Ana Sayfa Blog Sayfa 63

4 soruda Ruanda ve İngiltere’nin mültecileri caydırma planı

Sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planı yüksek mahkemece onaylandı. Süreci 4 soruda ele aldık: Karara kim, nasıl tepki verdi? Ruanda planı nedir? Karşı çıkanlar ne diyor? Süreç nasıl devam edebilir?

İngiltere’de yüksek mahkeme, bazı sığınmacıların Ruanda’ya gönderilmesine dair insan hakları örgütlerinden ve sınır muhafaza görevlilerinin örgütlü olduğu PCS sendikasından gelen itirazları reddetti ve planın yasal olduğuna hükmetti. Dava konusu olan ve Ruanda’ya gönderilmeleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı ile daha önce engellenen sığınmacıların durumunun yeniden ele alınması gerekecek, ancak bu, Ruanda planın ilerlemesine engel teşkil etmeyecek.

KARARA KİM, NASIL TEPKİ VERDİ?

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, karardan memnuniyet duyduğunu ve ülkeye “yasa dışı yollardan” gelenleri “güvenli bir ülkeye” göndermenin “sağduyulu” bir tutum olduğunu söyledi.

İçişleri Bakanı Suella Braverman da kararın ardından parlamentoda yaptığı konuşmada davayı kazandıklarını, Ruanda’nın sığınmacılar için bir ceza olmadığını ve İngiltere’ye “tehlikeli ve yasa dışı yollardan” gelenler için “insani ve pratik bir alternatif” olduğunu söyledi. Braverman, İçişleri Bakanı olur olmaz yaptığı bir açıklamada en büyük hayalinin, “sığınmacıları taşıyan ilk uçağın Ruanda’ya hareket edişini görmek” olduğunu söylemiş ve büyük tepki çekmişti.

Muhalefet milletvekillerinin Ruanda kararının kamuya maliyetini ve uygulanabilir olup olmadığını sorguladığı parlamento oturumunda, İşçi Partisinin Gölge İçişleri Bakanı Yvette Cooper, planın iltica sisteminde mevcut sorunları daha da derinleştireceğini belirtti ve aynı zamanda etik olmadığını vurguladı.

Karar verilen davada taraflardan birisi olan İngiltere Kamu ve Ticari Hizmetler Sendikası (Public and Commercial Services Union-PCS) ise mültecilere dönük bu politikanın ahlaki açıdan kınanması gerektiğini belirtti. Sendika, İçişleri Bakanlığına bu insanlık dışı uygulamadan vazgeçme çağrısı yaptığı basın açıklamasında ayrıca söz konusu politikanın caydırıcı bir etkisi olmayacağını söyledi.

Açıklamada PCS Genel Sekreteri Mark Serwotka’nın şu ifadesine yer verildi: “İnsanların hayatını korumanın ve Manş Denizi’nde boğulmalarını önlemenin tek yolu, onların güvenli bir şekilde geçişini sağlamaktır. PCS, bunu güvence altına almak için uğraşmaya devam edecek.”

RUANDA PLANI NEDİR?

Ruanda Planı, Muhafazakar Parti hükümetinin seçim vaatleri arasında da yer alan yeni göç ve iltica politikalarının bir parçası. Düzensiz göçmenler ve sığınmacılar için “caydırıcı unsurlar” içermesi planlanan bu politikada mültecilere farklı farklı muamele yapılması öngörülüyor. Kimi sığınmacılar –Napier Kışlası ya da Manston’daki eski hava üssü gibi merkezlerdeki çok kötü koşulların olduğu– “mülteci kamplarında” uzun süre boyunca yaşamaya mecbur bırakılıyor. Kimileri dışarısı ile hiçbir iletişimlerinin olmadığı otellere kapatılıyor, kimi sığınmacıların ise Ruanda Planı’nda öngörülen şekilde iltica başvurusu henüz işleme girmeden bir başka ülkedeki mülteci kampına gönderilmesi planlanıyor. (Napier Kışlası’nın sığınmacılar için yaşamaya uygun olmadığı 2021 yılında mahkeme kararıyla tescillenmişti. Sığınmacılar için bir cehennem olarak nitelendirilen Manston’daki kamptaki sığınmacılar ise PCS sendikası ile Detention Action’ın girişimleri sonucu başka konaklama merkezlerine yerleştirilmişti.)

Yaygın kanının aksine Ruanda’ya gönderilecek sığınmacılardan iltica talepleri kabul edilenlerin Birleşik Krallık’a geri dönmesi planlanmıyor. Ruanda ile yapılan anlaşma uyarınca sınırlı sayıda sığınmacının sığınma talebi Ruanda yasalarına göre değerlendirilecek ve Ruanda’da sığınma hakkı verilirse bu kişiler orada kalacak. Ruanda iltica talebini reddettiği sığınmacıları ülkelerine geri göndermekten sorumlu olacak. Yani bu plan uyarınca Birleşik Krallık’ın sığınmacılara karşı sorumlulukları sığınmacıları taşıyan uçak Ruanda’nın başkenti Kigali’ye iner inmez sona erecek. Böylece, diğer mültecilerin iltica talebinde bulunmak için Birleşik Krallık’a gelmeye çalışmaktan caydırılması amaçlanıyor.

PLANA KARŞI ÇIKANLAR NE DİYOR?

Ruanda Planı’na karşı temel argümanlar ise; planın İngiltere’nin de imzacısı olduğu 1951 tarihli Mülteci Sözleşmesi’ne aykırılığı, Ruanda’nın güvenli bir ülke olmayışı ve planın cinsiyet, yaş ve uyruk kriterleriyle mülteciler arasında ayrımcılık içermesi olarak sıralanabilir. Bu bağlamda yapılan eleştirilerde ayrıca sığınmacıların neden başka ülkeler yerine İngiltere’yi tercih ettiğinin de göz ardı edildiği belirtiliyor. Savunmasız durumdaki sığınmacıların İngilizce konuştukları ve/veya Birleşik Krallık’ta akrabaları olduğu ya da Britanya İmparatorluğu’nun sömürgeleştirdiği ülkelerden geldikleri için bu talepte bulundukları hatırlatılıyor.

SÜREÇ NASIL DEVAM EDEBİLİR?

Yüksek Mahkeme’nin bu kararına rağmen sığınmacıların Ruanda’ya yakın bir zamanda gönderilmesi söz konusu değil zira PCS sendikası ile Detention Action ve Care4Calais isimli hak örgütlerinin karara itiraz etmesi ve ne kadar süreceği öngörülemeyen bir temyiz sürecinin başlaması bekleniyor. Yapılan kimi yorumlarda, nihai karar için bir hızlandırma girişimi olabileceği, temyiz sürecinde ilk sırada bulunan mahkemenin (Court of Appeal) pas geçilerek davanın doğrudan son kararı verici mahkemeye (Supreme Court) taşınabileceği belirtiliyor. Bu durumda da, söz konusu mahkemenin (Supreme Court) önceki kararları hükümet politikaları ile uyumlu olduğu için, planın yürürlüğe girmesinin muhtemel göründüğü ifade ediliyor. Bu sürecin sonunda sığınmacıların Ruanda’ya gönderilmemesinin ancak temyiz aşamasının önümüzdeki genel seçimlerden önce sonuçlanmaması ve İşçi Partisi’nin iktidara gelmesiyle mümkün olacağı belirtiliyor.

 

Sığınmacıların Ruanda’ya gönderilmesine Yüksek Mahkemeden onay

İngiltere’de Yüksek Mahkeme, ülkeye gelen bazı sığınmacıların Ruanda’ya gönderilmesine yönelik hükümet planının hukuka uygun olduğuna hükmetti.

Boris Johnson hükümetinin İçişleri Bakanı Priti Patel’in Nisan’da duyurduğu plan, Manş Denizi’nden teknelerle İngiltere’ye ulaşan sığınmacıların doğu Afrika ülkesi Ruanda’ya gönderilmesini öngörüyor.

Sığınmacılara yönelik yardım kuruluşu Care4Calais ve kamu emekçileri sendikası PCS’in yanı sıra bazı insan hakları örgütleri ve hukukçular Ruanda’nın sığınmacılar için güvenli bir yer olmadığını belirterek plana karşı çıkmış ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle dava açmıştı.

Haziran ayında Ruanda’ya gönderilecek bir grup sığınmacıyı taşıyacak uçak, protestolar, açılan davalar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin müdahalesi sonucu iptal edilmişti.

Yüksek Mahkeme 19 Aralık’ta kararını açıkladı ve Ruanda planının yasal olduğuna hükmetti. Mahkeme ayrıca, bakanlığın gönderilecek bazı sığınmacıları seçerken onların özgül koşullarını gerektiği şekilde değerlendirmediğine karar verdi ve Ruanda’ya gidecek ilk grup olarak seçilen sekiz sığınmacının koşullarının yeniden değerlendirilmesine hükmetti.

KARAR PROTESTO EDİLDİ

Mahkeme önünde toplanan Stand Up To Racism grubu kararı protesto etti.

Göstericilerden biri, “İnsanların bu ülkeye güvenli ve yasal bir şekilde gelip iltica edebileceği bir yol yok. Manş Denizi’ni aşıp gelenlerin çoğunun iltica başvurusu kabul ediliyor (yani başvurular temelsiz değil). İnsanların bu ülkeye gelmesini engellemeye çalışıyorlar” diye konuştu.

Ruanda’nın güvenli bir yer olmadığını söyleyerek mahkemede karşı görüş bildiren birçok vakıf ve kuruluşla İngiltere Mülteciler Konseyi de kararı eleştirdi.

Mahkeme kararından sonra konuşan İçişleri Bakanı Suella Braverman, hükümetin Ruanda planını uygulamakta kararlı olduğunu tekrarladı. Bakan Yardımcısı Robert Jenrick de “Ruanda ortaklığının dünyaya örnek olduğunu” belirterek, sayıları kabaran sığınma başvurularına karşı “sert önlemler” almaya ve daha katı yasalar çıkarmaya kararlı olduklarını söyledi.

Mahkemenin kararı hükümet için kısmi bir zafer olarak görülse de, bu, Ruanda uçuşlarının yakında başlayabileceği anlamına gelmiyor. Karara çok sayıda itirazda bulunulması ve sürecin uzaması bekleniyor.

RUANDA PLANI NEDİR?

Plan, İngiltere’ye teknelerle yasa dışı yollardan gelen sığınmacıların Ruanda’ya gönderilmesini öngörüyor. Sığınmacılar iltica başvurularını orada yapacak; başvurusu kabul edilenler Ruanda’da kalacak.

Hükümet, insan hakları örgütlerinin “ırkçı” olarak nitelediği bu planı beş yıl boyunca “deneme amaçlı” sürdüreceğini açıkladı. Tory hükümeti Ruanda planıyla, ülkeye gelen sığınmacı sayısını azaltmayı hedefliyor ve bunun “daha ekonomik” olduğunu savunuyor.

Bu uygulamanın toplam maliyeti açıklanmadı, ama planın İngiltere’ye şu ana kadar, henüz hiçbir sığınmacı gönderilmeden bile 140 milyon sterline mal olduğu belirtiliyor.

4 KİŞİ DAHA TEKNEYLE GEÇMEYE ÇALIŞIRKEN ÖLDÜ

Resmi rakamlara göre, teknelerle Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’ye ulaşanların sayısı geçen yıla oranla yüzde 60 artarak, 2022’de 45 bini aştı. Ancak yasal yollarla bu ülkeye gelip sığınma başvurusunda bulunmak, sadece Afganistan, Ukrayna ve Hong Kong gibi çok az sayıda ülke için ve sınırlı sayıda mümkün. Bu nedenle, pek çok kişi tehlikeli koşulları göze alarak teknelere yöneliyor.

Aralık ayında 43 göçmeni taşıyan teknenin Kent kıyıları yakınlarında sorun yaşaması nedeniyle dört kişi daha hayatını kaybetti. Folkestone sahilinde toplanan göstericiler kum üzerine “No More Deaths” (Daha Fazla Ölüm Olmasın) yazdı ve ölenlerin anısına saygı duruşunda bulunup beyaz güller bıraktı. Geçen yıl Kasım ayında da bir teknenin batması sonucunda 27 kişinin hayatını kaybettiğini hatırlatan göstericiler, hükümetin göçmenlere yönelik politikasını değiştirmesini ve sığınmacılar için güvenli geçiş yolları sağlamasını talep ettiler.

SUNAK HÜKÜMETİNİN PLANLARI

Başbakan Rishi Sunak’ın teknelerle geçenlerin sayısını azaltmak için açıkladığı önlemler arasında şunlar yer alıyor:

• Suça karşı eylemleri koordine eden NCA ve askerlerin de katılımıyla yasa dışı geçişleri engellemek üzere Tekne Komuta Merkezi kurulması,

• Yasa dışı çalıştığından şüphelenilen kişilere yönelik baskınların artması,

• Otellere yerleştirilmeleri nedeniyle oluşan masrafı azaltmak üzere 10 bine yakın göçmenin kullanım dışı üniversite binaları ve tatil mekanları gibi alanlara yerleştirilmesi,

• Bekleyen iltica başvurularının en geç 2023 sonunda karara bağlanmış olması,

• Arnavutluk ile yapılan anlaşma uyarınca ve Arnavutluk kökenli yasa dışı sığınmacı sayısını azaltmak üzere Tiran’a daha fazla sayıda İngiliz sınır güvenlik personeli yerleştirilmesi ve iltica başvurusu reddedilenlerin hemen geri gönderilmesi.

 

Kripto para borsasında sarsıcı iflas

Karşılığı olmayan sanal para piyasası son yılların yükselen yıldızıydı. Özellikle “kripto para”yı bir yenilik sayarak gençler benimseyip yüceltmekteydi. Kullanımı kolaydı. İş görür sayılmaktaydı. Oysa yeni bir vurgun kapısıydı.

Türkiye’de birkaç vurup kaçan kripto para şirketi olmuştu. Çarpıp dünyanın bir ucuna kaçmıştı sahipleri. Vurgunları pek de küçük sayılmazdı, ancak ya “Türkiye’de veya benzeri muz cumhuriyetlerinde olur böyle şeyler” denip önemsenmemiş ya da “kripto piyasası”na güven sarsılmasın diye düşünülüp görmezden gelinmişti.

Son büyük vurgun ABD’de gerçekleşti.

İkinci büyük kripto para borsası FTX, hızla battı. Önce şirketin istikrarsızlık içindekimali durumuyla ilgili bilgiler sızdıinternete. Kripto vurgun şirketi 8 gün dayanabildi. FTX’in rakibi Binance, elindeki FTX varlıklarını satacağını açıkladı. Şirketin kriptolarının değeri hızla düşerken herkes elindekileri satmaya çalışmaktaydı. Binance önce kendisine de sirayet edebilecek vurgunculuk iddiasının önünü alabilmek amacıyla FTX’i satın alabileceğini açıkladı, ancak altından kalkamayacağını görüp vazgeçti. 8. gün iflas geldi. CEO’su Bankman-Freidiflas başvurusundan önce istifa etti.

FTX bir milyondan çok yatırımcının parasını toplamıştı. Bu müşterilerin paralarını hiçbir zaman geri alamayabileceği belirtiliyor. İflastaki FTX kayıtları, çoğu müşterisinin Cayman ve Virgin Adalarıyla İngiltere ve Çin’de olduğunu gösteriyor. Müşteriler, Türkiye dâhil 27 ülkeden. FTX’in 50 büyük müşterisinin toplam alacağı 3 milyar doları aşıyor. İlk mahkemede anlaşıldığına göre, 10 büyük alacaklının toplam alacağı 1.5 milyar, bir kişinin alacağı ise 220 milyon dolar.

İlk mahkemede şirket parasıyla kayıtlara geçmeyen evler satın alınması türünden yolsuzluklar ortaya çıkarken, FTX’in 30 yaşındaki kurucu ve CEO’su Fried’in, şirketin parasını, ondan çok miktarda “borç” almış görünen diğer şirketi Alamada Research’e aktarıp aktarmadığı araştırılıyor.

FTX’in iflası kripto piyasasını ciddi ölçüde sarstı. Kripto paranın ilk ve en ünlüsü Bitcoin değeri 2020’den bugüne en düşük seviyesinde. FTX’in iflasını yöneten,2001’de enerji şirketi Enron’un skandal iflasını da yönetmiş olan John Ray, bu iflasın“tarihte görülmemiş türden” olduğunu ve “böylesine tümden çökmüş bir kurumsal yönetim anlayışı görmediğini” söylüyor. Fried internet korsanlarını suçlarken, Ray’a göre, FTX, kripto paraların usulsüz kullanımını örtmek için gizli yazılımlar kullanmış, müşterilerin varlıklarının kaydı doğru tutulmamış ve şirket tarafından yeterli güvenlik de alınmamış.

Ray “şirketin bir grup tecrübesiz ve yetkin olmayan kişi”tarafından yönetildiğini, yönetim ve denetim sistemlerinin çok yetersiz olduğunu söyleyerek durumu toparlamaya ve kripto paraya güvenin bütünüyle sarsılmasını önlemeye çalışıyor.

 

2022: toplantı ve gösteri hakkı için en kötü yıl

Geçtiğimiz yıl, savaşlardan yasamanın işçilere yönelik saldırılarına kadar pek çok hak ihlali dehşeti yaşandı. Ancak 2022, İngiltere’de protesto hakları için de en kötü yıllardan biri oldu.

Şiddetle direnilen “Polis, Suç, Ceza ve Mahkemeler Yasası” (PCSC) yaz aylarında yürürlüğe girerken, hükümet muhalefet etme hakkını daha çok yönlü olarak suç haline getirmeyi amaçlayan ve Şubat veya Mart’ta yasalaşması beklenen “Kamu Düzeni Yasa Tasarısı”nı (Public Order Bill) zorlamaya devam ediyor. Bunlara ek olarak, “Ulusal Güvenlik Yasa Tasarısı” (National Security Bill), eylem yapma hakkını kısıtlayacak daha da fazla önlem içeren bir başka mevzuat.

Hak kısıtlılıkları, nesillerdir olagelenden daha fazla sayıda protestocunun hapse atılmasına yol açtı.

Polis izleme grubu Netpol’e göre, şu anda toplantı ve gösterilere katıldıkları için en az 54 kişi cezaevinde. Just Stop Oil iklim grubu ise, 100’den fazla çevre eylemcisinin bu yıl M25’ı, petrol terminallerini ve diğer ana yolları kapatmak ve kavşakları ihlal etmekten hapis yattığını söyledi. Şu anda grubun 24 destekçisi hapiste.

Netpol’den Emily Apple, iklim acil durumu konusunda alarm veren aktivistlerin hapse gönderilmesinin “müstehcen” olduğunu söyledi. “Hükümetin iklim kriziyle mücadele etmek yerine bu konuda bir şeyler yapmaya çalışan insanları hapse atması lanet olası bir durum” dedi. “Görmezden gelebileceğimiz bir şey değil. Nesillerdir bu kadar çok insanı hapiste görmemiştik. Uzun zamandır, özellikle şiddet içermeyen doğrudan eylemlerde yer aldıysanız, hapis cezası alma şansınız çok düşüktü.”

Ancak artık bu durum, “kamuyu rahatsız etme” hafif suçunu üst sınırı 10 yıl hapis cezası olan bir suçla değiştiren PCSC gibi yasalarla değişti.

Ekim’de Just Stop Oil aktivisti Jan Goodey, köprülere tırmanarak M25’i bloke ettiği için PCSC yasası uyarınca “halkı rahatsız ettiği için” mahkum olan ilk kişi oldu. Goodey, gruptan hapis cezalarına çarptırılan üç aktivistten biri.

Daha sert ceza, kamoyunu rahatsız etmenin ciddi bir suç olarak kabul edilebileceği anlamına geliyor ve insanların kefaletle serbest bırakılma olasılığını azaltıyor.

Bu yıl bazı çevre aktivistlerinin yargılanmadan önce altı aya kadar hapiste beklediği görüldü. Hapisteki protestocular arasında Bristol’daki “Kill the Bill” eylemlerine katılanların yanı sıra HS2 ve İsrail silah ticaretine karşı harekete geçenler ve Black Lives Matter protestocuları da var.

Geçen ay ise, Palestine Action grubundan dört aktivist, İsrail silah firması Elbit Systems ile olan bağlantılarını protesto etmek amacıyla Galler’deki bir silah fabrikasını işgal ettikten sonra gözaltına alındı. Bu tutuklamalar, grupla birlikte harekete geçtikten sonra tutuklanan iki İsrailli bireyin bir ay tutuklu kalmasının ardından geldi.

Apple, hapis cezası gerektiren protestolarla ilgili bir dizi yeni suçu içeren “Kamu Düzeni Yasası” kabul edilirse, hapse atılan protestocuların sayısının artmasının beklendiğini söyledi.

Yükselen enflasyon ve geçim koşullarının kötüleşmesi insanların evlerini ısıtma ve masaya yiyecek koyabilme olanaklarını zorlarken, şirketler artan enerji fiyatlarından, NHS’in sağlık bütçelerinin özelleştirilmesinden ve baskıcı rejimlere silah satışından yüksek rakamlarda kârlar elde ediyor.

Hükümetin tüm çabalarına rağmen, bu olumsuzlukları protesto etmek hala hakkımız.

İran, Peru ve Çin gibi ülkelerdeki protesto gösterilerine bakınca görebiliyoruz ki, devlet ne kadar baskıcı olursa olsun, haklarını savunabilmek için insanlar yine de sokaklara dökülecek ve mücadele edecektir.

 

Birleşik Krallık’ta ArrowxL işçileri bir kez daha greve çıktı

Birleşik Krallık’ta en büyük dağıtım şirketlerinden biri olan ArrowxL adlı şirkette çalışan yaklaşık 1200 işçi bugün yine iş bıraktı. Toplam 4 büyük deposu olan ArrowxL’in Wigan, Worchester, Airdrie ve Enfild şubelerinin hepsinde işçiler greve çıktı.

10. haftalarını geride bırakan işçiler, Temmuz ayından itibaren yapılan görüşmelerin hiç birinde işverenin anlaşmaya yanaşmadığını ifade ederek, “İşverenin bu tutumuna karşı biz de grev hakkımızı sonuna kadar kullanacağız” dediler.

“Bizi bölmek için ayrı oranlarda zam öneriyor”

Londra ve çevresine dağıtım yapan Enfield deposu önünde bu sabah toplanan işçiler, dayanışmanın da güçlü olduğunu belirterek, işverenin bu dayanışma ve birliği bozmak için çeşitli oyunlara başvuruğunu söylediler.

UNITE sendikası üyesi olan işçiler, tüm oyunlara karşı işçilerin birlik içinde olduğuna vurgu yaptı. UNITE işyeri temsilcisi Anthony Miller Evrensel’e yaptığı açıklamada, işverenin her işçiye ayrı bir zam oranı teklif ettiğini ve bu oranların en yükseğinin bile enflasyon oranında olmadığını belirterek, “Bizi bölmek için ayrı oranlarda zam öneriyorlar. Biz ise her işçiye aynı oranda zam yapılmasını ve bunun da en az enflasyon oranında olmasını öneriyoruz. Toplu bir şözleşme istiyoruz. Bunu kabul etmemeleri durumunda, 10 hafta olan grevimiz 10 ay da sürse devam ettireceğiz” dedi.

 

Haringey sakinlerinin yıl sonu buluşması

DAY-MER’in Haringey örgütü tarafından yapılan çağrıyla 24 Aralık’ta bir yıl sonu buluşması gerçekleştirildi. 55 kişinin katıldığı buluşmada, bölge sorunları da konuşuldu.

Bölgede müzikle uğraşan emekçilerin de katkı sunduğu buluşmada, isteyen katılımcılar sahne alarak yılın yorgunluğunu üzerinden attı. Sadece dinleyen olmayan Haringey sakinleri, hem türküler söyledi ve hem de halaylar .ekerek eğlendi.

Bölgedeki yol kapatmalardan hayat pahalılığına, hükümetin servisler üzerindeki kesintilerden grevci işçilere kadar bir konuda bilgilendirmenin de olduğu gecede, Londra’da çıkarılan Gerçek Gazetesi’ne de destek çağrısı yapıldı. Buluşmaya katılan Haringey sakinleri, yıl sonunun beklenmesinin gerekli olmadığını ve bir kaç ayda bir bir araya gelinmesinin iyi olacağını söylediler.

 

İngiltere Amazon’da grev kararı alındı

İngiltere’de tüm engellemelere rağmen örgütlenmeyi başaran Amazon işçileri Coventry deposunda yaptıkları oylamada grev kararı aldı.

Son yıllarda İngiltere’de en çok işçi çalıştıran ve işgücü giderek artan Amazon’da, ucuz çalıştırma ve iş koşullarının ağırlığı tartışılıyordu. Düşük ücret ve uzun çalışma koşullarını dayatan Amazon patronu ve müdürleri, sendikaların işyerlerinde örgütlenmesine de engel oluyordu. Engellemelere rağmen, başta Coventry olmak üzere birçok Amazon şubesinde sendikalar örgütlenmeyi başardı. Coventry deposunda yapılan grev oylamasına işçiler grev kararı aldı.

YENİ YILDA AMAZON İŞÇİLERİ DE GREVDE OLACAK

Ücretlerinin düşüklüğünden ve uzun çalışma saatlerinden şikayetçi olan işçiler, yaz aylarında fiili grevler gerçekleştirmişti. Hemen hemen tüm sektörlerde örgütlenen genel hizmetlerde çalışan işçilerin sendikası olan GMB’ye üye işçiler, yaptıkları oylamada yüzde 98 oranında grevden yana oy kullandı. İşçiler yeni yılda greve çıkacak.

Böylece postacıların, demir yolcuların, havalimanı işçilerinin, otobüs şoförlerinin, sağlık emekçilerinin, bakanlıklarda çalışan memurların, gümrük memurlarının grevlerine ve çok sayıda küçük işletmedeki greve bir de Amazon grevi eklenecek. İşçiler yeni yılda da mücadeleyi büyütecekler. 880 milyar dolar değeriyle dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan Amazon, işçileri çok ucuza çalıştırmasıyla biliniyor. Şirket düşük ücretler ve ağır iş koşullarının yanı sıra, işçilerin tuvalet ihtiyaçlarının karşılanmasında bile süre kısıtlaması gibi insanlık dışı kurallar koymasıyla da tanınıyor. GMB sendikasından yapılan açıklamaya göre, yaz aylarında tamamlanan örgütlenmenin hemen ardından, düşük ücretlere ve iş koşullarının ağırlığına karşı yapılan grev oylamasına, işçilerin yüzde 49’u katılmıştı. Oylamaya işçilerin en az yüzde 50’sinin katılımını şart koşan yasal baraja ulaşılamadığı için de grev kararı alınamamıştı. Geçtiğimiz haftalarda tekrar grev oylaması yapan sendika, bu kez işçilerin yüzde 63’ünün oylamaya katıldığını ve bu oylamada yüzde 98 oranında grevden yana oy kullanıldığını açıkladı.

KOMİK TEKLİFE İŞÇİLER TEPKİLİ

İngiltere’de toplam 75 bin işçi çalıştıran ve birçok bölgede deposu olan Amazon, hayat pahalılığının etkili olduğu ve enflasyonun en az yüzde 11 olduğu ülkede, saat ücretine sadece 50 Pence (yarım sterlin) zam teklif etti. Haftada en az çalışan işçinin 60 saat çalıştığı Amazon’da işçiler, çalışma süresinin 50 saate düşürülmesini ve saat ücretinin ise en az 15 sterlin olmasını istiyor. 50 Pence zam yapılması durumunda işçiler 10.50 ile 11.45 sterlin arasında saat ücreti almış olacaklar. GMB, bu teklifin komik bir teklif olduğunu ve yeni yılda grevlerini hayata geçireceklerini açıkladı.

TARİHİ GMB’NİN TARİHİ GREVİ

Amazon’un İngiltere’de faaliyetine başlamasının ardından ilk kez yasal bir grev gerçekleşecek. Daha önce Essex ve Orta İngiltere şubelerinde yasadışı grevlerin olduğu Amazon’da ilk kez örgütlü işçiler grev oylaması yaparak greve çıkmış olacak.

MARX VE GMB

GMB, 1889 yılında Karl Marx’ın kızı Eleanor Marx’ın öncülüğünü yaptığı işçi hareketini toparlamak ve örgütlemek üzere kurulan bir sendika. Dağınık olan İngiliz işçi sınıfının bir işçi örgütü içinde örgütlenmesi için, dönemin işçi önderlerinden Will Thorne ile çalışan Marx, bir yıl içinde 77 bin işçiyi bu sendikada örgütlemeyi başardı.

İngiltere’de 1834 yılında başlayan çiftçi örgütlenmesinin ardından ilk büyük işçi örgütü olarak ortaya çıkan GMB daha sonra İşçi Partisi’nin güdümünde kalmış ve işçiler üzerinde etkisi giderek kırılmıştı. GMB 2000’li yıllara gelindiğinde Blair yanlısı sendika genel sekreteri John Edmonds’un da etkisiyle uzlaşmacı bir tutum sergilemişti. Son yıllarda başlayan hayat pahalılığı ve işçi haklarına yönelik saldırılar karşısında mücadele yolunu tutan sendikalara GMB de uymak durumunda kaldı. Toplam 465 bin üyesi olan GMB, belediyeler, hastaneler gibi kamu sektörü başta olmak üzere genel hizmetlerde çalışan işçilerin örgütlendiği bir sendika. GMB en son, İskoçya’daki 50 bin sağlık emekçisinin grev sonrası kazandıkları zaferde rol oynamıştı.

 

Bireysel önlemlerle enerji maliyeti düşer mi?

İngiltere’de rekor seviyelere ulaşan enerji faturalarını ödemekte zorlananların sayısı 45 milyonu aşmış durumda. Hükümetin her ay hane başına yapmış olduğu 66 sterlinlik enerji desteğine rağmen milyonlarca insan eksinin altına düşen soğuklara rağmen kaloriferlerini açmaya korkuyor. Artan enerji maliyetlerini karları rekor seviyelere ulaşan enerji şirketlerine yansıtmak yerine, tarifelere geçici düzenleme getiren Muhafazakâr Hükümet, ısınma ve beslenme arasında tercih yapmak zorunda kalan halkın tepkisini bireysel önlemlerle engellemeye çalışıyor.

Temel ihtiyaçlar tavsiye ile giderilebilir mi?

Soğukların ve kar yağışının İngiltere’yi etkisi altına aldığı günlerde İş, Enerji ve Sanayi Stratejisi Bakanı Grant Shapps, kışın insanların bireysel tedbirlerle nasıl tasarruf yapabileceğine dair bir kampanya başlattı. Önceki Başbakan Liz Truss tarafından engellenen bilgilendirme ve reklam kampanyasının bütçesi 18 milyon sterlin olarak açıklandı. Bakan Shapss, faturasını ödeyemeyeceği korkusu ile kaloriferlerini yakamayanlara nasıl tasarruf edeceklerini anlatmak için 18 milyon sterlin harcayacak. Shapps tarafından başlatılan kampanyanın iddiası, ‘basit önlemler’le yıllık 230 sterlin tasarruf yapılabileceğini içeriyor. Bizzat bakanın kendisi tarafından dile getirilen önlemleri içeren 65 saniyelik video klip televizyonlarda ve radyolarda yayınlanmaya başladı. Kullanılmayan elektrikli cihazların fişten çekilmesi ve kombilerin sıcaklık ayarının 60 derecenin altına düşürülmesi tavsiyelerini içeren kampanya için bir de internet sitesi açılmış durumda. https://helpforhouseholds.campaign.gov.uk adıyla açılan sitede, enerji tasarrufu için ipuçları, hükümetin enerji destek yardımları ve mevcut sosyal yardımlara dair genel bilgiler var.

Uyguladığı politikalar ile milyonlarca insanı yoksullaştıran Muhafazakâr hükümetin çare diye sunduğu öneriler daha yayınlandığı ilk günden itibaren tepkilere neden oldu. Bakanın tepeden bakan tavrı ve halkın yaşadığı sıkıntılara çok yabancı olduğunu ortaya koyan üslubu eleştirilere neden oldu. Multi milyarderlerden oluşan kabine üyeleri servetlerine ve aldıkları maaşlara rağmen kişisel giderlerini dahi harcırahlar yoluyla halkın sırtına yıkarken, temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak duruma soktukları halka çözüm diye daha fazla tasarruf dayatıyorlar. 12 yıllık iktidarları ile halkı yoksulluğa iten muhafazakârlar şimdi de karanlığa ve soğuğa mahkûm etmiş durumda. Her ay yeni rekorlar kıran enflasyon ve hayat pahalılığının erittiği sosyal yardımların halkın en temel ihtiyaçlarını bile karşılamaya yetmediği eski başbakanlardan Gordon Brown tarafından da dile getirildi. Evsizlere yardımcı olmak için yayınlanan ve evsizler tarafından sokakta satılan Big Issue dergisi için bir makale kaleme alan Gordon Brown, mevcut yardımların, yardımlara en çok ihtiyaç duyulan kış aylarında yetersiz kaldığına dikkat çekti. Makalesinde ‘diş macunu, sabun, tuvalet kâğıdı, bebek bezi ve hijyen ürünleri lüks ürün olmaya başladı’ vurgusu yapan, Brown ‘milyonlar için kışın çok çetin geçtiği günlerinde, Çalışma ve Emeklilik Bakanlığı’nın toplumun en mağdur kesimlerini cezalandıran bir sistemde ısrar ederek yoksulluğa neden olmaktadır’ eleştirisi yaptı. Brown, sosyal yardımların yetersiz kaldığını dikkat çekmek için ‘kira yardımı haricinde haftada 77 sterlin yardım alan birisinin günlük ihtiyaçlarını karşılamak için elinde sadece 11 sterlin kalıyor’ örneğini verdi.

 

Londra kışa hazırlıksız yakalandı

Arlık ayının ilk haftasında Birleşik Krallık’ı etkisi altına alan kar yağışı, Başkent Londra’da hayatı adeta felce uğrattı. 9 Aralık Cuma akşamı yağmaya başlayan ve soğuk havanın etkisi ile bir hafta boyunca yerde kalan kar nedeniyle, okullar tatil edildi, trenler çalışmadı uçak seferleri iptal edildi.

Her kış aynı sorunlar yaşanmaya devam ediyor

Meteoroloji, buzlanmadan dolayı İngiltere, Galler ve İskoçya’da sarı alarm uyarısı yaptı. Kışa hazırlıksız yakalanan İngiltere’de başta en işlek havaalanları olan Heatrow ve Gatwick’te çok sayıda uçuş iptal edildi. Birleşik Krallık çapında pazar ve pazartesi günü 300’den fazla uçuş iptal edildi. Metro da dahil yerüstü ve şehirlerarası trenler durdu. M25 otobanın bazı kısımlarında şoförler 11 Aralık gecesi yollarda mahsur kaldı. M25’in yanı sıra M11 ve A1’de de benzeri sorunlar yaşandı. Cuma akşamında yağmaya başlayan kar ve soğuklar için hafta sonu hiçbir önlem almayan belediyeler okulların pazartesi günü eğitime ara vermesine neden oldu. Belediyelerin ara yollara ve mahalle aralarına hiçbir müdahalede bulunmamasından dolayı birçok sokakta yollar buzla kaplandı. Tuzlama gibi zamanında alınmayan önlemlerden dolayı çöplerin toplanması gecikmeli olarak yapıldı.

Yetkililer önlem almak yerine uyarı yapmakla yetiniyor

Her konuda olduğu gibi zamanında yeterli önlem almayan yerel ve merkezi hükümetler, vatandaşı aşırı soğuklar ve buzlanma konusunda uyarmakla yetindi. Bir hafta aradan sonra yağan yağmur ve ısınan havanın etkisi ile kar şimdilik kalkmış olsa da kışın da başlangıcındayız. Günlük yaşamın her alanına nüfuz eden mevsimle bağlantılı sorunların bir daha yaşanmaması için belediyelerin, hükümetin ve ilgili kurumların aldıkları önlemleri gözden geçirmesi ve eksikliklerini gidermesi beklenir ama içinde bulunduğumuz ekonomik zorluklar ve yeniden başlatılan tasarruf tedbirleri, maalesef bu beklentiyi boşa çıkartıyor. Ekonomik kaygılarla alınmayan önlemlerin bedelini yine halk; canı, sağlığı ve ek giderlerin neden olduğu maddi külfetle ödüyor.

 

Halkla alay ediliyor: “Isınmada tasarrufa gidin!”

Aralık başında UK’de hava ciddi biçimde soğudu. Kar yağışı bir tam gün sürerken, her yan karla kaplandı ve temizlenen ana yollar dışında kar bir haftaya yakın süre yerde kaldı. Özellikle kuzeyde, İskoçya’da ve yüksek bölgelerde hava sıcaklığı bazen -10 dereceye kadar düşerken, Londra’da günlerce “0”ın üzerine çıkmadı.

Doğalgaz ve elektrik fiyatları ise malum, uçuyor. Doğalgaz ve elektriğe Nisan’da 54, Ekim’de ise yüzde 80 zam geldi. Yıllık enerji harcaması 2.500 poundu aşıyor. Truss’la başlayan yakıt yardımı hanelerin ısıtılabilmesini sağlayamazken, Sunak Hükümeti yakıt desteğinin Nisan’da sona ereceğini açıkladı. Bir yandan özellikle gıda ürünlerinin yüksek oranlarla zamlanması, diğer yandan enerji zamları, özellikle havaların olağanüstü soğudu günlerde emeğiyle geçinmeye çalışanları zor durumda bıraktı. Özellikle düşük ücretlerle çalışan ve yardımla geçinen aileler çaresizlikle yemekten mi ısınmadan mı tasarruf edeceklerini kararlaştırmak sorunda kaldı.

Soğuk hava dalgasıyla ilgili uyarıda bulunan Sağlık Güvenliği Kurumu’nun (UKHSA) açıklamasıise emekçilerle dalga geçer nitelikteydi. İnsanlar dişlerini gıcırdattı. UKHSA açıklaması, hayat pahalılığı dolayısıyla ısınmada zorlananlara, sadece en çok kullandıkları oturma odalarınıısıtmaları tavsiyesinde bulunuyordu. Ve oda sıcaklığı 18 dereceyi geçmemeliydi. Yatak odalarıysa gece yatmadan az önce ısıtılmalıydı. Ve ısınma amacıyla birkaç kat giyinilmeliydi.

Engellilere yardım örgütü Scope’un bin haneyi kapsayan araştırması, engellilerin yaşadığı evlerin yüzde 43’ünde elektrik ve gaz tüketiminin kısılmak zorunda kalındığını ortaya koşmuştu. UKHSA doktorları da “soğuk havanın, özellikle de yaşlılarla kalp ve akciğer hastaları açısından sağlık üzerinde ciddi sonuçları olabilir” diyordu. Sunak hükümeti ise, ısınma için ek destek vermemede kararlı.

Hükümetler seçimle gelir ve halkın iradesinin ürünü oldukları, devletlerin yürütücü “komiteleri” olarak halkın egemenliğini temsil ettikleri söylenir. Gerçi bu hükümet seçimle gelmemiştir; ancak son seçimde çoğunluk oyları alan Muhafazakar Parti’nin bir hükümetidir. Önceki hükümetleri ülke yönetimini zaafa uğratınca Muhafazakar Parti Sunak hükümeti göreve çağırdı. Yani bu hükümet de egemenliğini temsil ettiği halkını düşünmek ve dertlerine çözüm bulmak zorunda sayılır. Ancak böyle yapmıyor. Ne hayat pahalılığına çare buluyor ne yükselen enerji harcamalarına. Tam tersine…

Halk hayat pahalılığı cenderesinde sıkışmışken, kamu işçilerine enflasyon kadar bile ücret zammı yapmamakta direniyor. Yetmiyor. Eskiden evlerin kapılarına çocuklar için süt bırakılırken artık süt neredeyse 3-4 ay öncesinin 2 katına satılıyor. Yetmiyor. En çok gıda maddeleriyle enerji pahalanmış, halkın özellikle en alt kesimleri ısınma mı yemek mi seçimi yapmaya zorlanır ve bu seçim halkın daha üst katmanlarına doğru yayılma eğilimindeyken, Sunak ve bakanları dönüp onlara bakmıyor bile.

Haydi bakmadı, bari bir tokat da hükümet atmasın! Hayır, atıyor. Nisan’da insanları iyice soğuğun kucağına atacak önlemi de alarak, enerji desteğini tamamen kaldırıyor. Ne yapıyor peki? Emir veriyor, UKHSA’nın örneğin “bütün odaları ısıtmayın, hem 18 derece yeter”açıklamasıyla halkla bir de dalga geçiyor.

Bu halka alay etme tutumunu BBC Radio 4 de üstlenerek, yayın yapıyor. Programlarında tartışıyor: Belirli odaların ısıtılması mı tüm evin mi, sürekli ısıtma mı yoksa boilerler aralıklı mı çalıştırılsın –hangisi ucuza gelir! Başka? Boiler mi yoksa alan ısıtacak üflemeli ısıtıcılar mı, hangisi kaç pound!