Ana Sayfa Blog Sayfa 54

İngilizler: “İmar Affı” ne demek?

Karamanmaraş merkezli 6 Şubat depremi ve etkisi tüm dünyayı olduğu gibi İngiltere’deki halkı da etkiledi. Bir çok kişi güvenilir kaynaklara ulaşarak yardım etmenin çabasına girerken, depremin neden bu kadar yıkıcı olduğunu da sormuyor değiller.

Bir çok kurum, sendika temsilcisi ve gazeteciler, Türkiye Halklarıyla Dayanışma Kampanyası’nı (SPOT) arayarak bilgi aldılar.

Temel meselenin “İmar Affı” olarak bilinen ve depreme dayanıksız binalara izin verildiği ve bunun doğrudan Erdoğan ve iktidarı tarafından sağlandığını öğrenen İngilizler, “Ne demek bu İmar Affı? Bu düpedüz halkını enkaza gömmektir. Böyle bir şeyin affı mı olur? Erdoğan, daha fazla iktidarda kalmak için halkını ölüme sürükleyecek kadar insanlık düşmanı olamaz” diyerek tepki gösterdi.

Başta Haringey Sendika Şubeler Platformu olmak üzere bir çok sendika ve platform, Erdoğan’ın bu yaklaşımını protesto ederken, SPOT ve DAY-MER üzerinden depremzedelere maddi yardımda da bulundular.

 

 

Bu devlet halkın değil!..

Kadir Yalçın

Britanya’daki Türkiyelilerin önemli bir çoğunluğunun geldiği bölge olan Pazarcık ve Elbistan gibi ilçeleriyle Maraş merkezli deprem ülkenin neredeyse bütün güneydoğusunu öldüresiye salladı. Antep, Malatya, Adıyaman’dan Hatay’a kadar uzanan bölgenin birçok yerinde taş üstünde taş kalmadı. 50 bine yakın diye ilan edilen can kaybını bir koordinatör vali 4-5 katı olarak açıkladı.

Enkaz altında kalanlarının en çok kurtarılma şansının olduğu “altın saatleri” kapsayan ilk üç gün deprem bölgesine yalnızca gönüllüler ulaştı: Sosyalistler başı çekerken, başta Ankara ve İstanbul belediyeleri olmak üzere belediyeleriyle birlikte burjuva muhalefet de depremzedelere yardıma çalıştı. Sadece devlet yoktu!

Nerede Bu Devlet?” depremzedelerin başlıca çığlığı durumundaydı. Gönüllülerle kendilerini enkazdan kurtarabilenler el ele enkaz altından insan kurtarmaya çalıştı. Çoğu kez güçleri yetmedi, çünkü büyük beton blokları çıplak elle kaldırma olanağı bulamadılar. Geceleri -10-15 dereceye kadar düşen soğukta ilk günlerde neredeyse her enkazın altından yardım çığlığı gelmekteydi, çoğuna yardım edilemedi ve çaresiz kalan gönüllüler kahroldular.

Depremzedeler çoğu kendi cenazelerini kendileri çıkarıp törensiz gömdü. Ne asker vardı yardımlarına gelen ne devletin yetkili kıldığı AFAD!

Üstelik kendilerine mezar olan evlerini müteahhitler neredeyse hiç imar izni almadan yapıp rüşvetle belediyelere onaylatmışlardı. Yetmemiş, bir de iktidarlar imar afları çıkarmıştı. Çoğu AKP’nin imzasını taşıyordu. Toplam 294 bin konut, imar affıyla “temiz” sayılmış ve çoğu yıkılmıştı. Erdoğan depremden bir yıl önce “riskli alan” olan İskenderun’un bir bölüm semtini bir KHK ile “risksiz” ilan etmiş, ama bu bölgedeki evlerin de neredeyse tamamı yıkılmıştı.

1999 Gölcük Depreminde, sözde yeni depremlere hazırlık yapabilmek için bir Deprem Vergisi konmuş, AKP, bu vergiyi kalıcı hale getirmişti. Bu vergiyle toplanan para toplam 37 milyar dolardı. Tam 703 milyar TL. Erdoğan’ın eski Maliye Bakanı M. Şimşek, 2011’de,bu paralarla “duble yollar yapıldığını, bir bölümünün de sağlık harcamalarına gittiğini” söyledi. Bu paralar yenmeyip, binaların yenilenmesine harcansa, oysa, tamı tamına 300 bin konut yapılabilirdi. Hem de çelik karkas olarak. Ve hiçbirine bir şey olmazdı.

Bunlar biliniyor. Halk aptal değil. Belediyelerle el ele müteahhitlerin ne tür yiyiciler oldukları herkesin malumu. Üstelik Erdoğan’la inşaat şirketlerinin nasıl içlidışlı çalıştıklarını dünya âlem biliyor. Devletin, hiçbir kurumuyla özellikle ilk üç gün depremzedelerin yardımına koşmadığına ve tümünü yapayalnız kendi başlarına bıraktığına ise, bölgede herkes ailesi ve yakınlarındankaybettiklerinin can bedeliyle tanıklık etti.

Halk “Nerede bu devlet?” diye boşuna bağırmadı. AFAD 4. gün bölgeye gittiğinde de tam bir beceriksizlik örneği sergiledi. Ne bir koordinasyon ne bir organizasyon yeteneği gösterebildi. Arpalık sayılarak AFAD’a yiyiciler doldurulduğu anlaşıldı. 10. 15. gün hala doğru dürüst çadırlar kurulamamış, tuvalet ve hijyen sorunu çözülememişti. İletişim ise felaketti. Hele ilk günlerde hiç kimsenin telefonu çekmedi. Oysa telefon, özellikle enkaz altında kalanların kurtuluş umuduydu!

Burjuva muhalefet AFAD’çıların beceriksizliğini “liyakatsiz” olmalarına verdi. Oysa devlet halkı şimdiye kadar hiç düşünmemiş, dertleriyle ilgilenmemişti. Beceriksizlik denen şey, aslında bir sınıf tutumuydu. Devlet halkı değil, ama en tepesinde “5’li çete” olan inşaatçıları/müteahhitleri sevmiş ve desteklemişti. Bütün teşvikler, vergi indirimleri onlaraydı. Halka gelince “kader”di! “Fıtrat”tı!

Evet, oluşumu, büyüklüğü ve etkisiyle son büyük felakette fay hatları kırıldı, ama bununla kalmadı ve siyasal bir kırılma da yaşandı. Özellikle depremzedeler ama her şey gözlerinin önünde cereyan eden tüm ülke halkı bu devletin ve özellikle devleti bugün yürütmekte olan Erdoğan iktidarının notunu verdi. Artık en geri bilinçli insanlarımız bile “bu benim devletim” derken bir daha ve bir daha düşünecek. Artık Bahçeli ne kadar yırtınırsa yırtınsın, “devletin bekası” dünkünden çok daha zor!

 

Hayatın Bedeli filmini izleyin derim

Geçen akşam Hollywood yapımı Worth (Hayatın Bedeli) sinema filmini izledim. Sara Colangelo’in yönetmeni olduğu filmde Michael Keaton ve Stanley Tucci başrolde. Film 3 Eylül 2021’de vizyona girmiş, Netflix’te de yayında. Her ne kadar Hollywood filmlerinden uzak dursam da Hayatın Bedeli’ni beğendim. Siz de izleyin.

Filmin konusunu şöyle özetleyebilirim: New York’taki ikiz kulelere yapılan saldırılarının ardından, iktidara muhalif olmasına karşın ünlü arabulucu avukat Kenneth Feinberg 11 Eylül Sosyal Fonu’nun başına getirilir. Yönetim ekonomiyi bahane ederek tazminatı en azla kapatma niyetindedir. Feinberg, geçmişte müvekkilleri adına tuttuğunu koparsa da bu kez iş çetrefillidir. Çetrefilli diyorum çünkü bu davada vahşi kapitalizm ve insanlık tartılacaktır. Feinberg; “saldırıda ölen ceo’lar ile binadaki temizlikçileri farklı gören bir anlayışıyla” çıktığı ilk mağdur aile toplantısında, itfaiyeci oğlunu yitiren bir annenin “Masa başında hisse alıp satan birisinin hayatını kurtarmak için benim oğlum hayatını tehlikeye attı. Şimdi siz onun yaşamı daha değersiz mi diyorsunuz?” çığlığıyla sarsılır.

Film boyunca “Tazminat” kelimesi sosyal devlet gereği geride kalanların yaşam standartlarını düşmeden sürdürebilmeleri için yapılan hak edilmiş maddi bir destek olarak anlatılır. Olaylar silsilesi avukatı da olgunlaştıracak ve sınıf kökenine göre “tazminat şablonu”ndan vazgeçerek binlerce aileyle tek tek görüşerek vicdanları rahatlatan bir anlaşma bulacaktır. Ailelerin örgütlenerek baskı grubu oluşturmaları da ortak aklın hayata geçirilmesinde çok önemli olacaktır. Filmin sonunda ABD’deki Fon’a tazminat başvurusunda bulunan yüzde 97’yi oluşturan 5 bin 560 kişiye 7 milyar dolar üzerinde tazminat ödendiğini öğreniyoruz.

6 Şubat Kahramanmaraş depremleri sonrasında Türkiye benzer bir sorunu çözmeye çalışacaktır. Tabii bu konuda kurulacak bir fonun başına muhalefetten bir ismin atanması olmayacaktır. Hatta böyle bir fon bile kurulmayacaktır. Başka ülkeler bu sorunları nasıl çözmüş diye merak bile etmeyeceklerdir. Kendi geleneksel kültürümüz içinde boş teneke gürültüsünde, ağza bir parmak bal misali, çok veren maldan az veren candan nidası, “vatan millet Sakarya” korosuyla “oldu da bitti maşallah” denilecektir.

Ya gözünüzü seveyim en iyisi siz hiç bir şey yapmayın, Hayatın Bedeli filminde ABD yönetimi misali sadece bağımsız bir “Deprem Sosyal Fonu” kurun, başına da Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ile Türk Tabipleri Birliği başkanlarını getirin. Yurtiçi ve dışı deprem yardımları ile imar affından elde ettiğiniz bedelleri de Fon’un bütçesine aktarın. AFAD’tan AHBAP’a bütün yapılar da Fon ile eşgüdümlü çalışsın. Çok hayırlara vesile bir iş yapmış sayılırsınız inanın. Bu çetrefilli işi üç yıl içinde beceremezlerse kabak da sevmediğiniz bu iki kurumun başına patlamış olur hem.

İsrafil Erbil: Eşya yerine para yardımını tercih ediniz

Britanya Alevi Federasyonu eski başkanlarından İsrafil Erbil, toplumun İngiltere’den depremzedelere yardımlarında eşya yerine para yardımını tercih etmelerini istedi.

İsrafil Erbil “Uzmanların da söylediği gibi yüzyılın felaketiyle karşı karşıyayız. Yurtdışına gitmek zorunda kalmış, iltica etmiş, çoklu katliamlar yaşamış insanların coğrafyasında deprem başka bir katliam ve soykırıma dönüştü. O nedenle uluslararası yardım ve dayanışma, o insanları tekrar hayata kazandırabilmek için çok önemli” dedi.

“Bütün bunları yan yana koyduğumuzda Britanya’da ‘binlerce kilometre uzakta ne yapabiliriz’in çabasını buradaki bütün demokratik kurumlarımızla birlikte onların da bize verdiği güç ile karınca kararınca bir şeyler yapmaya çalışıyoruz” diyen Erbil, ayni yerine para yardımının önemini şöyle anlattı:

“Ayni eşya yardımı olarak bir kararımız yoktu fakat halkımızın duyarlılığı çok yoğun. Eşyalar doğrudan buraya bırakılınca biz de mecbur kaldık. Artık ona bir son vermek gerekiyordu. Aldığımız son haberlere göre deprem bölgesinde çok fazla eşya var. İşe yaramayacak eşyalardan da yığınlar oluşmuş, Dolayısıyla para yardımının çok daha fazla önemli olduğu, insanların doğrudan ihtiyaçlarına hitap ettiğini düşünüyoruz. Para yardımı olarak kampanyamız devam edecek. Bu TIR’dan sonra 18 tonluk bir araç daha gidecek. Sanırım Londra’dan deprem bölgesine 10 TIR malzeme gitti. “

Erbil, yardımın gönderildiği kurumları da şöyle açıkladı:

“Biz Alevi kurumları olarak toplanan yardımları bölgedeki Alevi kurumlar aracılığıyla dağıtıyoruz. Örneğin şu anda Kayseri Cemevi aracılığı ile Uşak battaniye fabrikasından bir TIR battaniye aldık Adıyaman Cemevi’ne ulaştırdık. Bu TIR da Pazarcık Cemevi’ne gidiyor. Yani orada inanç ve etnik kimliğin bir önemi yok! Önemli olan bir adres olsun da herkes gitsin oradan yardımını alsın.”

Mart ayı büyük grevlerin ayı olacak

Hükümet, işçilerin ve sendikaların talepleri karşısında hâlâ direnmeye çalışırken, işçiler de daha etkili grevler için hazırlık yapıyor. Mart ayı içinde, bir koordineli grevin yanı sıra onlarca işkolunda onlarca grev hayata geçecek.

Rushi Sunak hükümeti, “Zam vermemiz durumunda ekonomi sekteye uğrayacak” diyerek, başta sağlık emekçileri olmak üzere, demiryolu, posta, eğitim, ulaşım ve kamu işçilerine zam yapmamada direniyor. Bu alanlardaki bazı özel sektörler de hükümetin tutumunu örnek alaran zam yapma niyetinde olmadıklarını dile getirirken, rekor düzeyde kâr yapmaya da devam ediyorlar.

Hükümet ise, nükleer silah teknolojisini yenileme, ya da silahlanmaya milyarlarca sterlin ayırmaya devam ediyor. Sağlıkçı, eğitimci ve diğer kesimlerinin alınterinin karşılığını alınması ülke ekonomisini sarsıyor ama başka halkların katledilmesi için kullanılacak silahlara çok daha fazla bütçenin ayrılması ekonomiye etki yapmıyor.

15 ve 16 Mart’ta yine en az yarım milyon işçi sokağa çıkacak

Genel grevin yasak olduğu Birleşik Krallık’ta bir çok sendika aynı güne grev kararı alarak etkili eylemler yapıyor. Daha önce de iki sefer yapılan koordineli grevlerin üçüncüsü 15 ve 16 Mart’ta yapılacak.

15 Mart’ta, 300 bin öğretmen, 100 bin kamu işçisi binlerce tren makinisti, 50 bin pratisyen doktor, bazı NHS bölümlerindeki sağlık çalışanları ve UNITE’a bağlı bir çok işyerinde greve çıkılacak. Koordineli grev 16 Mat’ta da devam edecek. 16 Mart’ta da, 300 bin öğretmen, 70 bin üniversite çalışanı ve 40 bin demiryonu işçisi grev gerçekleştirecek.

Mart’ta herhes greve çıkıyor

Hükümet ve işverenlerin anlaşmalara yanaşmaması ve talepler karşısında yetersiz teklifler sunması bir çok işyerinde grevle karşılık bulacak. Mart ayında yapılacak grevlerin bazıları şunlar:

1 Mart: İngiltere’de RCN üyesi hemşireler. Doğu ve Batı Midlands ve İskoçya’da NEU üyesi öğretmenler.

2 Mart: İngiltere’de RCN üyesi hemşireler. Londra, Galler, Güney Batı ve Güney Doğu İngiltere’de NEU üyesi öğretmenler.

6 Mart: İngiltere ve Galler’de 10 bin ambulans çalışanı.

8 Mart: UNISON üyesi hamşireler, temizlik işçileri, acil kan ulaştırıcıları, bakıcılar ve ambulans işçileri.

13 Mart: İngiltere’de 50 bin pratisyen doktor.

15 Mart: İngiltere ve Galler’de 300 bin öğretmen, İngilterei Galler ve İskoçya’da 100 bin kamu işçisi, 50 bin pratisyen doktor, Londra Metrosu tren makinistleri.

16 Mart: İngiltere ve Galler’de 300 bin öğretmen, 70 bin üniversite çalışanı, 40 bin demiryonu işçisi.

17 Mart: 70 bin üniversite öğretim görevlisi ve çalışanı.

18 Mart: 40 bin demiryonu işçisi.

20 Mart: 70 bin üniversite çalışanı, İngiltere ve Galler’de 10 bin ambulans işçisi.

21 Mart: 70 bin üniversite öğretim görevlisi ve çalışanı.

22 Mart: 70 bin üniversite öğretim görevlisi ve çalışanı.

30 Mart: 40 bin demiryonu işçisi.

Mart ayında yapılacak bu grevleri Nisan ayında da başka grevler takip edecek. Bu grevlerin büyük bir çoğunluğu Nisan’da da devam edecek. Bunlar ek olarak posta işçileri yaptıkları yeni grev oylamasında da grev kararı alarak Nisan’da grevlerini hayata geçirecek. Öte yandan yaklaşık 10 yıl sonra pratisyen hekimler de ilk kez greve çıkacaklarını açıkladı.

 

2023’de kadınların maaşı daha yeni ödenmeye başlıyor

Sendikalar Kongresi’nin (TUC) yaptığı bir analize göre, Britanya’daki kadınlar, cinsiyetler arası ücret farkı nedeniyle 28 Şubat’tan itibaren genel olarak ücretsiz çalışmayı bıraktı.

Çalışan kadınlar, erkeklere kıyasla ortalama olarak yılın yaklaşık iki ayı ücretsiz çalışıyor. Tüm çalışanlar için cinsiyete dayalı ücret farkı şu anda yüzde 14.9. Bu, kadınların ücretlerinin erkek meslektaşlarına yetişmesi için 54 gün fazladan çalışması gerektiği anlamına geliyor. 50 ile 59 yaş arasındaki kadınlar yüzde 20.8 ile en yüksek negatif ücret farkı dayatmasına muhatap olduklarından 76 güne eşdeğer süreyle ücretsiz çalışıyor.

TUC’nin yeni Genel Sekreteri Paul Nowak, mevcut ilerleme hızıyla aradaki farkın kapanmasının 20 yıldan fazla süreceğini söyledi. Nowak, “Bu yeterince iyi değil. Bir başka bir kadın neslini daha eşitsizliği ödemeye sevk edemeyiz” dedi.

Nowak şöyle devam etti: “İşyerlerinin sadece cinsiyete dayalı ücret farklarını yayınlamalarının işe yaramadığı açık. Şirketlerin, ücret farklarını kapatmak için hangi adımları atacaklarını açıklayacakları planlar yayınlamaları zorunlu kılınmalı. Yasalara uymayan patronlara ise para cezası verilmelidir.

TUC’nin analizi, ayrıca, kadınların iş ve bakım sorumluluklarını dengelerken mali bir darbe ile karşı karşıya olduğuklarını ortaya çıkardı.

Nowak, pandeminin kadınların bakım sorumlulukları ile işlerini dengelemelerine yardımcı olmak için daha fazlasının yapılabileceğini gösterdiğini söyledi ve bu kez kadınlara yardımcı olayım derken kapitalistlerin kârlarını katlandırdıkları neoliberal “esnek çalışma” uygulamasını savundu: “Esnek çalışma, anneleri işte tutmanın anahtarı ve cinsiyetler arası ücret farkını kapatmanın en iyi yolu. Yasayı değiştirmeliyiz. Tüm işçiler, işteki ilk günlerinden itibaren yasal olarak esnek çalışma hakkına sahip olmalıdır.

Analiz, ülkenin bazı bölgelerinde cinsiyete dayalı ücret farklarının daha da büyük olduğunu, dolayısıyla kadınların ödeme gününün yılın ileriki zamanlarında olduğunu gösteriyor.

Cinsiyetler arası ücret farkının en fazla olduğu bölge, İngiltere’nin Güneydoğusu (yüzde 17,9). Bu bölgede kadınlar, erkeklere göre 65 gün (6 Mart 2023’e kadar) ücretsiz çalışıyor.

TUC, cinsiyet arası ücret eşitsizliğindeki bölgesel farklılıkların, ülkenin belirli bölgelerinde yaygın olan iş türleri ve sektörlerdeki farklılıklardan kaynaklanabileceğini söyledi.

Cinsiyetler arası ücret farkı raporlaması 2017’de başlamasına rağmen, TUC tarafından yayınlanan analiz, birçok sektörde hala büyük ücret farkları olduğunu gösteriyor. Eğitim ve sağlık gibi kadın işçilerin baskın oldukları işlerde bile bu ücret farkı varlığını koruyor.

Bu sektörlerde kadınlar, hem yarı zamanlı işlerde çalışma olasılıklarının daha yüksek olması, hem de daha düşük ücretlerle çalışmaları nedeniyle, erkeklerden ortalama olarak saat başına çok daha az ücret alıyorlar.

Eğitimde, ücret farkı yüzde 22.2. Bu nedenle ortalama bir kadın, 22 Mart 2023’e kadar yılın beşte birinden (81 gün) fazla bir süre ücretsiz olarak çalışmış oluyor. En uzun bekleyiş finans ve sigorta işkolunda. Bu alanda ücret farkı yüzde 31.2. Yani 114 güne eşdeğer ve kadınlar 23 Nisan 2023’ye kadar – yılın yaklaşık üçte biri boyunca – ücretsiz çalışmaya zorlanmış oluyor.

Cinsiyetler arası genel ücret farkı, en son resmi verileri kullanan tüm erkek ve kadın çalışanlar için, fazla mesai hariç, tüm medyan saatlik ücretler göze alınarak hesaplanıyor.

 

İrlanda halkı bir kez daha pazarlıkların arasında

Bir yıldan uzun süre hükümetsiz kalan Kuzey İrlanda, Londra’daki Westminster Parlamentosu’nun uzaktan yönettiği bir ülke haline geldi. Bunun sebebi, 5 Mayıs 2022 tarihinde yapılan seçimlerde ilkkez ulusalcıların (Sinn Fein) en fazla sandalyeyi elde etmesinin ardından sağcı ve İngiltere yanlısı DUP’nin hükümet kurmayı engellemesi.

DUP NEDEN ENGEL OLUYOR?

Demokratik Birlik Partisi (DUP), Avrupa Birliği’nden ayrılma (Brexit) yanlısı bir kampanya yürütmüş olmasına karşın, Avrupa Birliği ile Birleşik Krallık arasında imzalanan Brexit anlaşmasını hiç onaylamadı, bazı şartlar öne sürdü. Bu şartların başında, İrlanda adasının güneyindeki İrlanda Cumhuriyeti ile sınır kontrolünü hayata geçirmek istemesi geliyor.

Ünlü “Kutsal Cuma Anlaşması”na göre Kuzey İrlanda’da her zaman koalisyon iktidarı olmak zorunda. “Güç Paylaşımı” olarak da bilinen anlaşma gereği, sağcı ve İngiliz işgalini savunan birlikçilerle ulusalcılar arasında hükümet paylaşılacaktı. Birinci partinin yerel parlamentonun başbakanı, ikinci partinin ise başbakan yardımcısı görevine gelmesi gerekiyor.

Kutsal Cuma Anlaşması’nın hayata geçirildiği 10 Nisan 1998 tarihinden bu yana birinci parti olan DUP, ilk kez ikinci parti durumuna düştü ve anlaşmanın “Güç Paylaşımı”na uymadı. Anlaşmaya göre böyle bir hakkı da var. DUP, başbakan yardımcısı, diğer adıyla birinci bakan yardımcısı tayin etmediği için hükümet kurulamıyor. Buna gerekçe olarak, Brexit anlaşmasındaki sınır kontrol yöntemlerine olan itirazını gösteriyor.

KUZEY İRLANDA, AB İLE BİRLEŞİK KRALLIK ARASINA SIKIŞTI

İrlanda halkı, yaklaşık bir asır önce İngiliz işgaliyle ikiye bölünmüş olmasına rağmen, ilişkilerini diri tutmayı başardı. Ticaretten kültüre, politikadan üretime kadar halk diyaloğunu hiç kaybetmedi. Bu yüzden Brexit anlaşmasında sınır iki İrlanda arasında değil, aslında Britanya ile İrlanda adası arasındaki İrlanda Denizi’nde çizildi. Yani, Birleşik Krallık’ın 4 ülkesinden biri olmasına rağmen neredeyse “özel bir muamele” gören Kuzey İrlanda, AB içinde kalmış gibi oldu.

DUP, bu duruma itiraz ederek seçim öncesi “Güç Paylaşımı” iktidarından çekilmişti. O zamandan bu yana hükümet kurulamıyor.

Rishi Sunak Devreye Girdi

Bu tartışmaların ardından Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak ile AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen arasında yapılan görüşmede bir anlaşma sağlandığı açıklandı.

Buna göre, daha önce Boris Johnson tarafından yapılan anlaşma devre dışı kalmış oldu. Yeni anlaşmayla, Britanya adası ile Kuzey İrlanda arasındaki ticari ilişkiler ağırlıklı olarak Brexit önceki haline getirilirken, bu yüzden kurulamayan Kuzey İrlanda Bölgesel hükümetinin kurulması da hedefleniyor.

Son genel seçimde birinci parti olan Sinn Fein, yapılan anlaşmadan memnun olduklarını açıklarken birlikçi DUP tereddütle yaklaştı.

Kutsal Cuma Anlaşması’na göre en çok milletvekili çıkaran iki partinin hükümeti kurması gerekiyor. İkinci büyük parti olan DUP, geçtiğimiz yıl yapılan seçimlerden sonra koalisyon hükümetinde yer almamış ve yaklaşık 9 aydır hükümet kurulamamıştı.

Bütün çabaların ve AB ile Birleşik Krallık arasındaki yeniden görüşme trafiğinin sebebi Kuzey İrlanda hükümetini kurmak olduğu bilinmesine rağmen, Sunak bu konuda yorum yapmadı.

DUP ile Birleşik Krallık arasında da yeniden görüşmeler olacak.

DUP hükümette yer almayı kabul ederse Sinn Fein, Birinci Bakanlık görevini yapacak. Bu da ilk kez bir ulusalcı ve Birleşik İrlanda’yı savunan bir partinin Kuzey İrlanda’da iktidar olması anlamına geliyor.

Ne Olmuştu?

5 Mayıs 2022’de yapılan genel seçimlerde Sinn Fein 27 ve DUP ise 25 milletvekili çıkarmıştı.

DUP hükümet kurmaya yanaşmayınca, Kutsal Cuma Anlaşması’na göre 6 ay beklendi. 6 ay sonunda hükümet hâlâ kurulmadığı için Westminster Parlamentosu’nda özel bir yasa çıkarılarak, Kuzey İrlanda hükümetinin kurulabilmesi için süre uzatıldı.

Buna rağmen hükümet kurulamadı ve mayısta tekrar seçime gidilmesi söz konusu olacak.

Sinn Fein lideri Michelle O’Neill, İrlanda halkının geleceğiyle oynamanın hiç kimsenin hakkı olmadığını belirterek bir an önce birinci bakan olma yetkisini alması için DUP’nin birinci bakan yardımcısını belirlemesini istedi.

 

Rekor seviyelerde olan gaz ve elektrik fiyatlarına yeni zamlar kapıda

Son 12 ay içerisinde yaptıkları zamlarla kârlarını rekor düzeylere çıkâran enerji şirketleri, tarifelerine Nisan’dan itibaren yeniden zam yapmaya hazırlanıyor. Hükümetin 1 Ekim’de getirmiş olduğu düzenleme ile yıllık ortalama 2 bin 500 sterlinle sınırlanan gaz ve elektrik faturaları için üst sınır Nisan itibarı ile 3 bin sterline çıkacak. Son 12 ay içerisinde Birleşik Krallık’ta elektrik fiyatları % 66,7, gaz fiyatları ise % 129,4 oranında zamlandı. Nisan’da % 40 daha zamlanacak olan enerji fiyatlarında ki artış yıl boyunca devam edecek. Artan enerji fiyatlarından kaynaklı olarak ülke çapında gaz ve elektrik kullanımı geçen yıla göre düşmüş durumda.

Halk yoksullaşırken, enerji şirketlerinin kârları rekor kırıyor

Milyonlarca aile enerji yoksulluğu yaşar ve yüz binlerce evin saatleri borçlarından dolayı sökülürken enerji şirketlerinin kârları rekor düzeyde artmaya devam ediyor. Geçen ay kârlarını rekor seviyede arttırdıklarını duyuran Shell, BP ve British Gas’a bu ay Equinor ve EDF’te dahil oldu. Shell son 115 yılın en fazla kârı ile 2022 yılında 32.2 milyar sterlin kâr ettiğini açıkladı. BP ise bir önceki yıla göre kârını 10.6 milyar arttırarak 23 milyar sterline çıkârdı. British Gas ise 2021’de ki kârını bu yıl üçe katlayarak 3.3 milyar sterline çıkardı. Britanya’nın en büyük gaz sağlayıcısı olan Norveç devletine ait Equinor’da kârını rekor düzeyde arttırdı. Equinor’ın açıkladığı yıllık kârı 62 milyar sterlin. Tüm enerji şirketleri de elde ettikleri rekor düzeydeki kârlar nedeniyle hissedarlarına yaptıkları kâr payı ödemelerini arttırdı. Yani yoksulların boğazlarından kısarak ödedikleri faturalardan elde edilen kârlar zenginlerin kasalarına gitti.

Hisselerinin çoğu Fransız devletine ait olan EDF enerji, küresel ölçekte geçen yıl zarar ederken Birleşik Krallık’ta kârla çıktı. 2021 yılında 21 milyon zarar açıklayan EDF geçen yıl 1.12 milyar sterlin kâr elde etti. Birleşik Krallık’ta yaklaşık 5 milyon eve gaz ve elektrik sağlayan EDF enerjinin hisselerinin %84’ü Fransızdevletine ait. Fransa EDF’in kalan %16 hissesinide bu yıl içinde satın alarak dünyanın en büyük elektrik üreticisinin tamamını kamulaştıracak.

Yeni zamlar durdurulsun talebi

Milyonlarca aile kışın en soğuk olduğu bugünlerde evini ısıtabilecek durumda değil. Yukarıda isimlerini andığımız dev enerji şirketleri toplamda 100 milyar sterlinden fazla kâr elde etmiş olmasına rağmen Nisan ayında fiyatlarını hükümetin onayıyla %40 arttıracaklar. Hane başına yılda ortalama 500 sterline tekabül edecek olan bu artış faturalarını ödeyemeyenlerin ve evlerini ısıtamadıkları için sağlık sorunları yaşayanların sayısını arttıracak. Enerji fiyatlarındaki artışın milyonlarca insanın hayatında yaratacağı tahribata dikkat çeken yoksullukla mücadele eden kurum ve vakıflar hükümete çağrı yaparak Nisan’da yapılacak zamların geri alınmasını talep etti. Zamların geri alınması için 38 Degrees web sitesi üzerinden bir imza kampanyası da başlatılmış durumda. Kampanyaya destek vermek isteyenler bu link üzerinden imza verebilir. https://act.38degrees.org.uk/act/cancel-energy-price-hike

Soğuk Gerçekler

3.2 milyon – 2020’de İngiltere’de enerji yoksulluğu içinde olan evlerin sayısı

7 milyon – Tahmini olarak 1 Ekim 2022 itibarı ile Birleşik Krallık’ta enerji yoksulluğu içinde olan evlerin sayısı

8.6 milyon – 1 Nisan’da başlayacak olan tarifeden sonra enerji yoksulluğu yaşayacak evlerin sayısı

7409 – Evlerin ısıtılamaması nedeniyle soğukların neden olduğu ortalama ölüm sayısı

 

İskoçya Özerk Yönetimi Başbakanı Nicola Sturgeon istifa etti… Nasıl bir bilanço bıraktı?

İskoçya Ulusal Partisi (SNP) lideri ve İskoçya Özerk Yönetimi Başbakanı Nicola Sturgeon sekiz yıldır yürüttüğü parti liderliği ve başbakanlık görevlerinden istifa etti.

Aklım ve kalbim görevi bırakmak için zamanın doğru olduğunu söylüyor” sözleriyle 15 Şubat’ta sürpriz istifa kararını açıklayan Sturgeon, yeni lider seçilene kadar görevine devam edeceğini belirtti.

SNP lideri ve başbakan olarak görev yapan ilk kadın ve bu görevde en uzun süre kalan kişi olan 52 yaşındaki lider, ülkeyi yönetmenin kendi üzerinde yarattığı “fiziksel ve ruhsal etkiyi” gözden geçirmek zorunda kaldığını söyledi. Açıklamasında, siyasetin ön saflarında 20 yıldır verdiği mücadelede karşılaştığı zorluklarda tereddüt etmediğini belirterek, kararının “kısa dönemli baskılardan kaynaklanmadığını” vurguladı.

Nicola Sturgeon, 2014’te İskoçya’da yapılan bağımsızlık referandumunda bağımsızlık yönünde oyların yüzde 45’te kalması nedeniyle eski SNP lideri Alex Salmond’ın istifa etmesi üzerine görevi devralmıştı.

2016’daki Brexit referandumunda Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı alması, İskoçya’nın AB’de kalmasını savunan SNP’nin bağımsızlık referandumunu yeniden gündeme getirmesine neden oldu.

BİRLEŞİK KRALLIK HÜKÜMETİNDEN İKİ ENGELLEME

İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrılarak bağımsız bir ülke olması gerektiğini savunan Sturgeon, Ekim 2023’te ülkede yeni bir bağımsızlık referandumu düzenlenmesini istemişti. Ancak bunun için Birleşik Krallık hükümetinin onayı gerekiyor ve hükümet bu onayı vermeyi reddediyor. İstifa konuşmasında bağımsızlık talebini tekrar dile getiren Sturgeon, referandumun engellenmesini “demokrasi rezaleti” olarak niteledi.

İskoç demokrasisini koruma ve halkın iradesini muzaffer kılma sorumluluğunun SNP’ye düştüğünü belirten Sturgeon, “Bunu başarmak için İskoç siyasetindeki bölünmeyi aşmamız gerekiyor ve bunun için yeni bir lidere ihtiyaç var” dedi.

SNP, bağımsızlık kampanyası ile ilgili olharak 19 Mart’ta özel bir konferans düzenleme kararı almıştı. Ancak lider seçiminden dolayı konferansın ileri bir tarihe ertelenebileceği öngörülüyor.

Birleşik Krallık hükümetinden bir diğer engelleme de, İskoçya’da trans bireylerin cinsiyetlerini hukuken değiştirmelerini kolaylaştıran bir yasal düzenlemeyle ilgili geldi. İskoçya Parlamentosu, uzun tartışmaların ardından bu düzenlemeyi Aralık ayında kabul etmişti. Ancak merkezi Birleşik Krallık hükümeti bu düzenlemeye onay vermeyeceğini açıkladı.

Sturgeon bunu “İskoçya Parlamentosu’na saldırı” ve “büyük bir hata” olarak nitelemiş, konuyu mahkemeye taşıyacaklarını söylemişti.

İSKOÇYA ÖZERK YÖNETİMİ

İskoçya, 1999’dan bu yana ülkenin iç işleyişiyle sağlık, eğitim, ulaşım vb. politikalardan sorumlu özerk bir hükümete sahip.

İskoçya’da 2007’ye kadar İşçi Partisi ile Liberal Demokratların koalisyon hükümeti iktidardaydı. Bu tarihten sonra ve 2021’e dek ise, SNP tek başına hükümet etti. Ardından Yeşiller’le koalisyon hükümeti kurdu. Bir sonraki seçimler ise 2026’da yapılacak.

Hayat pahalılığı, sağlık ve eğitim alanında mevcut sorunlar, hastanelerde uzun bekleme süreleri, öğretmenlerin ücret artışı talebiyle grevleri vb. sorunlar ülkenin yakıcı gündemleri arasında.

İskoçya’da İşçi Partisi’nin oylarını almak üzere eski lider Alex Salmond döneminde dile getirilen sosyal demokrat politikaların birçoğu söylemde kalsa da, ücretsiz kreş, ücretsiz okul yemekleri, çocuk başına 25 sterlin ödeme gibi önlemlerle çocuk yoksulluğunu azaltma, üniversite eğitimini yaygınlaştırma, yoksulların vergi yükünü bir miktar hafifletme gibi konularda Sturgeon’ın bazı adımlar attığı değerlendiriliyor.

Pandemi döneminde de Boris Johnson hükümetinin sergilediği “doğal seçilim” ya da “güçlü olan ayakta kalsın” tutumuna kıyasla Sturgeon’ın ne yaptığını bilen tavırları da daha insani bulunmuş ve Sturgeon’a puan kazandırmıştı.

Ancak Nicola Sturgeon’ın eşi ve SNP yöneticisi Peter Murrell’in partiye 107 bin sterlin borç vermesi konusu, polis soruşturmasına tabi tutulan Sturgeon’ın başını ağrıtan konular arasında.

Sturgeon, bağımsızlık kampanyasında önemli bir isimdi. Ancak, İskoç ekonomisine hükmeden yabancı sermayeye bağlılığı, AB, ABD, Britanya hükümeti ve NATO’yu uluslararası düzenin koruyucuları olarak gördüğü belirtilerek, eleştirilere de maruz kalmıyor değil.

Yeni seçilecek liderle SNP’nin bağımsızlık konusunda nasıl bir yol izleyeceği sorusu yanıt beklerken, İskoç halkının ekonomi, hayat pahalılığı, NHS gibi acil sorunlara öncelik verdiği değerlendirmeleri yapılıyor.

YENİ LİDER SEÇİMİ

SNP liderliği için üç aday var: Ash Regan, Humza Yousaf ve Kate Forbes. Nicola Sturgeon’ın Sağlık Bakanı Yousaf’ı desteklediği, ancak NHS’teki kriz nedeniyle adaylıktan çekilmesi çağrıları yapıldığı belirtiliyor. Finanstan sorumlu Forbes, SNP politikalarıyla uyumsuz, LGBT ve kürtaj haklarına sıcak bakmayan muhafazakâr bir isim olarak görülüyor. Regan ise, trans bireylerin cinsiyetlerini hukuken değiştirmeleriyle ilgili yasaya karşı çıkıp hükümetten istifa etmişti.

Partinin yaklaşık 100 bin üyesi 13 – 27 Mart tarihleri arasında oy kullanarak yeni liderlerini belirleyecek.

Yeni liderin seçilmesiyle birlikte Sturgeon da istifasını Kral 3. Charles’a sunacak.

 

Corbyn’e siyasi saldırı sürüyor, İşçi Partisi’nin eski lideri şimdi ne yapacak?

Arif Bektaş/Özden Dinç

İşçi Partisi’nin Genel Başkanı Keir Starmer 15 Şubat’ta yaptığı açıklamada, partinin eski lideri Jeremy Corbyn’in önümüzdeki genel seçimlerde İşçi Partisi’nden milletvekili adayı gösterilmeyeceğini söyledi. Starmer’ın partinin başına geçmesinin ardından başlattığı, Corbyn’e ve Corbyn destekçilerine yönelik “cadı avı”, sosyalist örgütler ve bazı sendikalar tarafından İngiltere’deki yerleşik yapının, demokrasiye karşı ilan ettiği bir “savaş” olarak yorumlanıyor. Corbyn’in yanısıra ve aralarında ünlü yönetmen Ken Loach’un da* bulunduğu İşçi Partisi’nin sol kanadından çok sayıda isme yönelik medya üzerinden de desteklenen bu saldırının, parti içinde nasıl örgütlendiği “The Labour Files”** isimli belgeselde kanıtlarıyla ifşa edilmişti.

(*ilgili haber: https://www.evrensel.net/haber/440323/starmerin-ekibi-unlu-yonetmen-ken-loachu-isci-partisinden-ihrac-etti)

(**ilgili kaynak: https://www.ajiunit.com/investigation/the-labour-files/ )

El Cezire televizyonu tarafından birkaç ay önce yayınlanan belgeselde, parti içi yazışmalar ve tanıkların ifadeleri doğrultusunda Jeremy Corbyn’e verilen desteğin parti içinde fabrikasyon anti-semitizm soruşturmaları ve ırkçılık suçlamalarıyla baltalanarak 2019 genel seçimlerinin nasıl kaybedildiği aktarılıyor. Belgeselde ayrıca kamu yayıncısı BBC’nin, Panorama haber programında “İşçi Partisi ve Antisemitizm” bölümünün, Corbyn destekçilerini karalamaya dönük bir kurgu içerdiği ve haberdeki suçlamaların gerçekle örtüşmediği ifade ediliyor.

Ancak “The Labour Files”ta yer alan tüm bu sarsıcı konular, İngiltere basını tarafından adeta görmezden gelindi. Bu durum Corbyn’e ve temsil ettiği siyasete yönelik saldırının sürdüğünü gösteriyor. Corbyn’in 1983’ten bu yana kesintisiz olarak temsilcisi olduğu Londra’nın Islington North bölgesinden İşçi Partisi adayı gösterilmeyeceği açıklaması da bu organize saldırının devamı niteliğinde.

Yapılan yorumlarda Corbyn’in önünde şu andan itibaren üç seçenek olduğu ifade ediliyor. Bunlar Corbyn’in Islington North bölgesinden bağımsız aday olması; yeni bir siyasi parti kurması ve Londra büyükşehir belediye başkanlığına aday olması. Bağımsız aday olması halinde Corbyn’in seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor ancak bu durumun emsaller gözönüne alındığında Corbyn’in siyasi geleceğinin sonu olabileceği konuşuluyor. Londra belediye başkanlığı konusunda ise İşçi Partisi’nin çıkaracağı bir aday ile Corbyn arasında sol oyların paylaşılması durumunda, Londra’nın Muhafazakar Parti’nin eline geçebileceği endişesi hakim. Bir diğer seçenek olan yeni bir siyasi partinin örgütlenmesi ve başına da Corbyn’in geçmesi ise ülkede devam eden grevlerin nereye evrileceği ve sendikal hareketin tutumuyla yakından ilişkili. Starmer yönetimindeki İşçi Partisi, başta UNITE ve RMT olmak üzere sendikalar nezdinde itibarını kaybetmiş olsa da -şimdilik- seçimlerde Muhafazakar Parti karşısında “ehveni şer” bulunarak destekleneceğe benziyor.

Corbyn Ne Diyor?

Jeremy Corbyn, geçtiğimiz yıl parti üyeliği askıya alındığından bu yana (Corbyn şu anda yine İşçi Partisi üyesi) her fırsatta İşçi Partisi temsilcisi olarak seçimlere girmek istediğini dile getiriyor ve diğer seçenekler hakkında konuşmaktan imtina ediyor.

Corbyn, gelecek seçimlerde İşçi Partisi’nden aday gösterilmeyeceği açıklamasına dair sosyal medya hesabı üzerinden verdiği cevapta; Islington North için İşçi Partisi üyesi olarak aday olmasını engellemeye yönelik girişimlerin, bölgedeki seçmenlerin demokratik haklarına yönelik “pervasızca bir saldırı” olduğunu söyledi. Corbyn seçimlerde kimin aday olup olmayacağına parti liderinin değil seçim bölgesindeki İşçi Partisi üyelerinin karar vereceğini hatırlattı ve bağımsız aday olmak gibi bir niyetinin bulunmadığını belirtti.

(ilgili tweet: https://twitter.com/jeremycorbyn/status/1625918105439404033?s=20 )

İşçi Partisi’nin eski lideri Corbyn birkaç ay önce kendisiyle yaptığımız (yayınlanmamış) özel bir söyleşide de, İşçi Partisi üyesi olduğunu ve İşçi Partisi milletvekili olarak kalmaya kararlı olduğunu vurgulamıştı. “Yeni bir parti kurmayı düşünüyor musunuz?” sorusunu yönelttiğimiz Corbyn şunları söylemişti: “Ben İşçi Partisi’nin bir üyesiyim. Parlamento üyesiyim ama parlamentodaki İşçi Partisi’nin üyesi değilim. Barış ve Adalet Projesi’ni (Peace and Justice Project: Jeremy Corbyn’in öncülüğünde kurulan sivil toplum örgütü) desteklemek, seçmenlerimi temsil etmek ve ayrıca İşçi Partisi’ne kendi üyelerini kızağa çekmenin doğru bir siyaset olmadığını, iyi bir demokrasi olmadığını ve işçi sınıfını güçlendirmediğini anlatmak benim odaklandığım konular. Dolayısıyla bu konular üzerine odaklandım. Hayır, şu anda parti kurmayı planlamıyorum.”

“Jeremy Corbyn bir partinin lideri olursa biz de ona katılırız” diyenlere müteşekkir olduğunu belirten İşçi Partisi’nin eski lideri bahsi geçen söyleşide ayrıca kendisine yönelik “siyasi saldırı”nın iki eksenli olduğu tespitini yapmış ve şöyle demişti: “Öncelikle aşırı sağ görüşlü milyarderler tarafından kontrol edilen medyanın İşçi Partisi’nin liderliğine, yani bana ve siyasi tutumumuza yönelik olabilecek en sert saldırısıyla karşılaştık. Seçimi kaybetmemizin en temel nedeni budur. (…) İşçi Partisi’nin parlamentodaki yönetici kadroları içinde beni sindirmek için elinden geleni yapanlar gibi önemli unsurlar da söz konusuydu ve elbette bu durum şansımızı azalttı. Ancak şunu belirtmeliyim ki milyonlarca kişi kampanyalarımıza katıldı ve İşçi Partisi’ne oy verdi ve yüzbinlercesi de partiye katıldı ve oldukça faal oldu. Ve artık bu şekilde politize olmuş/siyasallaşmış bir nesil var ve bunu kimse yok sayamaz. Onları demiryolu işçilerinin grevlerinde, öğretmenlerin grevlerinde ve hatta savunma avukatlarının grevlerinde grev gözcülerinin yanında ve elbette kamu hizmetlerinin savunulduğu tüm kampanyalarda görebilirsiniz.”