlendi ve Başbakan Starmer’e bir çağrı yapılarak, “Çocuk katilini artık durdurun, silah vermeyin” dendi.

Kamal Adwan Hastanesi’ne yapılan saldırıda başhekim de İsrail tarafından gözaltına alındı. Londra’da Başbakanlık önünde toplanan yaklaşık bin kişi, bu gözü dönmüşlüğün son bulmasını isterken, İsrail’in ürettiği gerekçelere de tepki gösterdi.

Eyleme katılanların birçoğu da sağlık emekçisiydi. Birçok sağlıkçı öfkeli tepkiler gösterirken, “Hasta çocukları katletmeye gerekçe üretecek kadar katil”, “Onları destekleyen de aynı katliama imza atıyor” diyerek İsrail ve İngiltere’yi protesto etti.

İsrail, hastaneyi bombalamasını, “Hamas’a ait bir hücrenin hastanede gizlendiği” gerekçesini öne sürmüştü. Protestocular, böyle bir şeyin olmadığını, çocukların ve yaralıların ödürülmesinin yanı sıra, tedavi yapan Dr. Hussam Abu Safiya’yı da gözaltına alarak insanların ölüme terk edildiğini belirttiler.

İsrail, uluslararası tüm yasaları çiğniyerek katliamını sürdürüyor ve her seferinde benzer gerekçeler öne sürüyor. Uluslararası kamuoyunu da gerekçelere alıştırmaya çalışıyorlar. Fakat İngiltere’de tepkiler devam ediyor.

 

Hackney’de Child X Kodadlı Çoçuğa Şiddet Uygulayan Polisler Aklandı

Geçtiğimiz Temmuz’da ‘Child X ‘ olarak bilinen çocuk bir polis minibüsü tarafından bisikletinden “indirilmiş”, etrafı sarılmış ve elindeki su tabancası gerçek sanıldığı için polisler tarafından kelepçelenmişti. Yapılan soruşturmanın ardından Bağımsız Polis Davranış Ofisi (IOPC) geçen hafta bu muamelenin “koşullar altında makul” olduğu sonucuna vardı.

Hackney’in toplum güvenliği şefi Cllr Susan Fajana-Thomas şunları söyledi: “IOPC’nin bulgularını ve bu korkunç olayla ilgili incelemenin sonucunu kabul ediyoruz.” Fajana-Thomas, aynı zamanda Belediye’nin bölge halkını polisi işleyişlerinden dolayı sorumlu tutmaları için desteklemeye kararlı olduğunu söyledi.

Irkçılık karşıtı grup Alliance for Police Accountability (APA), IOPC’nin kararını eleştirerek, “gözetim organlarının sistemik ırksal önyargı ve siyah topluluklara yönelik orantısız polis faaliyetlerini ele almaktaki süregelen başarısızlığını” vurguladı.

Kurum hem Hackney Belediyesi’ne hem de Londra Belediye Başkanı’na tutuklama sırasında güç kullanımına maruz kalan tüm çocukların travma desteği için koruma kurumlarına yönlendirilmesini ve bu tür olayların “rutin olarak izlenmesini, belgelenmesini ve kamuya rapor edilmesini” sağlamaları çağrısında bulundu.

Çocuk X’in annesi IOPC bulgularının “son derece hayal kırıklığı yarattığını” söyledi. Avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada, oğlunun beyaz olması halinde aynı deneyimi yaşamayacağının kendisi için açık olduğunu söyledi: “Yerel polis şefi James Conway olaydan kısa bir süre sonra benimle görüştüğünde, o bile oğlunun polis tarafından aynı şekilde muamele görmeyeceğini itiraf etti.” Anne, IOPC’nin çocuğuna karşı ayrımcılık yaptığını ve azınlık gruplarındaki çocukların gerçekte olduklarından daha büyük muamele gördükleri bir tür ırkçı önyargı olan “yetişkinleştirme” suçu işlediklerini söyledi.

Hukuk firması Bhatt Murphy’den yapılan açıklamada, annenin olaya karışan polislerin eylemlerine ilişkin resmi şikayetinin Metropolitan Polis tarafından 2023 yılında iki kez düzenleyici kuruma iletildiği belirtildi.

Başmüfettiş James Conway daha önce Met Police adına olaydan dolayı özür dilemişti.

 

Milyarder sokağında milyonluk hırsızlık

Hampstead yakınlarındaki St John’s Wood mahallesinde gerçekleşen hırsızlığın profesyonel bir soygun olduğu belirtildi.

Metropolitan Polis Teşkilatı tarafından yapılan açıklamada, olay 7 Aralık günü Avenue Road üzerinde meydana geldi. Tek başına hereket ettiği düşünülen hırsızın, aralarında Hermes Crocodile Kelly model çantaların, 15 bin sterlin nakit paranın ve toplam değeri 10,4 milyon sterlin olan mücevherlerin bulunduğu eşyaları çaldığı belirtildi.

Beyaz tenli, 20’li yaşlarının sonu ile 30’lu yaşlarının başında olduğu tahmin edilen bir adamın, milyarderlerin yaşadığı Avenue Road’daki 13 odalı bir malikaneye ikinci kattaki pencereden girerek 19 dakikada soygunu gerçekleştirdiği kaydedildi.

Hong Kong asıllı ev sahibi, ailenin bazı üyelerinin ve personelinin de hırsızlık sırasında evde olduğunu ifade ederken, şüphelinin yakalanmasına yardımcı olabilecek ve konu hakkında bilgi sağlayabilecek kişiye 500 bin sterlinlik ödül vaat etti.

Soygun, “İngiltere suç tarihindeki en büyüklerden biri” olarak nitelendirildi.

 

 

 

Müzelerde grev kararı

Toplam 5 gün greve çıkacak işçiler, saat ücretlerinin en az 16 sterlin olmasını istiyor. İşçiler, ayrıca çalışma koşullarının da düzeltilmesini talep ediyor.

Müze yönetimleri, çok yoğun ziyaretçi aldıkları bir dönemde işçilerin greve çıkmasını eleştirirken işçiler, daha önce yapılan görüşmelerden yönetimin ücret artışı ve çalışma koşullarının düzeltilmesi yönünde bir adım atmadıklarını belirterek, grevden başka çıkış yolu bulamadıklarını söylediler.

“Müzelere gitmeyerek destek olabilirsiniz”

Müze işçilerinin üye olduğu ve İngiltere’de en son kurulan sendikalardan biri olan United Voices of the World (UVW) de kamuoyuna bir çağrı yaparak, işçilere destek istedi.

UVW yaptığı çağrıda “Müzelere gitmeyerek destek olabilirsiniz” derken, müze önlerinde yapılacak gösterilere de katılma çağrısı yaptı.

UVW, işçilerin 2011 yılında saat ücreti 10.10 sterlin aldıklarını, 2019 yılında yaptıkları pazarlıklarda müze yönetimlerinin en fazla yüzde 1.2 oranında zam dayattıklarını hatırlatarak, bu yıl en az 16 sterlin saat ücreti talep ettiklerini açıkladı. Sendika, ayrıca hastalık ücretinin arttırılması ve yılda en az bir hafta extra tatil istediklerini duyurdu.

UVW, ünlü Harrods mağazasında da işçilerini greve çıkartmayı başardı. 21, 22, ve 26 Aralık’ta yapılan grevlere Harrods’ta çalışan işçilerin yüzde 95’i katıldı. Harrods’da da işçiler ücret zammı ve iş koşullarının düzeltilmesi talebinde bulundu.

 

2024’te İngiltere: İki hükümet, tek politika

İngiltere’de 2024 yılının en önemli gelişmesi 14 yıllık Muhafazakâr Parti iktidarının 4 Temmuz’da yapılan genel seçimlerle sona ermesi ve İşçi Partisinin iktidar olmasıydı. Bu 14 yıl boyunca hem Muhafazakâr Partide ve hem de İşçi Partisinde olağanüstü değişiklikler yaşandı. Ancak gelinen noktada, halk yararına olumlu politika değişiklikleri gerçekleşmezken, saldırganlık ve sömürü derinleşerek devam etti.

Seçim sonrası iktidara gelen İşçi Partisinden çeşitli beklentiler söz konusuydu. Bir kez daha İşçi Partisinin aslında bir sermaye partisi olduğu ve İngiltere’de işçi ve emekçilerin partisi olması bir yana, gerçek bir “işçi düşmanı” parti olduğu görüldü. Bu aslında biliniyordu, fakat her seferinde, başta bazı sendikalar olmak üzere birçok çevre bir beklentiye giriyor ve işçileri de beklentiye sokuyordu.

SAVAŞ POLİTİKALARINA TAM HIZ DEVAM

Geçtiğimiz yıl 7 Ekim’den sonra İsrail’in Gazze’de başlattığı katliam tüm ülkede lanetlenirken, o dönem iktidardaki Muhafazakâr Parti katliamı adeta finanse edip destekledi. İsrail’e her türlü desteği sonuna kadar verdi. 4 Temmuz’da iktidara gelen Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi de Muhafazakarlara parmak ısırtacak düzeyde bu politikaları devam ettirdi. Starmer Hükümeti, İsrail’e silah satmaya ya da uluslararası arenada kol kanat germeye devam etti. Savaş uçağı parçaları, füzeler, tanklar, teknoloji ve hafif silahlar İsrail’e verildi.

Savaş karşıtı hareket ise 2024 yılı boyunca geri adım atmadı. Her seferinde yüz binlerce insanın katıldığı eylemlerde sloganlar da değişti. Daha önce “Savaşı durdurun” sloganları atılırken sonraları, “Katile silah verme”, “Starmer eli kanlı” gibi sloganlar öne çıktı. Starmer iktidarı silah satmaya ve İsrail’i sonuna kadar desteklemeye devam ederken, bu sevkiyatı yapan bazı limanlarda işçiler silahları yüklemediler. Halkın yüzde 77’si savaş istemezken hükümet savaşı körüklemeye ve katliama destek vermeye devam ediyordu. Tıpkı bir önceki Muhafazakâr Parti iktidarı gibi.

UKRAYNA’DA DA BAŞ ROLDE

İngiltere, Gazze katliamı ve Suriye savaşında olduğu gibi Ukrayna’da da başrolü ABD ile birlikte kimseye kaptırmadı. Putin aleyhine her gün açıklama yapan, Ukrayna’nın Rusya tarafından işgal edildiğini sık sık dile getiren İngiltere, konu Netanyahu ve İsrail’e geldiğinde ise “İsrail’in kendi savunma hakkı”nı öne sürdü.

Rusya ve Çin’e karşı mücadelenin başını çeken İngiltere, Ukrayna’ya en çok yardım eden ülkeler arasında. Bu yardımları savaş devam edebilsin diye yaptı. İngiltere bugüne kadar Ukrayna’ya 12.8 milyar sterlinlik bir “yardım”da bulundu. Hükümet bu yardımı, 7.8 milyar sterlin askeri ve 5 milyar sterlini ise “Ukrayna barışı, sosyal ve ekonomik kalkınma yardımı” diye kamuoyuna duyurdu. Savaşı finanse ederken, barış için de yardım ettiğini söylemesi ise aslında birçok kişinin kafasında soru işaretlerini de beraberinde getirdi. İngiltere 2024’te en az 2.5 milyar sterlin Ukrayna’ya aktardı. Starmer, 4 Temmuz’da devaldığı Rishi Sunak Hükümetinin Ukrayna politikasını aynen devam ettirdi.

Suriye’deki gelişmeler de çok farklı olmadı. ABD ve İsrail’le birlikte cihatçı grupları destekleyerek Esad’ın devrilmesinde önemli rol oynadı. Starmer, Esad’ın 8 Aralık’ta devrilmesini, “Baskıcı Esad rejimi çok fazla iktidarda kaldı” diyerek alkışlarla karşıladı.

Suriye’deki yeni duruma ise, “Suriye yönetimi ile diplomatik ilişki kurup, daha iyisini inşa etmeyi konuşmamız lazım” diyerek HTŞ Lideri Colani’ye tam destek verdiğini gösterdi. Hatta hemen bir heyet göndererek Colani ile görüşmesi, İngiltere’nin de bölgede önemli bir oyun kurucu olduğuna işaret olarak yorumlandı.

IRKÇI KALKIŞMA

İngiltere’de yaz aylarında göçmen merkezlerine saldıran ırkçı-faşist gruplar antifaşistler tarafından püskürtülmüştü. Manş Denizi’nden botlarla İngiltere’ye geçişlerin artması üzerine, eline bir fırsat geçiren aşırı sağcı Tommy Robinson, bu durumu kendi lehine çevirmeye çalışırken, antifaşistler sokaklara çıkarak “Bu sokaklar bizim, sokaklarımızdan defolun” sloganlarıyla bir kez daha ırkçılığın önüne barikat oldular. Bu nedenle 2024 yılı aynı zamanda ırkçılığa karşı verilen kitlesel mücadele ile anılacak.

İÇERİDE DE TEK POLİTİKA

2024 yılının ilk yarısında Muhafazakârlar ve ikinci yarısında da İşçi Partisi hükümetleri görev aldı. 14 yıllık Muhafazakâr Parti iktidarlarında 5 başbakan görev alırken, hepsinin ortak yanı, işçi ve emekçilerin hayatlarını zora sokan ve yaşam standartlarını düşüren bir politika izlemeleriydi. Bu arada zenginler de kârlarına kâr katıp rekorlar kırdılar.

İşçi Partisinin iktidara geldiği 4 Temmuz’dan bu yana bir değişiklik olmadı. Halkın alım gücünün düşmesi, hayat pahalılığı, ücret düşüklüğü ve sosyal kesintiler hız kesmeden devam etti. Sağlığa yine bütçe ayrılmadı, eğitim yine kıt kanaat sürdü, ulaşım daha da zamlandı ve ücretler enflasyon düzeyinde bile zam almadı. Bu yetmezmiş gibi, yıllardır emeklilere kış aylarında verilen yakıt yardımı kesildi.

Silahlanma ise hız kesmedi. 10 milyarlarca sterlin nükleer silahların yenilenmesine ve yine 10 milyarlarca sterlin Ukrayna, İsrail ve Suriye için ayrıldı.

Yeni iktidarın eski Muhafazakâr politikalarını sürdürmesi devam ediyor. Buna karşı savaş karşıtları yüz binlerle sokağa çıkmaya devam ediyor. İrili ufaklı yüzlerce grev yaşandı. Çoğu ücret zammı talebi içerirken, bazı grevlerde çalışma koşulları ve çalışma sürelerinin iyileştirilmesi de talep edildi.

Başta sendikalar olmak üzere, birçok çevrenin İşçi Partisi iktidarından beklentileri 6 ay içinde bitti denebilir. İşçi Partisi safını ve yerini daha belirgin hale getirdi. Bu nedenle 2025’te daha keskin mücadele hatlarının örülmesi bekleniyor.