Ana Sayfa Blog Sayfa 65

Artan enerji maliyetleri okulları ısınma ve eğitim arasında tercih yapmaya zorluyor

0

Etkisi iyiden iyiye hissedilmeye başlanan soğuklara rağmen birçok okulda kaloriferler yanmaya başlamadı. Artan enerji maliyetlerini karşılayacak bütçesi olmayan okullar, tasarruf edebilmek için kaloriferleri ya hiç açmıyor ya da günün en soğuk saatlerinde kısa süreli açıyor. Okulların tasarruf nedeniyle eğitimi soğuk sınıflarda devam ettirmesi ailelerde tepki ve kaygılara neden oluyor.

Faturaları ödemekte zorlanan okullar ders sayısını azaltacak

Okul ve Kolej Liderleri Birliği (Association of School and College Leaders ) tarafından 600 kamu okulunu kapsayacak ölçekte yapılan araştırma, okulların sadece % 2’sinin bu akademik yılın giderlerini karşılayacak bütçeye sahip olduğuna dikkat çekiyor. Araştırmaya katılan birçok okul, kaloriferleri dondurucu soğuklar başlayana kadar yakmayacaklarını, kışın da sadece birkaç saat yakabileceklerini beyan ediyor. Alınan tedbirlere rağmen ısıtma giderlerini karşılamayacak durumda olan okullardan % 44’i maliyetleri azaltmak için; yabancı dil, drama, müzik, dizayn ve teknoloji gibi derslere son vermeye hazırlanıyor.

Raporda artan enflasyon ve enerji fiyatları nedeniyle bazı okulların yıllık giderlerinin bu yıl 500 bin sterlinden fazla artacağı da belirtiliyor. Artan maliyetleri karşılamaya bütçesi yetmediği için okullardan % 3’ü, giderlerini azaltmak için eğitimi haftada dört güne indirmeyi de planlıyor.

Gelecek öğrenciler için muğlak

İçinde bulundukları durumu ‘felaket’ ve tahrip edici’ olarak tanımlayan okul liderleri, hükümetin müdahale etmemesi koşulunda geleceğin öğrenciler için muğlak olacağına da dikkat çekiyorlar. Yeni dönemin bütçesini görüşmek üzere Ocak’ta bir araya gelecek okul liderleri ısınma ve eğitim giderleri arasında tercih yapmak zorunda kalacak. Birçok okulda ortalama 15 ila 20 arasında personelin işine son verilmesi bekleniyor.

Öğrencilerle birlikte kesintilerin bedelini ödeyen çğretmenler greve hazırlanıyor

Okullar için ayrılan bütçeye dair yılın başında bir değerlendirme yapan Mali Araştırmalar Enstitüsü (Institute for Fiscal Studies) IFS’de daha o zaman 2024 yılında okulların bütçelerinde gerçek anlamda %3’lük kesinti olacağına işaret etmişti. IFS’in yaptığı analize göre kesintilerden dolayı 2024’de eğitim alanında iki milyar sterlinlik bir açık oluşacak. Ve bu her bir öğrenci için ayrılan bütçenin Muhafazakarların iktidara geldiği 2010 yılına göre % 11 daha düşmesi anlamını taşıyor. Muhafazakarların, 14 yıllık iktidarlarında eğitimin geldiği yer 2010 yılının çok daha gerisinde.

Eğitim alanında yapılan kesintilerin bedelini, öğrenciler ile birlikte asıl olarak artan iş yükü ve ağırlaştırılmış çalışma koşulları ile öğretmenler ödemekte. Öğretmenler hem rekor seviyelere ulaşan enflasyon karşısında eriyen ücretlerini korumak, hem de ağırlaştırılmış çalışma koşullarına karşı greve hazırlanıyor. Eğitim alanında örgütlü 750 bin eğitim emekçisi 2010 yılından beri reel olarak beşte bir oranında azalan maaşlarında artış talep etmek için önümüzdeki aylarda greve çıkacak. Düşük maaş ve çalışma koşullarının ağırlığından dolayı her üç öğretmenden biri beş yıl içinde mesleğini terk ediyor.

 

Sokak kapatmalarına isyan büyüyor

Londra’da 2020’de başlayan ve 2022’de hız kazanan bazı bağlantı yollarını kapatarak meskenlerin yoğun olduğu sokaklarda trefiği azaltmak için “Low Traffic Neighbourhood-LTN” uygulamasına tepkiler durulmuyor.

Londra’daki belediyelerin merkezi hükümet ve Transport for London’ın 250 milyon sterlin LTN ödeneğinden yararlanma yarışı 2020’de yol kapanması, çıkmaz sokak uyguması ve motorlu araç giriş yasağı olarak sürüyor. LTN uygulamasını ihlal eden araçlara ise kamera cezaları yağdırıyor.

Görüş aldığımız toplum üyeleri uygulamanın tam tersine trafiği artırıp yolculuğu uzattığı için daha çok hava kirliliği yarattığı, belediyelerin daha çok trafik cezasından gelir hedeflediği ve motorlu araç sürücüleri ile toplumu mağdur ettiği ortak görüşünde birleşti.

İşte görüş bildiren toplum üyeleri:

Serkan Yaman (Expa Süpermarket): 10 dakikada gelen işyerime 1 saatte gelir oldum. Daha az egzos gazı için yapıldığı söylenen bu uygulama saçma. Camdan fanus mu var ki egzos yan sokağa gitmesin! Hiç işe yaramıyor. Kameradan ceza yazarak para kazanmak istiyorlar. Madem sokağı trafiğe kapatacaksın kamerayla tuzak kurma, sokağı kapat. St Anns Road ile West Green’in bağlantısını koparmışlar. Çevremde çok insane ceza yedi. Müşterilerim trafikten dolayı azaldı. Biz dev süpermarket zincirlerine karşı ayakta kalmaya çalışıyoruz, belediyeler biz küçük esnafı destekleyeceğine park cezası ve yol kapatmayla oksijenimizi kesmeye çalışıyorlar. Müşterimiz 5 dakikalığına aracını park edip ekmek alamıyor. Dev supermarket zincirine yönlendirilmiş oluyor. Oysa biz belediyelerden en az 10 dakika ücretsiz park hakkı tanımalarını bekliyoruz. Şimdi de gelen müşterilerimize yok kapatma engelleri getirdiler. Dondurma getiren araç trafiğe takılınca “eriyecek” diye geri döndü. Bu çok sinir bozucu bir uygulama. Mantıksız! Bir belgeselde iki maymundan birine çikolata diğerine taş veriyorlar. Taş verilen maymun kriz geçiriyor. Bize resmen kriz geçiriyorlar. Bu yaşamın pratiğine uyan bir uygulama değil. Belediyeye başka konularda da derdimizi aktaramıyoruz, dinliyor gibi yapıp dinlemiyorlar. Buradan belediye başkanına sesleniyorum, biz danışmanlarınıza değil size oy verdik. Yaşlı, engelli ve çocuklu insanları daha zor durumda bırakıyorlar. 20 mil hız da kaplumbağa hızıdır ve trafiğin diline uygun değil. İnsan aklıyla dalga geçiyorlar.

Feyzullah Cinpolat (Ada Glazing): Belediyeler devletten alamadıkları yardımı halktan toplamaya çalışıyor. TfL aracılığıyla yeşil enerji ve temiz hava politikasını kötüye kullanıyorlar. Sokakları ölçüm yapıp temiz hava yarattıklarını söylüyorlar fakat hiç biri gerçekci değil. Beledilelerin soygun düzeninin bir parçası. Enfield’de Fox Lane’de bir yıl içinde 3 milyon sterlin ceza yazılmış. Biz evin yakınında bir ara yolu kapattılar ana yolun trafiği üç katına çıktı. Bu nasıl bir çevre dostluğu. 50 metre öteye egzos gazı geçmiyor mu? Bizim iş için harcadığımız petrol yakıtı da iki katına çıktı. Kapatılmış yola iş için de giremiyoruz. Bunun anlamı iş kaybı, zaman kaybı, kazanç kaybı… Bir sonraki adım da işsizliğin artması…

Ali Yıldız (Uber şoförü): Bu uygulama akıl ve mantık yoksunu. 2 dakikalık ötedeki yola 22 dakika dolanarak ulaşıyorsunuz. Ayrıca motorlu araca kapatılan yol, sokak park olanaklarını da yarıya düşürdü. Zaten ülkede her geçen gün araç sayısı artıyor, park sayısı yerinde sayıyordu. Bu yanlıştan acil dönülmesi gerekir.

Ahmet Üstünsürmeli (Restoran sahibi): İşçi Partili belediyelerin bu uygulamasına bakılırsa “seçmeni soldan nasıl soğuturum” diye yapılmışa benziyor. Fanus mu var da egzos bu sokakta kalacak, yan sokağa gitmeyecek.

Yasemin Brett (İşçi Partili siyasetçi ve Enfield Belediyesi eski meclis üyesi): Belediyedeyken bu uygulamaya karşı çıkmıştım. Ara sokaklardaki yol kapatmaları bölgede hava kirliliğini azaltmayıp daha da çoğalttığına ilişkin bilimsel raporlar var. Bu uygulama belki ara sokaklarda sakinlik yaratabilir fakat ana yollardaki trafik yoğunluğu egzoz ve hava kirliliğinden kaynaklı solunum hastalıkları sorunlarını da beraberinde getirecektir.

Ahmet Baştürk (Londra Türk Radyosu sahibi): Essex’te oturuyorum. Philip Lane’de annemi görmeye geliyorum. Şimdi 2-3 dakika kala eve, 20-25 dakikada dolaşarak varıyorum. Ara yollar kapalı olduğu için ana yollarda trafik sıkışıklığı oluşuyor. Bu mu çevre dostu uygulama. Belediye kimlere danıştı bu uygulamayı? Ayrıca ben bu yolları kullanmak için “Road Tax” denilen vergiyi ödüyorum. Çok yanlış bir karar.

Timur Tayyareci (Sürüş öğretmeni): Belediyelerin yolları gelişi güzel kapatmaları akıl alacak bir şey değil. Hava kirliliğini azatacaklarını iddia ediyorlar ama bütün araçların trafik sıkışıklığında daha uzun yolculuk yapmalarına neden oluyorlar. Art niyetli bir uygulamadır. Ben bir şoför hocası olarak kendi işimi yapmakta zorlanıyorum. Zaten yollar dar, bir de bu uygulama çıktı. Okullara yakın sokakları kapatıp kemaralarla donatmalarında niyet başka.

Metin Gezer (Dağıtımcı): Sokaklara yemek mönüsü gibi tabela koymuşlar. N16 Petherton Road’a bir bakın. İnsan aklıyla alay ediyorlar. Araç sürerken nasıl okuyacaksın ki? Ben dağıtım yapıyorum. Bu sokak kapatmaları inanın canımdan bezdirdi. Usandım!

Hüseyin Kaplan (Petit Coin Cafê): Ana yol sayılan N16 Church Street’te direk geçişin kapatılması kesinlikle yanlış bir uygulama. Buradaki esnafın işlerini olumsuz etkiledi. Halk adına yapılandan halk memnun değil ki! Bu uygulamadan vazgeçilmesini umuyoruz.

Mehmet Göztaş (Bakkal): Çevreyi düşündüklerinden değil, ceza gelirlerini artırma çabasından. Güvenlik kameraları da öyle. Sokak güvenliği değil ceza yağdırma makineleri. Eğer aracın ULEZ’e uygun değilse parayı verip çevreyi kirletebiliyorsun. Bu nasıl bir mantık. Samimiysen o tür araçlara kesinlikle izin verme.

Kazım Gül (CHP İngiltere Başkanı): Kuzey Londra’da belediyelerin ara yolları kapatma kararları bölge sakinlerini zor durumda bırakıyor. Bu kapanan yollardan dolayı gideceğimiz yerlere daha uzun zamanda ulaşıyor ve saatlerce trafikte gereksiz bekliyorsunuz. Bununla ilgili gereken yerlerle temaslarda bulunacagımzı bildirmek isterim.

***

Protesto eylemleri başladı…

Belediyelerin ara sokakları trafiğe ve araç girişine kapatmaları protesto eylemlerini de başlattı.

Haringey bölge sakinleri imza kampanyası ve protesto eylemleri düzenlemeye başladı. İlk olarak 7 Kasım’da Haringey belediyesi önünde gerçekleşen eyleme yüzlerce esnaf katıldı. 14 Kasım’da da 16.30’da Downhillls Park Cafe’de buluşacan protestocular “Hep birlikte sokaklarımızı geri alalım” şiarıyla saat 18’de George Meehan House N22 8JZ adresine yürüyereyerek protesto edecekler. Haringey’deki protestocular traffic.orders@haringey.gov.uk adresine dilekçe bombardımanı yapılmasını öneriyorlar.

Ayrıca Kuzey Londra bölge sakinleri sosyal medyadan da yol kapatılmasına karşı imza kampanyası başlattılar…

BEKLENEN OLMADI

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan tarafından getirilen planın amacı, şehrin yerleşim bölgelerindeki trafiği azaltmaktı.

RAC’in web sitesinde aktarıldığına göre Ulaştırma Bakanlığı’nın (DfT) son rakamları, LTN’leri veya benzer planları (şerit kaldırma veya yayalaştırma gibi) uygulamaya koyan Londra semtlerinde kat edilen toplam kilometrenin 2021’de bir önceki yıla göre %11,4 artışla 41 milyon mil arttığını gösteriyor..

Karşılaştırma için uygulamaya 2020’de katılmayan iki semt Westminster ve Kensington ve Chelsea’ye bakıldığında ortalama yalnızca %8,9 artışla 29 milyon mil artış görüldü..

Yeni verilere göre, Londra’nın semtlerinde katedilen toplam mil, LTN olmayan ilçelerle aynı oranda artsaydı, 89 milyon mil sürüş tasarrufu sağlayacaktı. Bu, binlerce ton CO2 emisyonunu azaltacaktı.

RAC sözcüsü Rod Dennis şu yorumu yaptı:

“LTN’ler genel motorlu trafiği azaltmada ve daha aktif seyahati teşvik etmede başarılı olsaydı olumlu değerlendirilebilirdi. Trafiğin yan sokaklara üstelik trafik sıkışıklığına neden olurcasına kaydırılması bir yarar sağlayamaz. Bu uygulamadan önce etüd ve verimlilik çalışmalarının yapılması çok kaygı verici.”

Haringey halkı mücadelenin bir parçası olacak

Haringey Sendika Şube Platformu, yaptığı bir halk toplantısında, yaşanan adaletsizliklere karşı ve işçilerin mücadele ve grevlerine destek olma kararı aldı. Kuzey Londra Toplum Merkezi’nde 17 Kasım’da gerçekleştirilen toplantıya bir çok sendika yöneticisinin yanı sıra halktan emekçiler katıldı.

Ulusal Eğitim Sendikası (NEU) Genel Sekreteri Kevin Courtney, Halklar Meclisi ve Savaş Karşıtı Koalisyon yöneticisi Lindsey German ve çok sayıda sendika şube yöneticisinin konuşmacı olduğu toplantıda, greve giden işçilerle pratik dayanışmanın büyütülmesi istendi.

“Hayat pahalılığının faturasını zenginler ödesin”

Yapılan konuşmalarda, işçilerin hala eskisi gibi uzun saatler çalıştığı, zenginlerin ise rekor düzeyde kar yapmaya devam ettiğini belirten konuşmacılar, daha da fazla kar yapmak için her şeye zam yapılırken işçi ücretlerine enflasyon oranının altında zam dayatılmasının kabul edilemeyeceği belirtildi.

Hayat pahalılığının giderek büyüdüğünü belirten konuşmacılar, işçilerin hiç bir şekilde sebep olmadığı “Hayat pahalılığının faturasını zenginler ödesin” dedi.

Haringey’de yaşayan halkın mutlaka mücadele içinde, işçilerle birlikte yer alması gerektiği vurgulanan tolantıda, toplum merkezlerinin de Kuzey Londra Toplum Merkezi gibi örnek bir tutumla işçilerin mücadelesinin bir parçası olması gerektiği belirtildi.

 

Haringey halkı İşçi Partili belediyeye seslendi: Asıl derdiniz nedir? Dürüstçe halka açıklayın!

Haringey Belediyesi sınırları içindeki bazı yolların trafiğe kapatılmasının nedenleri hala açıklığa kavuşmuş değil. Belediye yetkilileri, hava kirliliği ve ara yollardaki ses kirliliğini sebep gösterirken, ana caddelerde biriken trafiğin daha fazla hava kirliliğine ve aşırı gürültüye sebep olduğuna cevap vermiyor.

Sadece ana yollara yönlendirilen trafiğin yoğunluğu ve daha fazla yollarda kalan araşların doğaya saldığı karbonun ise daha fazla olduğu belirtiliyor. Finsbury Park bölgesinden Tottenham’a geçmek için Seven Sisters Road, Green Lanes, West Green Road, Westbury Avenue, Phillip Lane ve Belmont Road dışında hiç bir yolu kullanamayan sürücüler, bu yollara yığılmanın sebep olduğu aşırı trafikten dolayı otobüsler de gecikmeli rotalarını tamamlıyor.

Gerçek yüzleri ortaya çıktı

Belediye içinde yapılan tartışmalarda, belediyenin 18.5 milyon sterlin açığının üçte birini cezalardan elde etme planına sahip olduğu ortaya çıktı. Belediye encümenlerinin bazı yazışmaları ortaya çıktı. Önümüzdeki finans yılı için kapatılan yollar ve okul yollarına yerleştirilen kameralardan toplam 5.71 milyon sterlin kazanç elde elme gayreti içinde olduğu ortaya çıktı.

Tottenham Merkez encümen üyesi Matt White, bütçeyi planlarken tarihin en büyük kamera cezası hedefinin konduğunu belirttiği yazışmasında, belediyenin ceza yazma hedefleri koyduğunu ve her yıl 4 ile 5 milyon sterlin ceza planladığını ifade ediyor.

Öte yandan belediye içinde de, yollarda biriken trafiğin daha çok havayı kirlettiği ve toplu taşımanın daha da yavaşladığı tartışmalarının olduğu belirtiliyor.

Tepkiler örgürlenecek

14 ve 21 Kasım tarihlerinde yüzlerce Haringey sakininin katılı ile yapılan protestolar devam edecek. Kamuoyuna açık bir çağrı yapan toplum bireyleri, 23 Kasım akşamı toplanarak bir komite oluşturdu. Bu komite, belediyenin bu kararlarını geri çekmesi için eylemler yapma kararı alacak. Haringey’in her bir köşesi konu ile ilgili bilgilendirilecek.

Cezalandırmak asıl sebeb

Bir çok belediye, bütçe açıklarını ve yeni yatırımlar gerçekleştirmek için halkın cebindeki paraya göz dikmiş durumdadır. Diğer belediyelerde olduğu gibi Haringey belediyesi de araşlara yazacak cezanın hesabını yapıyor. Örneğil Lambert belediyesi, 31 Mart’a kadar 1.6 milyon ceza yazma hedefi koymuş.

Asıl işi bölge halkına hizmet olan bir belediye, halkını cezalandırma hedefi kor mu? İşte Haringey belediyesinin de gerçek hedefinin bu olduğu tahmin ediliyor.

Madem yollar kapatılıyor, toplu taşıma neden teşvik edilmiyor?

Kapatılan tüm yollara kamera koymayı ihmal etmeyen belediye, toplu taşımaya da özen göstermiyor. Hiç bir planı yok. Çevre ve gütültü kirliliğini öne sürerek cezalandırma planını hayata geçiren Haringey belediyesi, daha çok otobüs ve çok daha ucuzlatılmış ulaşım ücreti hayata geçirmeli.

Haringey’i de derinden etkileyen ve yılda 50 ton karbon salınımı yapacak olan Edmonton Çöp Yakma Tesisi belediyeler eliyle hayata geçirilirken, belediyenin halkın sağlığını düşündüğünü iddia etmek oldukça bir saflık olur.

Bisiklet kullanmayı yaygınlaştırmak istiyorsa, arabaların satılmasını teşvik etmeli ve her aileye bir bisiklet tahsis etmeli. Ya da, hane üzerine sadece bir araba kayıdı yaptırma şartı koymalı.

Uzun lafın kısası, asıl neden halkın sağlığını düşünen bir belediye değil, halkını cezalandıran bir belediye yönetimi ile karşı karşıyayız.

Halkına ve bilim insanlarına inanmayıp belediyeye inanmak

Bazı çevreler, belediyenin dürüst olduğunu düşünüyor. Hatta İşçi Partili belediyeyi, Muhafazakar Partiye karşı korumanın çabası içine giriliyor. Saldırının İşçi Partisi’nden gelmesi “yanakta gül mü” açtırıyor? Gördük İşçi Partilileri. “Bizimki” denilerek milletvekili seçilen Türkiyeli vatandaş, Londra Toplum Merkezi’nde seçim öncesi yaptığı toplantıda, Jeremy Corbyn’in manifestosuna bağlı kalma sözü vermişti. Ne oldu? Corbyn ve manifestosuna savaş açan ilklerden oldu. Belki Corbyn’in de eleştirilecek yanları vardır. Fakat, toplumumuzun hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak söz vermek ve daha sonra sırtını dönmek dürüst politikacı işi değildir.

Tıpkı bu örnekte olduğu gibi İşçi Partili saldırgan belediye yönetimizi savunmak, hele de hiç bir bilimsel dayanağı olmadan bunu yapmak, ya bir çıkar kollamaktır ya da saflık etmektir. Biraz da halkın ihtiyaç ve arzularına da bakmak gerekir.

 

İngiltere’de göçmen olmak zor

İngiltere ile Fransa, Manş Denizi’nden göçmen geçişini engelleme anlaşmasını yeniledi

İngiltere, göçmenlerin Manş Denizi’nden teknelerle ülkeye girişini engellemek amacıyla 8 milyon sterlin ek ödeme yapmak üzere Fransa’yla anlaşma imzaladı.

İngiltere, Fransa’nın sahillerini denetleyip kaçak göçmen geçişlerini durdurması için şimdiye dek yılda 55 milyon sterlin ödüyordu. BBC, 8 milyon sterlinlik ek ödemeyle kıyılarda devriye gezen Fransız polisi sayısının 5 ay süreyle 250’den 350’ye çıkarılacağını yazarken, Euronews haberi polis ve jandarma sayısının 800’den 900’e çıkarılması şeklinde verdi.

Başbakan Sunak, Manş Denizi’nden İngiltere’ye kaçak göçmen geçişini engellemek tek bir önlemin yetmeyeceğini, bu anlaşmayla sayının azalacağını söyledi.

İşçi Partisi lideri Starmer, anlaşmayı “doğru yönde atılmış küçük bir adım” olarak niteledi ve insan kaçakçılarının engellenmesi için daha fazlasının yapılması gerektiğini söyledi.

2022’de Manş’tan teknelerle İngiltere’ye geçen göçmenlerin 40 bini aştığı belirtiliyor. Geçen yıl bu sayı 28.526’ydı.

Gelenlerin hemen tümü iltica talebinde bulunuyor. 2022’nin ilk altı ayında İngiltere’ye 60 binden fazla iltica başvurusu oldu. Teknelerle gelenlerin başvurusu bunun kabaca yarısını oluşturuyor. 2018’den beri bu şekilde yapılan 7 bine yakın başvurudan yaklaşık yarısının ilticasının kabul edildiği belirtiliyor.

2022’nin ilk yarısında İngiltere’ye teknelerle gelen 13 bini aşkın göçmenin yüzde 67’si sırasıyla Arnavutluk, Afganistan, İran, Irak ve Suriye’den.

İltica başvurularının sonuçlanması neden uzun sürüyor?

Resmi rakamlara göre Eylül 2022 itibarıyla 143 binden fazla iltica dosyası sonuçlandırılmayı bekliyor ve bunların 100 bine yakını altı aydan daha uzun süre süre önce yapılmış.

2019’da bekleyen dosya sayısı 45 bin civarındaydı ve bunların 26 binden fazlasının altı aydan uzun beklemişti. Bu yılın ilk 9 ayında yapılan iltica başvuru sayısı 86 bine yakın. Bu, son 20 yılın en yüksek rakamı. (Kasım ayı itibarıyla bu yıl Almanya’ya yapılan iltica başvuruları ise 182 bine yaklaştı.)

İçişleri Bakanlığı, başvuruların hızla değerlendirilmesi için adım attıklarını açıklarken, ilgili departmanda çalışanlar, bu amaçla tecrübesiz ve düşük ücretli memurların işe alınması ve eğitimleri için zamana ihtiyaç duyulmasının gecikmede payı olduğunu belirtiyor.

The Institute for Government adlı düşünce kuruluşuna göre, İçişleri Bakanlığı’nda iltica başvurularını değerlendirecek memur sayısı on yıl öncesinden yüzlerce daha fazla, ama sonuca bağladıkları dosya sayısı daha az. 2021-22’de 614 memur ayda kişi başına 5 iltica dosyasını sonuçlandırırken, 2011-12’de memur sayısı 380, ama memur başına bakılan dosya sayısı 13,7’ydi.

Bugün 37 bin sığınmacının başvurularının sonuçlanmasını beklerken otellerde geçici ikamet ettiği ve bunun günlük 7 milyon sterline mal olduğu belirtiliyor.

İngiltere’ye net göç rakamları 500 bini aşmış görünüyor ama….

Resmi rakamlara göre İngiltere’ye net göç sayısı (ülkeye gelen göçmen sayısından ülkeden ayrılanların sayısı çıkarılarak elde ediliyor) yılın ilk altı ayında 504.000 ile en yüksek düzeye ulaştı.

Bu artışta AB dışı ülkelerden yasal yollarla gelenlerin sayısının artması ve pandemi sonrası seyahat artışlarının yanı sıra Afganistan, Ukrayna ve Hong Kong’dan gelen mültecilerin etkili oldu.

İçişleri Bakanı Suella Braverman, partisinin ülkeye net göç sayısını yılda 100 binin altına indirme hedefini yeniden canlandırmak istediğini söyledi.

Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) rakamlarından şu tablo ortaya çıkıyor:

  • 2022’nin ilk yarısında ülkeye 1,1 milyon kişi göç etti (geçen yılın aynı dönemine göre 435 bin artış ifade ediyor ve Manş Denizi’nden teknelerle geçişler gibi ülkeye yasa dışı yollardan gelen göçmenleri kapsamıyor)
  • Aynı sürede İngiltere’den 560 bin kişi ayrıldı (195 bin AB dışı ülke vatandaşları, 275 bin AB ülkeleri vatandaşları, 90 bin Britanya pasaportu sahibi)
  • İngiltere’ye gelenlerin 170 bini Ukrayna’dan, 76 bini Hong Kong’dan
  • 277 bin kişi eğitim amacıyla gelmiş durumda, öğrenci vizesiyle giriş yapanların sayısı geçen yıla kıyasla iki katına çıkmış bulunuyor.

Rakamların açıklandığı gün Başbakan Rishi Sunak’ın sözcüsü de ülke dışından eğitim amacıyla gelenlerin sayısının azaltılması seçeneğine baktıklarını belirterek, “öğrencilere bağlı aile üyelerinin girişi ve düşük vasıflı diploma için gelen öğrencilerle ilgili sorunları” değerlendirdiklerini söyledi.

Bir göçmenin ölümü sonrası Manston göçmen merkezi kapatıldı

Manş Denizi üzerinden teknelerle İngiltere’ye gelen göçmenlerin tutulduğu Manston göçmen merkezi kapatıldı.

Kent bölgesinde en fazla 1600 kişinin tutulacağı şekilde planlanmış olsa da 4000’e yakın göçmenin kötü koşullarda tutulması nedeniyle bu merkez son haftalarda gündemdeydi.

Ülkeye kaçak giriş yapan düzensiz göçmenler, güvenlik ve kimlik kontrolleri için bu merkezde bekletiliyordu.

En fazla 24 saatlik kalışlar için tasarlanmış merkezde, çocuklu aileler de dahil olmak üzere pek çok kişi haftalarca çadırlarda tutulmuştu.

Birçok difteri ve MRSA (antibiyotiğe karşı dirençli enfeksiyon) vakasının tespit edildiği, bazı göçmenlerin hastaneye kaldırıldığı Manston, bir göçmenin 19 Kasım’da ölümünün ardından tamamen boşaltıldı, buradaki göçmenler otellere yerleştirildi.

İçişleri Bakanlığı, ölümünden bir hafta kadar önce ülkeye tekneyle giriş yapan kişinin ölümünün difteriden kaynaklanmış olabileceğini açıkladı. Olayla ilgili soruşturma hala devam ediyor.

Bakan uyarılmıştı

İçişleri Bakanı Suella Braverman, göçmenlerin uygunsuz koşullarda uzun süre tutulmasıyla hükümetin yasaları çiğnediği ve bu kişilere alternatif barınma sağlanması yönünde daha önce uyarılmıştı.

Ancak Kasım ayı başlarında Parlamento’da yaptığı konuşmada bu uyarıları inkar etmiş, “gevşek” sığınma sistemini düzene sokmak istediğini, ülkenin güney kıyılarındaki “istilayı” geri püskürtmeyi amaçladığını söylemişti. Braverman bu açıklaması sonrası “kışkırtıcı bir dil kullanmakla” suçlandı.

İçişleri Bakanı’nın göçmen karşıtı bir dil kullanmasının hemen ardından Dover’daki bir başka göçmen merkezine molotof kokteyli atılmış, buradan da yüzlerce kişi Manston’a transfer edilmişti.

Cezaevleri baş müfettişi Charlie Taylor, göçmenlerin “insani ve makul koşullarda barınmak üzere hızlı bir şekilde nakli” için bakanlık yetkililerine çağrı yapmıştı.

 

Çalıştığı halde yoksul kalanlar gıda bankalarına muhtaç bırakılıyor

Başta gıda olmak üzere temel tüketim ürünlerindeki enflasyon artışı Ekim’de rekor seviyede yükselerek %16.4’e ulaştı. Süt, tereyağı, peynir, makarna ve yumurta fiyatlarındaki yüksek artışlar, gıda fiyatlarındaki enflasyonu 1977 yılından buyana ki en yüksek seviyeye çıkarttı.

Asgari ücretin ve yıllardan beri yerinde sayan maaşların, her ay yeni rekorlar kıran enflasyon ve artan fiyatlar karşısında hızla erimesi nedeniyle İngiltere’de her çalışan beş kişiden biri aç kalmamak için gıda bankalarından beslenmek zorunda kalıyor. Çalışanların dahi hızla yoksullaştığı İngiltere’de hemşireler, market çalışanları, gençlik merkezlerinde çalışanlar, iletişim işçileri gıda bankalarından beslenmeye başlayanlar arasında yer alıyor. Gıda bankalarının vermiş olduğu bilgilere göre geçtiğimiz aylar içerisinde ilk defa gıda bankalarına başvuranların sayısında %40 oranında bir artış var. Çalışanlar arasında yaşanan yoksullukla baş etmek için işyerlerinde gıda bankaları oluşturan kurumlar arasına NHS ve BT’de katıldı. Kamu kuruluşları, işyerlerinde oluşturdukları ortak kiler ve gıda bankaları ile aldığı maaşı geçinmesine yetmeyen çalışanlarına destek olmaya çalışıyor. Düşük ücretlerine karşı grev kararı alan hemşirelerin yaşadığı yoksulluk nedeniyle NHS vakıflarının %27’si gıda bankaları açmış durumda. Yakın zamanda gıda bankası açacak olan NHS vakıflarının oranı ise % 19. Yani aşağı yukarı tüm genelinde sağlık hizmetlerini karşılayan NHS vakıfların yarısı gıda bankaları açarak, çalışanlarının aç kalmasını bağışlarla engellemeye çalışıyor.

Gıda bankalarına başvuru yapanların sayısında ve açılan gıda bankalarındaki artıştan dolayı ilk kez gıda talebi, yapılan gıda bağışlarını aşmış durumda. En büyük gıda bankası işletmecesi olan Trussell Trust artan gıda ihtiyacını karşılamak için ilk defa acil bağış kampanyası başlatmak zorunda kaldığını duyurdu. Trussell Trust, kış için hazırladığı stoklarını şimdiden tüketmiş durumda.

Yoksul aileler ihtiyaçlarını ‘bebek bankaları’ndan karşılıyor

Giderek artan yoksulluk nedeniyle gıda bankalarına diğer temel ihtiyaçları kapsayan bankalar da ekleniyor. Sayıları hızla artan bankalardan biri de çocuklu ailelerin ihtiyaçlarını karşılamak için kurulan bebek bankaları. Bebek bezleri, mama, oyuncak ve elbise gibi tel gereksinimlerin temin edildiği bebek bankaları artan yoksulluk nedeniyle ülke çapında yayılıyor. Çoğunluğu Little Village tarafından işletilen bebek bankaları 2016 yılından beri dar gelirli ailelere destek veriyor. Yeni ve iyi durumda olan ikinci el eşya toplayan Little Village’in topladığı bağışlar, gönüllüler tarafından tasnif edildikten sonra ailelere sunuluyor. Little Village’ın kullanıcıları arasında yaptığı bir araştırma her 10 aileden dokuzunun diş macunu ve sabun gibi sağlık ve hijyen ürünleri alacak durumda olmadıklarını gösteriyor.

Yoksulluğu daha da derinleştirecek yeni kesintiler yolda

Yaklaşık 45 milyon kişinin enerji faturalarını ödemeyecek durumda olduğu İngiltere’de yoksulluk içinde yaşayan çocuk sayısı 4 milyon ve bunların 1.3 milyonu beş yaşın altında.

Silahlanmaya, işgal ve savaşlara devasa bütçeler ayıran, devasa bütçeli şirketlerin vergi kaçırmasına ve vergiden kaçmasına göz yuman, enerji şirketlerinin milyarlarca sterlinlik karlarına rağmen fiyatlarını artırmasına ses çıkaramayan Muhafazakarlar yeniden başlattıkları kemer sıkma politikaları ile var olan yoksulluğu hızla derinleştiriyor. Ve bu yoksulluğun ceremesini çekenler başta çocuklar olmak üzere toplumun en korumasızları oluyor.

 

Enerji fiyatları ne durumda?

Brent Petrol olarak bilinen ham petrol varil fiyatları, 2022 yılbaşında bu yana dalgalanmalarıyla birlikte genel olarak düşme eğiliminde bir çizgi izliyor.

Yılbaşında 72.88 $ olan ham petrol varil fiyatı, 7 Mart’ta 102,5 $ ile ilk zirvesini yapmış, iniş çıkışlarla 7 Haziran’da 102.3 $’la bu yılın en yüksek düzeyine ulaşmıştı. Sonrasında ise yine iniş çıkışlarla, 26 Kasım’da 83,63 $’la iyice düştü.

Ancak arabalarına benzin ve dizel dolduranlar, petrol fiyatındaki yükselişi zamlarla hissetmelerine rağmen düşüşlerini ya hiç hissetmiyor ya da pek az hissediyor. Çünkü ham petrol fiyatı yükseldiğinde petrol pompalarını zamlandıran BP ve Shell gibi enerji şirketleri, fiyat düşüşlerini pompalara yansıtmakta hayli pinti davranıyor.

Örneğin 8 Kasım’daki ciddi düşüşüyle dalgalanmakta ancak 98.6 $ olduğu 3 Kasım’dan itibaren genel bir düşüş trendi izlemekte olan ham petrol fiyatı 26 Kasım’da 83.63 $’a inmesine karşın kim benzin istasyonlarından ucuza benzin/dizel alabiliyor? 26 Kasım’da ham petrol fiyatı 3 Kasım’dakinin %85’inden az. Pompada fiyatların en az %15 ucuzlaması gerek. Ucuzladı mı?

Türkiye ve benzeri ülkelerde perakende petrol fiyatları hemen hiç ucuzlamaz. Ya UK’de? Burada ucuzluyor ve bu hissediliyor mu?

Ya doğalgaz fiyatları?

UK’de doğalgaz fiyatı, enerji birimi olan therm başına 2020 Mayıs’ında 2015’ten beri en ucuz düzeyindeydi: 11.6 pence. Sonra dalgalanmalarla birlikte hızla tırmandı. Ağustos 2021’de 110, Eylül’de 162, Ekim’de 213.7, Aralık’ta 271 pence oldu. Şubat 22’de 187.7’ye indi, Mart 22’de 313.5’a yükseldikten sonra Mayıs’ta yeniden 105’e indi, sonra yine yükselişe geçti, Temmuz’da 250’ye yaklaştı, Ağustos’ta 356 pence oldu. Eylül’de yine düşüşteydi: 263.4 pence.

Her şeyden önce doğalgazda fiyat artışı, Ukrayna Savaşından çok önce 2021’de artışa geçmişti ve savaş olumsuz etkilese bile, artışlar savaşa bağlı değildi. İkinci olarak, gerçi Truss hükümetinden kalma bir enerji desteği hala var ve bu nedenle fiyat artışları faturalara aynısıyla yansımıyor, ancak bu dalgalanmalı ciddi fiyat yükselişi kamu giderlerini artırarak enflasyon artışında küçümsenmez bir etken. 2020’deki 11.6 pence nerede, Eylül 2022’deki 264 pence nerede? Tam 22.75 katı.

Nisan’a kadar enflasyonu artırıcı etkisi bir yana en azından ısınma faturalarındaki yıkıcı etkisini hissetmeyeceğiz. Ancak J. Hunt Truss enerji desteğinin Nisan’da kesileceğini açıkladı. Bunun anlamı, Nisan’dan itibaren gaz faturalarını ödeme zorluğu çekeceğimiz, hatta içimizden bazılarının ödeyemeyeceği faturalar almamak için ısınmaktan vazgeçmesi olacak. Isınma mı çocuğun sütü mü –bu soruyu sorup yanıtlamakta zorlanacaklarımızın sayısı giderek artacak!

Hesap ortada: 2020 Mayıs’ında ödediğimiz doğalgaz faturasının 22.75 katını ödemez zorunda olacağız, fiyatlar artmayıp bugünkü düzeyinde kalsa bile.

Elektrikle ısınanlar açısından durum daha iyi değil. Elektrik fiyatları 2021 Mart’ından bu yana düzenli olarak artıyor. Artış oranları da sürekli büyüyor. 2021 Eylülünde yıllık artış oranı 5.8% iken, 22 Martında 19.2, Mayıs’ında 53.5, Ekim’de 65.7 oldu. Yani, enflasyon Ekim’de yıllık 10.1’di, ama elektriği geçen yıl Ekim’ine göre 65.7% pahalı kullanıyoruz.

Petrol, gaz ve elektrik tüketicisi emekçiler günden güne fazla ödüyor ve belleri bükülüyor. Peki, kazanan var mı enerji fiyatlarındaki artıştan ya da kim kazanıyor?

Shell, sadece Temmuz-Ağustos-Eylül aylarında $ 9.5 milyar kâr açıkladı. BP’nin kârı ise, $ 8.2 milyar.

Emekçilerin sırtlarında kambur üzerine kambur oluşurken, enerji tekelleri kârlarını tırmandırıyor anlayacağınız!

 

Enflasyon ve faiz artıyor; işsizlik kapıda…

0

İngiltere’de bu yılın Temmuz-Ağustos-Eylül aylarına ilişkin 3 aylık sanayi üretimi büyümesi -1.6%. Bu üç aya ilişkin ticaret hacmindeki büyüme ise +4%. Yani sanayi üretimi büyümüyor, tersine küçülüyor; ama ticaret büyük bir tempoyla artmasa bile yine de artıyor.

Bu çelişkili görünen büyüme rakamlarından ne çıkar? Olağan koşullarda yaz aylarında en azından gıda üretimi artması gerekirken artmamış ya da bu artış genel olarak sanayi üretiminin büyümesine yol açmamış, ticaret ise artışta. Üretimleri azalmasına rağmen mal alım-satımı artıyor. Yeterince üretilmeyen mallar yine de alınıp satılıyor. Bunun tek bir anlamı olabilir: Ülke içinde üretimi azalan sanayi malları yetersizliği ülke dışından gelen malların satışı ve alımıyla tamamlanıyor. Ticaretin üretimden fazlalığı dış alım satım, ithalat ve ihracat ürünlerinin ticaretiyle eşitleniyor.

Ülke içi üretimin düşmesinin de öncelikle doğrudan bir sonucu var: Ülkede üretim düşüyorsa işsizlik artmış demektir.

ONS (Ulusal İstatistik Bürosu) Kasım verilerine göz atarsak, işsizlik azalışta görünüyor. 1993’te 10%’u aşan, 2011’de 8%’den fazla olan işsizlik 2022 Temmuz-Eylül döneminde 3.6% ve üstelik bir önceki üç aylık döneme göre -0.2% kadar azalmış bile. Ama yakından baktığımızda sadece Türkiye’de TÜİK’in rakamlarla oynamadığını görüyoruz.

ONS işsizliği azalmış gösteriyor, ancak aynı aylar için istihdam oranı 75.5%. Yani nüfusun yaklaşık ¼’ü istihdam-dışı. ONS bunu, ekonomik olarak aktif olmayanların (16-64 yaş arası) oranı olarak veriyor ve bu oran 21.6%. Ve oran son üç ayda artmış. Sözcük oyunlarıyla henüz işsizlik düşük gösterilebiliyor: ister işsiz deyin ister ekonomik olarak aktif olmayan, yani çalışmayan. Türkiye’de işsizlik oranı son dönemde iş arayıp da bulamayanların oranı olarak verilir; iş aramaktan bıkıp iş ve işçi bulma kurumuna baş vurmayanlar işsiz sayılmazlar. Genellikle uzun dönem hastalık gerekçesiyle iş aramayanların sayısının yüksek olduğu UK’de de öyle. Ve bir de artısı var, işsizlik esas ekonomik olarak aktif olmayan nüfus içinde gizleniyor.

Bir de çalışanlar içindeki fazlalığa (gereksiz işçi sayısına) ya da işten çıkarılmaları gerekli sayılanlara ilişkin rakam veriyor ONS. Bu oran da 2.7% ve ekonomik olarak aktif olmayanların oranının 3 katından fazla artıyor. RMT grevlerinin taleplerinden birinin işçi çıkartmaya karşı olmasının nedeni, tekellerin bu “fazla” saydıkları işçi nüfusunu işten atarak eritmeye çalışmaları.

Yine de uzmanlar pandemi sonrası düşük işsizlik yüzdesi eğrisinin sonuna gelmekte olduğu konusunda uyarıyor ve işsizlik rakamının 4.9%’ye çıkacağını belirtiyor. Nedeni açık, çünkü üretim artmıyor, tersine düşüşte ve yakın zamanda artması beklenmiyor. Üstelik enflasyon artışı durgunluk belirtisi ve işsizliği artırıcı bir etken olduğu tartışmasız. Bir diğer önemli etken, Bank of England’ın enflasyonu yatıştırma gerekçesiyle politika faizini 0.75 puan artırarak 3%’e çıkarması ve bunun mortgage faizleri dahil tüm faizleri yükseltmesi. Yüksek faiz ise yatırımların kısılması ve paranın faize yatırılması ve tümü üretimin daha da düşmesi ve durgunluğun giderek ekonomik krize dönüşmesi demek.

Enflasyon, Ekim’de 10.1% iken, Kasım’da bir tam puan artışla 11.1%’e yükseldi: Son 41 yılın rekoru! Hem de bu artış önceki Truss hükümetinin enerji fiyatlarını önlemeye yönelik desteği koşullarında gerçekleşti. Bu destek Nisan’dan itibaren kalkacak ve yükselecek enerji harcamalarının enflasyonu hangi rakama sıçratacağı meçhul. Şimdiye kadar söz konusu destek olmasaydı enflasyonunun en az 13-14% olacağı tahmin ediliyor. Gıda enflasyonu ise daha berbat ve el yakıyor: Ekim’de gıda ürünlerinde enflasyon oranı 14.5%’tu, Kasım’da ise 16.2% oldu. Bu da son 45 yılın rekoru!

Fiyat artışlarını savaşa ve pandemiye bağlayan Maliye Bakanı j. Hunt Erdoğan’la Nebati’yi andırıyor. Sadece “dış düşman” demediği kalıyor! Açıkladığı “enflasyonu dizginleyecek” mali plansa emekçi halkın sırtına yeni yükler bindiriyor. Enflasyonlar ve fiyat artışlarıyla boğuşan işçi ve emekçiler şimdi bir de Hunt’ın 55 milyar poundluk vergi artışı ve hemen hepsi halkı vuracak kamu harcamalarında kesintileriyle boğuşacak. Çünkü vergi tekellere değil halkın sırtına yüklenecek. Kesintiler ise, belediye, sağlık, eğitim gibi kamu hizmetlerinde görülecek.

Hükümetin Dayatttığı Kesintilere ve Yoksullaşmaya Karşı Mücadelede Birleş!

Geçen ay işbaşına gelen Sunak hükümetinin ilk ciddi icraatı 17 Kasım’da yapılan bütçe açıklamalarıyla artacak vergi ve sosyal kesintiler oldu. 49 gün işbaşında kalan Truss hükümetinin atadığı ve Sunak’ın geçen ay başbakan olmasından sonra da görevini sürdüren Maliye Bakanı Jeremy Hunt’ın açıkladığı bütçe, bu yıl açıklanan dördüncüsü oldu. Açıklanan önlemlerle, kamu harcamalarında £55 milyarlık kesinti hedeflendiğini söyleyen Hunt, 2022/23 mali yılında £177 milyara çıkacak kamu bütçe açığını ve dünyadaki çalkantılı ekonomik durumu açıklamalara neden gösterdi. Ülke ekonomisinin krize girdiğini de itiraf eden Hunt, bu durumun önümüzdeki yıl da süreceğini kaydetti.

Halkın tümünü etkileyecek bütçe kararlarının başında vergiden muhaf gelir oranlarının 2028’e kadar dondurulması geldi. Enflasyon’a kıyasla daha yavaş artan ücretlerle bu karar, üst vergi kategorilerine giderek daha fazla emekçinin çekilerek daha fazla vergi ödemesi anlamına geliyor. Bu anlamda bu açıklamanın önemli bir sonucu işçi ücretlerinin düşmeyi sürdüreceği. Enerji krizi, artan enerji fatura ve gıda fiyatları ve ücret talepleriyle gereçekleşen grevlerle büyüyen halk tepkisinin bir sonucu olarak da üst vergi oranı £150 binden £125 bine inecek ve %45 gelir vergisi ödemeleri beklenecek.

Ama bütçenin halka değil sermayeye yönelik olduğunu gösteren başka bir unsuru da enerji faturaları tavan fiyayatının Nisan’dan itibaren £3,000’e yükseltmesi. İçinden geçtiğimiz yıl iki katına çıkan faturalar, bu durumda %20’lik bir artış daha da gösterecek. Yine halkın tepkisi ve yayılmayı sürdüren direnişlerin bir sonucu olacak, sosyal yardımlarda da bir kesinti olmamasına rağmen sadece enflasyon oranında artırılacak. Universal Credit alanlar, yardım oranlarından düşük ücretlerle çalışmaya zorlanırken gelir sınırlarını en küçük oranda geçenler yardım bile alamayacak. Halka yönelik yardımlara yaklaşım buyken, Hunt’ın fazla seslendirmediği bir karar da, bankacıların ödediği vergi oranının %8’den %3’e düşürülmesi.

Hükümet Bütçesi Sefalet Reçetesi

Gerek yükselen halk tepkisinin gerekse de önümüzdeki dönemde gerçekleşecek bir seçime yatırım olarak Hunt, NHS bütçesine yılda £3.3 milyar fazla gelir aktarılacağını açıkladı. Ancak King Fund araştırmacılarına göre, pandemiyle esnemiş sağlık sisteminin yılda £10 milyar daha fazla kaynağa ihtiyacı var. Özellikle yaşlılara yönelik sosyal bakım hizmetleri bütçesine de Hunt gelecek yıl £1 milyar, ertesi yıl da £1.7 milyarlık ekler yapılacağını kaydetti.

Bakanlık ve yerel belediye bütçeleri açısından da 2021 planlarının sürdüreleceği ve önümüzdeki 3 yılda sadece %1’lik ek bir artışa gidileceği duyuruldu. Geçen hafta itibariyle %11.1’e ulaşan enflasyon oranları gözetildiğinde bu açıklama, büyük bir kesinti anlamına geliyor. Hunt halkı aldatmaya yönelik olarak kamu hizmetleri bütçesinin artacağını iddia etse de, Local Government Association bütçe arafesinde yaptığı açıklamayla, Croydon gibi bazı belediyelerin iflasın eşiğine geldiğini, yerel bütçe açıklarını kapatmak üzere, %20’lere varan Council Tax zamlarına gidileceğini kaydetmişti.

Son dönem öğretmen ve eğitim emekçi ve sendikalarının yanında kamuoyunda yükselen tepkinin sonucu olarak Hunt, eğitim bütçesinin £2.3 milyar yükseltileceğini de duyurdu. Ancak bu bütçe açıklamalarının tümüne hakim bilinçli muğlaklık bu açıklama açısından geçerli; çünkü bu ek ödenek eğitim emekçilerinin talep ettiği ücret artışlarını da karşılayacak.

“Geçim krizine” yönelik halka yapılacak yetersiz destek de bütçe açıklamalarını önemli güncel diğer bir unsuruydu. Maliye Bakanı enerji faturaları tavan oranlarının £3,000 çıkarılacığını ilan etmenin yanında, Universal Credit gibi gelire bağlı sosyal yardım alanlara £900, engellik yardımları alanlara da £150’lik ödemlerin yapılacağını kaydetti. Belediye ev kiralarının gelecek yıl %7 artış sınırı getirildiği, “ulusal asgari yaşam ücretinin” de gelecek yıl saatte £10,42’e çıkarılacağı konuyla ilgili diğer açıklamalardı. Bunların yanısıra, gelecek Eylül’den başlayarak soyal yardımlar ve sınır oranları enflasyona bağlı olarak artarken, yine son dönemdeki halk tepkisinin bir sonucu olarak da, emekli fonlarında kesintilere gidilmeyecek.

Son olarak, şirketlerden daha fazla alınacak vergilerle (windfall tax) £14 milyar kamu geliri elde edileceğini söyledi Hunt. Kârları bu dönemde hızla artan enerji şirketlerinden alınacak geçici %45’lik bir vergi bu önlemlerden. Ama aynı zamanda business rates’lerde, 700,000 şirketi etkileyecek vergi indirimlerine gidileceği de açıklamaların başka bir ayrıntısıydı. Vergiden muhaf gelir oranı da £5,000’e çıkarılacak. Bunların yanında, şirketlerin %40’ının da ulusal sigortal katkısı ödemeyeceğinin de altını çizdi Hunt. Vergi kaçırma ve yolsuzluğa dair açıklamaları da, muğlak olmanın yanında, bir sonraki seçimlerin gerçekleşmesinin planlandığı 2024’den sonraki dönemle ilgiliydi.

Tek Yol Mücadele ve Birleşme

İşçi ve emekçilerin hem pandeminin hem de emperyalist savaşlara bağlı olarak daha da yoksullaştıkları bir dönemde açıklanan bu bütçe hükümetin değişik tavizler vermiş gibi görünse de sermaye yanlısı daha katmerli bir politika yürütmeye kararlı olduğunu gösteriyor. Ve böylelikle, enerji ve “geçim krizine” bağlı olarak yükselmeyi sürdüren ve genelde ücret talepli emekçi eylemlerine karşı sermayenin bu taleplere boyun eğmek bir yana, kendi istikrarının sarsıldığı bir dönemde girişeceği tüm saldırganlıkların da bedelini pervasızca emekçilere dayatmayı sürdüreceğinin altını çiziyor. Nitekim hükümetin kendi bütçe denetim mekanizması, Office for Budget Responsibility, bu bütçeyle 8 yıllık ekonomik büyümenin silindiğinin, ve yaşam standartlarının önümüzdeki iki yılda hiç görülmemiş %7 oranında düşeceğini kaydetti.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Resolution Foundation, bu bütçeyle gerçek ücretlerin 2008 oranlarına 2027’de varılacağını, hane ortalaması olarak %3.7 dolayında gelir kaybı yaşanacağını kaydeti. Hükümetin bütçe açıklamalarına anamuhalefet partisinin verdiği tepki de hükümetin demogojik yaklaşımının tekrarıydı. Gölge Maliye Bakanı Rachel Reeves yapılan açıklamalara küresel etkenlerin neden göstermesini eleştirdi, “kendimizi içinde bulduğumuz rezalet 12 yıllık Muhafazakar ikitidarının ekonomik başarısızlıklarıdır” şeklinde konuştu. 22 Kasım’da patronlar örgütü CBI (Confederation of British Industry) konferasında yaptıkları konuşmalarda ise Reeves ve Labour lideri Keir Starmer, bütçenin etkilerinden sözetmek bir yana, sermaye yanlısı bir parti olduklarını, içinde sendikalarında olduğu bir ortaklık kurmayı hedeflediklerini söylediler, hem göçmenliğe sınır getirme hem de patronlara ucuz göçmen emeği sözü verdiler.

İktidarın saldırı planı ve ona karşı resmi muhalef bu durumdayken, yine bu dönemde yükselen hemşire, postacı, ulaşım emekçi grevleri bu nedenle büyük bir öneme sahip. Hükümetin yükselmeyi sürdüren halk tepkisine karşı bu bütçede verdiği tavizler kadar grevlere karşı panik halinde, korkudan yükseltilen kutuplaştırıcı söylem de bunu gösteriyor: son dönemde gerçekleşen emekçi mücadeleleri bu politikaları püskürtecek ve daha ilerden haklar elde edecek potansiyele sahip. Son olarak Aralık ayında ücret talebiyle grev kararı açıklamış RMT sendikası genel sekreteri Mick Lynch’in Christmas düşmanı ilan edilmiş olması ya da hemşirelere karşı yükseltilen sahte ahlaki söylem de bunu örnekliyor.

Ancak emekçi gündemini tekrar canladırarak kısmi başarılar elde etmeye başlayan bu mücadelelerin ve yürüten sendikaların birleşik bir mücadele hattına girmemiş olmamaları bu potansiyelin ortaya çıkmasını sınırlamayı sürdürmekte. Bunda sendikalar konfederasyonu TUC’nin Labour Party’e yedeklenmesinin büyük bir rolü olmasının yanında, değişik sendikaların bu mücadelenin farklı evrelerinde olmalarının, birleştirici siyasal bir tutum ve önderliğe sahip olmamalarının da etkisi de büyük. Bu anlamda, RMT ve kamu emekçi sendikası PCS’in son dönemde yaptıkları birleşik ve genel grev ve eylem çağrısı gayet yerinde; bu aynı tutum, göçmen emekçilere de bu mücadeleye yerellerde, işyerlerinde ve talepler üzerinden katılma ve güçlendirme perspektifi sunuyor. Yoksullaşmanın ve son hak kırıntılarının da elden alınmasının sürdüğü dönemde, ortak talepler üzerinde ortak mücadele dışında yaşam koşullarının iyileştirilmesinin yolunun kalmadığını gösteriyor.

 

Londra Turizm Fuarı’na Türkiye’den katılan turizmciler mutlu ama…

0

Londra Turizm Fuarı (World Travel Market – WTM) London 2022, 7-9 Kasım tarihlerinde ExCeL London’da gerçekleşti. Kuzey Kıbrıs ve Türkiye’den sektör temsilcilerinin de katıldığı geleneksel WTM, salgın öncesi ilgiyi yakaladı. WTM’e katılan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, KKTC Fuarı’nı gezerek KKTC Cumhurbaşkanı Ersen Tatar ile görüştü. Fuara, ayrıca Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek de katıldı.

Dünyanın en büyük ikinci fuarı olan WTM’deki Türkiye reyonunda yer alan görüş aldığımız turizmciler, Türkiye’nin TL’nin alım gücü düşmesinden dolayı yabancı turistler için cazip bir ülke olmasına rağmen kârlılık ve müşteri kalitesinin düşük olmasından dert yandılar.