Ana Sayfa Blog Sayfa 64

Gençlerin sorunlarını çözmelerine katkıda bulunmak…

Londra’da yaşayan toplumumuzun en güzel özelliklerinden biri birçok kuruma sahip olmaları ve diğer etnik gruplara göre daha örgütlü görünmeleri. Bu kurumlar; inançsal, yöresel, politik ve etnik kimlikleri temsil eden gruplardan oluşuyor. Dışardan bakıldığında birçok kesimi kolayca çekecek araç gereç ve kaynağa sahipler. Ancak kurum sayıları her yıl çoğalırken, buraları ziyaret eden toplum üyesi kişilerin sayısında bir azalma olduğunu söylemek yanlış olmaz. Birçok kurum, üyelerini çekebilmek için kahvaltı, bilgilendirme toplantıları ve çeşitli kültürel ve sanatsal etkinlikler organize ediyor. Bu çalışmaların her biri değerli ve desteklenmesi gerekiyor. Fakat hepsinin ortak sorunu, toplumda sayıları çok olan gençlerin az katılımı ya da katılmaması.

Toplum olarak birçok olanak yaratacak araca sahip olmamıza rağmen, gençleri çalışmalarımıza katmakta zorlanıyoruz. Ya da gençlerin istikrarlı şekilde toplum merkezlerine katılmasında sorunlar olduğunu söylemek abartı olmaz. Bu kadar olanağa sahipken bu kadar az gencimizin çalışmalara katılması, aslında herkesin üzerinde düşünüp kafa yorması gereken bir konu. Gençler ve çocuklar daha önceki kuşaklardan farklı şeyler yapmıyorlar. Fakat bunları daha çok kullandıkları cihazlarla sanal dünyada yapıyorlar. Bu hem ailelerin hem de toplum merkezlerinin işini zorlaştırıyor. Çünkü tüm düşünce, duygu ve çalışmalar orada kalıyor. Ailelerimiz ve toplum merkezleri, bir yandan gençlerle kültürel bazı sıkıntılar yaşayıp diyalog kurmada zorlanıyor, bir yandan da gençlerin kendi özel sorunlarının eklenmesiyle bu ülke gençliğinin yaşadığı sorunlarla boğuştuğunu göremiyor.

Eğitim kesintileri, gelecek kaygısı, pandeminin artırdığı ruhsal sağlık sorunları, sosyal medya bağımlılığı ve etkileri, cinsel ve etnik kimlik ve belirginlik sorunu, gençlerin hayatlarını olumsuz etkileyen sorunlardan sadece bazıları. Bu durumda ilk yapılması gerekense, onları anlama ve yaşadıklarını ifade etme olanaklarının yaratılması olacaktır. Bazen teknolojik gelişmelerden ya da önceki kuşaklara göre daha fazla maddi olanaklara sahip olmalarından yola çıkarak, “bu gençler için her şey daha kolay, bizim zamanımızda ne şu vardı ne bu” gibi söylemlerle içinden geçtikleri süreci küçümseyebiliyor, bilerek ya da bilmeyerek onları kendilerini ifade etme konusunda daha da geriye itebiliyoruz. Bu, hem kurumlar hem de ailevi ilişkiler açısından sorunlar yaşanmasına ve ilişki kurmada araya duvarların örülmesine yol açabiliyor.

Bu sorunların aşılmasında, gençlerimizin sokak yerine toplum merkezlerinde bir araya gelmesi tabii ki daha faydalı olacaktır. Sorunları çözebilmek için bu ülkede büyüyen yeni gençlik kuşağının yaşam koşullarını araştırma ve onları dinleme şart. Her yaşta gencimizi dinleyip sorunlarıyla sıkıntılarını öğrenip onlarla konuşabilmek, hem topluma hem de gençlere çok şey katacaktır. Bu, ilişkilerin kurulması ya da yenilenmesi için duvarların kalktığı, köprülerin kurulduğu bir süreç olacaktır. Bugünkü sorunlarından yola çıkılacak bu süreçte, gençlere sadece çalışma götürülmekle kalınmayıp toplum merkezlerimizde her konuda danışmalık yapacak bireyler/profesyoneller/mentörler olması onlara güvenli ortam duygusu yaşatacaktır. Güvenin sağlanması ile birlikte, günlük hayatta kendilerini ifade biçimlerinde yola çıkarak, gençlerin sorun ve sıkıntılarıyla ilgili sabırlı bir çalışma ortamı yaratmak gerekiyor. Bunun için, sosyal medyada bir platform kurup videolar çekmekten kendi sorunlarına karşı besteleyecekleri rap şarkıya kadar her şeye açık olmak gerekecektir. Kurumların bu açıdan rolü, olanak yaratmak ve kolaylaştırıcı unsur olmak olmalıdır.

Yaşadığı sorunları bilen ve bu konuda kendi toplumu içinde çalışma yürüten bir genç için belki de en önemlisi, bu sorunlara yönelik ortak çalışma yürütebileceği diğer gençlerle bir araya gelebilmek olacaktır. Hem kendi toplumu içerisinde, hem de diğer yerli ve göçmen gençlerle bir araya gelmeleri, gençlerimizin yaşadıkları ülkeye ait olduklarını hissedip bir arada yaşama konusunda olumlu adımlar atmasını sağlayacaktır. Bu adımlar, kimlik sorununu ortadan kaldırırken, daha iyi bir gelecek için hayatının her alanında mücadele etme konusunda dayanıklı gençlerin yetişmesine yol açacaktır. Gençlerin böyle yetişmeleri, toplumun olumlu yönde değişmesine ve entegrasyon sürecinin kısa sürede tamamlanmasını getirecektir. Bu toplum için iyi bir şey olsa gerek!

 

Powell’in Mirası

19 Aralık’ta İngiltere yüksek mahkemesi hükümetin sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planını yasalara uygun gördü. Bu planın uygulanmasını en şiddetli savunanlardan eski İçişleri Bakanı Priti Patel ve halefi Suella Braverman’dı.

Priti Patel eski İçişleri Bakanı olarak göçmenleri sınır dışı etme planını uygulamaya koymaktan sorumludur. Mahkemenin verdiği karardan sonra, arkadaşlarına, kendisini Noel ağacının tepesinde tasvir eden Noel kartları göndererek sevincini paylaştı. Utanç vericiydi. Halefi İçişleri Bakanı Suella Braverman da, Ekim ayında Ruanda’ya göçmenleri götüren uçağı görmenin kendisinin “hayali” ve “takıntısı” olduğunu söylemekten utanmadı.

Göçmenlerden nefret eden ve kendileri de göçmen çocukları olan bu iki bakan göçmen karşıtlığında Enoch Powell’i aratmıyor.

İkinci Dünya Savaşından sonra İngiltere işgücü açığını kapatmak için İngiliz Milletler Topluğundan işçi getirmeyi teşvik etti. Muhafazakârların iktidarda olduğu 1962 yılında İngiliz Milletler Topluluğu Göçmenler Yasası ile kısıtlamalar getirdi. 1968 yılında İşçi Partisi hükümeti bu yasayı yürürlükten kaldırmadı, ama Kenya’dan zulümden kaçan İngiliz pasaportu taşıyan 200 bin Kenyalının İngiltere’ye girmesini zorlaştıran bir başka göçmenlik yasası çıkardı. Bu arada, bugün göçmen karşıtı İçişleri Bakanı Suella Braverman’ın babasının Kenya’dan gelip İngiltere’ye sığınan bir göçmen olduğunu belirtelim.

Bugün olduğu gibi, o zaman da göçmen haklarını savunanlar vardı. Aynı yıl İşçi Partisi hükümeti tarafından Irk İlişkileri Yasa Tasarısı önerisi yapıldı. Tasarıya göre, insanların etnik kökenleri nedeniyle barınma, istihdam ve kamu hizmetlerinden mahrum bırakılması suç sayılacaktı.

Tasarının ikinci kez okunmasından bir hafta önce, Enoch Powell sağcı basını da arkasına alarak, 20 Nisan 1968’de yaptığı göçmenleri hedef alan “Kan Nehirleri” konuşması ile sağcılara ırkçı bir miras bıraktı. Enoch Powell, 1968’de muhafazakâr partiden milletvekili ve gölge kabinenin üyesiydi.

Powell, sağın ruh haline uygun olarak siyahların iktidara hazırlandığını söyleyerek, konuşmasının ciddi şekilde değerlendirilmesini istemişti. Bir çalışanın ”Bu ülkede on beş yirmi yıl sonra siyah adamın beyaz adama karşı kırbacı eline alacağını” söylediği bir anekdot aktarmış, seçim bölgesindeki bir konuşmasında “Sekiz yıl önce Wolverhampton’da saygın bir sokakta bir ev bir zenciye satıldı, şimdi orada sadece bir beyaz yaşlı kadın yaşıyor” diyerek İngilizlerin kendi ülkelerinde bir yabancı olduğu imajını oluşturmaya çalışmıştı.

Ertesi gün yükselen tepkiler üzerine Powell görevden alınmış, ancak perspektifini kabule hazır bir kitleyi ateşlemeyi becermiş ve aşırı sağın yükselmesine vesile olmuştu.

Aradan 54 yıl geçmesine rağmen hâlâ benzer söylemleri duyuyoruz. İnsanların ne düşündüğü önemsenmiyor, ama basın ve politikacıların göçmen karşıtı söylem ve haberleriyle karşı karşıyayız. İşsizliğin, yoksulluğun ve evsizliğin sorumlusu olarak göçmenler gösteriliyor. Benzeri iddialar, herkesin inanmasını istedikleri koca bir yalandır. Sadece İngiltere’de değil, göçmen karşıtı söylemler diğer Avrupa ülkelerinde de aşırı sağın yükselmesine dayanaklık ediyor.

Sorun göçmenler değil, kapitalist sistemin kendisidir. Göçmen karşıtı politika ve söylemlere karşı mücadele etmek, aynı zamanda aşırı sağın yükselişinin dayanağı olan ve işçi sınıfını yerli ve göçmen diye bölüp sömüren sistemle mücadele etmektir.

 

Noel Baba’nın torbasından çıkanlar…

Londra’da Noel haftası ne güzel olur… Bütün ülkeyi bir festival heyecanı sarar. Aile üyelerini bir araya getiren Noel yemekleri, işyeri Noel partileri ve çam ağacının altındaki Noel hediyelerini de bu heyecana eklemek gerekir. Bizim resmi kültürde olmasa da Noel kutlamaları ve heyecanına kendimi kaptırırım. Hacivat’ın dediği gibi: Yar bana bir eğlence…

Dostlar İngiltere’de Noel Baba’nın torbasında bu yıl hayat pahalılığı ve diş sıkma reçeteleri çıktı. Üstelik resmi açıklamalarla… “Faiz artışıyla enflasyon fren yaptı” denilse de hayat pahalılığı rekora koşuyor. Yılın son ayında “enflasyonu baskılamak” gerekçesiyle faizler 50 baz puan artışla yüzde 3,5’e yükseldi. Faizlerin yükselmesi, tüketici ya da ev kredisi borcu olanların cebinden daha çok para çıkması, kısaca parasının lağıma gitmesidir. Siyasilerin beceriksizliğinden dolayı artan enflasyonla mücadele, yoksul halkın kesesinden yapılıyor.

Kasım’da enflasyon yüzde 0,4’lük düşüşle 10,7 olarak saptanmasına karşın hayat pahalılığındaki artış hâlâ 40 yılın en yüksek seviyesine yakın. Kasım enflasyonundaki frene aldanmayın, kalemler arasında zorunlu gıda maddelerinde artış sürerken ikinci el otomobil, tütün, konaklama hizmetleri, giyim ve ayakkabı, oyun, oyuncak ve hobilerdeki fiyat düşüşler yaşanmış.

Enflasyon oranında ücretlerin artırılmaması ise hayat pahalılığını doğuruyor. İngiltere’deki grev dalgasının ana nedeni de budur… Örneğin Kasım itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 10,7 ve hemşirelere bu yıl ortalama yüzde 4 zam yapıldı. Hükümetin grevdeki hemşirelere getirdiği en yüksek zam teklifi ise yüzde 5. Buyurun buradan yakın. İşçi ücretleri güncellenirken enflasyon artı yaşam standardı oranı eklenmek zorunda. Hükümetler enflasyonu ne kadar düşük gösterirlerse işçiden o kadar daha çalmış olacaklar. Resmi rakamlar bu nedenle güvensiz…

Maliye Bakanı Jeremy Hunt’a mektup yazan Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey’e göre; halihazırdaki yüksek enflasyon önümüzdeki aylarda da sürecek. Bunun için sıkı para politikası yani ücretlerdeki baskılama, sosyal yatırım ve haklarda kısıntı ve kesintinin sürmesi gerekiyor. Başbakan Rishi Sunak, ekonomideki beceriksiz yönetimi üslenmek yerine küresel kriz, Ukrayna savaşı ve salgının yarattığı bütçe açığını bahane ediyor. Uyanık Sunak’ın son mahareti de grevleri yapılamaz hale getirmenin yollarını araması.

Hükümet ve yerel yönetimin dalga geçer gibi halka elektrikli araç ve gereçlerin tasarruflu kullanma yöntemlerini anlatması da benim sigortalarımı attırıyor doğrusu. Peki, siz neden hemşirelerin hakkını vermezken, savaş çığırtkanlığını sürdürüyor ve Ukrayna’ya kesenin ağzını açıyorsunuz kardeşim? Biz krizdeyken bankalar kârlılıkta nasıl rekor kırıyor yahu?

Garip ama Türkiye’de de benzer şeyler yaşanıyor. Örneğin 2003’ten bu yana sanki savaştayız, 19 grev ertelendi ve 195 bine yakın işçinin grevi yasaklandı. Enflasyon da resmi rakamlara göre yüzde 84, bilim çevrelerine göre iki katından fazla yüzde 170. İşçiler resmi enflasyon rakamlarını düşük gösteren TÜİK’in kapısında bu nedenle kazan kaldırıyor. Hayat pahalılığı almış başına gidiyor. Geçen yıl 30-40 Tl olan beyaz peynir bu yıl 140 Tl. Ama üzülmeyin Akit, “Peynir tüketirken aman dikkat! İşte hiç bilinmeyen zararları” başlıklı haberinde “Kahvaltı sofralarının, sandviçlerin ve en lezzetli atıştırmalıkların vazgeçilmez lezzeti peyniri çok fazla tüketmenin sağlığınız için gerçekten kötü olduğunu biliyor muydunuz?” diye yazdı.

Noel Baba’nın torbasından Nazım’ın şiiri de çıktı: Güzel günler göreceğiz çocuklar / Motorları maviliklere süreceğiz / Çocuklar inanın inanın çocuklar / Güzel günler göreceğiz güneşli günler…

 

Netanyahu’dan yeni İsrail Hükümeti

İsrail’de 1 Kasım seçimlerinden birinci parti olarak çıkan Likud Partisi’nin lideri Netanyahu, uzun süren koalisyon pazarlıkları ardından yeni hükümeti kurdu. Hükümet aşırı sağcı partilerden oluşuyor.

Koalisyon ortakları, Kudüs ortak başkent olurken Batı Şeria’da bağımsız bir Filistin devleti kurulmasıiçerikli barış formülünü kabul etmiyor. Bir koalisyon ortağı olan Dini Siyonizm Partisi İsrail’in Batı Şeria’yı ilhakından yana. Bir diğer koalisyon partisi Yahudi Gücü Arap karşıtı açıklamalarıyla biliniyor. Önceden “ırkçılığa tahrik” ve “bir terör örgütünü desteklemek”ten hüküm giymiş olan partinin lideri Ben-Gvir, Ulusal Güvenlik Bakanı olacak görünüyor. Bir diğer aşırı sağ koalisyon ortağı Noam Partisi, Kudüs’te “Onur Yürüyüşü”nün yasaklanmasını istiyor, orduyu kadınlara kapatmadan yana. 

Bu arada, Netanyahu’nun rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanmakla suçlandığı davasıdevam ediyor.

Zelensky baş patronu ABD’de

Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelensky, savaş sonrası ilk kez yurt dışına çıkarak, Ukrayna’yı neredeyse zorla savaşa iten baş patron ABD’ye gitti ve Kongre’de konuştu. ABD’nin Ukrayna’ya yaptığı finansal ve askeri destek için teşekkürlerini sundu. Nasıl bir güvenlik ve demokrasiyse, “Paranız bağış değil. Küresel güvenlik ve demokrasiye yapılmış bir yatırım” dedi.

Kongre’de konuşmadan öncesinde Beyaz Saray’a giden Zelensky, Biden’a desteği için bir madalya taktı. Buradaki basın toplantısında savaş ne kadar sürerse sürsün Ukrayna’ya ABD desteğininsüreceğini söyleyen Biden, “asla yalnız kalmayacaksınız” dedi. Beyaz Saray’dan, Zelensky henüz ABD’ye gelmeden, Ukrayna’ya yaklaşık 2 milyar dolarlık yeni bir askeri yardım açıklamıştı. Yardım paketinde, hava saldırılarına karşı kullanılan Patriot füze sistemi de bulunuyor. Ukrayna’da Rusya’nın burnunu sürtmeye kararlı olan ABD, 2023’e kadar Ukrayna’ya 40 milyar dolardan fazla ekfon sağlayacak bir tasarıyı yasalaştırmaya çalışıyor. Ancak Ocak’ta Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu alacak görünen Cumhuriyetçiler Ukrayna’ya sonsuz bir “yardım”da bulunmayacaklarını belirtiyor.

Sırtını ABD’ye yaslayarak, Rusya Ukrayna’dan çekilmeden Kremlin’le “adil bir barışın” mümkün olmadığını söyleyen Zelensky ise, Ukrayna’nın aylık savaş harcamasının yaklaşık 5 milyar dolar olduğunu belirterek ABD’ye el açıyor.

Beyaz Saray’ın ardından Kongre’de bir konuşma yapan Zelensky, Ukrayna’nın mücadelesini, Amerikan askerlerinin 1944’te başlayıp uzun süren İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere yönelikArdenler saldırısına benzetti.

Rusya, Zelensky’nin ziyaretinin olumlu bir sonucu olmayacağı açıklamasıyla tepki verdi. Kremlin sözcüsü D. Peskov, Batı’nın Ukrayna’ya silah sağlamasının çatışmayı derinleştireceğini söyledi ve bunun Ukrayna’yı daha zor durumda bırakacağını bildirdi.

Trump’a isyan suçlaması

ABD Kongresi’nin oluşturduğu 9 kişilik bir heyet, yürüttüğü soruşturma sonucunda eski başkan Trump’a üç değişik suçlama yöneltmeye hazırlanıyor.

Soruşturma, ilgisi yokmuş gibi davranan Trump’ın destekçilerinin gerçekleştirdikleri Kongre baskınını konu alıyor. Trump bugüne kadar Kongre baskınıyla ilgili olduğuna ilişkin tüm iddiaları reddetti.

Medyaya sızan bilgilere göre, heyet, 1000’den fazla tanıkla görüşmesinin ardından hazırladığı raporsekiz bölümden oluşuyor. Heyet, raporunu Adalet Bakanlığı’na sunacak. Soruşturma heyeti Trump’ailk kez isyan suçlamasında bulunacak. Heyet, isyanın yanında, resmi araştırma sürecini engellemek ve ABD’yi dolandırmak suçlamaları da yapacak. Adalet Bakanlığı ise Trump’ın baskındaki rolünü inceliyor ve heyetin raporda önerdiği suçlamaları kabul ederek süreci buradan ilerletmek zorunda değil.

Trump yanlıları, ABD seçimlerinin ardından, iki yıl önceki Ocak başında Biden’in Kongre tarafından başkan ilan edilmesini önünü kesmek amacıyla Kongre binasına saldırmışlardı. Kongre saldırısından bir hafta sonra Temsilciler Meclisi Trump’ı isyana teşvikle suçlayarak azletmiş, ancak Senato kararıbozmuştu.

Peru’da darbe ve OHAL

Peru, özellikle son yıllarda siyasal bakımdan iyice istikrarsızlaşan bir Latin ülkesi. Ülke başkanlıkla yönetiliyor, ancak Peru’ya başkan dayanmıyor. Pandemi sürecinde, 2020’de, 5 günlük süre içinde 3 devlet başkanına tanık olunmuş; ardından düzenlenen seçimleri taşralı bir öğretmen olan PedroCastillo kazanarak devlet başkanı olmuştu.

7 Aralık’ta ise, yürütmeyle yasama, başkanla parlamento arasında yaşanan gerginlik sonucu, Castillo, “hukukun üstünlüğü ve demokrasiyi yeniden inşa etmek için” kendisini azletme süreci başlatmış olan parlamentoyu feshettiğini, “olağanüstü acil durum hükümeti kurduğunu” ve ülkede olağanüstü hal ilan ettiğini açıkladı. Ancak Castillo kabinesine hakim değildi ve birçok bakanı hemen istifa etti. Yardımcısı fesih kararını kınadı. Ordu ve polis yayınladıkları ortak açıklamayla anayasayı savunduklarını açıkladı. Anayasa Mahkemesi ile el ele veren parlamentonun yanıtı sert oldu:Castillo’yu darbecilikle suçlayarak gerçek bir darbe yaptı ve görevden alarak tutuklattı, yerine yardımcısı Dina Boluarte’yi getirdi.

2021’de patlak veren politik krizin ardından düzenlenen seçimlerde halkın tepki oylarını alarak iktidara gelen Castillo “isyana teşvik” suçuyla yargılanacak.

Sol görüntülü bir düzen savunucusu olan Castillo, ülkeye egemen olabilmek için ABD ile uzlaşma politikası yürütüyordu ve ona ciddi olanaklar tanımış, IMFve DB’nin dayatmalarına da uymuştu.Bunlara ve aldığı fesih kararının yaygın olarak otokratik bir önlem olarak değerlendirilmesine rağmen halk içinde hala önemli bir desteği var. Öte yandan egemen oligarşi tarafından desteklenmediği gibi, parlamentoyu feshederken onun tarafından ordu ve ulusal polisin kendisinin yanında olacağına inandırılmış görünüyor. Bir OAS heyeti birkaç haftadır “istikrara ve bir ‘geçiş hükümeti’nin kurulmasına yardımcı olmak için” Peru’daydı.

Oligarşi istikrarı bozanın Castillo’nun yanı sıra halk ve onun örgütlü güçleri olduğu görüşünde. Gıda krizinden hem sağı hem de düzen solunu sorumlu tutan Komünist ve devrimci güçler 1993 Anayasasının değiştirilmesini ve bu amaçla bir Kurucu Meclis kurulmasını talep ediyor. Gıda ithalatından yüksek kârlar sağlayan, yeni madencilik projeleriyle talanını derinleştirme peşindeki yerli ve emperyalist tekellerin soygununa ve Amerikan destekli oligarşinin gerçekleştirdiği darbeye karşı halkı sokağa çağıran halk güçlerinin bu çağrısı ciddi yanıt buldu. Halkın sokakları doldurduğu ve polisle çatıştığı gösterilerin bastırılması amacıyla 14 Aralık’ta OHAL ilan edildi. Komünist ve devrimci halk güçleri Anayasa değiştirilmeden seçimin yenilenmesini desteklemezken, başkanlık koltuğuna oturduğunda yeni seçimlerin 2026’da olacağını söyleyen eski başkan yardımcısı üç gün sonra bu tarihi 2024’e çekti.

Büyük Alevi Kurultayı’na Londra’dan katılım

İstanbul Yenikapı Gösteri Merkezi’nde yapılan Büyük Alevi Kurultayı’na Londra’dan da geniş bir katılım oldu…

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) “Laik ve demokratik Türkiye için“şiarıyla düzenledikleri ‘Büyük Alevi Kurultayı’ İstanbul Yenikapı Gösteri Merkezi’nde yapıldı.

AKP-MHP hükümetinin cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine alan kararına karşı binlerce Alevi yurttaş, İstanbul Yenikapı’da bir kez daha itirazlarını dile getirdi. Büyük Alevi Kurultayı’ndaki konuşmacıların ortak mesajı “Aleviliğin, siyasal iktidarlar tarafınca yönlendirilemeyeceği ve inancın resmi olarak tanınması” yönünde oldu. Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Demokratik Alevi Derneği imzası ile okunan sonuç bildirgesinde “Eşit Yurttaşlık” vurgusu yer aldı.

Sümer Erek’in yarım asırlık çizimleri sergiledi

Ressam Sümer Erek’in “Embodied Moments- Vücut Bulmuş Anlar” sergisini, Londra kent merkezindeki Mayfair semtinde bulunan Marquess Galerisi’nde açtı. Londra’da yaşayan ve 50 yıldan bu yana görsel sanatların çeşitli alanlarında eserler veren Sümer Erek’in farklı cinsiyetlerdeki modellerin çizimlerinden oluşan ve 23 Kasım’da açılan sergi, 22 Aralık 2022 Perşembe gününe kadar açık kaldı.

DJ cinayetinde 5’inci sanık tutuklandı

Ekim ayında Loughton’da ölü bulunan Koray Alpergin’in öldürülmesiyle ilgili 5’inci sanık tutuklandı.

Metropolitan Police’in basın bültenine göre “Dehavilland Close, Northolt”tan Steffan Gordon(33) 17 Aralık Cumartesi günü tutuklandı. Gordon savcılık tarafından cinayet, adam kaçırma ve A sınıfı uyuşturucu bulundurmakla suçlandı. 19 Aralık Pazartesi günü Bromley Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılan sanık, 21 Aralık Çarşamba günü Old Bailey’ye çıkmak üzere gözaltına alındı.

43 yaşındaki Koray Alpergin, Essex Polisi ekipleri tarafından 15 Ekim sabahı Loughton’daki Oakwood Hill Sanayi Sitesi yakınında bulunmuş ve olay yerinde hayatını kaybettiği belirlenmişti.

Metropolitan Police dedektifleri, Koray’ın ailesine destek olmayı sürdürdüklerini açıkladı. Daha önce dava ile ilgili Erdoğan Ulcay (55) Ali Kavak (25), 17 yaşında bir erkek çocuk, Junior Kettle (31) gözaltına alınan sanıklar arasındaydı. Ayrıca yaşları 29 ve 34 olan iki erkek ile cinayet şüphesiyle tutuklanan 55 yaşındaki bir diğer erkek herhangi bir işlem yapılmadan serbest bırakıldı.