Ana Sayfa Blog Sayfa 5

Alkole bağlı ölümler rekor seviyede

Alkole bağlı ölümlere dair son açıklanan sayılar, 2020’nin Mart’ında başlayan Covid-19 salgınından buyana büyük artışlar yaşandığını hatta rekorlar kırıldığına işaret ediyor. 2023 yılına dair yayınlanan verilere göre bir yıl içinde doğrudan alkol nedeniyle ölenlerin sayısı 8 bin 274 kişi. Bu sayı 2019 yılına kıyasla yüzde 42 daha yüksek. Rekor düzeye çıkan bu sayılar alkolü, çalışma yaşında olan yetişkinlerin en büyük katillerinden biri yapmaktadır. Elbette bu sayılar sadece doğrudan alkole bağlı ölümleri kapsıyor. Alkol kullanımının dolaylı olarak neden olduğu ölümlerde hesaba katıldığında tablo daha da korkunç bir hal almaktadır.

2015 ila 2020 yılları arasında İngiltere’de yaklaşık 600 bin alkol bağımlısı olduğu tahmin ediliyor. Yarım milyonu aşan alkol bağımlısının olduğu bir ülkede alkole bağlı ölümlerde rekor kırılması şaşırtıcı olmasa gerek.

Bağımlıların ezici çoğunluğu hayatlarındaki stres, kaygı, depresyon ve sefaletle başa çıkmak için içkiye yöneliyor. Muhafazakâr Parti’nin kesintisiz uyguladığı kemer sıkma politikaları istihdamı ve hizmetleri azaltırken, patronlar da işçilerin ücret ve çalışma koşullarına giderek daha da ağırlaştırdı. Artan eşitsizlikle birlikte yoksulluk ve yoksulluğa, yokluğa, çaresizliğe bağlı ruhsal hastalıklarda da arttı.

Bağımlılığın artmasına rağmen alkol bağımlılığının azaltılmasına doğrudan yardımcı olan birçok servis ve destek hizmeti ya kapatıldı ya da kesintilerle işlemez hale getirildi. Bu kurumların ihtiyaç duydukları belediye fonları kesintiler nedeniyle kesildi.

İnsanların alkole yönelmesine neden olan koşulları yaratan Muhafazakar Hükümet ve onun medyadaki sözcüleri alkol bağımlılığına karşı tek önlemleri ve önerileri her bütçede alkollü ürünlere yaptıkları zamlar oldu. Ancak pratikle de kanıtlandığı gibi alkol fiyatlarının arttırılması alkole olan bağımlılığı azaltmaya yetmiyor. Alkol fiyatları ne kadar arttırılırsa arttırılsın, uyuşturucu bağımlılığında olduğu gibi insanlar bağımlılıklarını tatmin etmenin ve ucuza alkol bulmanın, ucuza bulamadığı takdirde daha fazla para bulmanın yollarını aramakta ve bulmaktadır. Üstelik, yoksulluk içinde olduğu için içki içen pek çok kişi için alkolün pahalılaşması kişisel krizleri daha da derinleştirmektedir. Aslında, 15 yıllık kemer sıkma politikaları ve son dönemde enflasyondaki keskin artış, alkolü milyonlarca kişi için daha az satın alınabilir hale getirmiştir, ancak buna rağmen alkolden kaynaklanan ölümler artmıştır.

Alkolle mücadelede atılması gereken ilk adım, insanların alkole yönelmesinin sebeplerini ortadan kaldırmaktır. Geçim sıkıntısının ve hayat pahalılığının sona erdirilmesi, çalışma ve gelecek güvencesi, alkol bağımlılığı ile mücadelede oldukça önemlidir. Ancak biliyoruz ki kâr ve tüketime endeksli, insan hayatına değer vermeyen, insanların ihtiyaç duyduğu servisleri tasarruf etmek için yok eden, insanların temel ihtiyaçlarını ticaret alanına çeviren bir sistemde alkol bağımlılarının hayatlarının sermaye için bir değeri ve önemi yoktur.

 

Engelliler, yardımlarını zorlaştıracak düzenlemeye karşı açtıkları davayı kazandı

Türkiye Halkları ile Dayanışma Kampanyası SPOT’un kuruluşunda da yer alan engelli aktivist Ellen Clifford, Muhafazakâr Parti’nin Çalışma Kapasitesi Değerlendirmesi’nde değişiklik yapmalarının yolunu açan istişareyi eksik ve hızlı ve yeterince bilgilendirme yapmadığı iddiası ile açtığı davayı kazandı. İşçi Partisi’nin çalışamayacak durumda olanların ve engellilerin aldığı yardımları zorlaştıracağına dair açıklamaların olduğu bir dönemde kazanılan mahkeme hem engellilere hem de hakları için mücadele eden tüm kesimlere moral oldu. 16 Ocak’ta yapılan karar duruşmasında mahkemenin yargıcı, Muhafazakarların işlettiği istişare sürecinin “hukuka aykırı olacak kadar adaletsiz” olduğuna karar verdi. Bakanlık, yüzlerce sterlin değerindeki yardımları kaybedecekleri de dahil olmak üzere, tekliflerin engelliler üzerindeki etkisini düzgün bir şekilde açıklamadı. İstişare sürecini 2023 yılı ortasında başlatan Muhafazakâr Parti, eksik yaptığı istişareden aldığı yetki ile aynı yılın Sonbaharında çalışma kapasitesi değerlendirmesinde yapılacak değişiklikleri duyurmuştu. Muhafazakârlar yapılacak olan değişikliklerle, çalışamaz statüsü alanların sayısını mümkün olduğunca düşürmeyi ve hastalık ödeneklerinden tasarruf yapmayı hedefliyordu. Sağlık sorunları olanlar, iş bulmaya ve çalışmaya zorlanması ve iş bulamadıkları takdirde de aldıkları işsizlik ödeneği kesilmesi anlamına gelen değişiklikler şimdilik mahkeme kararı ile itiraz edilmiş oldu. İşçi Partisi’nin bu düzenlemeyi iptal etmesi halinde başta engeliler olmak üzere sağlık sorunlarından dolayı çalışamayacak durumda olanlar rahat bir nefes alacak.

Davaya tanıklık eden ve Clifford ve avukatlarıyla birlikte çalışan Inclusion London’ın kampanyalar ve adalet direktörü Svetlana Kotova karar sonrasında İşçi Partisi’ne engellilerle birlikte çalışma çağrısı yaptı. Kotova yaptığı çağrıda; “Geçen hafta verilen yasal karar, önceki hükümetin yaklaşık yarım milyon engelli için temel yardımlarda büyük kesintiler yapma planlarını gizleme girişimlerini lanetleyen bir iddianamedir. İşçi Partisi hükümetini engellilerle birlikte çalışmaya başlamaya ve bu kararı sosyal güvenliğe yaklaşımlarını yeniden düşünmek için bir fırsat olarak kullanmaya çağırıyoruz. İşçi Partisi aynı yıkıcı kesintileri farklı bir şekilde duyurmakla yetinmemeli, işe yaramayan ve engellilere çok fazla zarar verecek Muhafazakâr politikaları sürdürmekten vazgeçmelidirler.” görüşlerine yer verdi. Ne engellilerin ne de kampanya gruplarının çağrısına kulak asmayan Başbakan Sir Keir Starmer, mahkeme kararının hemen ertesi gününde The Sun gazetesine verdiği röportajda kendisine yakışır bir açıklamada bulundu. Starmer gerekirse “kesintiler konusunda acımasız” olacağını ve kendi milletvekillerini yardımlarda kesinti yapılması gerektiğine ikna etmek için “savaşacağını” söyleyerek engelli yardımlarında daha fazla kesinti yapmaktaki kararlılığını dile getirmiş oldu.

 

Eczacılara ilaç yazma yetkisi

Yukarıda adı sayılan belediyelerden birinde yaşayanların artık basit rahatsızlıklarının giderilmesine yardımcı olacak ilaçları almak için GP’lerine gitmelerine gerek yok. Hastalar, doğrudan bu programa dahil olan eczaneleri ziyaret ederek hem rahatsızlıklarını teyit etmiş olacak hem de ilaçlarını hemen alabilecek. Bireysel-Bakım İlaçları Programı, GP’lerden randevu almanın daha zorlaştığı günlerde hem GP’lerin üzerindeki yükü azaltmak hem de basit hastalıkların gecikmeli müdahaleden dolayı ciddi hastalıklara dönüşmesini engellemek için başlatılmış durumda. Program kapsamına alınan ve aşağıda sıralanan rahatsızlıklardan birisini yaşıyorsanız, GP’nizden önce size en yakın eczaneyi ziyaret ederek program hakkında daha ayrıntılı bilgi ve genel sağlık tavsiyeleri almayı deneyebilirsiniz.

Bireysel-Bakım İlaçları Programından kimler yararlanabilir?

Bireysel-Bakım İlaçları Programı yalnızca düşük gelir nedeniyle sağlık eşitsizliği riski taşıyan hastalar için geçerlidir. Bu grupta olanlar:

  • 16 yaşından küçük çocuğu olan yalnız ebeveynler,
  • Universal Credit yardımı alanlar içerisinde geliri ücretsiz ilaç alma hakkı eşiği içinde kalanlar,
  • Evsiz olanlar ve belediyelerin evsiz olarak kabul ettikleri,
  • İlaçlarını ücretsiz alma hakkı sağlayan yardımlardan birini alanlar,
  • İlaç, gözlük, dişçi gibi temel sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanma hakkı tanıyan HC2 sertifikası olanlar,
  • Jobcenter bağlantılı gelir destek yardımlarından (IS, ESA, JSA) birini yada Pension Credit alanlar,
  • 16,17 veya 18 yaşında olan tam zamanlı eğitim görenler ile yarı zamanlı eğitim gören veya akredite bir çıraklık eğitimi alan gençler,

Bireysel-Bakım İlaçları Programı kapsamındaki rahatsızlıklar nelerdir

  • Ayak mantarı
  • Sırt ağrısı
  • Kabızlık (12 yaş üstü)
  • Temas dermatit
  • İshal
  • Hazımsızlık
  • Kulak Ağrısı
  • Ateş / baş ağrısı
  • Hemoroid (Basur)
  • Saman nezlesi, alerjik rinit ve alerjiler
  • Saç biti
  • Küçük yaralanmalar
  • Pişik
  • Saçkıran
  • Uyuz
  • Diş Çıkarma
  • Kıl kurdu
  • Vajinal kaşıntı
  • Siğiller ve verrükalar

 

“Biz halkız sokaklarımızda ırkçı istemiyoruz”

Binlerce yerli ve göçmen cumartesi günü, “Biz halkız sokaklarımızda ırkçı istemiyoruz” diyerek Başbakanlık Konutuna yürüdü.

Irkçı-faşist Tommy Robinson’ın çağrısı ile, Londra’da toplanan ırkçılar bir kez daha anti-ırkçıların karşı gösterisi ile sokalara çıktıklarına pişman edildi. Parlamento Meydanı’nda toplanan ırkçılara karşı yapılan eyleme sendikaların da destek vermesi dikkat çekti. Çok sayıda sendika, üyelerinin işyerlerinde ırkçılığa karşı verdikleri mücadeleyi sokaklara da taşıdı. Sendikalar işyerlerinde işçileri karşı karşıya getirmeye çalışan ırkçılığın İngiltere sokaklarından silinip atılmasını istedi.

Green Park yakınlarında toplanan 5 binden fazla anti-ırkçı buradan Başbakanlık Konutuna yürüdü. Yürüyüş başlamadan önce yapılan birçok konuşmada, ırkçılığa karşı mücadele etmenin önemine değinildi. Hemen hemen her konuşmacı Trump’la birlikte dünyamızın daha tehlikeli boyutlara geldiği ve Elon Musk gibi sermayedarların ırkçı-faşist oluşumlara destek vererek işçi ve emekçi düşmanı bir politika üretildiğine dikkat çekti.

“Milyoner değil, okul ve hastane istiyoruz”

Yürüyüşün hem başladığı noktada ve hem de bittiği yerde yapılan konuşmalarda altı çizilen en önemli konu yoksulluk oldu. Irkçıların, yaşanan hayat pahalılığının, okul, hastane ve sosyal yardım kaynaklarının yetersizliğinin sebebi olarak göçmenleri göstermesine büyük tepki gösterildi.

Yapılan konuşmalarda, yoksulluğun temel sebebinin hükümet politikaları ve kapilatizm olduğu belirtilirken, milyonerlerin ortadan kalkmasıyla yoksulluğun da biteceği mesajı verildi. “Ne kadar çok milyoner, o kadar çok yoksulluk” diyen konuşmacılar, yoksulluğun da ırkçılığın da işçi ve emekçilerin, yerli ve göçmenlerin omuz omuza mücadelesiyle ortadan kalkmasının mümkün olacağı belirtildi.

Yürüyüşe, başta Ulusal Eğitim Sendikası (NEU) olmak üzere çok sayıda sendikanın yanı sıra, ülkenin birçok şehrinden anti-ırkçılar katıldı. Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAY-MER) de pankart ve bayraklarıyla eylemde yerini alırken, ırkçılığa karşı göçmen emekçilerin yerli emikçilerle birlikte mücadele etmesi çağrısı yaptı.

 

Dizel ve benzinli araçların satışı 2030’da yasaklanacak

Dizel ve benzinli araçların satış yasağı bir önceki Muhafazakâr hükümet döneminde 2035 yılına kadar uzatılmıştı ancak İşçi Partisi seçim manifestosunda bu tarihi tekrar 2030 yılına çekeceğini taahhüt etmişti. İşçi Partisi bu taahhüdünü yerine getirebilmek için otomobil üreticileri ile istişarede bulunmaya başladı.

Hükümetin sekiz hafta sürecek istişarelerle 2030’dan itibaren sıfır emisyonlu araçlarla birlikte hangi otomobillerin satılabileceğini netleştirmek istiyor. Bu istişarelerde sadece kişisel kullanımlık araçlar değil aynı zamanda küçük işletmeler tarafından kullanılan araçlar ve kamyonetlerin yenilenmesine ilişkin de bir strateji geliştirebilmek için ihtiyaç duyduğu verileri toplamaya çalışıyor.

Hükümet, Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander tarafından yapılan istişareler sonrasında bir yol haritası çizecek. Hükümetin başlatmış olduğu istişarelerle birlikte motorlu araç üreten firmalar da karşılaştıkları zorlukları ve atılması gereken adımları kamuoyu ile paylaşmaya başladı. Otomobil endüstrisi liderlerinin şimdiye kadar yapmış olduğu açıklamalar içerisinde en öne çıkan kaygılar, araçların özel olarak satın alınmasının maliyeti ve şarj noktası altyapısının yetersizliği. Otomobil endüstrisi, her iki nedenden dolayı sürücüler 2030 hedefini gerçekleştirecek hızda elektrikli araçlara rağbet etmediği uyarısında bulunarak hükümetten çözüm üretmesini talep ettiler.

Elektrikli araçlara talep olmadan hükümetin bu hedefini tutturması zor. Sürücülerin elektrikli araçlara geçmesinin önündeki en büyük engel maliyet. En uygun fiyatlı elektrikli araçların modelleri bile benzinli ya da dizel muadillerinden çok daha pahalı. Elektrikli araç satışı şimdilik yüzde 25 civarında. En ucuz ikinci el elektrikli araçların fiyatları bile yaklaşık 20 bin sterlin civarında. Elektrikli otomobillerin satışını zorlaştıran diğer sorun ise şarj noktalarının azlığı ve şarj etmenin maliyeti. Hükümetin verilerine göre şu anda Birleşik Krallık’ta 72 binden fazla halka açık şarj noktası bulunuyor. İngiltere’de yerel yönetimler tarafından yapılması planlanan yeni şarj nokta sayısı 100 bin civarında.

Dünyanın en büyük dördüncü otomobil üreticisi Stellantis de dahil olmak üzere Birleşik Krallık’taki otomobil üreticilerinin üçte ikisinden fazlası 2030 yılına kadar tamamen elektrikli otomobillere geçmeyi taahhüt etmiş durumda. Ancak hem hükümet hem de firmalar hedeflerini tutturmalarının bedelini yine işçilerin sırtına yıkacak. Yeterince alt yapı ve hazırlık yapılmadan hayata geçirilecek hedefler nedeniyle binlerce kalifiye çalışan işten çıkartılacak.

Elbette tüm sürücüler, özellikle de araçlarını iş ve temel ihtiyaçları için kullananlar doğaya daha az zarar verdiği iddia edilen elektrikli arabaları tercih eder, ancak bu araçların maliyetinin ortalama geliri olan birinin bütçesine uygun olması ya da en azından dizel ve petrol otomobillerden daha fazla olmaması gerekir. Ama hem Londra Büyük Şehir Belediye Başkanı Sadık Khan örneğinde olduğu gibi İşçi Partisi’de, Muhafazakar Parti’de doğaya da az zararlı ve karbon monoksit salınımının daha aza indirecek uygulamaların bedelini halka kesmekte. Otomobil endüstrisi ile istişare yapan hükümetin aklına bu yasaklamanın bedelini ödeyecek halkla istişare yapmak gelmemekte.

 

Milyonlarca işçi hasta hasta işe gitmek zorunda kalıyor

Düşünce kuruluşunun, İngiltere, İskoçya ve Galler’de çalışan 2151 işçi kapsayan anketine göre her 10 hasta işçiden en az biri yeterli geliri olmadığı için daha iyileşmeden işe başlamak zorunda kalıyor. Aynı araştırma hasta hasta işe gidenlerin taşıdığı virüsler aynı ofiste çalışanların en az yüzde 14’ünün hastalanmasına neden oluyor. Hasta hasta işe gidenlerden en az yüzde 12’si durumu daha da kötüleştiği için yeniden hastalık izni almak zorunda kalıyor. Hastalığından dolayı bir hafta işe gidemeyecek durumda olanlar içerisinde yaşadığı ücret kaybından dolayı geçinemeyecek durumda olanların oranı en az yüzde kırk olarak tespit edilmiş.

Ankete katılan işçilerden %40’ından fazlası yasal hastalık ödeneğinin (SSP) artırılmasının hükümetin en önemli önceliği olması gerektiğini ifade etti. İngiltere’de hastalık ödeneği olarak bilinen SSP’nin mevcut miktarı haftada sadece 116.75 sterlin. Bu miktar önümüzdeki yıl Nisan ayında sadece iki sterlin artacak. Britanya’nın hastalık ödeneği OECD ülkeler grubundaki 38 ülke arasında en düşük seviyede. Mevcut yasaya göre hastalık ödeneği ancak üçüncü günden itibaren ödeniyor. İşçi Partisi tarafından parlamentoya sunulan Employment Rights Bill (İstihdam Hakları Yasa Tasarısı) ile hastalık ödeneğinin ilk günden itibaren ödenmesini sağlanacak. İşçi Partisi’nin attığı bu adımı olumlu ancak yeterli bulmayan yirmiden fazla sendika başkanı Başbakan Sir Keir Starmer’a aralık başında bir mektup yazarak “çalışanların ihtiyaç duydukları dönemde hayat pahalılığını karşılayabilmeleri” için hastalık ödeneğinde bir artışa ihtiyaç olduğuna dikkat çektiler. Mektupta haftada 116 sterlin ile geçinemeyecek durumda olan kanser hastalarının tedavilerini erteledikleri gibi çarpıcı bilgilere de yer verildi.

Anketi yapan düşünce kuruluşu CPC’nin direktörü Amanda Walters sonuçlara dair; “Covid-19 bize iş yerinde hastalıkların yayılmasını önlemek için daha iyi tedbirlere ihtiyaç olduğunu gösterdi ve kamuoyu, Hükümetin bozuk bir sisteme uygun bir çözüm getirmeye öncelik verdiğini görmek istiyor. Çalışanları, iyileşmek için izin alarak sağlıklarını korumak ya da para sıkıntısına düşmemek için işe erken dönmek arasında seçim yapmaya zorlamak adil değildir.” değerlendirmesini yaptı. Sendikaların, işçilerin ve düşünce kuruluşunun Yasal Hastalık Ödeneği’nin artırılmasına dair çağrılarını görmezden gelen hükümet ve çalışma bakanlığı ancak çıkartılacak olan yasadaki ödeneğin ilk günden itibaren başlatılacak olması ile övünmeye çalışıyor.

Maaşların bile geçinmeye yetmediği İngiltere’de hem ücretlerin hem de başta hastalık olmak üzere tüm ödenek ve hakların arttırılması başta sendikalar olmak üzere emek örgütlerinin kesintisiz ve kitlesel örgütlü mücadelesi ile mümkün olacaktır. İşçi sınıfının her kazanımı gibi hastalık ödeneğinin ve ücretlerin artması sadece çalışanların değil, yardımlarla geçinmek zorunda kalanların da haklarının iyileştirilmesini sağlayacağı için her birbirimize düşen sorumluluk işçilerin ve sendikaların hak alma mücadelesine sahip çıkmak ve destek vermektir.

 

Hastane çalışanlarının yıllık ödediği park parası 70.5 milyon sterlin

Sağlık çalışanlarının örgütlendiği sendikalardan biri olan GMB tarafında yılın son günlerinde yapılan bir araştırma sadece İngiltere’de sağlık çalışanlarının geçtiğimiz bir yıl içinde 70.5 milyon sterlin park ücreti ödediğini ortaya koydu. Başta hastaneler olmak üzere sağlık hizmeti veren kurumlara ait park alanlarının özelleştirilmesi nedeni ile sağlık çalışanları her yıl özel şirketlere milyonlarca sterlin park parası ödemek zorunda kalıyor. Artan hayat pahalılığına rağmen sağlık çalışanlarına düşük ücret dayatmasında bulunan hükümet özel park işletmelerinin hem sağlık çalışanlarının hem de hastaların tarifelerine zam yapmalarına da seyirci kalıyor. Unison ve GMB sendikaları sağlık çalışanlarının, çalıştıkları yerlerdeki park alanlarına ücretsiz park etmeleri için başlattıkları kampanyaya İşçi Partisi tarafından görmezden geliniyor.

İskoçya’da sağlık çalışanları için ücretsiz olan hastane parkları İngiltere’de sadece pandemi döneminde ücretsiz oldu. Pandemi döneminde kamuoyunun baskısı ile ücretsiz hale getirilen parklar, 2022 yılından itibaren tekrar paralı hale getirildi. Özel park işletmeleri adeta ücretsiz olan yıllarda yaşadıkları gelir kayıplarını telafi etmek için tarifelerine en az yüzde 25 oranında zam yaptı. Sağlık çalışanlarına yüzde 5 ücret artışı dayatan hükümet, park ücretlerine yapılan fahiş orandaki zamlara ses çıkarmadı. Hastane otopark işletmelerinin tarifelerine yeni zam yapmaya hazırlanmasına sağlık sendikaları başlattıkları kampanya ile karşı çıkıyor. Hükümeti ve NHS işletmelerini doğru olanı yapmaya ve personel otopark ücretlerini kaldırmaya çağıran GMB adına konuşan genel sekreter Rachel Harrison NHS çalışanlarının “artan iş yükü, kronik personel yetersizliği ve küresel bir pandeminin etkilerini yaşadıklarını” dile getirerek, “dizleri üzerine çökmüş sağlık çalışanlarının yardıma ve desteğe ihtiyaçları var. Onlardan park ücreti almak, onları düştükleri yerden tekmelemektir’’ açıklamasını yaptı.

Pandemi döneminde en basit kişisel koruma ekipmanından bile yoksun olmalarına rağmen hayatları pahasına görevlerini yapmaya çalışan sağlık çalışanları sadece pandemi dönemlerinde değil her zaman desteklenmeyi hak ediyor. On yıllardan beridir uygulanan kemer sıkma politikaları ile yetersiz bütçe ve eksik personel ile hizmet vermeye çalışan sağlık çalışanlarının işlerine ve hastalarına konsantre olabilmeleri için park ücretleri de dahil her türlü taleplerinin karşılanması şart. Hükümetin ve NHS işletmelerinin önceliği özel şirketlerin karı değil, personelinin ve hastalarının ihtiyaçları olmak zorunda aksi takdirde kaybeden sadece park ücreti ödemek zorunda bırakılan personel değil tedavi bekleyen tüm hastalar olacaktır.

 

İşçi Partisi’nin ödeyeceği tazminatlar kabarıyor

Başbakan Keir Starmer ile Çalışma ve Emeklilik Bakanı Liz Kendall, zamanında kampanyalarına destek verdikleri kadınlara hak ettikleri tazminatı ödememek için şimdi sırtlarını dönüyorlar. İşçi Partisi 2017 ve 2019 yıllarında hazırladıkları seçim manifestolarında destek verdikleri, emeklilik yaşında yapılan değişikliklerden etkilenen kadınlara tazminat ödenmesini ret etti.

Yaklaşık 3.8 milyon kadını temsil eden kampanya grubu Women Against State Pension Inequality (Waspi) (Devlet Emekliliği Eşitsizliğine Karşı Kadınlar)

Muhafazakâr Hükümet’in 1995’te çıkardığı Devlet Emeklilik Yasası ile kadınların devlet emeklilik yaşını 60’tan 65’e çıkarmasının yaratmış olduğu mağduriyet nedeniyle tazminat talep ediyor. Muhafazakâr Parti’nin kadınların emeklilik yaşını erkeklerle eşitlemesine itirazı olmayan Waspi değişikliklerin adil olmayan bir şekilde uygulanmasından dolayı yaşamış oldukları gelir kaybının telefi edilmesi için on yıllardan beri mücadele ediyor.

Emeklilik yaşındaki artışın uygulanma şekli nedeniyle, 1950’lerde (6 Nisan 1950-5 Nisan 1960 tarihleri arasında veya sonrasında) doğan 3.8 milyon kadın özellikle zor durumda bırakıldı. Kadınlar sadece doğdukları gün nedeniyle haksız ve eşitsiz muamele gördüğü için öfkeli. Değişiklik bildirimlerinin çok geç yapılmış olması nedeniyle yüz binlerce kadın emekliliğini yeniden planlamak için yeterli zamanı olmadığı için maddi kayıp yaşadı.

Muhafazakâr Hükümet’in mağdur ettiği kadınların tazminat talebi Mart’ta Parlamento ve Sağlık Hizmetleri Ombudsmanı tarafından değerlendirilmiş ve her bir kadına bin ila iki bin 950 sterlin arasında ödeme yapılması tavsiyesinde bulunmuştu. Bakanlar, kadınları değişiklikler hakkında bilgilendirmede yaşanan gecikmelerden dolayı özür dilemesine rağmen tazminat vermeyi ret etti. Dönemin hükümeti en az 10.5 milyar sterline mal olacak tazminatın ödenmesinin adil olmayacağını iddia etti. Hükümete tazminatların ödenmesi tavsiyesinde bulunan Ombudsman, bir kurumun tavsiyeleri doğrultusunda hareket etmeyi reddetmesinin “son derece nadir” olduğunu ancak hükümeti bunu yapmaya zorlayamayacağını beyan etmekle yetindi.

Muhalefette iken tazminatların ödenmesini talep eden İşçi Partisi iktidara geldiğinde U dönüşü yaparak Muhafazakarların yanında saf tuttu. Muhalefette iken hak taleplerini savunuyor gözüken İşçi Partisi’nin uğraşmak zorunda kaldığı tek tazminat Waspi kadınları değil. Soruşturmaları yakın zamanda tamamlanan ve İşçi Partisi’nin özür dilediği postane müdürleri, enfekte kan skandalı kurbanları, LGBT Gazileri ve Nükleer Gaziler tazminatlarının ödenmesini bekliyor.

Postane Müdürleri

1999 ila 2015 yılları arasında müdür olarak görev yapan 900’den fazla postane çalışanı hatalı Horizon bilgisayar sisteminden kaynaklanan yanlış bilgiler nedeniyle hırsızlıkla suçlandı ve yargılandı. Hırsızlıkla damgalanan 900 postane müdürü yıllarca kendilerini aklamak için uğraştı ve nihayet, postane müdürlerinin suçsuz olduğu ancak geçen ay sonuçlanan soruşturma ile kanıtlandı. Masum çalışanlarını mahkûm etmek için hukuk firmalarına ve avukatlara 250 milyon sterlin ödeyen Post Office yöneticilerinin neden olduğu skandal Birleşik Krallık’ın gördüğü en büyük adalet suiistimallerinden biri olarak kabul ediliyor. Bireysel tazminatların 10 bin ila bir milyon sterlin arasında değiştiği skandal nedeniyle şimdiye kadar ödenen tazminat miktarı yaklaşık 500 milyon sterlin. Ödenecek toplam tazminatın daha netleştirilmediği skandal için İşçi Partisi Ekim bütçesinde 1.8 milyar sterlinlik bir bütçe ayırdı.

Enfekte Kan Kurbanları

İngiltere’de 1970-1991 yılları arasında 30 bin hasta sağlık hizmetleri aldıkları sırada HIV veya hepatit C bulaşmış kan verilmesi nedeniyle enfekte oldu ve üç binden fazla kişi kan nakli ile vücutlarına bulaşan virüsler nedeniyle hayatını kaybetti. Hala yaşayanlar ise ciddi sağlık sorunları ile baş etmeye çalışmakta.

Ülke tarihinin en kötü tedavi felaketi olarak tanımlanan Enfekte Kan Skandalı’na dair yürütülen kamu soruşturması, gerekli adımların atılmış olması halinde ölümlerin büyük ölçüde önlenmiş olacağı sonucuna vardı ve skandalın mağdurlarına tazminat ödenmesine hükmetti. Hayatta kalan yaklaşık 4 bin mağdur ve skandal nedeniyle yakınlarını kaybeden eşlerden her birine 2022 yılından buyana 310 bin sterlinlik bir ara ödeme yapılmış durumda. Kalan ödemelerin yapılması için İşçi Partisi’nin ekim ayı bütçesinde ayırdığı bütçe ise 11.8 milyar sterlin.

Emekli LGBT askerler

2000 yılına kadar eşcinsellerin görev yapmasının yasak olduğu Birleşik Krallık ordusunda görev yapan yaklaşık dört bin LGBT bireyin ayrımcılığa uğradığı ancak 2023 yılında kabul edildi ve dönemin Başbakanı Rishi Sunak Birleşik Krallık adına ayrımcılığa uğrayan tüm LGBT askerlerden özür diledi.

Sunak’ın özrü, 2023’te yayınlanan bağımsız bir raporun ardından geldi. Rapor on yıllardır süren homofobi ve zorbalığı ayrıntılı bir şekilde ortaya koymuş, eşcinsel olduğu düşünülen kişilerin terhis edilmeden önce sıklıkla kötü niyetli soruşturmalara ve tıbbi muayenelere maruz kaldığına dikkat çekmişti. Sunak raporun yasaktan etkilenenler için tazminat önerisini kabul etmişti.

Aralık başlarında İşçi Partisi yönetimi, eşcinsel oldukları için silahlı kuvvetlerden ihraç edilen LGBT askerlerin her birinin 70 bin Sterline kadar tazminat almaya hak kazanacağını duyurdu.

Ödemeler için rapor tarafından önerilen 50 milyon Sterlinlik tazminat İşçi Partisi tarafından 75 milyona çıkartılmış durumda.

Nükleer Test Gazileri

1950’li ve 60’lı yıllarda İngiltere, Avustralya, Fiji ve diğer Pasifik adalarında yaptığı nükleer silah denemelerinde 20 binden fazla askeri personel görevlendirdi. Bunlardan binlercesi testler esnasında maruz kaldıkları radyasyon nedeni ile yalnızca kansere yakalanmakla kalmadı, maruz kaldıkları radyasyonu çocuklarına da taşıdı. Nükleer testlere katılanlar radyasyona maruz kaldıklarından ve etkilerinden haberdar olmadıkları için geride engelli olarak doğan binlerce çocuk bırakarak yakalandıkları kanserler nedeniyle erken yaşta hayata veda etti.

Hayatta kalan askerler ve ölen askerlerin engelli çocukları babalarının, nükleer testlerin zararlarını bilen Birleşik Krallık ordusu ve hükümet tarafından kobay olarak kullanıldıklarını iddia ederek bir kampanya başlatmış durumda. Yaklaşık beş yıl önce resmi olarak faaliyete geçen kampanyanın kısaltılması laboratuvar fareleri anlamına gelen LABRATS. Açılımı ise Legacy of the Atomıc Bomb Recognition for Atomic Test Survivors (Atom Bombasının Mirası Hayatta Kalan Atom Testçilerinin Tanınması).

Nükleer Test Gazileri ve gazilerin engelli çocukları hastalıklarının testler sırasında maruz kaldıkları radyasyondan kaynaklandığının kanıtlandığını ve testlerin taşıdığı risklerin dönemin ordusu tarafından bilindiğini iddia ediyor. Savunma Bakanlığı ise yapılan nükleer testlerin kansere ve çocuklarda genetik deformasyona neden olduğuna dair bir kanıt olmadığını iddia ediyor.

Diğer tazminat kampanyalarında olduğu gibi İşçi Partisi muhalefette iken Nükleer Test Gazilerine de destek verdi ve tazminat sözü verdi ama iktidara gelince verdiği sözleri ve desteği unuttu. Jeremy Corbyn, İşçi Partisi lideri olduğu zaman her bir gaziye 50 bin sterlin tazminat sözü verdi, şimdinin Başbakanı Starmer’da 2021 yılında gaziler ve onların temsilcileri ile bir araya geldi ve endişelerini dinledi. Nükleer Test Gazileri’ne tazminat konusunda net bir cevap veremeyen Starmer’ın yukarıda saydığımız diğer tazminatlara ayırdığı ek bütçeyi Nükleer Test Gazilerini de kapsayacak kadar genişletip genişletmeyeceği hep birlikte takip edeceğiz.

Emperyalist çıkarları için kendi halkı da dahil dünya üzerinde hemen hemen mağdur etmediği hiçbir halk bırakmayan ‘’üzerinde güneş batmayan’’ Birleşik Krallık, mağduriyetlerin giderilmesine gelince iktidarda kim olursa olsun ‘‘üzerinde güneş doğmayan’’ ülke oluyor.

 

İlticacıları kötü koşullara mahkûm eden şirketler kasalarını dolduruyor

Muhafazakâr Parti tarafından özelleştirilen ilticacıların barınma ihtiyaçları, İşçi Partisi tarafından olduğu gibi devam ettiriliyor. Şirketler ise muazzam kârlar elde etmelerine rağmen karlarından feragat edip ilticacıların kaldığı konutları iyileştirmeye yanaşmıyor. Bu durumun farkında olan İşçi Partili bakanlar ise sadece seyirci kalmakla yetiniyor. İlticacıların barınma ihtiyaçları, Clearsprings, Serco ve Mears gibi adı skandallarla anılan şirketler tarafından sağlanıyor. Hükümet ile yaptıkları anlaşmaya göre elde ettikleri karların belli bir oranını geri iade etmeleri gereken şirketlerin şimdiye kadar hiç kar iadesi yapmadığı ortaya çıktı. Elde ettikleri karların bilgilerini gizleyen şirketlerin verileri ancak bilgi edinme yasası kapsamında elde edilebildi. Bu şirketlerin ortalama karlarını yüzde 60 oranında arttırmış olmalarına rağmen yaptıkları anlaşmalara sadık kalmadıkları bilgi edinme yasası kapsamında elde edilen verilerle netleştirilebildi.

Kamu tarafından verilmesi gereken hizmetleri devralan özel şirketlerin temel motivasyonu daha fazla kar elde etmek olduğu için, haklarını arayamayacak durumda olan ilticacıların küflü, rutubetli, farelerin ve haşerelerin kaynadığı konutlarda yaşamasında bir sakınca görmüyor. Taşeron firmalar; ilticacıların sırtından daha fazla nasıl para kazanabilmenin, İşçi Partisi ise bu ihtiyacı en ucuza nasıl mal edebilirimin hesaplarını yapıyor. İşçi Partisi, Muhafazakârlar tarafından yapılan kontratları, 2026 yılında feshederek ilticacıların barınma ihtiyaçlarını belediyelerin üstüne yıkmaya hazırlanıyor.

İşçi Partisi’nin ilticacıların barınma ihtiyacını 2 milyar sterlin tasarruf etmek için de olsa belediyelere devretmesi elbette hem ilticacılar hem de kamu kaynaklarının taşeron şirketlere peşkeş çekilmemesi açısından olumlu. Ancak bütçelerinde devasa kesintiler yapılan belediyelerin bu ihtiyacı karşılayabilmesi ise çok zor. Her bir belediye konut sırasında bekleyen ve geçici konutlarda yaşayan binlerce evsizin kira giderlerini karşılamakta ve geçici ev bulmakta zorlanırken, ilticacıların da barınma ihtiyaçlarını karşılayabilmesi oldukça zor. İngiltere’de belediyelerin bütçe açığının önümüzdeki yıl 4.3 milyar sterlini bulacağı hesaplanıyor. Birçok belediye temel hizmetleri sağlayamadığı için ya iflas etmiş ya da iflas ettiğini açıklamaya hazırlanıyor. Belediyeler verdikleri hizmetleri keserken yeni mali külfetleri kaldırabilecek durumda değil.

İltica başvuruları kabul edilenleri zaten belediyelerin üzerine yıkan mevcut sistemde, ilticacılar ilk başvurularının ardından geçici otellere yerleştiriliyor. Otellerin ardından ilticacılar başvuruları sonuçlanıncaya kadar kalacakları geçici evlere dağıtılıyorlar. Çoğu oturulamayacak olan bu konutlar herhangi bir denetime tabi tutulmuyor. İltica davaları sonlandırılanlara kaldıkları yerleri boşaltmaları için İşçi Partisi tarafından 28 günden 56 güne çıkartılan bir süre tanınıyor. Bu süre içinde belediyelere evsiz olduğunu kanıtlayamayan veya belediyelerin evsizlik başvurusunu kabul etmediği ilticacılar sokakta yaşamaya mahkûm ediliyor. Son verilere göre dosyası sonuçlandığı için evsiz kalan ilticacıların oranı yüzde 350 artmış durumda.

Daha iyi bir yaşam kurmak, maruz kaldığı baskı, tehdit ve işkencelerden kurtulmak için hayatını tehlikeye atarak Birleşik Krallık topraklarına adımını atan göçmenlere karşı ırkçılık ve ayrımcılık iltica ettikleri andan itibaren başlıyor. Son verilere göre sadece bu yıl Manş Denizi’ni aşmak isterken boğulup ölen göçmenlerin sayısı 69 ki bu sayı geçen yıldan çok daha fazla. Kurumsallaşan ırkçılık; emek sömürüsü ve aşırı karın kronikleştirdiği her türlü sorunun kaynağı olarak yabancıların gösterilmesinden dolayı vatandaşlığını almış olsalar dahi göçmenler ırkçı ve ayrımcı uygulamalardan ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekten kurtulamıyor. Yerli ve göçmen emekçilerin birliğini bozmak için de sermaye ve onun hükümetleri tarafından kullanılan göçmenlik karşıtları ve onları doğrudan temsil eden politik partiler de İngiltere’de gözle görülür bir güç kazanmış ve politik temsiliyet elde etmiş durumda. Bu durumda bizlere düşen ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı güçlü bir mücadele geleneği olan sendikalar ve kampanya grupları ile birlikte ortak sorunlara karşı ortak mücadeleyi büyütmek ve sokakları geçen yaz olduğu gibi ırkçılara ve faşistlere dar etmektir.

İşçi Partisi hastanelerin bakımını erteliyor

Hem sağlık çalışanları hem de hastalar için riskler taşıyan hastanelerin bakımını yapması beklenen İşçi Partisi, kaynak olmadığı gerekçesi ile ‘‘topu taca attı’’.

Muhafazakâr Parti’nin 2019 seçim manifestosuna dahil ettiği hastane ve kamu binalarının bakımı, İşçi Partisi tarafından kaynak olmadığı gerekçesi ile ertelendi. Tahmini hesaplamalara göre hastaneler ve kamu binaları için ihtiyaç duyulan kaynağın miktarı 49 milyar sterlin. Elbette sağlık alanındaki diğer kesintilerde de olduğu gibi bakımı yapılmayan binaların bedelini de yine halk canıyla ödüyor. Sağlık hizmetleri gözlem kurumu 2019’dan buyana altyapı arızaları ve bakımsızlıktan dolayı her yıl beş bin 400 kazanın meydana geldiğine dikkat çekti.

Eksik yatırım kaynaklı sorunları aşmak için ‘‘acil eylem’’ başlattığını iddia eden İşçi Partisi, sadece binaların bakımını değil, 40 yeni hastanenin yapılmasını da kaynak olmadığı gerekçesi ile 2030 yılına erteledi. Sağlık Bakanı Wes Streeting Muhafazakarların hastane yapımı için ayırdıkları 30 milyar sterlinlik bütçenin tedarik edilmesi için beş yıl zaman istedi. Bakan Streeting, Muhafazakarların planın “finanse edilemez ve teslim edilemez” olduğunu iddia etti. Streeting, “Geçtiğimiz beş yıl içinde tek bir yeni hastane inşa edilmedi ve önümüzdeki beş yıl içinde 40 hastane inşa etmek için inandırıcı bir finansman planı yoktu” dedi.

Muhafazakarların bina bakım ve hastane yapımı planlarını gerçekçi bulmayan sağlık bakanı, çözümü ‘‘üç dalgalı’’ bir planda buldu. Bakanın söz verdiği üç dalganın ilk dalgasının tamamlanma süresi beş yıl ve bütçesi 15 milyar sterlin. ‘‘İlk dalga’’ kapsamında betonarmeye ucuz bir alternatif olan güçlendirilmiş otoklavlanmış gazlı betondan etkilenen hastanelerin onarımı yapılacak. Yeni hastanelerin inşasını içeren ‘‘ikinci dalga’’nın 2032 yılında başlatılması planlanırken ‘‘üçüncü dalga’’ kapsamındaki projelerin bazıları ancak 2035 yılında başlatılabilecek.

NHS patronlarının bile itiraz ettiği sağlık bakanının ‘‘dalgalı’’ planını sağlık alanında örgütlü olan Unison sendikası bir ‘‘darbe’’ olarak tanımladı. Unison’dan Helga Pile, Streeting’in bu hamlesinin çalışanlar ve hastalar için bir “darbe” olduğunu söyledi. Pile, “güçlendirilmiş otoklavlanmış gazlı beton’lu hastanelere acil ilgi gösterilmesi doğru, ancak diğer birçok NHS binasının yıllarca ihmal edildikten sonra ciddi şekilde iyileştirilmeye ihtiyacı var. Bu durum personeli ve hastaları her gün risk altına sokuyor. …Bu projelerin doğru finansman ve dikkatli bir planlama ile tamamlanarak personelin, hastaların ve daha geniş anlamda sağlık hizmetlerinin uzun vadeli ihtiyaçlarının karşılanması kritik önem taşımaktadır’’ açıklamasında bulundu.

Nuffield Health Trust’a göre NHS yıllık olarak 4.8 milyar Sterlin eksik bütçe ile hizmet vermek zorunda bırakılıyor. Elbette on yıllardan beri birken eksik bütçelerin açığının bedelini halk canıyla sağlık çalışanları ise ağırlaştırılmış koşulları ve düşük ücretlerle ödüyor.