Ana Sayfa Blog Sayfa 60

Batı’nın maşası Ukrayna yolsuzluk batağında 

0

Başta ABD ve İngiltere olmak üzere batılı emperyalistler tarafından kışkırtılıp Rusya’nın önüne atılarak maşa olarak kullanılan üyesi olmamakla birlikte NATO’nun “savaş cephesi” durumunda. Zaten Zelensky “Ukrayna fiilen bir NATO ülkesi” diyor. Haksız da değil!

Ancak Batılılar Ukrayna’yı Rusya’nın pençesine atıp halkını Rus uçak ve füzelerine kurban etseler de, savaşa sürdükleri bu ülkeye yardımda kusur etmiyorlar. Hem gelişkin ağır silahlarla cephane göndermeye hiç ara vermediler hem de parasal olarak destekliyorlar. Müttefiklerinmali, askeri ve insani yardımı milyarlarca doları buluyor. Mecburlar, yoksa alt yapısının çoğu çöken Ukrayna’nın kendi adlarına bu savaşı sürdürme olanağı yok.

Silah ve cephane yenmese bile dolar ve Euro yeniyor! Ve bugünlerde Ukrayna yolsuzluk haberleriyle çalkalanıyor. Hükümet kadrolarında bu nedenle hızlı bir değişim görülüyor. İstifa ve görevden almalar birbirini izliyor. Zelensky bu yolsuzluklarla ilgili tavizsiz görünüyor; çünkü yolsuzlukların batı yardımlarını riske edeceğinin farkında. Şimdiden bazı Amerikalılar Ukrayna’ya yardımların sınırlandırılmasını ister oldu.

Bir örnek, eski başbakanlardan Timoşenko ailesinden Zelensky’nin özel kalem müdürü yardımcılığın yapan Kirilo Timoşenko. Birkaç ay bir Porche araba kullandığı videoyla kanıtlanan bu kişi, ailesini bir malikaneye taşıdığı haberlerinin yayılmasının ardından istifa zorunda kaldı. Altyapıdan sorumlu bakan yardımcısı Lozinski bütçeden yaklaşık 400 bin dolar zimmetine geçirdiği gerekçesiyle gözaltına alındı. Savunma Bakanı Reznikov hakkında bakanlığa gıda alımı ihalesinin bedelini yüksek gösterdiği iddiasıyla soruşturma var. Şimdiden istifa eden bürokrat sayısı 10’u geçti.

ExxonMobil, enerjide ‘aşırı kazanç vergisi’ koyan AB’ye dava açtı

0

AB özellikle Ukrayna Savaşı sonrasında fiyatı tavan yapan enerji sektöründe faturalarla halkın sırtına binen yükü paylaştırma adına, fiyat artışı nedeniyle büyük kârlar elde eden enerji tekellerine “aşırı kazanç vergisi” koymuştu. Buradan elde edilen gelir, halkın enerji harcamalarını desteklemek amacıyla kullanılacaktı.

Pandemide milyarlarca Euroluk desteklerden yararlanan tekeller küçük bir vergi artırımı karşısında sessiz kalmadı. Karar üzerine önce Amerikan Chevron tekeli AB’yi, aşırı kazanç vergisinin” Avrupa’daki enerji yatırımları düşüreceğini açıklayarak uyardı.

Ardından ABD merkezli enerji devi ExxonMobil, enerji şirketlerine aşırı kazanç vergisi koyan Avrupa Birliği’ne (AB) dava açtı. Tekel, Avrupa Adalet Divanı’na bağlı Lüksemburg’daki AB Genel Mahkemesi’ne verdiği dava dilekçesinde, ek verginin yapmayı öngördüğü yatırımlarının azalmasına yol açacağını ve genel olarak yatırımcıları ve enerji yatırımlarını olumsuz etkileyeceğini belirtti.

Son 10 yılda Avrupadaki rafineri projelerine 3 milyar dolar yatırım yaptıklarını ve üretimi artırdıklarını söyleyen ExxonMobil Sözcüsü Norton, Reuters ajansına verdiği demeçte bu ekverginin Avrupa’da enerji üretimini düşüreceğini ve Avrupa’nın kıta dışından gelecek enerjiye bağımlılığının artacağını belirtti.

ABD’de yeni George Floyd Olayı

0

ABD’nin Memphis kentinde 7 Ocak’ta yine bir siyah polis tarafından dövülerek öldürüldü.

29 yaşındaki Nichols 7 Ocak’ta dikkatsiz araç kullandığı gerekçesiyle polis tarafındandurduruldu. Hışımla üzerine gelen polislerden kaçmaya çalış, ancak yakalan ve ağır şekilde dövüldü. Tepkiler üzerine Nichols’un vahşice dövüldüğünü gösteren polislerin vücut kameralarıyla çekilmiş 4 video görüntüsü yayımlan ve büyük öfkeye neden oldu.

Siyah genci döven beş polis önce gözaltına alınmış, ancak 4’ü serbest bırakılmıştı. Üstelik beş polis de siyahtı. Görüntülerde polis saldırısı sırasında, Nichols’un 100 metre uzaktaki evindeolan annesine defalarca seslendiği duyuluyordu.

Nichols, üç gün sona 10 Ocak’ta yaşamını yitirdi. Videoların yayınlanmasıyla gece Memphis’te protestolar patlat verirken, bazı göstericiler şehirdeki ana otoyolu kapattı. Gösteriler, Atlanta, New York, Washington gibi çok sayıda kente yayıldı.

Floyd’un öldürülmesinin ardından özellikle Memphis’te bütçesi azaltılarak polis teşkilatınınlağvedilip yeniden kurulması talep edilmişti. Memphis’i yöneten Demokratlarsa tersine bütçesini artırdıkları polisi Hispanikler ve siyahların görevlendirilmesiyle çeşitlendirdi. Şimdi Memphis halkının %65’i, polislerin ise % 56’sı Afro-Amerikan. Ama bu önlem işe yaramadı. Memphis Polisi Nichols’u öldüren polislerin bağlı olduğu “Akrep” adlı özel birimi dağıtmakla ve cinayet suçlusu beş polisi işten çıkarmakla yetindi.

Ülke ölçeğinde süren gösterilerde, Memphis’te ve ülke genelinde siyahlara şiddet uygulamayı alışkanlık haline getiren polislik sisteminin değiştirilmesini talep ediliyor.

19. Yüzyıl İngiltere’sinde Enternasyonalist Eylemler

Devrim öldü! Yaşasın devrim!”, Marx’ın Fransa’da 1848 Devrimi’nin yenilgisinden sonra attığı bir slogandı. Eş zamanlı olarak İngiltere’de de Chartism yenilgiye uğramış ve işçi sınıfı hareketi Avrupa çapında bir suskunluk dönemine girmişti. Fakat Marx’ın umut ve inanç dolu bu haykırışı gök kubbede yankılanmaya ve karşılık bulmaya devam ediyordu.

1860’lı yıllarda Marx, Londra’da Uluslararası İşçi Birliği’nin kurulması çalışmaları sırasında, özellikle Liverpool ve Lancashire işçi sınıfının durumunu ayrıntılı olarak inceledi ve konuşmalarında ve yazılarında yaşanan vahşi çalışma koşullarına, yoksulluğa, hastalıklara ve mücadele olanaklarına geniş yer verdi.

Marx’ın Uluslararası İşçi Birliği’nin kuruluş çağrısı konuşmasında ayrıntılı olarak belirttiği gibi, 1850- 1860 yılları arasında İngiltere, büyük bir ekonomik patlama yaşıyor, hızlı bir sanayileşme ve büyüyen dış ticaret sayesinde zenginlik artıyordu. Ancak bu ekonomik kazanımlar burjuvaziyi besleyip büyütüyor, ama aynı zamanda İngiliz işçi sınıfını olduğu kadar İrlanda köylülerini de aşırı derecede yoksullaştırıyordu. Özellikle büyük pamuk ve tekstil endüstrilerinde faaliyet gösteren kuzeydeki pamuk işleme (bunlara değirmen deniyordu) kasabalarında büyük kitleler halinde yaşayan işçiler, sık sık protesto gösterileri ve direnişler yapıyorlardı.

1848’de Chartismin ciddi yenilgisinden sonra 1880’lerde yeni sendikaların faaliyete geçmesiyle birlikte mücadele yeniden canlanmış, 30 yıl süren geri çekilme durmuştu. Özellikle üç ana cephede, yani grevler, enternasyonalizm ve genel oy hakkı için ajitasyon faaliyetlerinde kesin bir artış gözleniyordu. Bu dönemde, 1860’ta inşaat işçilerinin 9 saatlik bir iş günü için grevleri, süreci etkileyen en önemli eylemlerdendi. Diğer alanlarda da yeni sendika organları kuruluyordu. 1867’de işçi sınıfının uzun mücadeleler sonucunda oy kullanma hakkını elde etmesi, siyasi hayatta yeni bir dönem açtı. Aynı yıl, Londra’da genellikle polis yasaklarına veya baskıya meydan okuyan büyük gösteriler de bu canlanmanın bir parçasıydı.

Yine bu yıllarda işçi sınıfı içinde, enternasyonalist hareketlerde önemli bir artış oldu. 1860’larda enternasyonalist eğilimler işçiler arasında yaygındı ve bu fikirler, içlerinde Marx’ın da bulunduğu sosyalistlerin yardımıyla milliyetçiliği ve ırkçılığı altüst eden önemli dayanışma hareketlerinin temelini oluşturuyordu.

The London Working Men’s Garibaldi Committee adlı kuruluş, İtalyan devrimci Garibaldi’nin ülkeden çıkarılmasına karşı büyük bir gösteri düzenledi. Rus İmparatorluğu’nun Polonya halkına karşı baskılarına karşı da, gösteriler yapıldı. O sırada Londra’da bulunan Karl Marx, Polonya hakkında bir bildiri yazdı. İşçi sınıfı örgütleri, mitingler düzenlendi ve başbakan Palmerston’a Rusya’ya karşı eylemde bulunması için baskı yapıldı.

Marx’ın yazdığı bildiri, aynı zamanda, dönemin en önemli uluslararası dayanışma hareketine de değiniyordu. Özellikle bir olay, Lancashire işçilerinin enternasyonalist duygularını göstermesi bakımından dikkat çekiciydi.

Lancashire’ın değirmen işçileri Amerika’da Abraham Lincoln tarafından sürdürülen kölelik karşıtı mücadeleyi desteklemek için eyleme geçtiler. [1]

O sırada Britanya Hükümeti, güneyli köle sahiplerinin ordusunu desteklemek üzere, Lincoln’a karşı bir donanma gönderme niyetindeydi. İngiliz burjuvazisiyle köle sahibi güneyliler arasındaki sıkı ekonomik bağlar bunu gerektiriyordu. Mart 1863’te Londra esnaf konseyi tarafından düzenlenen kitlesel toplantı, işçi sınıfının köleliğin kaldırılması için dayanışma hareketinde zirve noktası oldu. İşçi sınıfının güçlü enternasyonalist direnişi Muhafazakârların planını bozdu. Marx bu başarıyı, işçi sınıfı tarihinin en onurlu eylemlerinden biri olarak selamladı.

Bu kitlesel toplantıda alınan kararda şu slogan yer alıyordu:

“Emek davası tüm dünyada ortaktır!”

Bu, işçi sınıfının enternasyonalist kavrayışını yüksek düzeyde temsil eden, siyah Amerikalı köleleri ve bütün dünya işçilerini kapsayan bir slogandı.

  1. Konuya dikkat çeken meraklı okurumuz Çağdaş Canbolat’a teşekkür ederiz.

 

İngiltere: İşçilerin sermayenin yakasından tutacağı bir yıl

İngiltere geçtiğimiz yaz 40.3 dereceyi görerek tarihin en sıcak günlerini yaşadı. Ama asıl ortalığı kasıp kavuran işçiler oldu. Yüzlerce grev alanıyla 1970’lerden bu yana en büyük grev dalgasıyla sokaklar ısındı.

Siyasette de rekor bir sıcaklık yaşandı. Bakanlar, başbakanlar, liderler geldi gitti derken İngiltere siyaset tarihinde bir yılda üç başbakan Başbakanlık Konutu olan 10 Numara’ya taşındı. Tarihin en kısa süreli başbakanı olarak Liz Truss da 45 gün için 10 Numara’nın sakini olabildi.

Olağanüstü gelişmeler bununla da bitmedi. Fakirden daha fazla vergi alıp, zenginin vergilerini azaltan ve bu yüzden sermaye çevreleri ve merkez bankasının bile “Bu kadar da olmaz” diyerek tepki gösterdiği Liz Truss iktidarı alaşağı edilince, yerine İngiltere tarihinde ilk kez bir göçmen ailenin oğlu Rushi Sunak geçti.

ASIL GÜNDEMİ İŞÇİLER BELİRLEDİ

Bu yıl siyasetçilerin ve yaşamını yitiren 2. Elizabeth’in koltukları gündemi oldukça meşgul ederken temel gündem ise işçiler ile patronların ve hükümetlerin kapışması oldu. Birleşik Krallık işçileri, yıllardır çeşitli bahanelerle ücretlerine zam yapılmadan, iş koşullarının ağırlaştırılmasına artık isyan etti.

Yılın başından itibaren bir küçük işletme ve bazı sektörlerde grevler olduysa da asıl olarak demir yolu işçilerinin grev kararı meydanları ısıttı. 21, 23, ve 25 Haziran 2022 günlerinde yapılan greve katılım ve halkın desteği yoğun oldu.

Hemen sonrasında tüm sektörler grev oylamalarına başladılar. Sağlıktan eğitime, ulaşımdan inşaata, kamu işçilerinden belediye işçilerine kadar milyonlarca işçi grev oylaması yaptı. Oylamaların büyük bir çoğunluğu grevden yana çıktı. Hem de en az yüzde 90 “evet” oyuyla.

KAZANIMLAR

Birçok grev kazanımla sonuçlandı. Bazı işyerlerinde ise işçileri grev kararı alır almaz patronlar, talepleri kabul etti. Grevi göze alamadılar. Liverpool liman işçileri, eylülde başlattıkları grevlerini birkaç hafta içinde zaferle taçlandırdı. Tüm talepleri kabul edildi.

Hull’da otobüs şoförleri, Coventry’de belediye işçileri, Sheffield’de Rolls Royce işçileri, Londra’da otobüs şoförleri sadece bazı örneklerdi. Birçok işyerinde, yüzde 20’ye varan, enflasyonun üzerinde ücret zammı elde edildi.

BİR YILDA ÜÇ HÜKÜMET

İngiltere’de Muhafazakar Parti hükümeti iktidarda. Ancak hükümet krizi yıl boyu sürdü. Geçtiğimiz 7 Temmuz’da, biriken yolsuzlukları ve özellikle pandemi döneminde söylediği yalanların ortaya saçılmasının ardından istifa eden Başbakan Boris Johnson’ın yerine Liz Truss geçti. Sadece 45 gün görev yaptı. İstifa etmek zorunda kaldı. Son olarak Rishi Sunak yeni kabine ile devam ediyor.

Görünürde üç ayrı hükümet kurulmuş olsa da benzer yanları çok. Örneğin hepsi işçilerin haklarını hedef aldı.

Salgın döneminde 10 Numara’nın kapısına çıkarak sağlıkçıları alkışlayan ve her gün televizyonlarından sağlık emekçilerini övüp duran eski Başbakan Johnson ve bakanları, işçilerin zam talebini ise duymazlıktan geldi. Salgında 12-14 saat çalıştırılan sağlık emekçilerinin zam istemesi neredeyse vatan hainliğiyle ya da insanların sağlığını tehlikeye atmakla suçlandı.

Ardından Liz Truss geldi. Truss, daha parti liderliği ve dolayısıyla başbakanlık yarışındayken, grevleri yasaklamanın yollarını arayacağını ve grevlerin gerçekleşmemesi için daha ağır sendikal yasalarını hayata geçireceğini söylüyordu.

SUNAK’IN GÜNDEMİ

Başbakan olduğunda da bir yandan başlayan işçi grevleri, bir yandan halkın hayat pahalılığı karşısında biriktirdiği tepkiler Liz Truss için üstesinden gelinmesi gereken bir durumdu. Birçok şirket rekor kâr elde etmesine rağmen zenginlerden alınan vergileri düşürme kararı aldı. İktidara gelir gelmez açıkladığı sonbahar mini bütçesine kararı ekledi. Sermaye çevreleri ve merkez bankası dahi halkın tepkisinin artacağını ve ekonominin daha fazla kötüye gideceğini düşünerek buna karşı çıktı. Truss çok yönlü baskıya ancak 45 gün dayandıktan sonra istifa etti ve yerine Rushi Sunak getirildi.

Sunak hükümeti de grevlerin yasaklanmasını konuşmaya başladı. Kendisi sadece 193 kişinin oyu ile başbakan atanırken, sendikacıların pozisyonlarının meşruluğunu tartışmaya açtı. Sağlık emekçilerine enflasyonun çok altında, yüzde 3 gibi komik bir zam oranı dayatan Sağlık Servisi (NHS) yönetimini haklı bulan Sunak, kamu alanında yapılan grevlerin de engellenmesinin yolunun bulunmasından yana.

Ancak Birleşik Krallık genelinde işçiler, üç hükümete karşı da direnmeye devam ediyorlar. Grevler her gün on binlerce işçinin katılımıyla devam ediyor. 2023’te daha etkili grevler hayata geçirilecek. Sağlıkçılar daha sık grevlere çıkacaklarını açıkladılar. Yanı sıra 450 bin eğitimci ve 100 bin kamu işçisi de greve hazırlanıyor.

2023 KRİTİK BİR YIL OLACAK

Enflasyonun yüzde 11’e ulaştığı, hayat pahalılığının giderek daha etkili olmaya başladığı ve insanların “ısınma mı, beslenme mi?” ikilemi içine girdiği yeni bir yıla giriliyor.

Birçok aile faturalarını ödeyememeye başladı. Çalıştığı halde yoksulluk sınırı altına düşen kişi sayısı yeni bir rekor kırdı. The Joseph Rowntree Foundation adlı araştırma şirketine göre 14.5 milyon kişi yoksulluk sınırının altında. Bunların 4 milyonu çocuk ve 2 milyonu emekli.

Muhafazakar Parti iktidarı ise yeni kemer sıkma programları hazırlıyor.

2023’te büyümenin sadece yüzde 0.3 oranında olacağı tahmin ediliyor. İngiliz ekonomisinin en az bir yıl daha toparlanamayacağı tahmin ediliyor. Üretim -2 seviyelerinde seyrediyor. Bu durum, salgın öncesinin seviyesi bile değil. Yatırımda da oranlar salgın öncesinin çok altında, yüzde 9 olması tahmin ediliyor.

Hükümet, tamamen sermayenin çıkarlarını hesaplayarak büyümeye endekslenirken, işçiler de halkın cebine daha fazla girebilmesi için mücadeleyi sürdürecek görünüyor. 2023, işçilerin grevlerle sermaye ve onun iktidarının yakasından tutacağı bir yıl olacak. Birçok sektörde 3 yıl zam yapılmamış olmasına rağmen, hükümet ve patronların hâlâ sıfır zamda diretmesi ve yer yer işçileri suçlayan tutumları, işçilerin onları daha iyi anlamalarına da sebep oldu. Onun içindir ki on yıllar sonra ilk kez grevci işçileri destekleyen halkın oranı desteklemeyenlerden daha yüksek çıktı. Halkın da desteğini arkalarına alan işçileri daha sıcak bir yıl bekliyor.

 

Ev ekonomisine siyasilerin “vatanseverlik” propagandası sökmedi

KKTC vatandaşlarının Türkiye’nin ve KKTC’nin “Rum Kesimi” diyerek tanımadığı Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu başvuruları her geçen gün artıyor. İngiltere’den Kuzey Kıbrıs’a gidenlerin yüzde 78’e yakınının Güney’deki havaalanlarını kullandığı basına yansıdı.

Kıbrıs’ta Rum lider Anastasiadis, geçen yıl “Kıbrıs kimliğine, pasaportuna sahip 97 bin Kıbrıslı Türk” olduğunu açıklamıştı. KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın kendi adını taşıdığı torunu Rauf Kürşat Denktaş’ın da Rum kimliği alması geçtiğimiz yıllarda adada yoğun bir şekilde tartışılmıştı. KKTC’nin ikinci ve üçüncü Cumhurbaşkanları Mehmet Ali Talat ve Derviş Eroğlu, geçtiğimiz yıllarda Rumların pasaport ve kimlik vermeyi suiistimal ettiğini belirterek halka pasaportları iade etme çağrısı yapmıştı.

Öte yandan Londra Gazete’nin haberine göre; İngiltere’den Kuzey Kıbrıs’a gidenlerin yüzde 78’e yakını Güney’deki havaalanlarını kullandı.

Uçak biletlerindeki astronomik fiyatlar İngiltere’den Kuzey Kıbrıs’a gidişlerde rotayı değiştirdi. Bu yılın 10 aylık döneminde İngiltere’de yaşayan Kıbrıslı Türkler’ in yüzde 78’i adaya Güney Kıbrıs’tan gitti

Bu yıl KKTC Havaalanı üzerinden Kuzey Kıbrıs’a giden Birleşik Krallık pasaportuna sahip Kıbrıslı Türk sayısı 9 bin 907 kişi olurken, Güney’den gidip kara kapılarını kullanarak Kuzey’e geçenlerin sayısı 33 bin 859 kişi oldu.

 

Hayat pahalılığı halkı vuruyor, kapitalistler keyif sürüyor!

İngiltere’de önceki ay 11.1 olan yıllık enflasyon oranı, en son 10,7’ye düştü. “4 aylık artıştan sonra düştü” denerek hükümet ve burjuva medyası sevinçten uçuyor. Oysa bir yere düştüğü yok. Ne zamlar bitti ne de hayat pahalılığı sona erdi. Enflasyon yine artıyor; sadece artış hızı 0.4% yavaşladı.

Yine geçen yıla kıyasla her şeyi yüzde 10’dan daha fazla pahalı kullanıyoruz. Ve sadece ortalama. Halkın en çok tükettiği ürünlerle hizmetler ise daha da çok pahalandı. Gıda ürünlerinde örneğin artış yüzde 16.5. Ekmekte daha da yüksek. Enerjide de öyle, toplu taşımada da.

Ve hükümet başlıca geçinebilmek için ücretlerine artış isteyen grevci işçilerin ücretlerini hiç değilse enflasyon oranı kadar kendisi artırmadığı gibi, “yol olur” düşüncesiyle özel şirketlerin artırmasını da engelliyor.

Bütün bu pahalılık ve geçim derdi ise sadece halkın derdi. Enflasyon ve hayat pahalılığının tüm yükü halkın sırtında…

Kimse, “ama zenginler de her şeyi pahalı alıyor” demesin. Onların karşılayacak gücü var, hem şimdi daha çok kazanıyor, hem de hiçbir giderlerini kısmak zorunda kalmıyor, tersine artırıyorlar. Onların fazladan kazandıkları da işçilerin fazladan döktükleri alın terinin sonucu. İşçilerin hakkının daha azını verirken daha çok sömürüyorlar, ellerine daha çok para geçiyor. Kârlarını artırıyorlar.

İki örnek biliniyor. Halkın belini büken en çok elektrik, petrol ve doğalgazdaki fiyat artışıyken, enerji şirketleri kârlarını katladı. Hem de ham petrolün varil fiyatı ciddi ölçüde düşmüşken. Shell’in bu yılın 3. Çeyreğinde (Temmuz-Ağustos-Eylül) net kârı 9.5 milyar dolar oldu. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla neredeyse 3 kat artırdı kârını. BP’nin kârı ise 8.2 milyar dolar. O da katladı kârını.

Bu ikisi sadece örnek. Kapitalistler kârlarını fırsattan istifade genel olarak artırdı. Ve hayat pahalılığı onlar için bir anlam ifade etmediği gibi, tersine lüks tüketimlerini artırdılar.

Ünlü danışmanlık firmasıBain&Coile İtalyan lüks markalar temsilcisi Altagamma bir ortak araştırma yaparak rapor yayınladı. Araştırma, 2022’de dünya lüks tüketim pazarının yüzde 21, yani 1/5’ten çok büyüdüğünü gösterdi. Bu yılın sonunda lüks tüketim harcamalarının 1.4 trilyon Euro’ya ulaşması bekleniyor. Lüks tüketimdeki bu artış, üstelik dünyanın genel bir durgunluğa girdiği ve resesyonun beklendiği koşullarda gerçekleşti. ABD, Avrupa ve Çin’de lüks tüketim artışta. Rapor, günümüzde artık lüks ürün tüketicisi kesimi genişlemiş olduğunu, örneğin 2008 krizi dönemine göre daha geniş olduğunu ortaya koydu.

Kim bu lüks ürün tüketicisi kesimler? Öncelikle nüfusun en zengin yüzde 1’lik kesimi. Üretim ve dolaşım araçları ezici çoğunlukla bu yüzde 1’lik kesimin ya doğrudan elinde toplanmış ya da bu kesim tarafından denetleniyor. Bu kesimin geliri, tüm gelirlerin neredeyse yarısı (45.8%) kadar. Dünya nüfusunun yüzde 55’lik çoğunluk kesimi tüm servetin sadece yüzde 1,3’ine sahip. Tabii ki, bu yüzde 1’lik kesim önünü ardını düşünmeden her istediğini tüketebiliyor. Lüks ve sefahat onlar için.

Bu kesim kadar zengin olmasa bile, yine de –işçilerin alın terinin ürünü– yeterince birikime sahip olan, yeterli alım güçleriyle fiyat artışlarından etkilenmeden durumlarını sürdüren dünya nüfusunun yüzde 10’luk bir kesimi de orta ve üst-orta sınıfları oluşturuyor ve lüks tüketime hem güçleri yetiyor hem de lüks iştahları yerinde.

Kimi soğuktan korunmak için kaloriferini açamıyor, çocuğuna süt alıp yeterli besleyebilmek için başka temel ihtiyaçlarından vaz geçiyor, kârlarını katlayan kimleriyse lükse gömülmüş. Sunak ve benzerlerinin hükümetleri de bu eşitsizlik dünyasının bekası için uğraşıyor.

 

“Faiz Artışıyla Enflasyon Fren Yaptı” Denilse De Hayat Pahalılığı Rekora Koşuyor

İngiltere Merkez Bankası (BoE) ABD Merkez Bankası FED’i takip ederek politika faizini 50 baz puan artışla yüzde 3,5’e yükseltti. Kasım’da enflasyon yüzde 0,4’lük düşüşle 10,7 olarak saptanmasına karşın uzmanlar alım gücündeki düşüşle hayat pahalılığındaki artışın ise hala 40 yılın en yüksek seviyesine yakın olduğunu öne sürdü.

Üst üste artışla faizi 14 yılın en yüksek seviyesine çıkartan BoE, ücretler ve fiyatlardan kaynaklı ısrarcı yurtiçi enflasyon baskıları ile başa çıkmak için daha fazla faiz artırımının gerekli olabileceği konusunda görüş birliğine vardıklarını açıkladı.

Açıklamada, “İş gücü piyasası sıkı olmaya devam ediyor ve yurtiçi fiyat, ücretlerdeki enflasyonist baskı daha güçlü bir para politikası yanıtının haklı olabileceğine işaret ediyor” denildi.

BoE Başkanı Andrew Bailey, Faiz kararına ilişkin olarak Maliye Bakanı Jeremy Hunt’a yazdığı mektupta, BoE’nin tahminlerinin İngiltere’de enflasyonun tepe noktasına ulaştığına işaret ettiğini, ancak enflasyonun önümüzdeki aylarda “çok yüksek” kalmaya devam etmesini beklediklerini ifade etti.

Geçtiğimiz ay İngiltere ekonomisinin uzun bir resesyona girmekte olduğunu savunan BoE, bugünkü toplantıda 2022’ün 4’ncü çeyreği için GSYH daralma beklentisini yüzde 0,3’ten yüzde 0,1’e indirdi.

17 Kasım’da açıklanan bütçenin gelecek 1 yılda GSYH’ya 0,4 puan katkı yapacağını öngördü.

ENFLASYONDA FREN, GIDA FİYAT ARTIŞINI DURDURAMADI

İngiltere’de Kasım ayında yıllık enflasyon yüzde 10,7’ye düştü. Bu 4 aylık artıştan sonra ilk düşüş oldu. Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) Aralık verilere göre, Ekim ayında 41 yılın rekorunu kırarak yüzde 11,1’e yükselen Tüketici Fiyat Endeksi, Kasım’da yüzde 0,4’lük düşüşle 10,7 olarak saptandı.

Uzmanlar hayat pahalılığındaki artışın ise hala 40 yılın en yüksek seviyesine yakın olduğunu aktardı.

ONS enflasyondaki düşüşün “özellikle motor yakıtlar ve ikinci el otomobillerdeki fiyat değişiklikleri” ile tütün, konaklama hizmetleri, giyim ve ayakkabı, oyun, oyuncak ve hobilerdeki fiyat değişikliklerinden kaynaklandığını belirtti. Fiyatları kısmen yukarı çeken en büyük etken ise restoran, kafe ve barlardaki alkol fiyatlarıydı. ONS’in 2022 yılı istatistiklerine göre, gıda ve alkolsüz içeceklerde fiyatlar Kasım’a kadarki 12 ayda yüzde 16,5 oranında arttı. Bu, 1977’den bu yana görülen en yüksek artış. Ekim’de bu oran yüzde 16,4 olarak kaydedilmişti. Fiyatlardaki artışı en çok ekmeğin etkilediği belirtildi. Meyvedeki fiyat düşüşü ise artış oranını kısmen dengeledi.

ONS Baş Ekonomisti Grant Fitzner, fiyatların yükselmeye devam ettiğine ancak artışın önceki aylara kıyasla yavaşladığına dikkat çekti. “Fiyatlar hala artıyor, ancak bu artış başta akaryakıtlarda olmak üzere geçen yılın bu zamanlarına kıyasla daha az” diyen Fitzner, “Bazıları enflasyonda zirveye ulaştığımızı söylüyor ama bunu söylemek için henüz çok erken. 40 yılın en yüksek seviyesine ulaştığımızdan bu yana ilk defa düşüş kaydediyoruz, birkaç ay daha beklemeliyiz” diye devam etti.

Maliye Bakanı Jeremy Hunt ise salgın ve Ukrayna savaşının devam eden etkileri yüzünden yüksek fiyatların “Avrupa ekonomilerini rahatsız etmeye devam ettiğini” vurgulayarak, “Zorlu bir dönemden geçiyoruz. Gelecek yıl enflasyonu yarıya indirmek için de yeni bir plan uyguluyoruz” dedi.

UZMANLAR KAYGILI

Uzmanlar, ONS’in açıklamasından önce yıllık enflasyonun Kasım’da yüzde 10,9 olacağını tahmin etmişti. Ekonomist Yael Selfin’e göre fiyat artışları müşterilere daha geniş bir şekilde yansıtıldıkça enflasyon kalıcı hale gelebilir ve bu İngiltere ekonomisi için hala “önemli bir tehdit.” İngiltere Ticaret Odası Araştırma Başkanı David Bharier ise, fiyat artışlarının önümüzdeki aylarda hissedilmeye devam edeceğini söyledi. Öte yandan Capital Economics adlı danışmanlık şirketinde İngiltere Baş Ekomomist Paul Dales, fiyatların zirveye ulaşmış olabileceğini öne sürdü, birçok farklı kalemde fiyat düşüşü yaşanmasının “ümit verici” olduğunu söyledi.

 

Yeni yıla borçla girenlerin sayısı artıyor

Maaşların ve sosyal yardımların temel ihtiyaçları karşılamaktan giderek uzaklaşması borçla yaşayanların sayısını arttırıyor. Tesco Bank tarafından yapılan bir araştırma Britanya nüfusunun %25’in den fazlasının yeni yıla borçla gireceğini ortaya koydu. Araştırmaya göre borçlananların %43’ünü 18 ve 34 yaş arasında olanlar oluşturuyor.

Temel ihtiyaçlar borçla gideriliyor

Borçlanma için seçeneklerin fazlalığının borçlanmadaki artışta payı olsa da asıl neden gelir ile gider arasındaki makasın hızla açılıyor olması. Borçlananlar; banka, kredi kartı, kredi, şimdi al sonra öde gibi seçeneklerin yanı sıra akraba ve arkadaşlarından da borç alıyor. Borçlanmanın hayat pahalılığı ile doğrudan bağlantısı da borçlanma nedenlerine dair verilen cevaplar arasında yer alıyor. Araştırmaya katılan 2 bin kişiden üçte biri hayat pahalılığının uzun vadeli borçlanmalarına neden olduğunu ifade ediyor. Yüksek meblağlara ulaşan enerji faturaları ve kira ödemeleri borçlanmanın en önemli nedenleri arasında.

Borçların geri ödemesinin ortalama olarak iki yıl süreceğinin ifade edildiği araştırmada, geri ödeme zorluğu çekeceği için maddi zorluklar yaşayacak olanlara da borçlanma konusunda danışmanlık yapan kurumlara başvuru yapmaları tavsiyesinde bulunuluyor. Araştırmaya katılanların %23’ü için, hala bir tabu olan borçlanma hakkında konuşmak ise utanç verici ve sıkıntılı bir konu. Borçlananların %18’i ise borçlandıklarını kimsenin bilmemesi için gizli tuttuğunu itiraf ediyor.

 

Hükümet NHS’i komaya soktu İşçiler kurtarmaya çalışıyor

Ulusal Sağlık Servisi (NHS) bir süredir hizmet veremez durumuna geldi. İhtiyaçlar biliniyor olmasına rağmen hükümet, NHS’i daha da hizmet vermez hale getirmeye çalışıyor. Bunu, NHS’i özelleştirmek için bilerek ve isteyerek yapıyor.

Başta ABD’li bazı şirketler ve İngiltere’deki inşaat şirketleri olmak üzere bir çok sermaye grubu akbaba gibi fırsatı kolluyor. NHS’e ayrılan her kuruşu onu yaşatmak için bir katkı olduğunu bilen hükümet, halkın baskısı olmasa o kuruşu da NHS’e vermeyecek.

İhtiyaçlar nelerdir?

Birleşik Krallık’ta toplam 300 bin sağlıkçı açığı var. Bunun 130 bini çok acil. Doktordan hemşireye, hasta bakıcıdan ambulans şoförüne kadar her hastanenin sağlıkçıya acilen ihtiyacı var.

En az 20 yeni hastane ve 100 bin ek yatak gerekiyor. Bu rakamları, son genel seçimde seçim vaadi olarak devrik başbakan Boris Johnson da ifade etmişti. Johnson, 50 bin yatak ve 20 yeni hastane sözü vermişti. Bir çok şeyde olduğu gibi bu vaadi de uçtu gitti. Adımı bile atılmadı.

Acil servislerde çalışan doktor ve hemşire ihtiyacı giderek büyüyor. Acil servislerde ortalam bekleme saati 4 saatten daha fazla. Geçtiğimiz yıl acil serviste 12 saatten fazla bekleyen hasta sayısı yaklaşık yarım milyon kişi oldu. Bu bir rekordur.

10 yılda yaklaşık 100 milyar sterlin kesinti yapılmış

British Medical Association’a (BMA) göre, her yıl sağlık servisinin bütçesinin en az yüzde 7 arttırılması gerekir. Sadece son 10 yıl hesaplandığında, her yıl yüzde 7 arttırılsaydı, bugün NHS bütçesi 247.9 milyar sterlin olması gerekiyordu. 2021 yılında Maliye Bakanı olan bugünkü başbakan Rushi Sunak 2021 bütçesinde NHS’e 160.9 milyar sterlin ayırmıştı.

2022 NHS bütçesine ise 160.4 milyar sterlin ayrıldı. Personel açığı varken, yeni teknolojilerin NHS’e girme ihtiyacı varken, nüfus artarken ve enflasyon başını alıp gitmişken, arttırılması gereken NHS bütçesi yarım milyon sterlin kesintiye uğradı.

Bu rakamlar da gösteriyor ki, son 10 yılda yaklaşık 100 milyar sterlin sağlık alanından kesinti yapmışlar. Bu kesintiler halka, salgının da vurmasıyla birlikte, kanser dahil milyonlarca hastanın tedavi görememesi olarak dönüyor.

Sendikalar ve işçiler artık isyan etti

RCN, UNITE, UNISON, BMA ve GMB gibi sağlık alanında örgütlü olan sendikalar, sağlık personeli eksiğini yüksek sesle dile getirirken, hükümetin bir kulağından giriyor bir kulağından çıkıyor. Hatta personel sayısı yetersiz olduğu için, hali hazırda çalışan sağlıkçıların bir çoğu uzun çalışma saatleri, düşük ücret ve stresten dolayı sağlık alanını terk edip başka işlere yöneliyorlar. Bu da sağlıkçı açığını giderek arttırıyor.

Sağlık emekçilerinin ihtiyaçları ve taleplerinin karşılanmasının yanı sıra NHS’in yaşadığı sorunlara dikkat çeken sendikalar, hükümet eliyli NHS’in can çekiştirilerek öldürülmeye çalışıldığını dile getiriyorlar.

Grevler NHS’i kurtarmak içindir

NHS bunca sorun yaşarken işçiler ne istiyor?

Öncelikle salgın döneminde hükümet yetkililerinin niye her gün kapı önlerinde alkışladığını bilmek istiyor. Çünkü sağlıkçıların maaşlarına 3 yıldır zam yapılmadı.

Personel eksikliğinden dolayı, şifti bitmiş olsa bile hastayı ameliyat masasında bırakıp evine gidemiyor. Hasta bakıcılar ve hemşireler, bazen iki şifti peş peşe çalışmak zorunda kalıyor. Çünkü bir sonraki şiftte çalışacak hemşire ya da hasta bakıcı olmayacak. Kaç saat ve hangi günler çalışacağını bilmek istiyor.

Uzun çalışma saatleri ve ağır iş koşullarının düzeltilmesini istiyor. Ücretlerine mahkul düzeyde bir zam yapılmasını istiyor. Hepsinden önemlisi NHS’in yaşadığı sorunlardan dolayı hiç bir hastanın ölmemesini istiyor.

İşte bunun için greve gidiyorlar. Hükümet yok etmeye çalışırken sağlık emekçileri NHS’i tekrardan hizmet verir duruma getirilmesini ve yeterince bütçe ayrılıp koşullarının oluşturulmasıyla halkın sağlığının tehlikeye atılmamasını istiyor.

Bunun için, gerek ambulans şoförlerinin gerekse de hemşirelerin grevlerini desteklemeliyiz. Bu sorun sadece o sağlık emekçilerinin sorunu değil. Asıl olarak bizlerin sorunu. Çünkü bizim sağlığımız söz konusu.

Hemşireler 18 ve 19 Ocak’ta yeniden greve çıkacaklar. Tüm Gerçek okurlarının sağlık emekçilerine destek olmaya çağırıyoruz.