Ana Sayfa Blog Sayfa 19

Sağlıkta neler oldu?

0

Her üç çocuktan biri miyop

Dünya genelinde yapılan bir araştırma, çocukların görme yetisinin giderek kötüleştiğini ve her üç çocuktan birinin miyop olduğunu, yani uzaktaki nesneleri net göremediğini ortaya koyuyor. British Journal of Ophthalmology dergisinde yayınlanan çalışma, 1990 ile 2023 yılları arasında miyopluğun üç kat artarak yüzde 36’ya yükseldiğini gösteriyor.

Çocukların ekran başında daha fazla, açık havada daha az zaman geçirmelerine neden olduğu için Covid karantinalarının olumsuz etki yarattığına dikkat çekiliyor. Miyopluk genellikle ilkokul yıllarında başlıyor ve yaklaşık 20 yaşında gözün büyümesi durana kadar kötüleşme eğilimi devam ediyor.

Çocuklar arasında miyop en fazla kızlarda ve Asya’da yaygın. Japonya’daki çocukların yüzde 85’i, Güney Kore’deki çocukların yüzde 73’ü, Çin ve Rusya’da ise yüzde 40’tan fazlası miyop. İngiltere ve ABD’de bu oran yüzde 15 civarında.

Uzmanlar özellikle 7-9 yaş arasındaki çocukların günde en az iki saat dışarıda vakit geçirmelerini tavsiye ediyor.

Televizyon karşısında yemek yemek zararlı mı?

Televizyon izlemek ile obezite riskinin artması arasında bir bağlantı olduğunu gösteren çok sayıda araştırma var. Bunun bir sebebi hareketsizlik. Ancak televizyon izlerken ne kadar yediğimizin de farkında olmayabiliriz.

Amsterdam Üniversitesi’nden Monique Alblas’a göre, televizyon izlerken daha fazla yemek yenmesinin sebeplerinden biri dikkat dağınıklığı. Televizyonda sürükleyici bir şey izlerken yemeğe daha az dikkatimizi veriyoruz ve böylece tok olduğumuzu işaret eden bedensel sinyallerin farkında olmuyoruz. Bu da aşırı yemeye yol açabiliyor.

Ayrıca yiyecek reklamlarına maruz kalmak da insanların genel olarak daha fazla yemesine neden olabiliyor. Televizyonun yemek yemeyi ne kadar etkilediği, izlediğimiz içerik türü de dahil olmak üzere birçok faktöre bağlı olabilir.

İzlediğimiz şey ruh halimizi değiştirebilir. Programın temposu da bir fark yaratabilir. Bir araştırmaya göre aksiyon filmleri, bir röportaj programını izlemekten daha fazla yememize neden olabiliyor.

 

Hükümetin erken tahliye programı ile cezaevi nüfusu rekor miktarda azaldı

0

İngiltere ve Galler’de cezaevinde bulunan kişi sayısı, hükümetin erken tahliye programını başlatmasının ardından Eylül’ün ikinci haftasında rekor miktarda azaldı.

Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan haftalık istatistikler, cezaevi nüfusunun söz konusu hafta 2.188 azalarak yaklaşık %2.5 oranında düştüğünü gösteriyor.

Bu, kayıtların tutulmaya başlandığı 2012 yılından bu yana bir haftada kaydedilen en yüksek düşüş oldu.

Hükümet, cezaevlerinde yer kalmadığı gerekçesiyle bazı mahkumların erken tahliye programını uygulamaya koydu.

Program, daha az ciddi suçlardan ceza alan kişilerin cezalarının %50’si yerine %40’ını çektikten sonra hapishaneden çıkabilecekleri anlamına geliyor.

Dört yıl ya da daha fazla hapis cezası gerektiren ciddi şiddet suçlarından hüküm giyenler ve cinsel suçlular erken tahliye programından yararlanamıyor.

İngiltere bu kez mahkumları yurtdışına göndermeyi planlıyor

İngiltere’de Muhafazakar iktidar önce göçmen adaylarını Ruanda’ya göndermeyi planladı şimdi de İşçi Partisi iktidarı mahkumları Estonya’ya gönderme hesabını yapıyor.

İngiltere’de tekstil gibi emek yoğun sektörlerin emek ucuz bölgelere kaymasındaki mantık ile yurtdışında cezaevi kiralayıp mahkumları “ihraç etmek” aynı denilebilir. Şimdi top Estonya’da… Planın hayata geçebilmesi için önce Estonya hükümetinin bu konuyu parlamentoda tartışıp onaylatması gerekiyor. Olmazsa da Türkiye gibi döviz ihtiyacı olan ülkeler “Bize buyurun” deyip mahkum mönüsü bile göndermeye hazırlar…

İngiltere’de cezaevleri tıka basa dolu. Hatta geçen ay, İngiltere ve Galler’deki erkek cezaevlerinde sadece 83 boş hücre dışında neredeyse hiç boş yer kalmamış. Üstelik toplam Birleşik Krallık cezaevi nüfusunun, Mart 2027’ye kadar 89 binden 93 bin 100 ila 106 bin 300 aralığına yükselmesi bekleniyormuş. Mahkemenin cezaevine gönderdiği mahkuma “Doluyuz kardeş, başka kapıya” diyecek halleri olmadığına göre “mahkum ihracatı” tek çözüm olarak görünüyor.

Mahkumların Estonya’ya gönderilmesi teklifi, ilk olarak geçen yıl Muhafazakar Parti konferansında dönemin Adalet Bakanı Alex Chalk tarafından dile getirilmişti.

Yabancı bir ülkeden cezaevi kiralama olayı yeni sayılmıyor. Daha önce Norveç ve Belçika, Hollanda’dan cezaevi alanı kiralamış. Hollanda’da bir mahkumun yıllık maliyeti yaklaşık 100 bin sterline ulaşırken, Estonya’da bu rakamın 10 bin ile 20 bin sterlin arasında olduğu düşünülüyor. İngiltere ve Galler’de bir mahkumu barındırmanın maliyeti ise yaklaşık 50 bin sterlin. Google’dan araştırılınca Türkiye’deki geçen yıl mahkum başı maliyet 268 bin 640 TL olarak saptanmış. Bol keseden hesaplandığında 2024’de 7 bin 500 sterlin ettiği öngörülebilir. Türkiye’nin Estonya’ya karşı rekabet gücü ise yok denecek kadar az olduğu söylenebilir çünkü cezaevleri dopdolu.

Şimdi İngiltere’de yetkililer harıl harıl maliyet hesabı yapıyor olmalı. Uçuşlar ile İngiliz cezaevi personelinin yurtdışına gönderilmesi ek bir maliyet yaratacak. Mahkumların ailelerinin ziyaret masraflarının vergi mükelleflerince karşılanıp karşılanmayacağı da belirsiz.

 

İngiltere Merkez Bankası’ndan faiz indirimi bekleniyor

0

İngiltere Merkez Bankasının (BoE) para politikasında “temkinli gevşeme” sinyallerinin ardından bu yıl sonuna kadar 25 baz puan faiz indirimi bekleniyor. Enflasyonla mücadele kapsamında yüksek tutulan faizlerin yüksek tutulması en çok çalışan sabit gelirlileri olumsuz etkilediği için eleştiriliyor. “Mortgage” ve kredi kartı borçlarının maliyetini de artıran “faiz”lerdeki düşüş milyonlarca dar gelirliye soluk aldıracak.

BoE Para Politikası Kurulu, Eylül ayında politika faizini beklentiler dahilinde yüzde 5’te sabit tutma kararı alırken, PPK açıklamasında enflasyonun orta vadede yüzde 2’lik hedefe sürdürülebilir bir şekilde dönmesine yönelik riskler daha da azalana kadar para politikasının yeterince uzun bir süre kısıtlayıcı kalmaya devam etmesinin gerekeceği açıklandı.

Deutsche Bank İngiltere Baş Ekonomisti Sanjay Raja, BoE’nin kararı sonrası paylaştığı notta, BoE’nin Ağustos’taki faiz indiriminin ardından bu yıl sonuna kadar faizi düşürmesini beklediklerini vurguladı. Raja, “Banka faizinin yıl sonunda yüzde 4,75’e düşeceğini öngörüyoruz. Sonrasında 2025 boyunca da dört çeyrek puanlık faiz indirimi görmeyi bekliyoruz. 2026’da ise üç kez faiz indirimine giderek BoE’nin politika faizini yüzde 3’e çekeceğini düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

BoE’nin bir sonraki para politikası toplantısı 7 Kasım’da gerçekleştirilecek.

STERLİNİN DEĞERİ ARTTI

Öte yandan BoE’nin faiz oranını yüzde 5’te sabit tutma kararının ardından, ABD Merkez Bankası’nın (FED) yüzde 0,5’lik büyük faiz indiriminin aksine sterlin yüzde 4,75- 5 aralığına yükseldi. Böylece sterlin, dolar karşısında 1,33’ün üzerine çıkarak, Mart 2022’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı ve ardından hafif bir geri çekilme yaşadı.

KAMU BORÇLARI YÜKSELDİ

İngiltere Ulusal İstatistik Ofisinin açıkladığı verilere göre, ülkenin kamu borcu, geçen ay 13,7 milyar sterlin artış göstererek ağustosta gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 100’üne ulaşmış oldu. Bu oran, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,3 yüksek sayılıyor. Böylece kamu bankaları hariç tutulan net kamu borcu, Ağustos 2024 itibarıyla 2,768 trilyon sterlin oldu.

 

Emeklilik maaşına yıllık £460 zam yapılması bekleniyor

Son maaş verilerine göre, yeni tam devlet emeklilik maaşının Nisan 2025’ten itibaren yılda 460 Sterlin artması bekleniyor.

“Üçlü kilit” olarak adlandırılan düzenleme kapsamında, devlet emeklilik maaşı her yıl ya %2.5, ya enflasyon ya da ortalama kazanç artışı – hangisi daha yüksekse – oranında artırılıyor.

Yıllık artış için Temmuz’a kadar olan üç aylık kazanç rakamları kullanıldı ve bunlar toplam ücretin yıllık %4 oranında arttığını gösteriyor.

Hükümet çoğu emekli için kışlık yakıt yardımını kesme kararı aldı ve bu karar tepkiyle karşılandı.

Maliye Bakanı Rachel Reeves, 300 Sterlin’e kadar olan yakıt yardımının sadece en düşük gelirlilere uygulanacağını duyurdu. Dokuz milyondan fazla emekli bu kış ödemelerden faydalanamayacak.

Devlet emeklilik maaşı ne kadar?

Şu anda İngiltere’de 12 milyondan fazla kişi devlet emeklilik maaşı alıyor.

Yeni tam devlet emeklilik maaşının (Nisan 2016’dan sonra devlet emeklilik yaşına ulaşanlar için) haftada £230.05’e yükselmesi bekleniyor. Bu da yıllık 11,962.60 Sterline ulaşacak ve şimdikine kıyasla 460 Sterlin’lik bir artış demek.

Eski tam temel devlet emeklilik maaşının (Nisan 2016’dan önce devlet emeklilik yaşına ulaşanlar için) ise haftada £176.30’a yükselmesi bekleniyor. Bu da yıllık 9,167.60 Sterline ulaşacak ve şimdikine kıyasla 353.60 Sterlin’lik bir artış demek.

Geçen yıl yeni tam devlet emeklilik maaşı 900 sterlin artmıştı. Ancak tüm emekliler bu miktarın tamamını alamıyor.

2025 için nihai devlet emekli maaşı miktarına Çalışma ve Emeklilik Bakanı Liz Kendall Ekim ayında açıklanacak bütçe sırasında karar verecek.

 

Hükümetin kapıları ölüm tacirlerine sonuna kadar açık

Silah Ticaretine Karşı Kampanya (Campaign Against Arms Trade) ve Dünya Barış Vakfı (World Peace Foundation) tarafından 18 Eylül’de yayınlanan rapora göre, hükümetin kapıları silah ticareti yapanlara sonuna kadar açılmış. Silah şirketlerinin bakanlar ve yetkililer üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir etki yaratarak, İngiliz hükümetinin politikalarını saptırdığı da raporda ortaya konuyor.

Rapor, silah endüstrisinin hükümetin politikalarını nasıl etkilediğini ve yıllar içinde hükümetle geliştirilen ilişkilerin çok yakınlaşması ile aradaki resmi çizginin neredeyse silindiğini gösteriyor. Çok yakınlaşan ilişkiler nedeniyle, Savunma Bakanlığı’nın tedarik sistemi silah şirketlerine sürekli kar sağlayan bir sisteme dönüşmüş. Silah ihracat kontrol rejimi olabildiğince esnekleştirilerek silah şirketlerinin Yemen ve Filistin’deki zulmü körüklemeye devam etmesine izin verilmiş. Silah şirketlerinin ciddi yolsuzluklar için hesap vermekten kaçınmalarının zemini oluşturulmuş. Rapora göre bunların sonucunda savaş suçlarını, insan hakları ihlallerini ve bariz yolsuzlukları sürdüren silah ihracatı kararları alınıyor ve kurallar düzenli olarak sektör lehine esnetiliyor.

“Döner kapıdan açık kapıya: Birleşik Krallık hükümeti ile silah endüstrisi arasında giderek yakınlaşan birliktelik” başlıklı raporda yer alan temel bulgulardan bazıları şunlar.

  • BAE Systems, bakanlarla ve başbakanlarla diğer tüm özel şirketlerden daha fazla toplantı yapmış. Ardından diğer iki silah şirketi Airbus ve Rolls-Royce geliyor.
  • Üst düzey askeri yetkililerin ve Savunma Bakanlığı’nın sivil personelinin %40’ından fazlası, kamu hizmetinden ayrıldıktan sonra silah ve güvenlik şirketlerinde yönetim kurulu üyesi ve bağımsız danışman olarak rol almakta ve bunların büyük çoğunluğu tedarik alanında çalışmakta.
  • 2009-19 yılları arasında üst düzey hükümet yetkilileri ve bakanlar silah endüstrisindeki meslektaşlarıyla günde ortalama 1.64 kez bir araya gelmiş.

Dünyanın dört bir tarafına ölüm yayan silah tacirlerine, hükümetin en üst kademelerine benzersiz düzeyde erişim olanağı sağlamak için; silah endüstrisi şefleri hükümet-sanayi danışma organları aracılığıyla düzenli irtibat kurmuş. İş ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde özel bir silah ihracatı teşvik ajansı oluşturulmuş ve silah şirketleri ile bakanlar ve üst düzey kamu görevlileri arasında çeşitli konularda düzenli toplantılar yapılmış.

Rapor, Savunma Bakanlığı’nın silah endüstri ile olan ilişkisini müşteri ve tedarikçi ilişkisinden çıkarak ortak ve müttefik ilişkisine dönüşmesiyle, taraflar arasındaki çizgilerin giderek silindiğini savunuyor. Bu durum özellikle ülke endüstrisine hakim olan ve neredeyse devletin özel bir kolu haline gelen BAE Systems için çok daha geçerli. Rapor, hükümet ve sanayi arasındaki personel akışının bir ‘döner kapı’ değil, ulusal güvenlik kurumunun bir bölümünden diğerine doğal bir ‘açık kapı’ olduğuna da vurgu yapıyor.

Önlerine çıkan engelleri aşmak için hükümetleri etkilemeye çalışan sektörler arasında en başarılı olanı silah şirketleri. Bunların başbakanlar dahil en üst düzeyde kurduğu yakın ilişkiler ve elde ettikleri ayrıcalıklar dünyanın dört bir tarafına yayılan çatışma ve savaşları her gün daha fazla körüklemekte ve daha fazla insanın hayatına mal olmakta.

Rapor, Suudi Arabistan’ın Yemen’de ve İsrail’in Gazze’de yaptığı gibi insan hakları ihlalleri ve sivillere yönelik saldırılara ilişkin çok sayıda kanıt karşısında bile, silah ihracatına ilişkin kilit kararların yıllar boyunca nasıl sürekli olarak ihracata izin verme ve endüstri karlarını koruma yönünde olduğunu gösteriyor. Ayrıca, Suudi Arabistan’a silah satışlarında yolsuzlukla ilgili Ağır Dolandırıcılık Dairesi’nin (Serious Fraud Office) soruşturmasını iptal etmeye bile razı oldu.

Raporun yazarı da olan CAAT Araştırma Koordinatörü Dr. Sam Perlo-Freeman ortaya çıkan sonuca dair şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu bozuk bir sistem. Hiçbir sektör, özellikle de ölüm ve yıkımla bağlantılı bir sektör, hükümet üzerinde bu düzeyde bir etkiye sahip olmamalı. Bu düzeydeki bir etki son derece antidemokratiktir ve korkunç savaş suçlarına ortak olmanın yanı sıra hissedar kârlarının ne pahasına olursa olsun korunması demektir. Silah endüstrisinin hükümet politikaları üzerindeki baskısını kırmak için acil radikal tedbirlere ihtiyaç var.”

 

Pratisyen doktorlar yüzde 22.3 zammı kabul etti

İngiltere’de onbinlerce pratisyen doktor maaşlarına yüzde 22.3 zam alarak 2 yıldan fazladır ara ara devam eden grevlerini sonlandırdı.

Britanya Tabip Odası (BMA) tarafından yapılan açıklamaya göre pratisyen doktorlar, Nisan 2023 tarihinden itibaren bu zamdan yararlanacak. Hükümet ile yapılan görüşmeler sonrası yapılan teklifi doktorlara sunan BMA, pratisyen doktorların yüzde 66’sının bu teklife onay verdiğini ve böylelikle grevlerin sona erdiğini duyurdu.

Yüzde 35 istemişlerdi

Son 15 yıldır maaşlarına zam alamayan pratisyen doktorlar, hayat pahalılığı ve yaşanan enflasyon karşısında maaşlarında yüzde 35 erime olduğunu hatırlatarak, maaşlarına en az yüzde 35 zam istiyordu. Buna karşı hükümet en fazla 8.8 zam önermişti.

Uzun çalışma saatlerinden de şikayetçi olan pratisyen doktorlar, hükümetle yapılan görüşmeler sonrası, şimdilik yüzde 22.3’lük zammı kabul ettiler. Ayrıca doktorlar, fazla mesai ücretlerini de alacaklar. 2 yıldan fazladır devam eden anlaşmazlık nedeniyle doktorlar bugüne kadar 44 gün grev gerçekleştirmişlerdi.

300 bin açık devam ediyor

Öte yandan Birleşik Ktrallık’ta toplam 300 bin sağlık emekçisi açığı olduğu belirtiliyor. Bu yüzden uzun çalışmak zorunda kalan doktorlar, hemşire ve doktor açığının da giderilmesini istiyor. Hükümet henüz bu konuda bir adım atmış değil.

Uzman doktorlar ve GP’ler de zam bekliyor

İngiltere’de uzman doktorlar ve mahalle doktorları da maaşlarına zam bekliyor. Görüşmelerde uzman doktorların talepleri henüz karşılık bulmazken BMA, bu meselenin de yakında sonuçlanmasını beklediklerini açıkladı.

Mahalle doktorların bütçelerinin yetersizliğinden dolayı yeterince sağlık hizmeti sunulamadığı belirtiliyor. Hem mahalle doktorlarının bütçesinin arttırılması ve hem de uzman doktorların taleplerinin karşılanması için BMA ile Sağlık Bakanlığı yetkilileri görüşmelere devam ediyor.

İskoçya’da 170 bin sağlık emekçisi maaşlarına yüzde 5.5 zam aldı

Bir süredir greve hazırlanan İskoçya’nın NHS işçileri, yerel hükümetle anlaşmaya vararak maaşlarına yüzde 5.5 oranında zam almayı başardı. UNITE, UNISON ve Royal College of Nursing sendikalarının yürüttüğü görüşmelerde işçiler, geçtiğimiz Nisan ayından itibaren geçerli olacak maaş zammını kabul etti.

Yılda toplam 1278 sterlin ek ücret alacak olan sağlık emekçileri, uzun çalışma saatlerine de düzenleme getirilmesini sağladı. Saat ücretleri en az 12.71 olacak sağlık emekçileri tam 200 gündür bu anlaşmanın sağlanması için hükümetle mücadele halindeydi.

Pazarlık sürüyor

Sadece doktorları kapsamayan bu sözleşme sonucunda 170 bin sağlık emekçisi, geçtiğimiz Nisan ayından itibaren maaşlarına zam almış olacaklar. Doktorlar ise ayrı bir örgütlenme içinde oldukları için bu anlaşmadan yararlanamayacaklar. Onlar da Tabip Odası’nın yürüttüğü görüşmelerden çıkacak sonucu bekliyor. Zam taleplerinin kabul edilmemesi durumunda doktorlar tüm İskoçya çapında grevlere başlayacaklar.

 

Başbakan Starmer’ın 100 bin Sterlin değerinde hediye kabul etmesi neden tartışılıyor?

0

Başbakan Keir Starmer’ın Parlamentodaki kurallar gereğince beyan etmek zorunda olduğu bedava bilet ve hediyelerin miktarının son zamanlarda diğer büyük parti liderlerinden daha fazla olması ve eşinin bedava giysileri hediye olarak alması tartışma yarattı.

Konser ve maç biletlerinin yanı sıra, İşçi Partisi’ne bağışta bulunan Waheed Alli’nin Starmer’a milyonlarca sterlin değerindeki evini kullanıma açması gibi yaşam tarzına ilişkin hediyelerle birlikte hediyelerin toplam değeri 100 bin Sterlini aşmış görünüyor.

Bu son zamanlarda diğer büyük parti liderlerinin beyan ettiklerinden çok daha yüksek bir miktara denk geliyor.

Başbakan, İşçi Partisi lideri olduğu süre boyunca çoğunluğu futbol maçları olmak üzere yaklaşık 40 adet bedava bilet kabul etmiş, ayrıca bir Taylor Swift konserinde 4.000 Sterlinlik ağırlama ve Manchester’da 698 Sterlinlik Coldplay bileti almış.

12.000 Sterlin değerinde kıyafet, 20.000 Sterlinden fazla değerde konaklama ve 2.485 Sterlin değerinde gözlük için ödeme yapan Lord Alli tarafından kendisine verilen hediyelerin ölçeği nedeniyle eleştirildi – özellikle de Alli’ye seçimden sonra Başbakanlık Konutu No 10’a geçici giriş izni verildiği için.

Siyasetçilerin hediye almasında eleştirilen ve tartışma yaratan nokta ise iş insanlarının veya büyük şirketlerin belli bir çıkar gütmeden hediye vermeyecek olması.

Guardian gazetesi, Başbakan’ın 107.000 Sterlin değerinde hediye aldığı beyanında bulunması için “beceriksizce kendi kalesine atılmış bir gol” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Birkaç üst düzey meslektaşının da dahil olduğu bu durum tek seferlik bir hata olarak da görmezden gelinemez. İşçi Partisi, politikanın yanı sıra davranışlara da açıkça atıfta bulunan bir değişim vaadiyle iktidara geldi. Starmer seçmenlere seslenirken işçi sınıfı geçmişinden duyduğu gururu ve bu geçmişten aldığı dürüstlük ve azim değerlerini öne çıkarmış ve İşçi Partisi’nin kayırmacılık ve dürüstlük eksikliği nedeniyle eleştirdiği Muhafazakârlardan farklı olduğunu dile getirmişti.

“Paranın siyasetteki yeri karmaşık bir konudur. Bireyler ve kuruluşlar amaçlarına ulaşmak ve çıkarlarını ilerletmek için mali ve insani kaynaklarını kullanırlar. Ancak işleyen bir demokraside, en güçlüleri iş dünyası olan fon sağlayıcıların etkisi kamuoyu ve parlamento aracılığıyla yönlendirilir. Yasalar satın alınmamalı ya da satın alınmış izlenimi doğurmamalıdır.”

Bağış yapan şirketin temsilcisi iklim elçisi olarak atandı

Ayrıca İşçi Partisi’ne bugüne kadarki en büyük bağışı, fosil yakıtlar, özel sağlık firmaları, silah üreticileri ve varlık yönetimi şirketlerinde yüz milyonlarca sterlin değerinde hissesi bulunan ve vergi cenneti olarak adlandırılan Cayman Adaları’na kayıtlı bir hedge fondan geldi.

Quadrature Capital tarafından yapılan 4 milyon sterlinlik bağış İngiliz siyasi tarihinin en büyük altıncı bağışı oldu. Starmer şirketin hayırsever vakıf kolunun yönetim kurulu eş başkanı Rachel Kyte’ı artık hükümetinin iklim elçisi olarak atadı.

 

Soğuklar başladı, enerji tarifeleri zamlandı

0

Kışın erken başladığı İngiltere’de, gaz ve elektrik tarifeleri soğuklarla eş zamanlı olarak zamlandı. En temel ihtiyaçların başında gelen gaz ve elektriğe Ekim itibarı ile % 10 zam yapıldı. Enerji tarifelerine Ocak’ta bir kez daha zam yapılacak.

Sosyal yardımlardan başka geliri olmayanlar ve düşük maaşlı işlerde çalışan milyonlarca aile, artan enerji fiyatları nedeniyle bu kış da yiyecek ve yakacak arasında tercih etmek zorunda kalacak. Gaz ve elektriğin özelleştirildiği Britanya’da, enerji şirketlerinin karlarının rekor seviyelerde arttığı aylarda binlerce dar gelirli soğuğa bağlı hastalıklardan dolayı yaşamını yitiriyor.

Bu şekilde ölümler İşçi Partisi iktidarında daha da artacak görünüyor. Bütçe açığını kapatmak için şirketlerin karlarına dokunamayan İşçi Partisi, kışın dondurucu soğuklarından en çok etkilenen emeklilere yapılan yakıt yardımını büyük ölçüde sonlandırma kararı aldı. Başbakan Keir Starmer’ın ısrarla arkasında durduğu yakıt ödeneği kesintisi yaklaşık 10 milyon emekliyi etkileyecek.

Enerji düzenleme kurumu Ofgem tarafından belirlenen zamlı yeni tarife Ekim, Kasım ve Aralık aylarını kapsıyor. Ocak ayı için belirlenecek olan yeni tarifelerin ne kadar zamlanacağı hala açıklanmış değil. Ekim itibarı ile geçerli olacak tarifeye göre ortalama bir evin gaz ve elektrik giderleri yıllık £150 sterlin artacak. Yaklaşık 28 milyon haneyi etkileyecek olan yeni tarifeye göre gaz birim fiyatı, 5.48 peniden 6.24 peniye ve elektrik birim fiyatı 22.36 peniden 24.50 peniye çıkartıldı.

Zamlar sadece gaz ve elektrik birim fiyatlarının artırılması ile sınırlı değil. Gaz ve elektrik firmalarının tüketimden bağımsız olarak her haneden aldığı günlük standart servis bedeli de yapılan zamla birlikte arttı. Gaz saatleri için belirlenen günlük bedel 31.41 peniden 31.66 peniye ve elektrik saatleri için belirlenen günlük tarife 60.12 peniden 60.99 peniye çıktı. Haneler hiç gaz ve elektrik kullanmadığında bile devasa karlar elde eden şirketlere yılda £338.17 ödemek zorunda. Toplumun en yoksul kesimlerinden elde edilen karlar en zenginlerin kasalarına aktarılıyor.

Enerji şirketleri karlarını katlıyor, enerji yoksulluğu artıyor

Elektrik sağlayan şirketlerin karları pandemiden bu yana üç katına çıktı. Bu şirketlerin başında gelen British Gas geçen yıl karını ona katladı. Yaptıkları zamlar için Ukrayna’daki savaşı bahane olarak kullanan şirketlerin karları her sene yeni rekorlar kırmaya devam ediyor. Sadece Shell’in geçen yıl enerji ve petrolden elde ettiği kar 42 milyar sterlinin üzerinde. Shell’in 2021’den buyana elde ettiği kardan hissedarlarına aktardığı toplam para 48 milyar sterlin; bu da hane başına 1.700 sterline tekabül ediyor.

İstatistikler, enerji yoksulluğu çekenlerin sayısının enerji şirketlerinin karları ile doğru orantılı olarak arttığını gösteriyor. Enerji yoksulluğu ile mücadele kampanyalarının verilerine göre Ekim 2021’de 4.5 milyon olan enerji yoksulu kişi sayısı bu yılın Temmuz’un da 5.6 milyona çıkmış durumda.

Enerji fiyatlarının yükselmesi halk sağlığını olan etkiliyor

Yeterince ısıtılamayan evler kalp krizi, felç, bronşit ve astım gibi bir dizi ciddi sağlık sorununa neden olabiliyor veya bu sorunları ağırlaştırabiliyor. Yılda yaklaşık 10 bin kişi evini yeterince ısıtamadığı için hayatını kaybediyor. Aynı zamanda ruh sağlığı üzerinde de önemli bir etkiye sahip olan yakıt yoksulluğu intiharlar içinde bir risk faktörü olarak kabul ediliyor.

İngiltere Halk Sağlığı Kurumu (PHE), soğuk bir evde yaşamanın sağlık üzerindeki etkileri ile Covid-19 arasında zarar verici bir örtüşme olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), astım ve kalp hastalığı gibi önceden var olan kronik sağlık sorunları, yeterince ısıtılmayan evlerde daha da ağırlaşıyor. Bu tür evler çocukların gelişimini de engelliyor.

 

İsrail Soykırımı Birinci Yılında: Ortadoğu’da savaşın yayılması riski artıyor

HAMAS’ın İsrail içlerine gerçekleştirdiği 7 Ekim saldırısının ardından hava bombardımanıyla başlayan “savaş” adı takılmış soykırım birinci yılını doldururken, İsrail Lübnan’a yönelik olarak yoğunlaştırdığı saldırılarında Beyrut’ta Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah’ı öldürdü.

Birkaç gündür İsrail Lübnan’ın güneyini ve Beyrut’u uçak ve füzelerle bombalıyor. 27 Eylül gecesi Beyrut’ta Hizbullah karargâhı vuruldu ve Nasrallah ile birlikte Güney Cephe komutanı ve başka bazı komutanlar da öldürüldü. Bu, kuşkusuz savaşın Lübnan’dan başlayarak tüm Ortadoğu’ya yayılması anlamına geliyor.

Bir yıl boyunca İsrail özellikle Gazze’de kitlesel kırıma hiç arama vermedi. Hastane de dinlemedi okul da. Cami demedi, kilise demedi, “altlarında HAMAS’ın tünelleri var” gerekçesiyle ırkçı faşist Netanyahu komutasındaki İsrail Siyonizminin saldırganlığı hız kesmedi.

ABD’nin dünya literatürüne armağan ettiği deyimle tam bir haydut devlet olan gözünü kan bürümüş Siyonist İsrail saldırganlığı, Gazze’de rehin tutulan kendi yurttaşlarına da hiç değer vermeyerek canlarını hiçe saydı, sayıyor. Bugüne kadar İsrail bizzat kendi bombardımanıyla, hiç eli titremeden çok sayıda rehini de öldürdü.

Yahudi ırkçılığı olan Siyonizmi benimseyen, ucu açık bir ulusal tekelcilik olan İsrail’in ırkçı milliyetçiliği milliyetçilik sıralamasında dünyada seçkin bir yer tutuyor. Hiçbir hukuk normu ve BM kararı tanımadan hem Filistin hem de Lübnan, Suriye ve İran gibi ülkelerde siber yöntemler de kullanarak terör uyguluyor, kitle kırımları ve suikastlar düzenliyor.

Kendisi için “yurt” adına toprak başta olmak üzere ulusal ayrıcalıklar talep edip başka uluslar karşısında üstünlük iddia ettiğinde, ulusal baskı ve zulme karşı mücadelesi demokratik bir içerik taşıyan ezilen ulusların milliyetçiliği de dahil, hiçbir milliyetçilikle uzlaşılabilecek bir yan kalmaz. Ulusal ayrıcalık talebi ve üstünlük iddiasının kendisi ulusal baskı ve zora kaynaklık eder ve tartışmasız gericiliktir.

Kürt ulusu karşısında ayrıcalık ve üstünlük talep ettiğinde Türk milliyetçiliği, ezilen uluslara yönelik yağma ve zulme ve bunun yolu olarak örneğin Irak işgaline yöneldiğinde çoktan emperyalistleşmiş Amerikan milliyetçiliği, Ukrayna ulusun “yapaylığını” iddia ederek bu ülkeye saldırdığında Rus milliyetçiliği karşısına dikilmek ulusal hak eşitliğini savunan herkesin görevidir. Gözü kör olan ve kendi ayrıcalık ve üstünlük iddialarından başka her şeyi değersiz sayan milliyetçilik, Suriye’nin kuzeyinde yüzlerce Kürt katlederken de Irak’ta milyona yakın Arap’ın kanını dökerken de, Ukrayna’da da tüm eylemleriyle birlikte reddedilmesi gereken insanlık dışılıktır.

Ancak İsrail Siyonizminin yok ediciliği gibi bir ırkçı milliyetçiliğe tahammül olanaksızdır. İnsanım diyenin karşısında sessiz kalamayacağı soykırım dehşeti İsrail tarafından ilke edinilmiş haldedir. Gazze ve Batı Şeria’da İsrail milliyetçiliği Filistinli temizliği yapmaya ve Filistin topraklarını Filistinlilerden arındırmaya girişmiştir. Yetmemiş, komşu ülkelerde terör estirmeye yönelmiştir.

Üstelik İsrail’in bu gözü dönmüşlüğü o “demokrasi” şaklabanlığı yapagelmiş batının sözde “demokratik” ülkeleri tarafından utanmazca desteklenmiştir ve bu destek olanca tepkiye rağmen sürmektedir.

Amerikan emperyalizmi, kendisine Ortadoğu’da ikirciksiz bir “koçbaşı” olarak hizmet etmekte olan İsrail soykırımına tem destek verdi. Şimdi İsrail, Amerikan emperyalizminin çıkarının gereğini yaparak, tüm Ortadoğu’yu savaş alanına çevirmeye çalışıyor, bu amaçla Lübnan’a, İran’a ve Suriye’ye saldırıyor. ABD’nin destek tutumu, Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin de tutumunu durumunda. Almanya İsrail karşıtı gösterileri yasaklayabildiği kadar yasakladı. İngiltere, şimdi hükümet partisi durumundaki “işçi” adını taşımaktan utanmayan Starmer komutasındaki Labour Party’e varıncaya kadar İsrail Siyonizminin suçlanmasını “anti-Semitizim” sayıyor. LP eski liderini bu gerekçeyle partiden attı!

Ancak Avrupa halkları, tıpkı dünyanın diğer halkları gibi, İsrail’in ırkçı saldırganlığını lanetleyip Filistin halkıyla dayanışmasını gösterdi, gösteriyor. İngiltere örneğin Filistin halkıyla dayanışmanın en ileri boyutlara ulaştığı ülkelerin başında geliyor ve İngiliz dayanışmacılar kendileriyle ne kadar öğünseler yeridir.

Başta İngiltere olmak üzere Avrupa halklarının İsrail saldırganlığı lanetleyen Filistin halkıyla dayanışma eylemleri, bu ülkelerin hükümetleri tarafından yasaklanmaya çalışılmakla kalmadı, saptırılmaya da uğraşıldı. Örneğin Avrupa ülkelerine göç etmiş “Müslümanların” eylemlerinden ibaret gösterilmeye ve hatta “terör”le özdeşleştirilmeye çalışıldı, ancak bu yöndeki çabalar başarılı olmadı. İngiltere’de örneğin, elbette Müslümanlar da İsrail protestolarına katılmaktadır, ancak çoğu kez yarım milyonu aşan katılımcıların büyük çoğunluğunu İngilizler ve özellikle kızlı erkekli genç İngilizler oluşturmaktadır.

Avrupa ülkelerine birer etiket olarak yapıştırılmış “demokrat” sıfatını hak eden ne bu ülkelerin hükümetleri ne egemenleridir; ama sadece ve yalnızca zulme uğrayan Filistin halkını sahiplenen bu ülkelerin emekçi halklarıdır.

Bu başta Türkiye ve Müslümanlıklarıyla öğünen Arap ülkeleri ve egemenleri açısından da geçerlidir. Hemen tümü İsrail’le ilişkilerini “normalleştirme” sürecinde olan, bir kısmı zaten normalleştirmiş ülkelerden Türkiye, Erdoğan’ın ağzından sözde İsrail’i suçlar, ama hala, evet hala bu ülkeye savaşta kullanılabilecek malzemeler dahil ihracatını sürdürmektedir. Arap ülkelerinin çoğu görünüşte bile Filistin’e destek olmamakta, kararlı bir ateşkes savunuculuğu bile yapmamakta; ama sözde destek toplantıları düzenlemekle yetinmektedir.

Bu ülkelerde de Filistin halkına sunulan destek sadece halklarından gelen içten desteklerdir.

 

Emekliler donacak, zenginler korunacak

22 milyar sterlin açık

İşçi Partisi, Keir Starmer liderliğinde iktidara gelmesinden hemen sonra, Muhafazakar Parti hükümetinden kamu bütçesinde 22 milyar sterlinlik öngörülmemiş bir açık devraldığını iddia ederek, yakıt yardımının artık sadece sosyal yardım alanlara ve emekliler açısından da emeklilik yardımı (Pension Credit) alan emeklilere ödeneceğini açıkladı.

Bu da belirlenen düzeyin az üzerinde emeklilik maaşı alan milyonlarca emeklinin enerji yoksulluğuyla karşı karşıya kalması anlamına gelecek. Parlamentoda çoğunluğu bununan İşçi Partisi’nin Avam Kamarası’nda oylatıp kabul ettirdiği bu karar sadece emekliler arasında değil tüm toplumda tepkiyle karşılandı.

Yeni düzenlemeye göre 2024/2025 kışından itibaren, İngiltere ve Galler’de sadece Emeklilik Kredisi veya diğer bazı yardımları alanlar Yakıt Ödemesi almaya hak kazanacak. Geçen dönemde 10.8 milyon emekli bu ödemeyi almıştı. Yeni düzenlemeyle 1,5 milyon emeklinin bu kış için ödeme alacağı tahmin ediliyor.

1997 yılından bu yana değişen miktarlarda ödenen Kış Yakıtı Ödemesi, çoğu yıl en yaşlı kişinin 80 yaşın altında olduğu haneler için 200 Sterlin, 80 yaş ve üzerinde bir kişinin bulunduğu haneler için 300 Sterlin olmuştu. Yüksek enflasyon nedeniyle hayat pahalılığı krizinin ağır boyutlara vardığı 2022/23 ve 2023/24 kışları için, Kışlık Yakıt Ödemelerinin yanı sıra 300 Sterlinlik ek ödeme yapılmıştı. Bu ödemeler 2024/25 kışı için tekrarlanmayacak.

Özellikle kış aylarında, emeklilerin “yakacak mı, yiyecek mi?” ikilemi içinde kaldığı ve soğuktan donmamak için gazı açtığında yatağa aç gittiği, ya da gıda bankalarından yararlanmaya çalıştığı biliniyor.

Buna rağmen hükümet ilk iş olarak emeklilere yapılan ve yıllık toplamı 1 milyar sterlini bulan yakıt yardımına göz dikmesi tepkilere neden oldu. 22 milyar olarak ifade edilen açığın diğer 21 milyarının ise nereden geleceği henüz bilinmemekle beraber, emekçilerden başka kesintiler de yapılmasından endişe ediliyor. İngiltere’de emekçilere yönelik saldırıların birçoğunun İşçi Partisi iktidarları tarafından yapıldığı da (başta üniversite harçları olmak üzere) geçmiş tecrübelerden biliniyor.

Sendikalar tepkili

UNITE ve diğer birçok sendika “yakıt yardımına” dokunulmamasını istiyor. Sendikalar Konfederasyonu (TUC) yıllık olağan konferansında da bu konu gündeme geldi ve birçok sendika bu saldırı kararının geri alınmasını istedi.

Başbakan Keir Starmer ise, aldıkları kararın zor olduğunu ve bütçe açığını kapatmak için popüler olmayan bu kararı hayata geçireceklerini bir kez daha yineledi.

‘Bütçe açığını kapatmak mümkün’

UNITE sendikası, hükümetin aldığı bu karara tepki göstererek, “Eğer bütçede bir açık varsa, bu açığı kapatmak için emeklilerden en son kesinti yapılmalı. Asıl kesinti zenginlerden yapılmalı” diye açıklama yaptı. UNITE Genel Sekreteri Sharon Graham, İngiltere’deki en zengin 50 kişinin toplam 500 milyar sterlin servetlerinin olduğunu ve en zengin yüzde birinden kesilecek ek yüzde bir vergi ile 25 milyar sterlin elde edilebileceğini belirtti ve “Zenginden daha fazla vergi alınsın” çağrısı yaptı.

Hükümetin adı İşçi Partisi olsa da zenginlere dokunmayarak, sermayenin partisi olduğuna dair düşünceyi bir kez daha kanıtladı.