Ana Sayfa Blog Sayfa 24

Hackney Halkı Bölge Milletvekili Diane Abbott’a Sahip Çıktı

15 Mart günü yüzlerce kişi Hackney Kuzey ve Stoke Newington Milletvekili Diane Abbott’a destek mitingi için Hackney Belediye Binası önünde toplandı.

Aynı hafta Guardian gazetesi Muhafazakâr Parti’nin en büyük bağışçılarından işadamı Frank Hester’in yaptığı bir konuşmada Abbott’a bakınca “tüm Siyah kadınlardan nefret etme isteği” duyduğunu ve milletvekilinin “vurulması gerektiğini” söylediğini ortaya çıkarmıştı.

Gösteriye katılan kitle ‘Diane’in yanındayız’ sloganları attı ve aralarında bağımsız Islington milletvekili Jeremy Corbyn ve Siyah kadınlara yönelik hizmet veren Sistah Space’in bir temsilcisinin de bulunduğu kişilerin konuşmalarını dinledi. Konuşmacılar İşçi Partisi’nin geçen yıl Mayıs ayında kaldırılan parlamento grubu üyeliğinin (whip) Abbott’a iade edilmesi çağrısında da bulundu.

Abbott 1987’den beri Hackney North ve Stoke Newington’dan milletvekili olarak görev yapıyor ve bu da onu ilk Siyah kadın milletvekili ve en uzun süre görev yapan Siyah milletvekili yapıyor. Yaptığı konuşmada bölge sakinlerine teşekkür etti: “80’lerde seçilmem için çalışan Hackney’dir ve her yıl, on yıl boyunca yanımda duran Hackney halkıdır… bu mesele benimle ilgili değil. Bu, Britanya’da hâlâ var olan ırkçılığın düzeyiyle ilgili. Bu, Siyah kadınlara nasıl saygısızlık edildiği ile ilgili…. ayağa kalkmalı ve sağlam durmalıyız.”

Miting, yerel meclis üyeleri Claudia Turbet-Delof ve Soraya Adejare’nin yanısıra kampanyacılar Lucie Scott, Sulekha Hassan ve Jermain Jackman tarafından organize edildi. Meclis üyesi Turbet-Delof, Gazze’de ateşkes ve Tom Dewey davası ile ilgili önergelere oy verdiği için Hackney İşçi Partisi’nden uzaklaştırılan dört kadından biri.

Eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn de mitingin ardından Citizen’a verdiği demeçte aynı duyguları dile getirdi: “Diane’in bu hafta gördüğü muamele inanılmaz derecede iğrençti. Corbyn Abbott’u “tacizle birlikte gelen kişisel stresle başa çıkma konusundaki kararlılığı” nedeniyle övdü ve bu hafta parlamentoda kendini savunamamasını eleştirdi.

Aynı hafta Başbakan’ın Soru Saati’nde Abbott 35 dakika içinde 46 kez ayağa kalkarak Avam Kamarası’na hitap etmek için söz hakkı istemiş ama Meclis başkanı, haberlere konu olan vekillere söz verilmesi gelenek olmasına rağmen, bunu reddetmişti. Milletvekili daha sonra Sky News’e verdiği demeçte başbakanın meseleyi ırkçılık olarak görmemesini eleştirerek bu davranışların Siyah toplumun ve çocukların: “siyasete girmeden önce iki kez düşünmesine neden olabileceğini düşündü mü?” diye sorarak hükümetin kendisini hedef göstermesini mahkûm etti.

Abott, güvenliğinden endişe edildiği için bir protesto gösterisine katılmaktan vazgeçmek zorunda kalmıştı. Gösteriden önce Hackney meclis üyeleri, onun ırkçılığı kınaması konusunda birleşmiş, Hackney Belediye Başkanı Caroline Woodley, Hester’in yorumlarını “tartışmasız bir şekilde ırkçı ve kadın düşmanı” olarak değerlendirmişti.

 

Haringey’de göçmenler sokağa atılmak isteniyor

Haringey belediyesine bağlı Muswell Hill mahallesindeki National Hotel’de kalan 30 göçmen sokağa atılmakla karşı karşıya. Queens Avenue üzerindeki oteli hükümet kapatmak istiyor.

İçişleri bakanlığına bağlı ekiplerin her an hotele gelip göçmenlerin bazılarını sokağa, bazılarını kamplara ve bazılarını da Weymouth’da bulunan Bibby Stockholm gemisine aktaracağı belirtiliyor. İltiva başvuruları reddedilenlerin de sınır dışı edilme tehlikesinin olduğu ifade ediliyor.

“Göçmenlerin belirsizliğe itilmesine izin vermeyelim”

Aylardır bu otelde tutulan göçmenler, kamplara ve Bibbi Stockholm gemisine gitmek istemezken, oturumu reddedilmiş göçmenlerin ülkelerine gönderilmesini de istemiyor.

Bir çoğunun yasal işlemleri devam ederken, kalacak yerleri yok ve çalışma izinleri de olmadığından doğrudan sokağa atılmış olacak. Toplam 30 kişi National Hotel’de kalıyor ve 2 ile 15 Nisan tarihlerinde boşaltılmak isteniyor.

Göçmenlere destek için her Cuma olduğu gibi 29 Mart günü de Muswell Hill’de bir eylem gerçekleştirildi. Haringey Welcome ve Haringey Community Action tarafından yapılan çağrıyla gerçekleşen gösteride, göçmenlerin insanlık dışı koşullara sürüklenmesine izin verilmeyeceği belirtildi. 2 ile 15 Nisan arası otel önünde nöbet tutulacağı ve İçişleri bakanlığına bağlı memurlara göçmenlerin teslim edilmeyeceği belirtildi. Ayrıca otel önünde tutulacak nöbete katılmak isteyenlere de çağrı yapıldı.

 

Zengin Krallık’ın Aç Çocukları

0

Dünyanın en zengin altıncı ülkesinde 4.3 milyon çocuk yoksulluk içinde yaşıyor.

Birleşik Krallık’taki gelir dağılımı ile ilgili açıklanan son resmi veriler (Households Below Average Income: an analysis of the UK income distribution) 2022-23’te ülkedeki çocukların üçte birinin (4.3 milyon) göreli yoksulluk koşulları altında yaşadığını ortaya koyuyor. Göreli yoksulluk cari ortalama gelirin yüzde 40 altında gelire sahip olmak şeklinde ölçülen bir kavram. 3.6 milyon çocuk ise mutlak yoksulluk koşullarında yaşıyor ki bu da ülkedeki her dört çocuktan birisine tekabül ediyor.

Göçmen çocukların yarısı yoksul

Son 30 yıldır çocuk yoksulluğundaki en hızlı artışın yaşandığını ortaya koyan veriler bize ayrıca toplumdaki eşitsizliğin boyutları hakkında da bilgi sağlıyor: Siyah ve azınlık etnik kökenli çocukların neredeyse yarısı yoksulluk içinde.

Çocuk yoksulluğu konusundaki utanç verici verilerinin açıklanmasının ardından hükümete acil harekete geçme çağrısı yapan örgütlerden birisi “Save The Children” idi. Örgüt çocukları yoksulluktan koruyacak ve onlara temel düzeyde güvenlik ve emniyet sağlayacak yeterli bir sosyal güvenlik sistemine ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Örgüt, ayrıca ailelere yapılan çocuk desteğinde, en fazla iki çocuğa verilen yardım sınırlamasının adaletsiz olduğunu dile getirerekü bu uygulamanın derhal kaldırılması gerektiğini söylüyor.

Bu alanda faaliyet gösteren bir diğer hak örgütü “Child Poverty Action Group” da hükümete çocuk yoksulluğu ile mücadele konusunda bir stratejik planı uygulamaya koyma çağrısında bulunuyor ve “Çocuk yoksulluğunu acil ivedilikle sona erdirmek için siyasi kararlılığa ihtiyacımız var.” diyor.

 

 

Filistin destekçisi aktivistler İsrailli silah şirketi önünde çadır kurdu

0

“Palestine Action” adlı grubun üyeleri, İsrail merkezli uluslararası savunma sanayi şirketinin Bristol’daki merkezi önünde kurdukları çadırda nöbet tutmaya başladı. İsrail’e silah tedarik eden şirketin kapatılması talebinde bulunan Filistin destekçisi aktivistler, İngiltere’yi de “Gazze’deki soykırımın suç ortağı” olmakla itham etti.

Şirketin önünde kurdukları çadırda boynunda kefiyeleriyle bütün gün nöbet tutan aktivistler, çadırın etrafına Filistin bayrakları astı. Gruptan bir sözcü, yaptığı açıklamada, amaçlarının belediye üzerinde daha fazla baskı oluşturarak şirket tahliye edilmeden olası herhangi satış ihtimalini azaltmak olduğunu söyledi.

İngiltere’de İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına tepki gösteren göstericiler, Elbit Systems’ın fabrikalarının kapatılması talebiyle ülke genelinde çok sayıda protesto düzenliyor.

İsrailli şirketi Elbit Systems, insansız hava araçları, askeri ekipmanlar ve elektro-optik teknolojileri alanlarında faaliyet gösteriyor. Şirketin İngiltere’de insansız hava araçlarının motorlarını üreten fabrikaları bulunuyor.

 

Filistin eylemleri fabrika sattırdı

İsrail merkezli savunma sanayii şirketi Elbit Systems, İngiltere’nin Tamworth bölgesinde bulunan fabrikasını sürekli yapılan Filistin’e destek eylemlerinin getirdiği ek güvenlik giderleri nedeniyle sattı.

Elbit Systems’in “Elite KL” adlı fabrikasını satmasına ilişkin açıklama Elbit’in yanı sıra İngiltere’de İsrail ile iş yapan şirketlere karşı eylemler yapan Palestine Action grubundan geldi.

Palestine Action’dan yapılan yazılı açıklamada, Filistin’e destek eylemleri karşısında alınan güvenlik önlemleri harcamalarının şirketin karını düşürmesi satış nedeni olarak gösterildi.

Fabrikayı satın alan şirketin Palestine Action’la temasa geçtiği kaydedilen açıklamada, tesisin yeni sahiplerinin eski yönetimden kalan tüm savunma sanayi anlaşmalarından çekildiğinin de gönderilen e-postayla bildirildiği ifade edildi.

Açıklamada, “Bu, Palestine Action’ın Elbit’in Britanya’da iş yapmasını imkansız hale getirmeyi amaçlayan doğrudan eylemlerimizin bir zaferidir. Elbit, fabrikayı yeni sahiplerine satmadan önce yaptığı açıklamada Palestine Action yüzünden karlarının yüzde 75 düştüğüne, artan güvenlik harcamalarına ve yüksek tedarik zinciri maliyetlerinin doğrudan etkisine değindi.” ifadeleri yer aldı.

“PARÇA ÜRETİMİNİ DURDURDU”

Palestine Action’ın ilk olarak Kasım 2020’de fabrikaya kırmızı boya atarak eylem başlattığı hatırlatılan açıklamada, 2021’de ise eylemcilerin defalarca tesisin çatısına çıktığı kaydedildi.

Açıklamada fabrikanın çatısı ve kamera sistemlerine yönelik Şubat 2022’deki eylemlerin faturasının 250 bin sterlin (yaklaşık 10 milyon lira) olduğu da belirtilerek, “Elbit bundan sonra, bir güvenlik çemberi oluştursa da fayda etmedi. Bir ay sonra Palestine Action Tamworth’a geri döndü, çatıyı ele geçirdi ve çatı kaplamalarını kırarak İsrail savaş makinesine parça üretimini durdurdu.” denildi.

Tesisin ısı yönetim ekipmanları ile otobüs ve trenlere yönelik soğutma sistemleri ürettiği hatırlatılan açıklamada, Elbit’in bu sistemlerin üretimini askeri amaçlarla yaptığı vurgulandı.

Aralık 2023’e kadar İsrail tankları için üretim yapıldığı ifadelerinin internet sitesinde yer aldığına işaret edilen açıklamada, “Elbit Systems, İsrail ordusu için insansız hava araçlarının ve karada konuşlu askeri teçhizatın yüzde 85’i ile şu anda Gazzelilere karşı kullanılan çok çeşitli mühimmat ve silahları sağlıyor.” bilgisi yer aldı. 

 

LTN’lere Hükümet Freni

Hükümet, Kuzey Londra’da dahil uygulanmaya konduğu her bölgede tartışma yaratan ve nefret toplayan düşük- trafikli mahalleler (LTN) uygulamasına yeni düzenleme getirmeye hazırlanıyor. Ulaşım Bakanlığı yayınladığı ve bu yaz uygulamaya girecek olan düzenlemeye göre mahalle sakinlerinin desteğini alamayan sokak kapatmaları hayata geçirilemeyecek.

Ulaşım Bakanlığının, belediyeler için hazırlayarak yayınladığı taslak kılavuza göre, belediyeler sokak kapatmalarını gerçekleştirmek için sadece mahalle sakinlerinin değil, yerel işletmelerin ve acil servislerinde onayını almak zorunda kalacak. Yani belediyeler tüm bölgede yaşayan ve çalışanların rızasını alamadan sokakları kapatamayacak.

Kuzey Londra’da daha çok pandemi döneminde sesiz sedasız uygulamaya başlanan sokak kapatmaları, mahalle aralarındaki trafik akışını, ya sokakların başına konan geçici bariyerler ya da cezalarla sonuçlanan trafik kameraları ile engellemeye çalışıyor. Mahalle aralarında hava ve gürültü kirliliğinin önlenmesi, yaşam süresi ve kalitesinin uzatılması gibi gerekçelerle plansız bir şekilde uygulanmaya başlanan sokak kapatmalarına dair düzenleme kararı; acil servislerin geciktiğine, mahallelerde yaşayan engellilerin hayatını olumsuz bir şekilde etkilediğine dair gelen şikayetlerin ardından yapılan incelemeler sonrasında alında. Belediyelerin sokak kapatmaları ek gelir kapısı olarak görmesi de yapılan şikayetler arasında yer alıyor. Yeni düzenlemede, mahalle halkı tarafından desteklemeyen ve halkın yaşamını zorlaştıran sokak kapatmalarında ısrar eden belediyelerin aldığı fonların kesilmesinin yanı sıra yolların kontrolüne hükümetin el koyma yetkisi de var.

Yapılan incelemede, mahalle sakinlerinin sadece % 13’nün belediyelerin LTN ile ilgili yapmış olduğu istişareye katıldığı ve katılanlardan sadece % 18’i görüşlerinin dikkate alındığı yönünde görüş belirttiği tespitine yer veriliyor. İnceleme de ayrıca belediyelerin her bir sokak kapatmasında kestikleri cezaların ortalamasının 36 bin 459 sterlin olduğuna da dikkat çekiliyor. Sadece bir sokakta kesilen cezaların miktarı 170 bin sterline kadar çıkıyor. LTN’lere dair en büyük kaygı ise acil servislerde çalışanlar ve mahallerde yaşayan engelliler taşıyor. Engelliler ve acil servis çalışanları, acil durumlarda LTN’lerden kaynaklı yol kapatmalar nedeniyle yaşanacak gecikmelerin hayatları tehlikeye atacağı kaygısı taşıyor.

Ulaşım Bakanlığı belediyelere ayrıca hız limitlerinin 20 mile düşürülmesine dair de uyarıcı nitelikte bir ‘‘güçlendirilmiş kılavuz’’da gönderdi. Hükümet, belediyelerden 20 mil limit uygulamasını okul önleri gibi hassas ve uygun alanlar için saklaması uyarısı yaptı.

Hackney, Haringey, Enfield ve Islington gibi Türk, Kürt , Kıbrıslı Türk ve Alevi toplumlarının da yoğun olarak yaşadığı belediyelerde yaygın bir şekilde uygulanan LTN’ler, amacın kendisine değil ama uygulanış biçimlerine dair itirazlarla kamuoyunun gündemine geldi. Mahalle sakinleri tarafından, sokak kapatmalara dair en çok yapılan eleştirilerden bazıları hükümetin incelemesinde de tespit ettiği; acil servislerin gecikmesi, engelli ve yaşlıların aldığı yardım ve desteklerin zorlaşması ayrıca ana yollar üzerinde biriken trafik nedeniyle toplu taşımanın aksaması, Bölge halkının yararına olacak bir uygulamanın bölge halkı ile birlikte planlanması ortaya çıkacak sorunlara karşı çözümlerin sunulması, toplu taşımanın yaygınlaştırılması ve ucuzlaştırılması ise sokakları kapatılanların öne çıkan talepleri arasında yer alıyor.

 

Seçim Komisyonu’ndan Muhafazakâr Partiye 10 bin sterlin ceza

İngiltere’de partilerin ve seçimlerin finansmanını düzenleyen, seçimlerin nasıl yürütülmesi gerektiğine ilişkin standartları belirleyen Seçim Komisyonu (The Electoral Commission) Muhafazakâr Parti’ye 10 bin sterlin ceza kesti. Bağımsız bir kurum olan Seçim Komisyonu Muhafazakâr Parti’nin yapılan bağışları doğru bir şekilde raporlamadığını ortaya çıkararak hükümete usulsüzlükten para cezasına çarptırdı.

Seçim Komisyonun araştırması ile ortaya çıkartılan usulsüzlük Muhafazakâr Parti’nin kendi çıkarttığı yasa ve düzenlemeleri umursamadığını bir kez daha göstermiş oldu. Muhafazakâr Parti, parti merkezinde çalışan bir işçinin maaşını yaklaşık dört yıl boyunca adını açıklamadığı bir bağışçısına ödetmiş. Aldığı bağışı parti merkezi çalışanının maaşı üzerinden aklayan Muhafazakâr Parti, kimsenin aklına gelmeyecek yönteminin deşifre olmasının ardından çarptırıldığı 10 bin 750 sterlin para cezasını sesiz sedasız ödeyerek kapatmaya çalıştı. Seçim Komisyonun yaptığı tespite göre Muhafazakâr Parti’nin usulsüz olarak aldığı bağışların miktarı 200 bin sterlinin üzerinde.

Maaşı, Muhafazakâr Parti’nin adı açıklanmayan bağışçısı tarafından ödenen parti merkezindeki ofis çalışanı işe, Boris Johnson’ın başbakan olduğu 2020’nin Nisan’ında başlamış. Yarı zamanlı olarak işe başlayan işçi geçen yılın Aralık ayından itibaren tam zamanlı olarak çalışmaya başlamış.

Seçim Komisyonun tamamladığı soruşturmaya itiraz etmeyerek, çarptırıldığı cezayı 6 Mart’ta ödeyen Muhafazakâr Parti, çarptırıldığı cezaya dair yaptığı açıklamada, bildirmenin bilinçli olarak yapılmadığını iddia etti. Muhafazakâr Parti adına yapılan açıklamada “İdari bir hatanın farkına varılmasının ardından parti, Seçim Komisyonu’na kendi kendini ihbar etmiştir. Komisyonun bulgularını kabul ediyor ve Seçim Komisyonunun bunun kasıtlı olmadığını kabul etmesini takdirle karşılıyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Sözcüsü yapılan gizlemenin kasıtlı olmadığını iddia etse de Muhafazakâr Parti’nin sadece pandemiden bugüne kadar olan pratiği bile, bizim bunun kasıtlı olduğunu görmemize yetiyor. Muhafazakâr Parti’nin kendi koyduğu kurallara uymamam pratiği Boris Johnson zamanında ayyuka çıktı. Sadece Boris Johnson’la sınırlı kalmayan kural ve yasa ihlaline, Boris Johnson’ın baş danışmanı Dominic Cummings, Sağlık Bakanı Matt Hancock, Başbakan Rishi Sunak da dahil birçok bakanın adı karıştı. Sadece Covid-19 kuralları ihlal edildiği için Başbakanlık Konutu’na 50’den fazla ceza kesildi. Tüm bu kural ve yasa ihlallerinin sadece kamuoyuna yansıyan küçük bir kısmından ibaret olduğundan kimsenin kuşkusu yok, Muhafazakârlar yakalanana kadar koydukları yasa ve kuralları ihlal ediyor yakalanınca da ödediği cezaları, yasalara ne kadar saygılı olduklarının ispatı olarak kullanıyor.

 

SİPRİ: Avrupa’nın silah ithalatı iki katına çıktı, Fransa silah ihracatında ikinciliği Rusya’dan aldı

0

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) küresel silah transferlerine ilişkin yayınladığı son araştırmasına göre Avrupa ülkeleri, önceki beş yıla kıyasla geçtiğimiz beş yılda büyük silahların ithalatını neredeyse iki kat artırdı; Fransa ise silah ihracatında ikinciliğe yükselerek Rusya’yı geride bıraktı.

Araştırma, Avrupa ülkelerinin silah ithalatındaki artışı büyük ölçüde 2022-23 yıllarında Ukrayna’ya yapılan silah transferlerine bağlıyor. Ukrayna, 2019-23 döneminde Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise dördüncü büyük silah ithalatçısı oldu.

Dünyanın en büyük ihracatçısı olmaya devam eden ABD’nin silah ihracatı, 2019-23 döneminde yüzde 17 oranında arttı ve ülkenin toplam küresel silah ihracatındaki payı yüzde 34’ten yüzde 42’ye yükseldi; ABD 107 ülkeye büyük çaplı silah sevkiyatı gerçekleştirdi.

Avrupa ülkelerinin silah ithalatının yarısından fazlası ABD’den geliyor ancak Avrupa da küresel silah ihracatının yaklaşık üçte birinden sorumlu.

Fransa’nın silah ihracatı 2014-18’ekıyasla 2019-23 yılları arasında yüzde 47 oranında arttıve ilk kez Rusya’nın önüne geçti. Fransa silah ihracatının yüzde 42’sini Asya ve Okyanusya ülkelerine, yüzde 34’ünü ise Orta Doğu ülkelerine yaptı.

En büyük alıcı yüzde 30’luk payla Hindistan oldu. Hindistan, Katar ve Mısır’a yapılan savaş uçağı teslimatları ihracat artışındaki en büyük kalemi oluşturdu. Fransa’nın yanı sıra İtalya da silah ihracatını yüzde 86 oranında yükseltti.

Öte yandan Rusya’nın silah ihracatı 2014-18 dönemine kıyasla 2019-23 yılları arasında yüzde 53 oranında düştü. Rusya 2019’da 31 ülkeye silah ihracatı yaparken, 2023’te bu sayı 12’ye düştü. Rus silah ihracatının yüzde 34’ü Hindistan’a, yüzde 21’I de Çin’e yapıldı.

Silah ihracatında düşüş yaşayan diğer ülkeler ise Çin (%–5,3), Almanya (%–14), İngiltere (%–14), İspanya (%–3,3) ve İsrail (%–25).

Küresel silah ihracatında 11’inci sırada yer alan Türkiye de 2014-18 dönemine kıyasla, 2019-23 yıllarında küresel silah ihracatındaki payını iki katına çıkardı. 2019-23 yılları arasında silah ithalatı azalan Türkiye, küresel silah ithalatçıları sıralamasında 17. sırada yer alıyor.

Dünyanın en büyük silah ithalatçısı Hindistan

2019-23 döneminde Hindistan dünyanın en büyük silah ithalatçısıydı. Silah ithalatını önceki beş yıllık döneme kıyasla yüzde 4,7 oranında artıran Hindistan’ın en büyük silah tedarikçisi Rusya olmaya devam etti.

Diğer taraftan Çin’in Doğu Asya’daki iki komşusu Japonya ve Güney Kore’nin de silah ithalatı arttı.

SIPRI Silah Transferleri Programı Kıdemli Araştırmacısı Siemon Wezeman’a göre, Japonya ve ABD’nin Asya ve Okyanusya’daki diğer müttefikleri ve ortaklarının yüksek silah ithalatında temel faktör “Çin’den dolayı duyulan endişe”.

Ortadoğu’da durum

2019-23 döneminde uluslararası silah transferlerinin yüzde 30’u Orta Doğu’ya yapıldı.Suudi Arabistan, Katar ve Mısır, bu dönem ilk 10 ithalatçı arasında yer aldı.

Orta Doğu ülkeleri silah ithalatının yüzde 52’sini ABD’den sağladı; bunu Fransa (%12), İtalya (%10) ve Almanya (%7,1) takip etti.

SIPRI araştırmacısı Zain Hussain, Orta Doğu’ya silah ithalatında genel bir düşüş olmasına rağmen, büyük ölçüde bölgesel çatışmalar ve gerilimler nedeniyle bazı ülkelerde bu oranın yüksek seyretmeye devam ettiğini söyledi.

Hussain, son 10 yılda ithal edilen büyük silahların Gazze, Lübnan ve Yemen dâhil bölgedeki çatışmalarda yaygın olarak kullanıldığını belirterek, bazı Körfez devletlerinin Yemen’deki Husilere ve İran’ın etkisine karşı koymak için büyük miktarlarda silah ithal ettiğini kaydetti.

İsrail ise silah ithalatının yüzde 69’unu ABD’den, yüzde 30’unu da Almanya’dan yaptı.

2019-2023 döneminde en büyük silah ihracatçısı ülkelerin küresel ihracattaki payı. .  .

SIPRI: AVRUPA’NIN SİLAH İTHALATI İKİ KATINA ÇIKTI, FRANSA SİLAH İHRACATINDA İKİNCİLİĞİ RUSYA’DAN ALDI

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) küresel silah transferlerine ilişkin yayınladığı son araştırmasına göre Avrupa ülkeleri, önceki beş yıla kıyasla geçtiğimiz beş yılda büyük silahların ithalatını neredeyse iki kat artırdı; Fransa ise silah ihracatında ikinciliğe yükselerek Rusya’yı geride bıraktı.

Araştırma, Avrupa ülkelerinin silah ithalatındaki artışı büyük ölçüde 2022-23 yıllarında Ukrayna’ya yapılan silah transferlerine bağlıyor. Ukrayna, 2019-23 döneminde Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise dördüncü büyük silah ithalatçısı oldu.

Dünyanın en büyük ihracatçısı olmaya devam eden ABD’nin silah ihracatı, 2019-23 döneminde yüzde 17 oranında arttı ve ülkenin toplam küresel silah ihracatındaki payı yüzde 34’ten yüzde 42’ye yükseldi; ABD 107 ülkeye büyük çaplı silah sevkiyatı gerçekleştirdi.

Avrupa ülkelerinin silah ithalatının yarısından fazlası ABD’den geliyor ancak Avrupa da küresel silah ihracatının yaklaşık üçte birinden sorumlu.

Fransa’nın silah ihracatı 2014-18’ekıyasla 2019-23 yılları arasında yüzde 47 oranında arttıve ilk kez Rusya’nın önüne geçti. Fransa silah ihracatının yüzde 42’sini Asya ve Okyanusya ülkelerine, yüzde 34’ünü ise Orta Doğu ülkelerine yaptı.

En büyük alıcı yüzde 30’luk payla Hindistan oldu. Hindistan, Katar ve Mısır’a yapılan savaş uçağı teslimatları ihracat artışındaki en büyük kalemi oluşturdu. Fransa’nın yanı sıra İtalya da silah ihracatını yüzde 86 oranında yükseltti.

Öte yandan Rusya’nın silah ihracatı 2014-18 dönemine kıyasla 2019-23 yılları arasında yüzde 53 oranında düştü. Rusya 2019’da 31 ülkeye silah ihracatı yaparken, 2023’te bu sayı 12’ye düştü. Rus silah ihracatının yüzde 34’ü Hindistan’a, yüzde 21’I de Çin’e yapıldı.

Silah ihracatında düşüş yaşayan diğer ülkeler ise Çin (%–5,3), Almanya (%–14), İngiltere (%–14), İspanya (%–3,3) ve İsrail (%–25).

Küresel silah ihracatında 11’inci sırada yer alan Türkiye de 2014-18 dönemine kıyasla, 2019-23 yıllarında küresel silah ihracatındaki payını iki katına çıkardı. 2019-23 yılları arasında silah ithalatı azalan Türkiye, küresel silah ithalatçıları sıralamasında 17. sırada yer alıyor.

Dünyanın en büyük silah ithalatçısı Hindistan

2019-23 döneminde Hindistan dünyanın en büyük silah ithalatçısıydı. Silah ithalatını önceki beş yıllık döneme kıyasla yüzde 4,7 oranında artıran Hindistan’ın en büyük silah tedarikçisi Rusya olmaya devam etti.

Diğer taraftan Çin’in Doğu Asya’daki iki komşusu Japonya ve Güney Kore’nin de silah ithalatı arttı.

SIPRI Silah Transferleri Programı Kıdemli Araştırmacısı Siemon Wezeman’a göre, Japonya ve ABD’nin Asya ve Okyanusya’daki diğer müttefikleri ve ortaklarının yüksek silah ithalatında temel faktör “Çin’den dolayı duyulan endişe”.

Ortadoğu’da durum

2019-23 döneminde uluslararası silah transferlerinin yüzde 30’u Orta Doğu’ya yapıldı.Suudi Arabistan, Katar ve Mısır, bu dönem ilk 10 ithalatçı arasında yer aldı.

Orta Doğu ülkeleri silah ithalatının yüzde 52’sini ABD’den sağladı; bunu Fransa (%12), İtalya (%10) ve Almanya (%7,1) takip etti.

SIPRI araştırmacısı Zain Hussain, Orta Doğu’ya silah ithalatında genel bir düşüş olmasına rağmen, büyük ölçüde bölgesel çatışmalar ve gerilimler nedeniyle bazı ülkelerde bu oranın yüksek seyretmeye devam ettiğini söyledi.

Hussain, son 10 yılda ithal edilen büyük silahların Gazze, Lübnan ve Yemen dâhil bölgedeki çatışmalarda yaygın olarak kullanıldığını belirterek, bazı Körfez devletlerinin Yemen’deki Husilere ve İran’ın etkisine karşı koymak için büyük miktarlarda silah ithal ettiğini kaydetti.

İsrail ise silah ithalatının yüzde 69’unu ABD’den, yüzde 30’unu da Almanya’dan yaptı.

2019-2023 döneminde en büyük silah ihracatçısı ülkelerin küresel ihracattaki payı. .  .

 

Genel Seçimler Sonbahar’a Kalırken Bazı Yerel Seçimler 2 Mayıs’ta: İktidar Partisi İse Darmadağan

Mayıs ayında İngiltere’de 100’den fazla yerel yönetimde bir dizi belediye seçimi gerçekleştirilecek.

Bu seçimler, başbakan Rishi Sunak ‘ın genel seçim tarihini açıklamadan önce gerçekleşen son yerel seçimler olacak ve sonuçlar ülkenin bu yılın sonlarında gerçekleşmesi beklenen genel seçimlerde hangi yöne gideceğinin büyük olasılıkla işaretlerini verecek. Geçen yıl yapılan yerel seçimlerde Labour Party, 2002’den bu yana ilk kez yerel yönetimlere en fazla üye gönderen parti olmuştu.

Yerel seçimler İngiltere genelinde 107 yerel yönetimde gerçekleşiyor. Bunlar, 58 ilçe, 31 metropol ilçe ve 18 üniter olmak üzere farklı türde belediyelerden oluşuyor. Londra sakinleri ise Londra Belediye Başkanı ve Londra Meclisi üyelerini seçecek. Bazı belediyelerde de meclis üyeleri için ara seçimler gerçekleşecek.

Seçimlerle ayrıca İngiltere ve Galler genelindeki 37 polis ve suç komiserliği de belirlenecek.

2 Mayıs’ta oylar verildikten sonra, 2/3 Mayıs’ta yerel seçim sonuçları, 3/4 Mayıs’ta belediye başkanlığı seçim sonuçları ve son olarak4 Mayıs’ta da Londra Meclisi seçimleri sonuçları açıklanacak.

İktidar Partisi Tedirgin ve Bölünmüş

Mart ayının son günlerinde partiler seçim kampanyalarını başlatırken, geride bırakılan ay zarfında, hem genel seçim tarihinin açıklanması hem de iktidar Partisi’nde Sunak liderliğiyle ilgili ciddi tartışmalar da konuyla ilgili gündeme damgasını vuran diğer gelişmelerdi.

16 Mart’ta Mail gazetesine sızan haberlere göre, partinin sağ kanadındaki milletvekillerinin parti Avam Kamarası lideri Mordaunt’un arkasında birleşerek, onu lider ilan etmek üzere “ılımlılarla görüşmeler yaptıkları” ortaya çıkmıştı. Mordaunt iddialar hakkında kamuoyuna herhangi bir açıklama yapmazken, taraftarları Mordaunt’un herhangi bir komplonun tarafı olmadığını ya da bundan haberdar olmadığını ve bu haberlerin Sunak’ın sağcı rakiplerini bastırma girişimi olduğuna inandığını söylemişlerdi.

Rishi Sunak, Guardian gazetesinin işadamı Frank Hester’in milletvekili Diane Abbott’a bakınca “tüm siyah kadınlardan nefret etme isteği” duyduğunu ve Abbott’un “vurulması gerektiğini” söylediğini ifşa etmesinin ardından, partisinin ondan aldığı en az 10 milyon sterlinlik bağışı iade etmesi için kamuoyu baskısına maruz kalmıştı. Hester sözlerinden dolayı özür dilemiş ancak sözlerinin ırk ya da cinsiyet temelli olduğunu inkâr etmişti.

Bu entrikalara karşı üst düzey Muhafazakârlar birleşerek yeni bir liderlik yarışını şimdilik önlemiş görünüyor. Bir kabine bakanı Guardian’a yaptığı açıklamada: “Partinin bir sonraki seçimlerden önce başka bir lider arayışına girmesi söz konusu değil. Bunun etkisi kesinlikle felaket olur. Bazıları sadece kasıtlı olarak sorun yaratmaya çalışıyor ki bu da en üst düzeyde bir kendini beğenmişliktir” şeklinde konuştu.

20 Mart’ta Parti içi düzen ve liderlik üzerinde belirleyici bir role sahip Muhafazakâr Partisi 1922 komitesi huzuruna çıkan Sunak’ın yaptığı konuşma sonrası bir anlaşma görüntüsü ortaya çıksa da, bazı katılımcılar bunun ne kadar samimi olduğundan şüphe duyduklarını da belirttiler. Bunu kanıtlarcasına, Sunak’ın bu konuşmayı yaptığı saatlerde, hükümetin sığınmacıları Ruanda’yı göndermeyi öngören yasa tasarısı Lordlar Kamarası’ndaki oylamada kaybediyor ve parti içi ayrımları vurguluyordu. Kaldı ki bazı parti çevreleri açısından Ruanda yasasının geçirilmesi başarılı ya da başarısızlığı sınırlı sonuçları olan bir seçim için olmazsa olmaz.

Kesin Gideceğini Bildiğini İçin İktidara Asılmak

Öyle görünüyor ki Sunak’ın görevden alınmasını isteyen Muhafazakâr milletvekilleri olsa da bunların sayı ve etkisinin sınırlı. Partinin azılı gericilerinden Ian Duncan Smith gibi Başbakan’ı destekleme alışkanlığı olmayanlar bile yaptıkları açıklamalarla birlik ihtiyacını vurgulamaya hevesliydi.Ocak ayında Ruanda tasarısı konusunda Sunak’a karşı çıkan ve Liz Truss döneminde bakanlık yapan Jonathan Gullis bile, 1922 komitesi toplantısı sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada başbakanı eleştirenlerin “büyümesi” gerektiğini söyledi.

Bu tartışmaların tekrar tekrar ortaya çıkması kuşkusuz, parti içinde giderek daha da hararetlenen atmosferi ve 14 yıllık iktidarın ardından yaklaşan seçim felaketine ilişkin artan çaresizliğin kaçınılmazlığını yansıtıyor. Kaldı ki birçok üst düzey Muhafazakâr, Labour Party’sini yenme bir yana şimdi görevlerinin partinin kayıplarını sınırlamak olduğuna inanıyor.

Son günlerde Sunak ve Muhafazakârlar, Jeremy Hunt’ın çalışanlar için ulusal sigortayı 2 peni düşürdüğü bütçesinin partisinin popülerliğini değiştirememesi, eski başkan yardımcısı Lee Anderson’ın Reform UK ‘e geçmesi ve Muhafazakâr partinin en büyük bağışçısı Frank Hester’ın Labour Party milletvekili Diane Abbott hakkındaki ırkçı yorumlarının ifşa edilmesiyle itibar kaybetmeyi sürdürmüşlerdi. Bu durumda bir genel seçim tarihi açıklamaktan sakınan başbakan Sunak’a, muhalefet lideri Starmer “korkak” suçlamasını yöneltmiş, Maliye Bakanı Jeremy Hunt bu ay yaptığı bir konuşmada genel seçimlerin önümüzdeki Ekim gerçekleşeceğine dair ipuçları sızdırmıştı. Bu durumda, seçimin açıklanmaması Sunak’ın kendi statüsünü muhafaza etmekten çok partinin olası sonuçları değiştirme konusunda zaman kazanmaya çalıştığını da gösteriyor. Ama o tarihe kadar Sunak’ın benzer hamle ve baskılarla karşı karşı kalmayacağı ihtimal dışı gibi görünmediğini de eklemek gerekiyor.

İktidar partisinin oylarının %20’lere kadar gerileyebileceğini gösteren kamuoyu yoklamalarının yanında, bunun göstergelerinden biri de, muhalefet partisi liderlerinin, Muhafazakârların seçimlerde 1997’den bu yana görülmemiş bir şekilde dağılabileceğinden giderek daha emin hale geldiğini düşündüklerine dair açıklamaları olmayı sürdürüyor.

 

İçişler bakanlığı, gözetiminde ölen sığınmacıların ailelerine haber vermiyor

İçişleri Bakanlığı, sığınmacılar kendi gözetimindeyken öldüklerinde aile üyelerini rutin olarak bilgilendirmediğini itiraf etti. Bakanlık, aileleri üzmesi ve “ruh sağlıklarını tehlikeye atması” ihtimaline karşı bu ölümlerin ayrıntılarını kamuoyuna açıklamak istemediğini aktardı.

2020’den bu yana farklı nedenlerle 176 ölüm gerçekleşti ve bu süre zarfında en az 23 kişinin hayatına son vermesiyle intihar sayısı iki katına çıktı.

STK’lar, kısmen Essex’teki Wethersfield ve Portland, Dorset’teki Bibby Stockholm mavnası gibi toplu konaklama yerlerinin devreye sokulması gibi İçişleri Bakanlığı politikaları nedeniyle sığınmacıların özellikle yüksek intihar riski altında olduğu uyarısında bulundu.

İçişleri Bakanlığı bu ölümler hakkında daha önce olduğundan daha az bilgi verdiğini doğruladı.

İçişleri Bakanlığı geçen yıl Ocak ve Haziran ayları arasında sığınmacıların kaldığı yerlerde beş ölüm vakası yaşandığını ve bunlardan birinin intihar olduğu bilgisini verdi.

Aralık 2023’te Bibby Stockholm mavnasında hayatını kaybettiğine inanılan Leonard Farruku’nun ailesi Guardian’a İçişleri Bakanlığı’nın kendilerini Farruku’nun ölümünden haberdar etmediğini söyledi.

İngiltere ve Galler’de devletle bağlantılı ölümler konusunda yakınlarına uzmanlık sağlayan Inquest’in direktörü Deborah Coles, “İçişleri Bakanlığı başka hiçbir kamu kurumunda olmadığı kadar gizleme ve inkara başvuruyor. Kendi gözetimi altında ölen insanlara ve ailelerine karşı tam bir saygısızlık sergiliyorlar. Yasal ve ahlaki sorumluluklarını açıkça göz ardı ediyorlar” dedi.