Ana Sayfa Blog Sayfa 31

İngiltere’den Türkiye’ye “kozmetik turizmi”ne soruşturma

0

Britanya vatandaşı Melissa Kerr’in (31), 2019’da İstanbul’daki Medicana Kadıköy Hastanesi’nde Brezilya tipi kalça kaldırma ameliyatı sırasında hayatını kaybetmesi sonrasında açılan soruşturma büyüyor. Medicana Kadıköy Hastanesi BBC’ye hasta ölümünden kendilerinin sorumlu olmadığını söylese de İngiltere’de riskli olduğu için yapılmayan bir ameliyatı gerçekleştirmiş olması savunmasını zayıflatıyor.

İngiltere’de açılan soruşturmada adli tabiplik, kozmetik turizmi için giden hastalara yeterli bilgi verilmediğini öne sürüyor. Soruşturmaya Sağlık Bakanlığı’nın dâhil olması davanın Türkiye aleyhine büyüyeceğini gösteriyor. Yakında bir ekip Türkiye’ye giderek konuyu enine boyuna mevkidaşlarıyla görüşecek. Türkiye, İngiltere’den gidecek ekibi ikna edemezse sağlık turizminde irtifa kaybedecek.

Ne yazık ki Melissa Kerr, kozmetik turizminde Türkiye’deki tek kurban sayılmıyor. 2020’de Türkiye’de liposuction (yağ aldırma) ameliyatı olan üç çocuk annesi bir kadın ölmüştü. BBC Türkiye’ye kilo verme ameliyatı için giden yedi Britanya vatandaşının öldüğünü yazdı.

Sterlinin Türk Lirası karşısında alım gücünün yükselmesi Türkiye’ye sağlık turizmini de artırdı. Türkiye’deki özel diş hastanelerinin neredeyse tamamı yurtdışında müşteri arayışında.

Şimdi sağlık turizmiyle yaratılan gelir kapısı kapanmak üzere. Nasıl mı? 31 yaşındaki Melissa Kerr, 2019’da İstanbul’daki Medicana Kadıköy Hastanesi’nde Brezilya tipi kalça kaldırma ameliyatı sırasında hayatını kaybetmişti. Hastane BBC’ye hasta ölümünden kendilerinin sorumlu olmadığını açıklasa da İngiltere’de riskli olduğu için yapılmayan bir ameliyatı gerçekleştirdikleri de ortada.

 

Milletvekilleri uyardı: Belediyelerde mali kriz kontrolden çıktı, iflas riski artıyor

Milletvekilleri, İngiltere’deki belediyelerin karşı karşıya olduğu mali krizin “kontrolden çıktığı” ve iyi yönetilen yerel yönetimlerin bile iflas etme riski taşıdığı uyarısında bulundu.

Parlamento karma komisyonu, belediyelerin sağladığı hizmetler üzerinde ciddi bir etkiden kaçınmak için hükümetin 4 milyar sterlinlik finansman açığını kapatması gerektiğini söyledi. Ayrıca mevcut sistemin eskimiş olduğunu belirterek belediye vergisinde reform yapılması çağrısında bulundular.

Hükümet, belediyelerin karşı karşıya olduğu zorlukların farkında olduğunu ve 600 milyon sterlin daha destek vereceğini açıkladı. Avam Kamarası Konut ve Toplumlar Komisyonu yeni raporunda, belediyelerin artan maliyetler ve hizmet taleplerinin yanı sıra “sistematik yetersiz finansman”dan da etkilendiğini belirtti.

Yerel Yönetimler Birliği, İngiltere’deki belediyelerin önümüzdeki iki yıl içinde 4 milyar sterlinlik bir finansman açığıyla karşı karşıya olduğunu tahmin ediyor. Komisyona başkanlık eden İşçi Partisi Milletvekili CliveBetts, “Hükümet bu açığı kapatamazsa, iyi yönetilen belediyeler bile fiilen iflas etme ihtimaliyle karşı karşıya kalabilir” dedi.

Kasım ayında Nottingham’ın iflas ilan etmesiyle İngiltere’de son altı yıl içinde iflas eden belediye sayısı 8’e yükseldi. Daha önceki 18 yılda hiçbir belediye bu duruma gelmemişti.

Bu ayın başlarında hükümet, yerel yönetimler ve milletvekillerinden gelen baskılar üzerine,2024-25 dönemi için Aralık ayında açıklanan 64 milyar sterlinlik finansman paketine ek olarak İngiltere’deki belediyelere 600 milyon sterlinlik bir finansman desteği sağlayacağını açıkladı.

Komisyon, daha fazla finansman artışına ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Rapor, belediyelerin özellikle sosyal bakım, özel eğitim ihtiyacı olan ve engelli çocukların ulaşımı, evsizlik desteği ve geçici konaklama gibi hizmetlere yönelik artan talep ve maliyetlere dikkat çekiyor.

Rapor ayrıca uzun vadede belediye finansmanının, yerel vergilendirmenin ve sosyal bakım hizmetlerinin sunumunun temelden gözden geçirilmesi çağrısında bulunuyor. Komisyon başkanı Betts “Belediyelerin, giderek artan bütçe açıkları kapatmak için çaresizce belediye vergisini (CouncilTax) arttırmaya zorlanmaları sürdürülemez ve bu her yıl daha fazla vergi ödediği halde daha az hizmet alan yerel halk için adil değil” dedi.

Belediye vergisi bedellerinin 1991’deki mülk değerlemelerine dayandığı ve o zamandan bu yana ev fiyatlarının artması nedeniyle, en pahalı evlerde yaşayanların, mülklerinin değerine oranla, en az değerli mülklerde yaşayanlara göre daha az vergi ödedikleri vurgulandı. Hükümetten mülklerin yeniden değerlemesini yapması, sistemde daha geniş çaplı bir reformu değerlendirmesi ve ek belediye vergisi bantları getirmesi talep edildi.

 

İngiltere’den Türkiye’ye iki heyet: Dışişleri Bakanı Cameron, Erdoğan ve Fidan ile görüştü

0

Dışişleri Bakanı David Cameron, 25 Ocak’taki Türkiye ziyaretinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüştü. Görüşme sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan, David Cameron’ı kabul etti. Vahdettin Köşkü’nde gerçekleşen görüşme basına kapalı gerçekleşti. Görüşme yaklaşık 1 saat sürdü.

Cameron’un her iki görüşmesi sonrası ayrıntılı açıklama yapılmasa da görüşmelerde başta Gazze olmak üzere bölgesel konular ve ikili ilişkiler ele alındı. Cameron ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsveç’in NATO’ya katılım protokolüne ilişkin Cumhurbaşkanı Kararını imzalayarak, ilgili protokolü onaylamasından duyduğu memnuniyeti de dile getirdi. Cameron’un Türkiye’nin İsrail’in Gazze’deki saldırılarına karşı eleştirilerinin ateşli politik demeçlerle sınırlı kalmasından memnuniyet duyulduğunu da ilettiği sanılıyor.

Cameron’un ziyareti sonrasında ABD’nin koşullu olarak Türkiye’ye F-16 uçaklarının satışı ile mevcut F-16 savaş uçaklarının modernizasyonu için yeşil ışık yandı. Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması ve belgeleri ABD’ye ulaştırması üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre’ye F-16 satışının yapılacağını bildirdi. Kongre’nin itirazda bulunması beklenmiyor. ABD’de Biden yönetiminin Türkiye’ye F-16 satışı açıklamasında da Türkiye’nin bölgede ABD dış politikasının önemli destekçisi olduğu vurgulanarak bu satışla NATO operasyonlarının daha da güçleneceği belirtildi.

 

Royal Mail: Pulunuz üçüncü sınıf mı yoksa pahalı mı olsun?

Royal Mail mektuptaki zararı kapatmak için pula zam düşünüyor

Royal Mail, hizmette reform yapılması önerileri kapsamında mektup teslim ettiği gün sayısını haftada altıdan beşe, hatta üçe düşürmeyi planlıyor. Şirketin mektup dağıtım günlerini altıdan üç güne düşürmesi durumunda 400 -650 milyon sterlin arasında tasarruf sağlayacağı öngörülüyor.

Britanya’daki 10 yıl önce özelleştirilen posta hizmetleri Royal Mail’in verimlilik raporunda mektup yerine e-posta ve telefon mesajlarının yaygın kullanımıyla mektup gönderiminin azaldığı ve aynı personel ile hizmeti sürdürmenin de ekonomik olmadığı belirtildi. Raporda mektup gönderiminde düşüş yaşanmasına karşın e-ticaretin gelişmesiyle kargo taşımacılığın arttığı belirtildi. Şirket mektup gönderiminde kazanç yitikliğini kargoda artan kazancı ile telafi etmek yerine mektup gönderim günlerini azaltmak ya da pul fiyatına zam yapmayı gündemine aldı.

Royal Mail yasal olarak her yere tek fiyatla pazartesiden cumartesiye haftanın altı günü mektup ve paket teslimatı yapmakla yükümlü bulunuyor.

Royal Mail, uzun süredir tıbbi randevular ve yasal belgelerle ilgili mektupları zamanında ulaştırmamakla eleştiriliyordu. Ayrıca ertesi günü teslim edilmesi gereken birinci sınıfı ve en geç üç gününde teslim edilmesi gereken ikinci sınıfı mektuplarda da ciddi gecikmeler olduğu saptandı.

Ofcom’un genel müdürü Dame Melanie Dawes, düzenleyicinin hizmette reform yapma seçeneklerini paylaştığını ve bunları yaz için planlanan bir güncellemeyle “ulusal tartışmaya” sunduğunu söyledi. Genel müdür, BBC Breakfast’a verdiği demeçte, “Bir şeylerin olması gerekiyor, yoksa hizmet çok pahalı olacak ve ya pul fiyatları artacak ya da sürdürülemez hale gelecek” dedi. Ofcom, İsveç, Belçika, Norveç ve Danimarka’nın son yıllarda mektupların teslimat günlerini kısalttığı veya teslimat sürelerini uzattığı açıkladı.

Posta hizmetleri bakanı Kevin Hollinrake, BBC Royal Mail’e “oyunlarını geliştirmeleri” gerektiğini ve hükümetin reformlar hakkında “konuşmaktan mutlu” olduğunu vurgulayarak, “Cumartesi teslimatları ‘kutsal’dır.Altı günlük hizmetin devamında ısrarlıyız” diye konuştu. Başbakan Rishi Sunak da, hükümetin Royal Mail’in evrensel hizmet yükümlülüklerinin olduğu gibi kalmasını sağlamaya “kesinlikle kararlı” olduğunu açıkladı.

İletişim İşçileri Sendikası (CWU), sendika da posta dağıtım günlerinin azaltılma planının işsizliğe çanak tutacağını belirterek karşı olduklarını ve Royal Mail’i “yok edeceğini” öne sürdü.

 

İskoçya’da HPV aşısı rahim ağzı kanserini ortadan kaldırdı

0

HPV aşısının rahim ağzı kanserini önlemede son derece etkili olduğunu gösteren araştırma, HPV ile ilişkili diğer kanserlerin de aşılama ile önlenebileceğini kanıtladı.

İskoçya’da yapılan yeni bir araştırma, İnsan Papilloma Virüsü (HPV) aşısı olan genç kadınlarda rahim ağzı kanseri vakasının saptanmadığını ortaya koydu.

HPV aşısının rahim ağzı kanseri üzerindeki etkisini inceleyen araştırma, 31 Ağustos 2023’te toplanmaya başlayan verileri derledi ve sonuçlar, 22 Ocak 2024’te Journal of the National Cancer Institute dergisinde yayınlandı.

Yeşil Gazete’nin BBC’den derlediği habere göre, İskoçya’da rahim ağzı kanseri 25 ila 35 yaş arasındaki kadınlarda en yaygın görülen kanser türü. Her yıl ülkedeki yaklaşık 300 kadın rahim ağzı kanseri teşhisi alıyor. Ülkede 25 ila 64 yaş arasındaki tüm kadınlara rahim ağzı kanseri taraması imkânı sunulduğu ifade ediliyor.

BBC’nin haberine göre, İskoçya Kamu Sağlığı kurumu (PHS) ile Strathclyde ve Edinburgh Üniversitelerinin işbirliğiyle gerçekleştirilen araştırmada, rahim ağzı kanseri tarama programına uygun tüm İskoç kadınları dikkate alındı.

PHS’den sağlık koruma danışmanı Dr. Kirsty Roy, “Bu çalışma, 12-13 yaşında ilk dozunu alan tam aşılanmış kadınlarda şu ana kadar rahim ağzı kanseri vakasının olmadığını göstererek HPV aşısının ne kadar etkili olduğunu kanıtlıyor. HPV’ye karşı aşılama, rahim ağzı kanserinin önlenmesinde etkili olup, düzenli tarama ve erken teşhis ve tedavi ile birlikte rahim ağzı kanserini nadir bir hastalık haline getirebilir” dedi.

 

Vergi kaçırmayı önlemek için çıkarılan yasa hiçbir şirkete karşı kullanılmadı

0

2017 Ceza Finansmanı Yasası ile HMRC’ye verilen yetkilerin etkili bir şekilde uygulanmadığı eleştirileri yapılıyor.

Vergi ve Gümrük Dairesi HMRC, şirketlerin ödemekle yükümlü oldukları kurumlar vergisini kaçırmayı engellemek amacıyla altı yıl önce çıkarılan yasa kapsamında tek bir şirkete bile ceza kesmedi. HMRC’nin cezai yaptırım yetkilerini kullanmayarak kurumlar vergisi kaçakçılığına karşı caydırıcılığını zayıflattığı uyarısı yapılıyor.

2017 Ceza Finansmanı Yasası, vergi kaçakçılığına olanak sağlayan işletmelerin kovuşturulmasını kolaylaştırmış, şirketlere kesin sorumluluk getirmişti. Yasa kapsamında şirket cezai bir suçlamadan kaçınmak için kabahati bilmediğini iddia edemiyor ve mahkûmiyet için savcıların kasıt kanıtlaması gerekmiyor. Ancak şirketler, vergi kaçırmaya karşı makul prosedürlere sahiplerse cezadan kaçınabiliyor.

Nisan 2016’da, şirketlerin ve zenginlerin vergi cennetlerinden nasıl faydalandığını ortaya koyan Panama Belgeleri’nin sızdırılmasına cevaben, dönemin başbakanı David Cameron “Mevcut mevzuat uyarınca vergi kaçakçılığına yardımcı olan bir şirketi kovuşturmak zor. Ama biz bunu değiştireceğiz” diyerek yeni düzenleme için ilk adımları atmıştı.

Ancak eleştirmenler, tek bir şirkete bile suçlama yöneltilmemesinin, mevzuat üzerinde ciddi şüpheler yarattığını söylüyor. Tax Policy Associates’in kurucusu Dan Neidle, “Hiç kullanmadığınız bir caydırıcı unsur, caydırıcı değildir. Elinizdeki cezai araçları kullanmazsanız, hileyi kaçırmış olursunuz” dedi.

HMRC’den bir sözcü ise amacın, kuruluşları vergi kaçakçılığını durdurmak için önleyici tedbirler almaya teşvik etmek olduğunu ve bunu başardıklarını söyledi. Şu anda yürütülen 11 soruşturma olduğunu ve 24 olası vakayı daha incelediğini, daha önce incelenen 94 dosyanın ise reddedildiğini bildirdi.

Yolsuzlukla mücadele ve sorumlu vergi konusundaki karma komisyonun başkanı Milletvekili Margaret Hodge, “Hayat pahalılığı krizinin tam ortasındayız ve vergi kaçakçılığı her yıl ekonomimize milyarlarca dolara mal oluyor. Bu nedenle HMRC’nin vergi kaçakçılığına yol açan tek bir kişi hakkında bile dava açmamış olması dehşet verici” dedi. Hodge, bu durumda yasanın “kağıttan kaplan” işlevi gördüğünü söyledi.

TaxJustice UK direktörü Robert Palmer’a göre HMRC, vergi kaçırma nedeniyle kaybedilen paranın kovuşturma yerine sivil uzlaşma yoluyla telafi edilmesine öncelik veriyor. Palmer bu duruma gerekçe olarak da zengin ve güçlü rakiplere karşı dava açmanın riskli ve maliyetli olduğunu öne sürüyor.

Kurumlar vergisi, kârı 50 bin sterlinin altında olan şirketler için %19, kârı 250 bin sterlinin üzerinde olanlar için %25 oranında uygulanıyor. Aradaki dilimler içinse kademeli artış söz konusu.

Zenginlerin vergiden kaçınmak için servetlerini vergi cenneti olarak bilinen yerlerde ‘off-shore’ hesaplarda saklamak da dahil olmak üzere birçok yönteme başvurduğu bilinen bir şey. Emekçilerin ödediği gelir vergisi ise ücretleri ellerine geçmeden önce kaynağında kesiliyor, yani vergi kaçırma gibi bir durum söz konusu olmuyor. Emekçiler ayrıca sınırlı gelirlerine oransal olarak katma değer vergisi (VAT), petrol, içki ve sigara gibi ürünlere uygulanan diğer vergilerin yükünü daha fazla üstleniyor.

HMRC’de vergi yolsuzluklarını takip etmek üzere çalışan insan sayısı, sosyal yardım ödeneklerini düzenleyen Çalışma ve Emeklilik Bakanlığı (DWP) bünyesinde çalışan ve sosyal yardım alanların kriterlere uyup uymadığını tespitle görevlendirilenlerin sayısından çok daha az.

2022/23 mali yılı itibarıyla Britanya’nın toplam vergi gelirleri 1 trilyon 27 milyar sterlin oldu. Bunun içinde ilk dört sırada şu vergiler yer aldı: Bireysel kazanca uygulanan gelir vergisi 250 milyar, sigorta primi (NationalInsuranceContribution) 178 milyar, VAT 162 milyar ve kurumlar vergisi 86 milyar sterlin.

 

İşçi çıkaracak Tata Steel şirketine hükümetten £500 milyon destek

Birleşik Krallık’ın çelik üretimini gerçekleştiren Hindistan menşeli Tata Steel, Muhafazakâr hükümetten aldığı 500 milyon sterlinlik desteğe rağmen 2800 çelik işçisini kapıya koymaya hazırlanıyor. İşçi Partisi’nin iki kez kamulaştırdığı çelik üretimini her seferinde yeniden özelleştiren Muhafazakâr Parti, çeliğin anayurdu olarak bilinen Birleşik Krallık’da çelik işçilerini bir kez daha mağdur ediyor.

Günümüzde kendi çelik ihtiyacını karşılamayacak olan Birleşik Krallık, 1971’de yılda 28 milyon ton çelik üretebiliyordu. Özelleştirmelerle çelik üretimi 7 milyon tona, çelik işçisi sayısı ise 320 binden 23 bine kadar düşürüldü. Çelik üretimini gerçekleştiren şirketler her zarar ediyorum dediğinde kesenin ağzını açan hükümet, sendikaların ve işçilerin kamulaştırma talebini, temsil ettiği sınıfa karşı bir tehdit olarak algıladı.

Tata Steel’in Galler’deki Port Talbot çelik fabrikasında iki yüksek fırını kapatmasından, sadece çelik işçileri değil o kentte ve hatta civarda yaşayan tüm halk olumsuz olarak etkilenecek. Çelik işçileri, kaderlerinin kömür ocakları kapatılan maden işçileri gibi olmaması için bir kez daha Westminster Parlamentosu’nun yolunu tuttular.

Çelik işçileri 23 ve 31 Ocak’ta Parlamento önünde gösteriler düzenlediler ardından milletvekilleri ile görüşmeler yaptılar. İşçiler, Tata Steel’in elektrikli üretim bahanesi ile kapatmak istediği iki yüksek fırından en az birisinin üretimi devam ettirmesini talep ediyorlar. “Yeşil enerjiye” karşı olmadıklarını ifade eden işiler ve sendika, kendilerinin görüşü alınmadan, istihdam için alternatifler yaratılmadan alınan karara karşı çıkıyor.

Çelik işçilerinin örgütlü olduğu GMB ve Community sendikaları “Herhangi bir hükümetin bir şirkete 3 bin işçiyi kapı önüne koyması için 500 milyon Sterlin vermesi inanılmaz” açıklaması yaptı. Sendikalar açıklamada üyelerinin işlerini koruyabilmek için grev de dahil her türlü mücadeleye hazır olduklarını da dile getirdiler. Galler Bölgesel Hükümeti de işçilerin talebini sahiplenerek Muhafazakâr Hükümet’e fırınlardan en az birinde üretimin devam ettirilmesini istedi. Galler Bölgesel Hükümeti’nin ekonomi bakanı Vaughan Gething, Britanya’da çelik üretiminin devam etmesi için gerekirse Tata Steel’e verilen desteğin arttırılması çağrısı yaptı.

Politik bir tercih olarak çelik de dâhil halka ait olan tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarını özelleştirerek sermaye sınıfının ticaret haline getiren Muhafazakâr Parti, işletmeci şirketlerin kapatma, üretimi durdurma ve iflas tehditlerine her seferinde boyun eğip yüz milyonlarca sterlin aktardı. Karlarını hissedarlarına dağıtan şirketler, üretim ve altyapı ihtiyaçlarını karşılamak için masraftan kaçarken her dara düştüklerinde ise gözlerini kamu kaynaklarına dikiyorlar.

Sayılarla Tata Grup

• Tata Steel, 2022-23 yıllarında 118 milyar sterlin gelir elde eden çok uluslu bir şirket olan TataGroup’un bir parçasıdır.

• Çay, otomobil, IT, tüketici ürünleri, ağır metaller, emlak ve havacılık dahil olmak üzere borsada işlem gören 29 işletmesi bulunmaktadır.

• 26 ülkede üretim yapan TataSteel’in yıllık ham çelik kapasitesi 35 milyon ton, dünya genelinde çalışan sayısı ise 77 bindir.

• Tata Steel, 2007 yılında Port Talbot’taki çelik fabrikalarının önceki sahibi olan Hollandalı çelik üreticisi Corus için açılan ihaleyi kazanarak İngiliz çelik sektörüne girdi.

Dünyanın en zengin 5 insanı servetini ikiye katladı, 5 milyar insan daha da yoksullaştı

0

Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam’ın “Eşitsizlik A.Ş.” (InequalityInc) başlıklı 2024 raporu, dünyanın en zengin beş iş insanının servetinin 2020’den beri iki kattan fazla arttığını, dünya nüfusunun yüzde 60’ını oluşturan yaklaşık 5 milyar en yoksul insanın ise bu süre içinde daha da yoksullaştığını ortaya koydu.

Merkezi İngiltere’de olan Oxfam’ın yayımladığı yıllık rapora göre, küresel şirketlerin ve tekel gücünün yoğunlaşması nedeniyle eşitsizlik derinleşti, en zenginler daha zengin, yoksullar daha yoksul hale geldi.

Araştırma şirketi WealthX’in verilerine göre, dünyanın en zengin beş iş insanı Elon Musk, Bernard Arnault, JeffBezos, Larry Ellison ve Mark Zuckerberg’in toplam serveti 2020’den bu yana 464 milyar dolar arttı; bu da kişi başına yüzde 114 artış anlamına geliyor. Dünya nüfusunun yüzde 60’ını oluşturan ve sayıları 4,77 milyarı bulan en yoksul kesimin serveti ise yüzde 0,2 oranında geriledi.

Oxfam raporuna göre, milyarderlerin toplam serveti 2020’ye kıyasla 3,3 trilyon dolar artış gösterdi ve bu servet enflasyondan üç kat hızlı arttı. Mevcut oranlarla, dünya ilk trilyonerini on yıl içinde görecek, yoksulluğun sona ermesi ise 200 yıldan fazla sürecek. Dünyanın en zengin yüzde 1’i tüm küresel finansal varlıkların yüzde 43’üne sahip.

İşçiler 25 günlük ücret kaybına uğradı

Oxfam raporunda, dünyanın en büyük 10 şirketinin 7’sinin üst yöneticisi veya ana hissedarının milyarder olduğu, buna karşılık dünya çapında milyonlarca işçinin yaşam standartlarının gerilediği vurgulandı.

Raporda şu ifadelere yer verildi: “Dünya çapında insanlar genellikle riskli ve güvenli olmayan işlerde, asgari ücret karşılığında daha yoğun, daha uzun çalışıyor. 52 ülkede yaklaşık 800 milyon işçinin reel ortalama maaşı düştü. Bu işçiler son iki yılda toplamda 1,5 trilyon dolar kaybetti; bu her biri için 25 günlük ücret kaybı anlamına geliyor.

 

Britanya’da yoksulluk artıyor: 14,4 milyon kişi yoksulluk sınırı altında yaşıyor

0

Joseph Rowntree Foundation (JRF) adlı kuruluşun son raporuna göre, Britanya’da 14,4 milyon insan yoksulluk içinde yaşıyor. Yoksulluktan kurtulmak son 20 yılda çok daha zorlaştı.

Britanya’da yoksulluk araştırmalarıyla bilinen Joseph Rowntree Foundation (JRF), artan hayat pahalılığı nedeniyle 2021-22’de yoksulluk sınırının altında gelire sahip olanların sayısının bir milyon artarak 14,4 milyona yükseldiğini ortaya koydu. Vakıf, bunların 6 milyonunun ‘derin yoksulluk’ içinde yaşadığını ve yoksulluktan kurtulmaları için gelirlerinin iki katından fazla artması gerektiğini söylüyor.

2024 yılı raporunu yayınlayan kuruluş, yoksulluktan kurtulmanın son 20 yılda önemli ölçüde zorlaştığını ve 2010 yılından bu yana, Muhafazakâr Parti hükümetleri döneminde, yoksullukla mücadelede ilerleme kaydedilmediğini vurguladı.

Raporda, enerji faturaları ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarının hızla artmasıyla 2021-22’de Britanya’da nüfusun %22’sinin yoksulluk içinde olduğu; bunun 4,2 milyonu çocuk ve 2,1 milyonu emekli olmak üzere toplam 14,4 milyon kişiye denk geldiği belirtiliyor.

Konut giderlerinden sonra medyan gelirin %60’ının altında gelire sahip bir hanede yaşayan insanlar yoksulluk sınırının altında kabul ediliyor.14 yaşından küçük iki çocuklu bir çift için yoksulluk sınırı 21.900 sterlin olarak kabul edilirken, 14.600 sterlinin altındaki gelir ‘derin yoksulluk’ olarak tanımlanıyor. Rapora göre her 10 çocuktan 3’ü yoksulluk içinde yaşıyor: 2020- 21 döneminde çocukların yüzde 27’si yoksulluk içindeyken, bu oran 2021-22’de yüzde 29’a yükseldi. Tek ebeveynli ailelerde yaşayan çocukların yüzde 44’ü yoksulluk içinde.

Son verilerin analizi, yoksulluk içindeki ortalama bir kişinin, yoksulluk sınırının %29 altında bir gelire sahip olduğunu ve 1990’ların ortalarında %23 olan farkın arttığını gösteriyor. Derin yoksulluk içindeki insanların ortalama geliri ise yoksulluk sınırının %59 altında.

14 yaşın altında iki çocuğu olan yoksul bir ortalama çiftin, yoksulluk sınırına ulaşmak için yılda 6.200 sterlin ek gelire, derin yoksulluk içinde olan bir çiftin ise yoksulluk sınırına ulaşabilmesi için 12.800 sterlin ek gelire ihtiyacı var.

Rapor, yoksulluğun 1980’lerde Margaret Thatcher döneminde hızla arttığını, 1990’ların ortalarında tüm nüfusun yaklaşık dörtte birine ulaştığını ve o zamandan bu yana yüksek seyrettiğini belirtiyor. Bu, Thatcher’ın neoliberal politikaları hayata geçirdiği, özelleştirmeleri hızlandırıp sosyal devleti küçülttüğü döneme denk geliyor. 1997’deTonyBlair’in İşçi Partisi yönetiminin ilk yarısında düşen yoksulluğun 2005’ten sonra tekrar yükselmeye başladığı vurgulanıyor.

Muhafazakârların 2010 yılında yeniden iktidara gelmesinden bu yana yoksulluğun neredeyse hiç değişmediğini belirten rapora göre, o tarihten bu yana her yıl yoksulluk oranı %20 ila %22 arasında seyrediyor. JRF’nin CEO’su Paul Kissack, “Son yirmi yılda yoksulluğun daha da derinleştiğini ve giderek daha fazla ailenin yoksulluk sınırının altına düştüğünü gördük” dedi ve ekledi:

“Gıda bankalarının kullanımındaki artıştan evsiz ailelerin sayısındaki artışa kadar, yoksulluk belirtilerinin etrafımızı sarması şaşırtıcı değil. Bu büyük bir sosyal başarısızlık, hem ahlaki hem de mali bir sorumsuzluktur. NHS gibi kamu hizmetleri üzerindeki baskıları arttırırken, zorluk içinde yaşayanların onuruna hakarettir. Bu değişebilecek ve değişmesi gereken bir durum.”

Raporda, bunun için siyasi partilerin sorunu acilen ele alması gerektiği vurgulanıyor. Ancak iktidarı ve muhalefeti ile bu değişimi sağlayacak siyasi iradenin olmadığı, tercihlerin yoksullar ve emekçiler lehine değil, büyük sermayenin karlarını artırması yönünde kullanıldığı görülüyor. Ayrıca ekonomik veriler de iç açıcı bir tablo sunmuyor: Britanya’nın 2023 yılı büyüme oranının sıfıra yakın olması, bu yıl ise iyimser bir tahminle yüzde 0,9 civarında büyüme kaydetmesi bekleniyor.

 

Uzmanlardan uyarı: Hükümet NHS için acil durum ilan etmeli

Sağlık uzmanları, yetersiz yatırım, personel eksikliği ve yaşlanan nüfusun ihtiyaçları nedeniyle Ulusal Sağlık Hizmetleri’nin (NHS) ‘varoluşsal tehdit’ altında olduğunu ve hükümetin bu konuda acil durum ilan etmesi gerektiğini söylüyor.

Ülkenin önde gelen doktorları ve NHS yöneticilerinden oluşan bir gruba göre, yıllarca yetersiz yatırım yapılması, ciddi personel açığı ve yaşlanan nüfusun ihtiyaçları nedeniyle NHS “varoluşsal bir tehditle” karşı karşıya. Uzmanlar, rekor sayıda hastanın zamanında kanser tedavisi olamadığını, seçimler sonrası kurulacak hükümetin NHS için acil durum ilan etmesi gerektiğini belirtiyor.

British Medical Journal (BMJ) adlı tıp dergisinin bir araya getirdiği uzmanlardan oluşan komisyonun çağrısı, 2020’den bu yana sadece İngiltere’de (İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda hariç) 222 binden fazla kişinin NHS’in vaat ettiği süre içinde kanser tedavisi kapsamında gerekli ameliyat, kemoterapi veya radyoterapiyi alamadığının tespit edilmesi ardından geldi.

NHS onkologlarından Profesör Pat Price, kanser hastalarını tedavi ettiği 30 yıllık kariyerinde İngiltere’nin “en derin kanser krizi” ile karşı karşıya olduğunu söyledi.

NHS, kanser hastalarının %85’inin ilk tedavilerine GP tarafından acilen sevk edildikten sonraki 62 gün içinde başlanmasını vaat ediyor. Araştırmalar, tedavide her dört haftalık gecikmenin hastalıktan ölme riskinde %10’luk bir artışa yol açabileceğini gösteriyor.

Ancak yapılan analizler, Covid- 19’un başladığı Ocak 2020 ile Kasım 2023 arasında 222 binden fazla kişinin 62 gün içinde tedaviye başlamadığını ortaya koydu. Bu, aynı dönemde tedavi için sevk edilen 671 bin kişinin üçte birine denk geliyor.

BMJ komisyonu, “sağlık hizmetinin krizde olduğu ve çökme noktasına geldiği” vurgusu yaptı ve NHS’in genel vergilerle finanse edilen ücretsiz bir hizmet olarak kalmasını sağlamak için, seçimden sonra göreve gelecek yeni hükümetin radikal bir eylem planı yapması, sağlık ve bakımda acil durum ilan ederek toplumun tüm kesimlerini bu konuda yardımcı olmaya çağırması, “NHS’i yeniden başlatması” gerektiğini kaydetti.

BMJ, “NHS’nin kuruluş ilkeleri bugün de geçerliliğini korumakta ve gelecek için güçlü bir temel oluşturmaktadır” sonucuna vardı. Bu ilkeler, ihtiyacı olan herkesin ücretsiz sağlık hizmetlerinden yararlanmasını esas alıyor.

Gölge sağlık bakanı İşçi Partili Wes Streeting, “NHS’nin acil bir durumda olduğunu görmemek için Mars’ta yaşıyor olmak gerekir” dedi ve “BMJ, NHS’nin kuruluş ilkelerinin 75 yıl önce olduğu gibi bugün de geçerli olduğunu söylemekte haklıdır. Bu karmaşaya neden olan Muhafazakârların 14 yıllık ihmalidir” değerlendirmesinde bulundu.

NHS’in bu duruma gelmesinde, Muhafazakâr Parti’nin yıllardır sistematik olarak sürdürdüğü kesintiler ve özelleştirme politikaları etkili oldu. 1948 ila 2010 yılları arasında NHS’e ayrılan bütçe her yıl % 3,7 oranında arttırılırken bu oran 2010’dan sonra %1,4’e düşürüldü. Sağlık bütçesinin yanı sıra belediyelerin bütçelerinde yapılan kesintiler ve bakım hizmetlerinin belediyelerin sırtına yıkılması da NHS çalışanlarının üzerindeki yükün artmasına neden oldu.

NHS, 47 bini hemşire olmak üzere 132 binin üzerindeki personel eksikliği ve bütçe açığından dolayı işlemez hale gelmiş durumda. Tedavi için sadece İngiltere’de randevu bekleyenlerin sayısı 7 milyon 750 bin civarında. Ekim 2023 verilerine göre 107 bin hasta tedavilerinin başlaması için 65 haftadan fazla beklemek zorunda kaldı.