Ana Sayfa Blog Sayfa 33

Enerji Faturaları Yükselmeye Devam Ediyor

Enerji regülatörü Ofgem’in doğal gaz ve elektrik tavan fiyatlarını yükseltmesiyle, 1 Ocak itibariyle enerji faturalarına Britanya’da %5 zam geldi. Ofgem’in “küresel doğal gaz piyasalarında artan fiyatları” neden gösterdiği zamla ortalama bir hanenin enerji faturaları yılda £ 94 dolayında artacak.

Önceki yıllara göre daha ılıman geçiyor olmasına rağmen yılın en soğuk üç ayının başında gelen bu zam, Ofgem’in her üç ayda bir enerji şirketleri için belirlediği azami enerji birim fiyatları açıklaması sonrası geliyor. Bu artışla, 1 Ocak – 31 Mart dönemi için, faturalarını banka hesabından ödeyen (direct-debit) tipik bir hanenin gaz ve elektrik kullanımı için yıllık tavan fiyat £ 1,928 olacak; 2023’ün son üç ayında bu £ 1,834’tü. Ödemelerini postayla ulaşan faturalarla yapan ortalama bir hanenin ise yılda £ 2,058 ödeyeceği tahmin ediliyor. Kısmen bu nedenle de Ofgem açıklaması sonrası, yeni fiyatlar yürürlüğe girmeden, müşterilere en kısa sürede gaz ve elektrik sayaç oranlarını şirketlerine bildirmeleri çağrısı yapıldı.

Ofgem müdürü Jonathan Brearley yaptığı açıklamada birçok kimsenin “zorlu dönemler” yaşadığını, “faturalarda herhangi bir artışın kaygı verici olduğunu” kabul ederek, artışın”hepimizin ödediği bedele yansıtılması gereken” gaz ve elektriğin toptan maliyetinin artmasının bir sonucu olduğunu söyledi. Ofgem aynı zamanda enerji şirketlerine faturalarını ödemekte zorlanan müşterilerine yardım etmeleri çağrısında da bulundu.

Bu son zam, geçen Nisan, enerji şirketlerinin ödenmeyen faturalardan oluşan £3 milyarlık borçlarını toplamaları için Ofgem’in tavan fiyatlarını yükseltmeyi kararlaştırmasından sonra geliyor. Ofgem aynı zamanda şirketlere Nisan 2024 ile Mart 2025 arası dönem için bir defayla sınırlı olmak üzere, £16 yıllık bir tavan artışı da önerdi; şirketlerin bu artışla oluşturulan fonları da faturalarını ödeyemeyen müşterilerini desteklemek ve kötü borçlarını çözmek için kullanmalarını önerdi.

Bilindiği gibi tavan fiyatlarındaki artış, mutlak bir oran olmaktan çok birçok haneyi kapsayan bir ortalama; tavan fiyatları belirlenen enerji birim oranları ve şirketlerin müşterilerinden aldığı sabit hizmet ücretleri. Bu nedenle fatura oranları kullanıma bağlı: bir hane ne kadar çok enerji tüketirse, faturaları o kadar yüksek olur. Yaşanılan bölge de keza başka bir etken; çünkü elektrik fiyatlarındaki üst sınır Birleşik Krallık çapında biraz da olsa farklılıklar göstermekte.

Faturalardaki bu zam yaşanılan “geçim krizinin” sıkıntılarını artıracak gibi görünüyor. Maliye Bakanı Jeremy Hunt’ın konuyla ilgili bir açıklama ya da kamu desteği açıklamamış olmaması kamuoyunda bunun tartışılan göstergelerinden oldu. End Fuel Poverty Coalition kampanyası koordinatörü Simon Francis, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “zor durumdakiler her taraftan bir saldırıyla karşı karşıya. Kış sert bir şekilde ısırırken, Noel borçlarının ödenmesi gerekirken ve kapsamlı bir geçim krizi devam ederken enerji faturaları artıyor. Ofgem’in bu Ocak ayındaki fiyat artışını kaldırması gerekiyor” şeklinde konuştu. Francis, sorunun geçici bir kriz olmaktan çok, sonunun da görünmediğini sözlerine ekledi: “Ödenmesi zor enerji fiyatları kalıcı olacak ve 2024/25 kışında bile enerji faturalarının 2020/21 kışına göre %60 daha yüksek olması bekleniyor.”

Yine konuyla ilgili olarak halka danışmanlık hizmetleri veren Citizen Advice da, bu Noel döneminde, enerji borçları olan hanelere verdikleri destekte rekor kırdıklarını ve anahtarlı enerji sayaçları kullanıp ödeme yapmakta zorlanan daha da çok kişiye hizmet verdiklerini açıkladı. Warm Thıs Winter kampanyası sözcüsü Fiona Waters yaptığı açıklamada, “Bu soğuk ev krizinin önlenememesi, NHS üzerinde baskıya, akıl sağlığı felaketine ve soğuk, nemli evlerde yaşamanın neden olduğu ek kış ölümlerine yol açacaktır” şeklinde konuştu ve hükümete “zor durumdakiler için acil bir enerji tarifesi ve enerji borcu olanlar için geri ödeme desteği” yapma çağısında bulundu.

Bununla birlikte, cılız bir umut ve teselli olarak, son tahminler, tipik bir hane halkı için enerji faturalarının Nisan ayının başından itibaren, uluslararası gaz fiyatlarının son haftalarda düşüşünü yansıtarak £1,660’edüşeceğini; ardından Temmuz ayından itibaren £1,590’a ve daha sonra da, gelecek yıl Ekim ayından itibaren £1,640’a yükseleceğini gösteriyor. Bu tahmini yapan bağımsız araştırma kurumu Cornwall Insight,Ofgem’in enerji piyasalarını analizinde kullandığı yöntemleri kopyalayarak enerjitavan fiyatı tahminlerini hesaplıyor. Bu iyimser açıklamaları yapsa da önümüzdeki dönemde konuyla ilgili belirsizliğin süreceğinin yine kurumun baş danışmanı Dr Craig Lowreyözetliyor:”Uluslararası enerji piyasalarının son zamanlarda istikrara kavuşması, Nisan ayındaki tavan fiyat tahminlerine yansıdı … ancak tarih, toptan enerji piyasasının oldukça değişken olduğunu ve beklenmedik küresel olayların enerji fiyatlarında ani artışlara yol açabileceğini ve geçen bu dönemler gördüğümüz gibi, nihayetinde halkın faturalarına yansıdığını göstermiştir.”

 

Özak işçileri direnişe devam ediyor: Londra’da Levi’s mağazası önünde gösteri

Urfa’da BİRTEK-SEN’e üye oldukları için işten atılan ve 27 Kasım’da direnişe başlayan Özak işçileri; patronun, valinin ve jandarmanın tüm baskı ve engellemelere rağmen direnişlerini ilk günkü kararlılıkla devam ettiriyor.

Dünyanın dört bir tarafında dayanışma gösterileri yapıldı

Patronun arkasında hizalanan tüm otorite güçleri direnişlerini kırmaya çalışırken, dünyanın ve Türkiye’nin dört bir tarafından emek örgütleri ve işçiler, Özak tekstil işçilerinin direnişine destek oldu ve olmaya devam ediyor. Türkiye’nin onlarca kentinin yanı sıra İngiltere’de, Almanya’da, Hollanda ve İsviçre’de Özak Tekstil’in üretim yaptığı Levi’s mağazaları önlerinde protesto gösterileri düzenlendi. Direnişin 26. gününde direnişteki işçiler seslerini tüm dünyaya duyurmak, Levi’s ve patronları üzerinde baskı oluşturmak için sosyal medyadan #LevisTakeAction #ÖzakDirenişineSesVer etiketleriyle bir eylem düzenledi. İşçilerin çağrısına dünyanın dört bir yanından destek veren, mücadelesini sahiplenen, Levi’s’ın sorumluluk almasını talep eden binlerce paylaşım yapıldı. Paylaşım yapanlar arasında İngiltere’den sendikacılar, gazeteciler, otobüs şoförleri, kampanya gruplarının sözcüleri ve kurum temsilcileri vardı.

Londra’da da Levi’s mağazaları önlerinde gösteriler yapıldı

Özak işçileri ile dayanışmak ve kendisine üretim yapan işçilerin maruz kaldığı şiddet, baskı ve hukuksuzluğa sessiz kalmasını protesto etmek için Londra’da iki ayrı gösteri düzenledi. Türkiye Hakları ile Dayanışma Kampanyası SPOT tarafından çağrısı yapılan gösterilerin ilki 8 Aralık Cuma günü Levi’s’ın Great Marlborough Caddesi üzerindeki şubesi önünde yapıldı. Gösteriye, Ulusasl İşyeri Temsilciler Ağı, Unite Sendikası ve İngiltere Sendikaları Konfederasyonunun Güney Doğu Bölge temsilcileri de katılarak destek verdi. İkinci gösteri ise Noel’in arifesinde 23 Aralık Cumartesi günü Levi’s’ın Regent Street üzerindeki şubesi önünde düzenlendi. Her iki gösteride de Levi’s mağazalarına alışveriş için girenlere ve Noel alışverişi için sokaklarda olanlara dağıtılan bildiriler ve yapılan çağrılarla Levi’s ve Özak Tekstil patronları teşhir edildi, işçilerle dayanışma talep edildi.

Kadınlardan dayanışma kahvaltısı

Ayrıca direnişte olan işçilerle dayanışmak için Day-Mer üyeleri kendi içlerinde bir kampanya da yürüttü. Day- Mer Kadın Komisyonu’da Özak işçileri ile yapılan dayanışma kampanyasına bir kahvaltı düzenleyerek destek verdi. Kahvaltı aracılığı ile hem işçilerin direnişine dair güncel gelişmeler paylaşıldı hem de işçilerin acil ihtiyaçlarını karşılamaya destek olmak için maddi yardım elde edildi.

Özak işçileri, ilk günden itibaren seslerini sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya duyuran Evrensel’e yılın ilk günlerinde verdikleri röportajda direnişe devam ettirmedeki kararlılıklarını ortaya koydu. Özak patronun para vererek bölmeye çalıştığı direniş, tazminatlarını alan işçilerin de yeniden direnişe katılması ile ilk günkü kararlılıkla devam ediyor. Özak işçileri talepleri kabul edilinceye kadar direnişi devam ettirmekte kararlı.

Özak Tekstil işçiler, Hak İş’e bağlı Öz İplik İş Sendikası’ndan istifa edip BİRTEK SEN’e üye olukları için aylarca baskı ve mobbinge maruz bırakıldı. BİRTEK-SEN üyesi bir kadın işçinin işten atılması bardağı taşıran son damla oldu. Özak işçileri sendikalarının tanınması, işten atılan arkadaşlarının geri alınması, baskılar ve işten atmaların son bulması talepleriyle 27 Kasım’da başlattıkları direnişi kararlılıkla sürdürüyor.

 

Sığınmacıları Ruanda’ya göndermeyi amaçlayan planın ilk aşaması onaylandı

Aralık ayında Avam Kamarası’nda yapılan oylamada milletvekilleri, sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planı doğrultusunda hazırlanan acil yasa teklifini 44 oy farkıyla kabul etti.

Yüksek Mahkeme, hükümetin yasa dışı yollardan gelen sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planının yasalara aykırı olduğuna hükmetmişti.

15 Kasım’da kararını açıklayan mahkeme, Ruanda’da sığınma taleplerinin doğru bir şekilde karara bağlanamaması ve sığınmacıların ülkelerine geri gönderilme ve orada kötü muameleye maruz kalma riskine dikkat çekmişti. Yüksek Mahkeme, Ruanda’nın sığınmacıların güvenliğine dair vaatlerini bütünüyle yerine getirmeyen, imzaladığı anlaşmalara riayet etmeyen bir ülke olduğunu kaydetmişti.

Mahkeme, sığınmacıların ‘güvenli bir üçüncü ülkeye’ gönderilmesinin ise yasa dışı olmadığına hükmetti.

5 Aralık’ta Birleşik Krallık hükümeti Ruanda ile sığınma ortaklığının şartlarını belirleyen bir anlaşma imzaladı. Hükümet, Ruanda ile iltica sürecini güçlendirdiğini ileri sürdüğü bu anlaşma ile bu ülkenin “güvenli” olduğunu ilan ettiği yeni bir yasa teklifi hazırladı.

İki ülke arasında göç ve ekonomik kalkınma ortaklığı kapsamında Ruanda, Birleşik Krallık›ta başvuruları kabul edilemeyecek sığınmacıları kabul etmeyi üstlendi.

7 Aralık’ta hükümet, bu anlaşmanın uygulanmasını sağlamak üzere Ruanda Güvenliği (İltica ve Göç) Yasa Tasarısını sundu ve 13 Aralık’ta tasarı Avam Kamarası’ndaki ilk oylamadan geçti.

Hükümet, yeni yasanın Manş Denizi üzerinden botlarla ülkeye yasa dışı göçmen girişini engellemek üzere tasarlandığını, sığınma başvurusu yapanların Ruanda’ya gönderilmesi ve başvuruların bu ülkede değerlendirilmesini amaçladığını söylüyor.

Bu girişim için hükümet Ruanda’ya ödenen 140 milyon sterlin ve ödenecek 50 milyon sterline ek olarak 100 milyon sterlin daha ödeme yapma taahhüdünde bulundu.

İngiltere Barolar Birliği (Law Society) bu anlaşmanın Yüksek Mahkeme’nin dile getirdiği endişeleri yeterince gidermediğini açıkladı.

Tasarının, mahkemelerin kanıta dayalı bulgularını geçersiz kılmak ve yasal denetim sağlamasını engellemek için parlamentoda onaylatılarak tehlikeli bir yasal ve anayasal emsal teşkil etmesinden endişe duyduğunu kaydetti.

Sığınmacıların gönderildiği gemide bir ölüm

Hükümetin, sığınmacıları caydırma ve ‘otellerde konaklama masraflarını kısma’ planı kapsamında bekar erkek ilticacıları gemide barındırma girişimi ölümle sonuçlandı.

27 yaşındaki Arnavutluk vatandaşı sığınmacı Leonard Farruku, güneybatıda Dorset’e bağlı Portland limanında demirleyen Bibby Stockholm adlı geminin kamarasında 12 Aralık’ta ölü bulundu.

Yapılan ön soruşturmada, Farruku’nun ölümüyle ilgili şüpheli bir durum olmadığı, maktulün asılı halde bulunduğu belirlendi.

500 kişi kapasiteli Bibby Stockholm gemisine ilk sığınmacılar Ağustos ayında nakledilmiş, ancak su şebekesinde lejyoner hastalığına sebep olan bir bakteri bulunması üzerine boşaltılmıştı.

Ekim ayında sığınmacıların yeniden nakledildiği 200 odalı gemide 200 civarında sığınmacı olduğu tahmin ediliyor.

Farruku’nun İtalya’daki ablası, kardeşinin gemide koşulların fena olmadığı ama güvenlik görevlilerinin kendilerine “hayvan gibi davrandıklarını” söylediğini aktardı.

Aralık ayı sonunda yanlışlıkla basına sızan bir İçişleri Bakanlığı raporunda, sığınmacıların gemide barındırılmasının bekâr genç erkek sığınmacılara yönelik ayrımcılık potansiyeli taşıdığı ifade edildi.

 

Göçmen işçiler için vize kuralları değişiyor

İçişleri Bakanlığı, Birleşik Krallık’a yasal göçü azaltma planı kapsamında, nitelikli göçmen işçilerin sponsorlu çalışma vizesi ve aile vizesine yönelik değişikliklere gidileceğini açıkladı.

Buna göre, bu yıl Nisan ayından itibaren, nitelikli işçi vizesi için sponsor olunabilecek asgari maaş 26.200 Sterlinden 38.700 Sterline çıkarılacak. Normalde eş/partner vizesi için bir kişiye sponsor olmak üzere gereken asgari gelir seviyesi de aşamalı olarak 18.600 Sterlinden 29.000 Sterline, 2025 yılı itibarıyla da 38.700 Sterline yükseltilecek.

Hükümet Aralık ayı başında yaptığı ilk açıklamada, aile vizesi için şu anda 18.600 Sterlin olan gelir eşiğini 38.700 Sterline yükselteceğini duyurmuştu. Ancak eşiğin bir anda bu kadar yükseltilmesinin aile bölünmesine neden olacağı yönündeki tepkiler ve hükümete karşı davalar açılabileceği uyarısı üzerine, bu hedefe kademeli olarak geçileceği belirtildi.

Yeni göçmenlik kuralları hangi değişiklikleri içeriyor?

Çalışma vizesiyle Birleşik Krallık’agelmek isteyen çoğu kişi yine puana dayalı sistem (PBS) üzerinden vize başvurusunda bulunacak.

Tier 2 (Çalışma) Vizesi olarak da bilinen mevcut sisteme göre, çalışmak için ülkeye gelenlerin minimum 26.200 sterlin kazanmaları gerekiyor. Yeni kurallara göre bu rakam yaklaşık yüzde 50’lik artışla 38.700 sterline çıkarılıyor.

Nitelikli işçi vizesi için yükseltilecek bu eşik, sağlık ve bakım işçileri ile eğitim çalışanları için geçerli olmayacak. Ancak bakım işçileri aile fertlerini ülkeye getiremeyecek.

Aile vizesi başvurusunda sponsor olabilmek için kişinin gelirinin en az 29.000 Sterlin olması gerekecek. Bu miktar daha sonra 34.500 Sterline, 2025’te 38.700 Sterline yükseltilecek. (Yeni eşik sadece yeni başvurulara uygulanacak; mevcut aile vizesini yenilemek isteyenler yenigelir eşiğini karşılamak zorunda kalmayacak.)

İşgücü açığı olan meslekler listesinde yapılan değişikliklerle, denizaşırı ülkelerden gelen işçilere asgari maaş tutarının altında sponsorluğa izin veren işlerin sayısı önemli ölçüde azaltılacak.

Ülke dışından yüksek lisans derecesinde üniversite eğitimine gelenlerin mezun olduktan sonra iki yıllık sponsorsuz çalışmasına izin veren Lisansüstü vizesi konusunda değişiklik yapılıp yapılmayacağı gözden geçirilecek.

Geçen yıl Mayıs ayında yapılan değişiklikle bu vizeyle eğitim görmeye gelen yabancı öğrencilerOcak 2024’ten itibaren artık aile üyelerini getiremiyor.

İşgücü açığı olan meslekler listesi daralacak

“İşgücü açığı olan meslekler listesi” işverenlerin kilit sektörlerdeki boş pozisyonları doldurmalarına yardımcı olma amacı güdüyor.Bu işlerde daha düşük bir maaş eşiği uygulanıyor, bu da başvuru sahiplerinin vize almak için yeterli puan kazanmasını kolaylaştırıyor.

 

Az kazanan sevdiğine kavuşamayacak

Muhafazakârlar aile birleşimini zorlaştırıyor

Her seçim öncesinde göçmenlik karşıtı uygulama, açıklama ve vaatleri ile oylarını korumaya çalışan Muhafazakâr Parti, bu yıl yapılacak olan genel seçimler öncesinde aile birleşimi, öğrenci ve çalışma vizelerini zorlaştırarak göçmenlik karşıtı pozisyonunu devam ettirdi.

Aralık ayının son günlerinde İçişleri Bakanı James Cleverly tarafından aile birleşimi vizesi için şart koşulan maaş eşiğinin 18 bin 600 sterlinden 38 bin 700’e çıkartılacağı açıklaması, insan hakları savunucuları, göçmenlik kurumları ve kampanyalar tarafından ‘ırkçı ve sınıfsal politika’ olarak tanımlandı. Claverly, Birleşik Krallık’taki net göçmen sayısını azaltmak iddiası ile duyurduğu gelir eşiğini gelen tepkiler üzerine 38 bin 700’den 29 bin sterline çekmek zorunda kaldı. Alt seviyedeki içişleri bakanlarından Epsom Lord’u Sharpe tarafından açıklanan geri adıma, mevcut eşikle çalışan İngilizlerin %75’nin aile birleşimi şartını yerine getirebilmesine karşılık 38 bin 700 sterlin eşiği şartını yerine getirebilecek olanların oranın sadece %30’da kalması gerekçe gösterildi.

Arttırılan gelir eşiği uygulamasından olumsuz etkilenecek olanlar arasında İngiltere’de yaşayan Türkiye kökenli göçmenler de var. Başta eşleri olmak üzere sevdiklerini, aile bireylerini getirmek isteyenler daha fazla masraf ve on yıl oyunca devam edecek olan kısıtlamalara katlanmak zorunda kalacak.

Hükümet aile birleşimi için dayattığı maaş eşiğini kamu çalışanlarına ödemiyor

Aileler, çalışanlar ve öğrenciler için getirilen kısıtlama ve şartalar bizlere bir kez daha dünyanın en demokratik ülkelerinden biri olduğu öne sürülen İngiltere’de Muhafazakarların kendilerinin yararlandıkları olanak ve hakları; işçilere, emekçilere, göçmenlere ve onların çocuklarına çok gördüklerini açık bir biçimde ortaya koymakta. Üniversiteleri parasız okuyan Muhafazakâr Parti milletvekilleri tereddüt etmeden üniversite harçlarını dokuz bin sterline çıkardı. Seçim bölgelerindeki seçmenlerin yarısının bile katılmadığı seçimlerde %50’nin altında oy alarak seçilen Muhafazakâr Parti milletvekilleri, çıkarttıkları anti sendikal yasalarla greve gitme şartını; işkolunda çalışan işçilerin %50’sinden fazlasının grev oylamasına katılması ve grev kararının da yine %50’nin üzerinde oy alması olarak belirledi. Seçimlere uygulansa çoğunluğu milletvekili olma yeterliliğini sağlayamayacak olanlar kendilerinin uymadıkları kriterleri işçilere dayatmakta tereddüt etmiyor. Yine yakın zamanda çıkarttıkları Minimum Hizmet Yasası (Minimum Service Act) ile kilit konumdaki işçilerden greve çıktıklarında minimum servisin devam etmesini şart koşanlar; sağlık, eğitim, evsizlik gibi kronikleşmiş sorunlarda minimum hizmet sağlanabilmesinin koşullarını sağlayamamakta ve bunun için herhangi bir sorumluluk almamakta. Aile birleşimi vizesi için getirilen minimum gelir eşiği seviyesinde kamu çalışanlarına maaş vermeyen Muhafazakâr Parti, kendisinin çalışanlarına vermediği maaşı sevdikleri ile bir arada yaşamak için yapılan aile birleşimi vizesi başvurusu yapanlardan talep etmekte.

“Irkçı ve sınıfsal bir politika”

Aşamalı olarak 38 bin 700 sterline çıkartılacak olan gelir eşiğinin şimdilik 29 bin sterline çekilmesine dair bir değerlendirme yapan Göçmenlerin Hakları Ağı (Migrant’s Right Network) Başkanı Fizza Qureshi, atılan geri adımın sevdiklerine kavuşmaya çalışanları rahatlatmayacağını ifade etti. Qureshi ayrıca, “Bu hala, özellikle Birleşik Krallık’ın kırsal ve kuzey kesimlerinde birçok kişinin karşılamakta zorlanacağı yüksek bir maaş. … Gelir eşiğinin yükseltilmesi beyaz olmayan toplumları ve işçi sınıfından insanları etkileyecektir. Bu ırkçı ve sınıfsal bir politikadır.”

değerlendirmesinde bulundu.

Göçmenlere yüklenen zorluklar gelir eşiğinin arttırılması ile sınırlı değil

Hem yeni belirlenen gelir eşiği hem de atılan geri adıma dair bir değerlendirme de Reunite Families direktörü Caroline Coombs’tan geldi. Coombs, “ Noel’e günler kala ailelerin böylesine zihinsel ve duygusal bir kaosa sürüklenmesi çok çirkin. … 29.000 Sterlinlik eşiğin düşürülmesine yönelik bir başka son dakika duyurusu, eşlerine sponsor olmak zorunda olan çok sayıda İngiliz vatandaşına – özellikle de Londra dışındakilere – yardımcı olmayacaktır.” Değerlendirmesi ile gelir eşiğinin yükseltilmesini eleştirirken, atılan geri adımın yetersizliğine dikkat çekti. Coombs ayrıca göçmenlerin yüz yüze kaldığı zorlukların gelir eşiğinin arttırılması ile sınırlı olmadığını “(Göçmenler) NHS’i kullanmak için büyük bir sağlık ek ücreti ödüyorlar ve vizelerinin bir koşulu olduğu için sosyal yardımlara erişimleri yok- bu nedenle (gelir eşiğinin arttırılmasını) vergi mükelleflerini korumak için yapıldığını söylemek, kamuoyunun dikkatini dağıtmak için havayı bulandırmaktır.” sözleri ile açıklık getirdi.

Göçmenlik karşıtlığında Muhafazakar Parti ile rekabet halinde olan İşçi Partisi’nde hükümetin dayattığı gerçekçi olmayan gelir eşiğine dair bir açıklama gelmedi. Kamuoyu seçim araştırmalarına göre önde olan İşçi Partisi, puan kaybetmemek için sesiz kalarak dayatılan gelir eşiğine onay vermekte. İşçi Partisi adına tek açıklama Gölge İçişleri Bakanı Yvette Cooper’ın ‘kaos’ sözü oldu.

 

NHS’i çökerten doktorların grevi değil, kesintiler ve özelleştirme politikaları

Ulusal Sağlık Servisi NHS, Muhafazakar Parti’nin on yıllardan beri sistematik olarak devam ettirdiği kesinti ve özelleştirme politikaları nedeniyle ihtiyacı karşılayamaz hale gelmiş durumda. Yeterince personelin, yatağın, hastanenin ve ekipmanın olmamasının bedelini pandemi döneminde çok açık bir şekilde görüldüğü gibi halk ve sağlık çalışanları canları ile ödedi ve ödemeye devam ediyor. Başta pratisyen hekimler olmak üzere sağlık çalışanları 2010 yılından beri NHS’in özelleştirilmesine ve bütçesinde yapılan kesintilere karşı mücadele ediyor. Bundan tam sekiz yıl önce pratisyen hekimler 40 yılın ardından ilk grevlerini, şimdiki Maliye Bakanı Jeremy Hunt’ın sağlık bakanı olduğu dönemde gerçekleştirdiler. Pratisyen hekimlerin aylarca süren hak talebi karşısında kılını kıpırdatmayan Hunt, tarihe en nefret edilen sağlık bakanı olarak geçti. Pratisyen hekimlerin ardından hemşireler, ebeler, ambulans şoförleri, temizlik ve bakım çalışanları da dahil hemen hemen tüm sağlık çalışanları ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için grevlere çıktılar. Muhafazakârlar, çoğu yıllar maaşlarını dondurduğu sağlık çalışanlarına enflasyonun çok altında kalan ücret artışı dışında hiçbir destekte bulunmadı. Hükümet NHS’in bütçesini düşürerek, çalışanların iş yükünü ve çalışma koşullarını da ağırlaştırdı.

Rakamlarla NHS

Gelinen aşamada tüm dünyanın gıpta ile baktığı NHS, 47 bini hemşireler olmak üzere 132 binin üzerindeki personel eksikliği ve bütçe açığından dolayı işlemez hale gelmiş durumda. Tedavi için sadece İngiltere’de randevu bekleyenlerin sayısı 7 milyon 750 bin civarında ve bu rakamın pratisyen hekimlerin en son yaptıkları grevlerden bağımsız olarak gelecek yılın Ağustos’una kadar 8 milyonu aşacağı tahmin ediliyor. Her hafta 500’den fazla hasta zamanında müdahale yapılmadığı için hayatını kaybediyor. Geçen yıl 500’den fazla hasta 15 saat boyunca ambulans beklerken can verdi.

Ekim 2023 verilerine göre 107 bin hasta tedavilerinin başlaması için 65 haftadan fazla beklemek zorunda bırakıldı. Geçtiğimiz Kasım’da acil servise gidenlerin %30’u muayene edilebilmek için en az dört saat beklemek zorunda bırakıldı. Yine Ekim 2023 verilerine göre kanser için acil tedavi edilmek üzere GP’leri tarafından sevk edilenler iki aydan fazla bekletildi. Geçen yılın Kasım’ında ölümcül rahatsızlıkları olanlar ambulans gelmesi için ortalama olarak sekiz dakika 32 saniye bekletildi ki bu yedi dakika olarak belirlenen hedefin çok ötesinde. Felç ve kalp krizi gibi İkincil grup olarak tanımlanan rahatsızlıkları olanlar ise 18 dakika yerine 38 dakika 30 saniye beklemek zorunda kaldı.

NHS’e bütçeden ayrılan pay 1948’in gerisinde

NHS bütçesinde en çok kesintilerin yapıldığı dönemde sağlık bakanlığı yapan şimdinin Maliye Bakanı Jeremy Hunt en son açıkladığı sonbahar bütçesinde NHS’e önümüzdeki iki yıl için 6.6 milyar sterlin bütçe ayırdı. Bu bütçenin NHS’i içinde bulunduğu açmazdan çıkartmaya yetmeyeceği uzmanlar tarafından dile getirilmiş olmasına rağmen ne hükümet ne sağlık bakanı ne de maliye bakanı harekete geçti. NHS bütçesindeki kesintiler David Cameron döneminde uygulamaya konan kemer sıkma politikaları ile başladı. 1948 ila 2010 yılları arasında NHS için ayrılan bütçe her yıl % 3.7 oranında arttırılırken bu oran 2010’dan sonra %1.4’e düşürüldü. Artan nüfus ve yaş ortalamasından dolayı NHS’in arttırılması gereken bütçesinin kesilmesi verilen sağlık hizmetlerinin aksamasına yol açtı. Sağlık bütçesinin yanı sıra belediyelerin bütçelerinde yapılan kesintiler ve bakım hizmetlerinin belediyelerin sırtına yıkılması da NHS çalışanlarının üzerindeki yükün artmasına neden oldu. Yerel bakım hizmetleri ihtiyacı karşılayamadığı için tedavisi tamamlanan yaşlılar ve hastalar taburcu edilemedi. Yeterince yatak olmadığı için de yatak ihtiyacı olan hastaların bekleme süreleri uzadı.

Verilerle NHS’in özelleştirilmesi

NHS her geçen yıl daha fazla hastanın özel sektörde tedavi edilmesiyle ve en karlı operasyonların özel sağlık şirketlerine verilmesi ile istikrarlı bir şekilde özelleştirilmektedir. Oxford Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmaya göre geçen yıl 2 milyondan fazla NHS hastası özel şirketler tarafından tedavi edildi, bu da tüm tedavilerin %10’undan biraz daha az bir orana tekabül ediyor. 2011’de bu oran %3 civarındaydı.

Aynı çalışmada, 2013 ve 2019 yılları arasında NHS’den kâr amacı güden özel şirketlere 11 milyar sterlinden fazla kaynak aktarıldığının tespiti de var. Yapılan analizler NHS’nin kâr amacı güden şirketlere harcadığı miktarlarda istikrarlı bir artış olduğunu gösteriyor. Araştırma aynı zamanda özelleştirmenin tedavi edilebilir nedenlerle daha fazla insanın ölümüne yol açtığını ortaya koymakta. 2013 ile 2019 yılları arasında özelleştirmedeki artışa atfedilebilecek tahmini 557 ek ölüm olduğu hesaplanmıştır. Araştırmanın yayınlanmasının ardından NHS’in özelleştirilmesine karşı çıkan kampanya grupları ‘Özelleştirme Öldürür’ adıyla Parlamento meydanında 557 kişinin katılımı ile bir protesto düzenledi. Gazeteler ‘NHS’teki ölüm oranlarının artışı Muhafazakarların özelleştirmelerinden kaynaklı’ manşetleri ile çıktılar.

Tony Blair, Margaret Thatcher’dan devralarak uyguladığı Özel Finans İnisiyatifleri (Private Finance Initiatives) neredeyse NHS’in iliğini kurutacak düzeye varmış durumda. Özel girişimlere döner sermayeden ödenmek koşulu ile yaptırılan 100 hastanenin bütçesi 13 milyardan 80 milyar sterline çıktı. Nerdeyse her 10 hastaneden dokuzunu devralan özel şirketler geride 55 milyar sterlinlik borç bıraktılar. Özel Finans İnisiyatifleri’ne kişi başına düşen borcun miktarı 1200 sterlin.

Muhafazakârlar tarafından 2012 yılında çıkartılan Sağlık ve Bakım Yasası ile NHS’in özelleştirilmesinin önündeki tüm engeller kaldırıldı. NHS 200’den fazla ‘klinik Komisyon Grubu’na bölünerek, özel sektör ile arasında rekabet başlatıldı.

Özel sağlık sektörünün en yaygın olduğu alanlardan biri ruh sağlığı hizmetleri.

2012 Yasası yürürlüğe girmeden önce bile, NHS’nin özel ruh sağlığı hizmeti sağlayıcılarına yaptığı harcamalar 2012-13 yıllarında reel olarak yüzde 15 arttı. Kasım 2018’de Parlamento’da verilen rakamlar, özel sektör harcamalarının beş yıl içinde yüzde 27 oranında artmaya devam ettiğini göstermekte. Özel sektör 304 milyon değerindeki ‘kilitli koğuş rehabilitasyonu’ servislerinin yüzde 97’sini elinde bulunduruyor. Yanı sıra Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı (CAMHS) için yapılan 355 milyon sterlinlik NHS harcamasının yüzde 44’ü özel sağlayıcılara gidiyor. En akut hasta çocuklar için çocuk psikiyatrik yoğun bakım yataklarının yaklaşık yüzde 60’ı özel sektör tarafından sağlanmaktadır. Birleşik Krallık’taki akıl sağlığı yataklarının yüzde 30’u özel sektörün eline geçmiş durumda. NHS’nin yatılı bakım için yaptığı tahmini 5.2 milyar sterlinlik harcamanın üçte birinden fazlası (1.8 milyar sterlin) artık özel sağlayıcılara gidiyor.

Doktorlar ne istiyor?

Pratisyen hekimler İngiltere tarihinin en uzun süreli grevini NHS’in sorunlarının bu derece kronikleştiği ve sağlık hizmetlerine ihtiyacın en çok duyulduğu bir dönemde gerçekleştirdiler.

Toplamda 144 saat süren grev 75 yıllık NHS tarihinin en uzun süreli grevi olarak kayıtlara geçti. Pratisyen hekimler grevler ile hem kendileri hem hastaları hem de Ulusal Sağlık Servisi NHS’in ihtiyaç duyduğu kaynak ve koşulların yaratılması taleplerinde ısrar ettiler.

Pratisyen hekimler 2008 yılından bu yana yaşanan ücret kayıplarının telafi edilmesi için %35’lik zam talebiyle 33 gün greve çıktılar. Pratisyen hekimler bu grevlerden bazılarını İngiltere tarihinde ilk kez uzman doktorlarla eş zamanlı olarak gerçekleştirdi. Hükümetin şimdiye kadar pratisyen hekimlere sunduğu teklif Nisan’da yapılan % 8.3 artışa ek olarak % 3 zam oldu. Bu ücret artışını yetersiz bulan pratisyen hekimler taleplerinin karşılanması için en son Aralık’ta 3, Ocak ayı başında da 6 gün kesintisiz grev yaptı. Yapılan % 3’lük zam pratisyen hekimlerin saat ücretinde sadece 50 penilik bir artış sağlıyor. Saat ücretleri 15.50 sterlin civarında olan pratisyen hekimlerin talebi saat ücretlerinin 21 sterline çıkartılması.

Pratisyen hekimlerin altı gün kesintisiz olarak gerçekleştirdikleri grevler; başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanlarına en çok ihtiyaç duyulan bir döneme denk geldi. Grevlerin etkisini, sadece ameliyat ve randevuları iptal edilen hastalar değil, acil servisleri kullanan hastalar da hissetti. Grevin daha ilk gününde pratisyen hekimlerin acil müdahalesine ihtiyaç duyulduğuna dair 20 çağrı yapıldı. Pratisyen hekimlerin örgütü İngiltere Tabipler Birliği (BMA) gelen çağrılara dair yaptığı değerlendirmede, çağrıların sağlık değil hükümetin politik baskıları nedeniyle yapıldığını ifade ederek üyelerinin hak talebinin arkasında durdu. Nottingham NHS sağlık personeli eksikliğinden kaynaklı ‘’aşırı baskı’’ nedeniyle kritik durum ilan etti.

Pratisyen hekimlere destek giderek büyüyor

Kamuoyunun destek verdiği pratisyen hekimler tüm baskılara karşın grevlerini kararlılıkla devam ettirdi. Grevin ikinci gününde aralarında şair-yazar Michael Rosen, komedyen Jo Brand, aktör Stephen Fry, komedyen ve eski bir doktor olan Adam Kay’in de bulunduğu 73 bin kişi imzaladıkları açık bir mektupla pratisyen hekimlere destek verirken, hükümete acil olarak harekete geçmesi çağrısı yaptılar.

Yapılan açıklamada, milyonlarca insanın “randevu beklerken daha da hastalandığı’’na dikkat çekildi. Başbakan Sunak’ın NHS bekleme listesini azaltmanın en önemli önceliklerinden biri olduğunu söylemesinin birinci yıldönümünde durumun kendilerinde “endişe ve belirsizliğe” yol açtığı da açıklamada dile getirildi.

Geçtiğimiz Ocak ayında Muhafazakâr Parti lideri “NHS bekleme listeleri düşecek ve insanlar ihtiyaç duydukları bakımı daha hızlı alabilecekler” sözünü vermiş ve ülkenin bu sözü yerine getirme konusunda kendisinden hesap sormasını istemişti.

Kampanya grubu 38 Degrees tarafından yayınlanan mektupta şu ifadeler yer alıyor: “Hesap verme zamanınız geldi.

“Hastaları ve NHS çalışanlarını karşı karşıya getirme girişimlerinize son vermenizi talep ediyoruz. “Bekleyemeyiz, beklemeyeceğiz. Bekleme sürelerinin derhal düşürülmesi için NHS’e ihtiyacı olan her şeyi veren bir acil durum planına ihtiyacımız var.”

NHS’in kronikleşen sorunlarının bedelini sağlık çalışanları ve halk ödüyor

Pratisyen hekimler yaptıkları grevlerle ücretlerinin arttırılması kadar, kaynak ve personel yetersizliği ile işlemez hale gelen NHS’in durumuna da dikkat çekmiş oldu. Bu sorunları içeren sağlık hizmetlerinin tüm yükünü, geçen Aralık’tan beri grevlerle seslerini duyurmaya çalışan hemşireler, ambulans şoförleri, uzman doktorlar, pratisyen hekimler, ebeler ve hasta bakıcılar da dahil her kademedeki sağlık çalışanları çekiyor. Kabinesinde her daim multi-milyarderlerin eksik olmadığı Muhafazakar Parti, NHS için kullanılması gereken kamu kaynaklarını kovid-19 öncesi ve sonrasında özelleştirmelerle, kovid-19 döneminde ise kişisel korunma ekipmanları (PPE) alım kontratları ile temsil ettikleri büyük şirketlere aktardı. Kamu kaynaklarının sağlık hizmetleri ve çalışanları yerine, şirketlerin kasasına gitmesinin bedelini ise sağlık çalışanları ve halk canıyla ödedi ve ödemeye devam ediyor. Şimdiye kadar kamu alanında yaşanan tüm grevlerde olduğu gibi Muhafazakâr Hükümet, grevlere gidenlerin taleplerini karşılamaya yetecek büyüklükteki parayı, taşeron şirketlere ve acente işçilerine ödemekte tereddüt etmiyor. Halkın ücretsiz sağlık hizmetlerine ihtiyacı her geçen gün artarken, sermayenin temsilcisi olan Muhafazakâr Parti, politik bir tercih olarak NHS’i işlemez hale getirerek özel sağlık hizmetlerinin önünü açmak istiyor. Hükümetin sağlık alanındaki özelleştirme ve kesintilerine bugüne kadar ses çıkarmayan ve iktidara geldiğinde de NHS’in özelleştirilmesinin önünü açan yasayı iptal edeceğine dair bir tutum ortaya koymayan İşçi Partisi iktidarında da sağlık çalışanları ve halk aynı sorunlarla uğraşmak zorunda kalacak görünüyor.

Bu durumda, başta pratisyen hekimler olmak üzere hak arayan işçilerin ve kamu emekçilerinin yanında yer almak, grevlere verilen desteği daha da görünür kılmak, bunun için sendikalarda örgütlenmek ve örgütlerimize sahip çıkmak gerekecek.

 

18 Yüzyılda İngiltere’de suç ve ceza

Dickens, İngiliz Edebiyatının en sahici yazarlarından biriydi ve hâlâ öyledir. Gerçeğe sımsıkı bağlı, sözünü esirgemez bir özgürlükçüydü. Bütün romanlarında yoksulları, yetimhane çocuklarını, açlık içinde çırpınan işsizleri, dilencileri ve suça itilmiş insanları anlattı. Dickens, toplumsal yaşam koşullarını iyileştirmek için, eğitimin ve çocuk sömürüsünün yasaklanmasının kâfi geleceğine inanıyordu. Devrim istemiyordu, çünkü Fransa’da bu yolu deneyen yoksulların ipin ucunu kaçırdıklarını düşünüyordu.

Bugün, onun “İki Şehrin Hikâyesi” adlı romanından, İngiltere’de 18. Yüzyılda suç ve ceza ilişkisini anlatan bir bölümü sunuyoruz.

“İngiltere’de ulusal gururu haklı kılacak ne düzen, ne güvenlik var. Geceleri silahlı kişiler başkentte bile soygun düzenliyorlar. Eşkıya yolları kesiyor. Kentten uzaklaşacak ailelere yetkililerin verdiği öğüt, eşyalarını depolamaları! Gece yol kesen haydut, gündüz esnaf oluyor. Esnaf arkadaşlar›, yollar n kesenin yüzünü tan yorlar. Kendine “Kaptan” adını takmış. Kafasından vuruluyor. Posta arabası yedi haydut tarafından durduruluyor. Arabacı üçünü öldürüyor, kalan dört kişi onu vuruyor. Cephanesi çıkışmamış. Sonra da arabayı rahat rahat soyuyorlar. Turnham Green’de Londra Valisi her şeyini haydutlara vermek zorunda kalıyor ve herkesin önünde rezil oluyor. Londra hapishanelerinde tutuklular gardiyanlara karşı savaş vermekte. Adaletin yüceliği, üzerlerine ateş açıyor. Saray odalarındaki soylu beylerin boyunlarından elmaslı harçlar yürütülüyor. St. Giles’de kanunsuz malları araştıran silahşorlara serseriler ateş açıyor, silahşorlar de kalabalığa. Ve tüm bu olayları olağan saymayan kimse yok.

Bütün bu olup bitenin orta yerinde ise cellât var. Sürekli iş başında her zamankinden daha işe yaramaz ve her zamankinden çok aranan, o. Uzun kuyruklar çözüyor. Cumartesi günü ev soyan birini Salı günü yakalanır yakalanmaz asıyor, Newgate’de düzinelerle el yakıyor, Westminster’da ise düzinelerle bildiri. Bugün bir katilin, yarın çiftçinin oğlundan metelik çalan hırsızın canını alıyor.

Bunlar ve binlerce benzer olay, bin yedi yüz yetmiş beş yılını da doldurup tamamladılar. Oduncu ve çiftçi umursamaksızın çalışırken, geniş çehrelilerle güzel ve sıradan suratlılar ayaklarını sıkı basıp, kutsal yetkilerini bol keseden kullanmaktaydılar. Bin yedi yüz yetmiş beş yılının önüne katıp sürüklediği haşmetliler ve öykümüze konu olacak milyonlarca ufak yaratık bunlardı işte.”

 

Filistin bir İngiliz mangasıydı

Birleşik Krallık, Filistin’deki Osmanlı Devleti hâkimiyetine son verdikten sonra, İtilaf Devletleri tarafından kararlaştırılan ve Milletler Cemiyeti tarafından Haziran 1922’de resmen onaylanan bir kararla Filistin’de bir manda hükümeti kurdu. Manda yönetimi denilen ve aslında sömürgeciliğin örtülü biçimi olan yönetim tarzı, Birinci Dünya Savaşından mağlup çıkan ve parçalanan Osmanlı İmparatorluğu ve Almanya’nın topraklarında kurulan yeni devletler güçlenip kendilerini yönetebilecek hale gelinceye kadar Milletler Cemiyeti tarafından atanacak veya belirlenecek bir ülke tarafından yönetilmesini ifade ediyordu.

Manda yönetiminde olan ülkelerin doğal zenginlikleri Manda yönetimi tarafından sömürülmeye açılıyordu.

I. Dünya Savaşı sırasında General Edmund Allenby komutasındaki Mısır Seferi Kuvvetleri, Türk kuvvetlerini yenerek Filistin’i ele geçirdi. Birleşik Krallık, savaş öncesinde bölgenin Arap önderlerinden olan Şerif Hüseyin ile anlaşarak Osmanlı İmparatorluğu’na isyan etmeleri karşılığında bağımsız bir Arap devleti vaadinde bulunmuştu. Birleşik Krallık ayrıca Sykes-Picot Antlaşması ile bölgeyi Fransa ile paylaşmıştı. Savaş bittikten sonra Birleşik Krallık Başbakanı Arthur James Balfour’un Filistin’de bir Yahudi yurdu kurulması hakkında yayınlamış olduğu deklarasyon işleri daha da karıştırmış, bölgede günümüze kadar devam eden kaos, şiddet ve savaş gibi olayların önünü açmıştır. Savaş bittikten sonra Birleşik Krallık İşgal Yönetimi, Filistin’de Suriye’den ayrı bir işbirlikçi hükümet kurdu. İngilizler, bölgenin sürekli kontrolü sağlamak için meşruiyet aradı ve bunu Haziran 1922’de Milletler Cemiyeti’nden verilen bir görev alarak elde etti. Esasen Milletler Cemiyeti’nin manda sistemi, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan Arap topraklarını Birleşik Krallık’ın elinde tutması için paravan görevini görmüştü.

Filistin Mandası 1946 yılına kadar Mavera-i Ürdün Emirliği’ne bağlı bir özerk bölge iken, bu tarihten sonra bağımsızlığını kazanarak Ürdün’den ayrıldı. Ancak Filistin’deki Birleşik Krallık hâkimiyeti 1948 yılına kadar devam etti. Bu hâkimiyet İsrail’in 1948 yılında kurulması sonucunda Filistin Mandası’nın yıkılması ile son buldu.

İngiliz Mandası döneminde Yahudi ve Arap milliyetçileri arasında ilk çatışmalar başladı. 1936-1939 Arap İsyanı ve 1947-1948 İç Savaşı ile Filistin’de Yahudi varlığı büyümeye devam etti. 1948 yılında İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesi, akabinde 1948 Arap-İsrail Savaşı’nın başlamasıyla Ürdün, Batı Şeria’yı, Mısır ise Gazze Şeridi’ni işgal ederek bu bölgelerin İsrail’in eline geçmesini engelledi. Tüm bu olaylardan sonra manda yönetimi 1948’de resmen ve fiilen sona erdi.

Aralık’ta kültür-sanat etkinlikleri

Sümer Erek’ten İstanbul sergisi

Londra’da yaşayan Kıbrıslı ressam Sümer Erek “Yırtık Hava – Tearing the Air” adlı kişisel sergisini 28 Kasım – 12 Aralık arasında İstanbul’da açacak…

Sümer Erek’in, 2021’de ürettiği ‘Yaşam Sanat ve Ötesi’ adlı katılımcı projeden ortaya çıkan bir resim serisi İstanbul Teşvikiye’de BBprojekTT art’ta salıdan cumartesiye saat 12-18 arasında ziyaret edilebilecek.

IDMC Event’ten yılsonu konseri

IDMC Event’in, 31 Aralık’ta düzenleyeceği yılsonu konserinde Oğuz Aksaç, Yaşar Gümüş, Gülbahar ve Gamze Ayata sahneye çıkacak. Prince and Princess Düğün Salonu’nda yapılacak etkinlikle ilgili ayrıntılı bilgi Mehmet Karakuş’tan (07957396065) alınabilecek.

Göksunlular’dan yılsonu gecesi

Göksunlular Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği, 29 Aralık akşamı düzenleyeceği konserde Dodan, Sasa, Dursun Can Cakın, Kadir Okatar, Mert Osku, Cemile Gül budak, Göksunlular Korosu ve Kamil Karaoğlan sahneye çıkacak.

İAKM-Cemevi 30’uncu yılını kutlayacak

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi (İAKM-Cemevi) bu yıl kuruluşunun 30’uncu kuruluş yılını kutluyor. “30 Yıl Semaha Durduk” başlığı ile 9 Aralık Cumartesi günü saat 17’de başlayacak etkinlik “9 Broadway Wood Green N22 6DS” adresindeki Dominion Centre’da düzenlenecek. Etkinlik İAKM- Cemevi sosyal medya platformlarında Ruhi Karadağ yönetiminde canlı olarak yayınlanacak. İAKM-Cemevi Başkanı İbrahim Has “Kuruluşumuzun 30. yılını coşkuyla gururla, onurla ve umutla kutluyoruz” dedi.

Şu Fatsa’nın Yolları Londra’da gösterilecek

12 Eylül öncesinde Fatsa’da yürütülen mücadeleyi anlatan belgesel film “Şu Fatsa’nın Yolları”, Almanya’dan sonra Londra’da da gösterilecek. Nurşen Bakır’ın yönettiği belgesel Babel Art House’da 16 Aralık 14.30 ve 19.30’da gösterilecek. İlk gösterim sonrasında yönetmen ve belgeselde anlatılan dönemin efsane belediye başkanı Fikri Sönmez ile birlikte çalışan Aynur Tandoğan Elibal ile söyleşi gerçekleşecek. Biletlerin 5 sterlin olduğu açıklandı.

Rengin Kadın Korosu’ndan “Dünyayı Ben Oynatırım” klibi

Londra`da 3 yıldır faaliyetlerini sürdüren Rengin Kadın Korosu`nun beklenen ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü`ne adanan “Dünyayı Ben Oynatırım” isimli klibi Youtube kanalında yayınlandı. Klip şarkısının sözleri, Rengin Kadın Korosu Sanatsal Üretim Komisyonu`nda yer alan Yeliz Uğur ile Dilek Dağdelen`e, müziği ise yine Yeliz Uğur`a ait. Müzisyen ve yönetmen Levent Canen`in yönettiği klibe çok sayıda kadın katılım gösterdi. Rengin Kadın Korosu Youtube kanalı ve sosyal medya hesapları şöyle:

 

Ayın Artizi: Yeni İçişleri Bakanı Usül Tüccarı ve Akıl Küpü James Cleverly Dayımız

0

Ay ayrımlar ayıydı. Artizi de, bu nedenle ayrışan.

Siz şimdi benim Filistin meselesinden dolayı dünya çapında şekillenen ayrımdan ya da ayrışmadan bahsedeceğimi sanıyorsunuzdur ama alakası yok.

Bişeyler anlatayım konuyla ilgili, umarım sizin anlamak istedikleriniz olur. Ki böylece de anlatmak istediğim ayrımın bu ayrım olmadığını ve bu ayrışımla da alakası olup olmadığını anlatırım böylece.

Efendim bugünlerde dükkânın dizaynını değiştirdik, bir re-fit yaptık. Şimdi ben ne kadar bir işletmeci olayım olmayıyım, bu değişim artık koşulların gerekli kıldığı, ben değil başkası olsa da yapılması gereken bir değişimdi. Take-in’e hâlâ yansımadı ama iyi oldu. Çağa uyacan işte, ortalık eski püskü, bazı yerler karanlık, kimi şelfler tozlu, olmaz öyle, siz ne kadar 90’lar oflaysıns dekorlarına dair nostalji yapmak isteseniz de. Mesela bu değişim keyfi olarak yapılabilecek bir değişimden ayrılıyor. Zorunlu ile yeterli arasındaki demezseniz buna istenilenle gerekli olan arasındaki ayrım deyin. Bilemediniz doğal olanla insani değişim arasındaki ayrım. Bizim bir dükkân gibi her yapı, mesela yerine başkası konsun konmasın, eskir ya da siz köpeğinizi ne kadar eğitirseniz eğitin ya da eğitmeyin hayvanların toplumsal olarak değişen yerlerine, kentleşmeye vs bağlı olarak çocukluğunuzda bildiğiniz hayvanlardan farklı olmaları gibi bir değişim.

Bayağı bir ayrım ağbi diyecekseniz ve artizle alakası ne ola ki? Anlatıyorum canlarım, ciğerlerim, anlatıyorum: yine mesela ayrımlardan devamla, geçen bir toptancı temsilcisi geldi, malların hangisinin satılıp hangisinin kaldığını ve hesabın ne olduğunu anlamak için harcadığı zaman kadar bizim üç dükkân ötemize dükkân açmış arkadaşının dedikodusunu yapmakla geçirdi. Hem geldiğinde dışarıda park edilmiş arabasına, hem de giderken dışarıda sigara içen cüssesinin kendisine göre yamukluğuna küfür ederek. Hesapları arada yaptık. Dedikodunun, verip vermesinin nedeni de kıskançlık, başka bir şey yok. Şimdi bizim gibi toplumsal ve ekonomik adalet yanlısı dükkân sahibi bir Anadolu efendisi için kıskançlık kolay kolay bir açıklama olmasa da bu durumda öyleydi, çünkü toptancının verip veriştirmesinde ilke ve doğrularla ya da hadi bilemedin ahlakla ilgili bir şey yoktu: söylediklerinin hepsi, onda var bende yok, dükkan ve para için gereksizce çok çalıştı gibi bayat laflar. Alın gerekli ve gereksiz çalışma ayrımı. Lan olm dedim, iki kapı öteye başka yer yokmuş gibi dükkan açarak işine ket vurduğu benim, sana ne oluyor diyerek bir de gerekli konulara ilgi verme ile gereksiz konulara ilgi verme arasındaki ayrıma dikkat çekmiş oldum. Ayrımlar ağı böyle serpildi gitti işte.

Neyse bunun da gösterdiği ayrımlarla şekillenen bir kafadan dolayı nefret tükürüğü Braverman, bütçe açıklamalarında halkı kim sever diyerek yüzsüzlük pazarlamayı sürdüren maliye bakanı Jeremy Hunt, ne idüğü belirsiz başbakan Sunak ya da akıl fakiri Starmer ya da kuzey Londra’da hepsinin Kürt veya Türk temsilcileri değil de hepsinin olmak istediği yeni içişleri bakanımız James Cleverly bu ayın artizi oldu. Alın başka bir ayrım: başka artiz olmak isteyen artizler ve kendisini artizliğin tanımı sayan artizler, the artiz, James dayımız.

Şekil şükül o biçim, çizgili takımlar, ince ütüler, bürokratik ağız, Dışişlerinde kural dışına çıkmamalar, Boris gelsin Truss gitsin Sunak tırmansın, herkesle pampalıklar. David Lammy’i kim sever alın size alıştığınız Asya erkânından farklı bir çokkültürlü muhafazakârlık ya da gericiliğin sömürgeleştirdikleri tarafından desteklenmesi timsali, adı güzel, kendi güzel, Cleverly dayı, dost dost dost. Bizim Kürt Nadim Zahawi kadar olmasa da siyasi hayatına ev kiraya vermekten kazandığı servetle de atılan James kardeşimiz, Londra belediye meclisindeki görevinden sonra 2015’te milletvekili oldu. O günlerde siyah gençlerin Hıristiyanlıktan uzaklaşmalarının da sorunlarının kaynağı olduğuna dair şeyler söyleyip yine kendisi gibi olmaya özenen o dönem belediye başkanı adayı Shaun Bailey gibi salakların, ırkçılığa maruz kalmış toplumlardan gelmelerine rağmen söyledikleri ırkçı salaklıkları destekledi. Bunların hepsinin içinde de askeri madalyalar almayı da sürdürdü tabi. 2022’de Dışişleri Bakanı olmadan da önce 2019’da da Kraliyet Meclisine (Privy Council) seçildi.

Dediğim gibi öyle göze batar bir şey de yapmadı bu ay. Artizliği olduğu boş, sığ ve çapsızlığa rağmen güçlülerden yana rolünün gerektirdiklerini samimiyetsiz biçimde yerine getirmesi. Alın size bir artiz tanımı ve alın önceki yazılarda verilen tanımlardan bu açıdan ayrımı. Demek ki ayrımları da koordine edip birbirleri açısından anlamlı kılan da pratik açıdan gerekli olup olmadıkları. Ki Cleverly dayımızın artizliği tüm yönleriyle gözler önündeydi. İçişleri koltuğuna geçer geçmez, daha önce Braverman liderliğinde bakanlığının geçirmeye çalıştığı ve göçmenlerin başvuruları sonuçlanana kadar Ruanda’da tutulmasıyla ilgili yasa tasarısının Yargıtay tarafından red edilmesinden sonra ne derse beğenirsiniz. Tamam dedi James dayımız Cleverly, Yargıtay göçmenlerin Ruanda’ya gönderilmesinin önünde engeller olduğunu söylüyor, biz de bu engelleri ortadan kaldırırız, bu konuda hükümetin planları yerine yine de gelir dedi. Usul usul ama sarsılmazca sadık Cleverly dayımız efendilerinin program ve planlarına. Ukrayna’da hava attığı savaştan bu yana, Çin konusunda ilişkiler geliştirilebilir şeklindeki artizliklerinden ve Hakan Fidan abimizle görüşüp Türkiye ile Brexit sonrası ilişkilerin hayatiliğinden dem vurmasından da sonra bunlar.

Ne de olsa yaşına göre parlak, usülü de sonradan görme öğrenilen bir usül olarak deneyim gereği kolay öğretilebilir olduğu için usül öğretiyor James emmi. Ama diğer artizlerin dayı hakkında düşünüp özendiklerini dayı da yaşadığını sandığı ama anlamadığı gerçeklikten bekliyor ki bilmiyor, samimiyetsizce sandığı düzgünlük hiçbir zaman bu toplumsal düzende mümkün olmadığından, sürdükçe de ortamın sadece Sunak ve Braverman gibi süprüntüleri götüreceğini anlayacak gibi değil. Kendisinin şöhretinin nedenin de Braverman gibi başkalarına ihtiyaç duyulmamasından! Vay ki vay! Anlasaydı artiz olmazdı, kendi olmazdı. Cleverly’nin Enfield tezahürleri milletvekilleri gibi mesela.

Daha da kötü şeyler olmamamıza efendim.