Ana Sayfa Blog Sayfa 18

Hackney’de konut sorunları ve tepkiler artıyor

0

Londra’daki yetkililerin bir araya gelerek hükümeti “sürdürülemez” evsizlik seviyeleri konusunda uyarmasından sadece bir hafta sonra, Hackney Belediyesi bölgede yaklaşık 3.500 hanenin geçici konutlarda (temporrary accomodation) barındığını teyit etti.

Ocak ayında Hackney Belediyesi, “3.000’den fazla” ailenin pansiyonlarda, ucuz otelerde veya geçici konaklama yerlerinde yaşadığını söylemişti. Son açıklamalarla bu rakam 3.449’a varmış.

Geçtiğimiz hafta, başkentin 32 belediyesinin bir araya gelmesiyle oluşan Londra Belediyeleri yetkilileri, 700 milyon sterlinlik fon açığı nedeniyle konut krizinin bütçeler için ciddi bir tehlike oluşturduğu konusunda hükümeti uyardı. Yaptığı paralel bir açıklamada Hackney Belediyesi finans, iç kaynak kullanımı ve müşteri hizmetlerinden sorumlu encümen üyesi Robert Chapman, durumun “sürdürülemez” olduğunu kabul etti.

Belediyenin 2024/25 yılında evsiz haneleri desteklemek için ayırdığı bütçe 23 milyon Sterlinken, bunun büyük bir kısmı geçici konut sağlamaya yönelik olacak. Ve daha şimdiden tahminlere göre 7.4 milyon Sterlin fazla bir harcama öngörülüyor.

Temmuz ayında, geçtiğimiz yıl Hackney’deki geçici konutlarda yaşayan dört kişinin öldüğü ortaya çıkmıştı.

2021 nüfus sayımına göre bölgede 106.100 hane olduğu gözöününde bulundurulduğunda, bunların yaklaşık 30’da birinin geçici konutlarda yaşadığı ortaya çıkıyor.

Tepkiler artıyor

Diğer yandan, 18 Eylül Çarşamba günü yapılan son belediye kabine toplantısında, Acorn Hackney baskı grubundan protestocular, Frampton Park Estate’teki Exbury House’daki yaşam koşulları nedeniyle “Utanın!” çığlıklarıyla kabine toplantısının yapıldığı galeriye saldırdı.

Hackney yönetimi, belediyeye ait konutların bakımı konusunda sert eleştirilere maruz kalırken, meclis üyeleri ve kampanyacılar konut sakinlerini korumak için daha fazla önlem alınmasını talep ediyor. Kabine, sadece birkaç sokak ötedeki Banbury Sitesindeki “kalitesiz reaktif onarımlar” nedeniyle halk tarafından sorgulandı.

Ağustos’ta, Regulator of Social Housing tarafından hazırlanan bir rapor, Belediye’nin konut departmanını, bölge genelindeki binlerce belediye evinde gaz ve elektrik güvenliği eksikliği nedeniyle “ciddi başarısızlıklardan” dolayı suçlu bulmuştu.

Hackney’de belediyeye ait konutlardaki koşullara ilişkin endişeler, belediyenin önümüzdeki iki ile dört yıl içinde 24 milyon sterlinlik bir harcamanın bir parçası olarak konut ve sitelerinde asansörleri yenileyeceğini duyurmasının ardından gelmişti.

Bu karar, Hackney’de yüksek katlı bir binada yaşayan bir sakinin ölümünden üç yıl sonra alınmıştı.

Konuyla ilgili Temmuz’da da bir gösteri gerçekleştiren Acorn kampanya grubu bölgedeki konut sorunlarıyla ilgili çalışmalarını sürdürüyor.

 

Eyvah! Birleşik Krallık’ta haftalık işgünü 4’e iniyor…

Birleşik Krallık’ta (BK) İşçi Partisi iktidarı, esnek çalışma kapsamında, çalışanlara haftada 4 gün çalışma talebinde bulunma hakkı tanınması üzerinde çalışıyor… Kapitalizmin ağababası olmasına karşın İngiltere, 4 saatlik işgününü getirmek isteyen ilk ülke sayılmaz. Almanya, 1 Şubat’tan itibaren haftada 4 günü test etmeye başladı, İrlanda ve İspanya ise peşinden gidiyor.

BK’deki işverenler de artık toplu iş sözleşmelerindeki bariyerleri “günün koşulları” bahanesiyle delmeye çalışıyorlar. Buna en iyi örnek; “sıfır saat” uygulaması ve çalışanlarının işi evden yürütme yöntemi denilebilir. Üçüncüsünü de İşçi Partisi iktidarı, 4 işgünü planını yasalaştırmak için kolları sıvadı. Bu cümle kulağa pek hoş gelse de işin aslı hiç de öyle değil.

İlkinden başlarsak “sıfır saat” resmen ve cebren uygulanıyor İşveren işçileri sıfır ücretten işe başlatıyor, iş varsa kronometreyi çalıştırıyor, yoksa da durdurup “Hadi evinize” diyor. Sosyal haklar falan hak getire tabii. McDonald’s da dahil pek çok tanınmış marka “sıfır saat” uygulamasında.

Patronların şeytana pabucunu ters giydiren ikinci plan ise salgın başladığında bazı işletmelerin “salgın önlemi” ve işlerin durmaması için çalışanlarının işi evden yürütmeleri uygulamasıydı. Bu geçici durum salgın uzadıkça da kalıcı olmaya başladı. Haliyle bu konuda bazı düzenlemeler de yapıldı ve salgın bitse de “evden sömürü” kaldı yadigar…

Salgın bahanesiyle dünyanın pek çok ülkesinde uygulanan bu sömürünün BK versiyonunu ADPL LLP ortaklarından Malli Müşavir ve İş Danışmanı Enver Kannur “Hükümet bu durumu işçi ve işverenin karşılıklı anlaşmasına bırakıyor. Eğer işveren evden çalışanın masraflarını ödemek istemezse, çalışan ayda sadece 6 sterlin ev çalışma ödeneğini talep etme hakkına sahip” diye anlatmıştı. 6 sterlin bir bira parası bile değil. Oh! Ne âlâ Mualla!

Gelelim şapkadan çıkacak son tavşana! İşçi Partisi, önümüzdeki günlerde parlamentoya sunacağı köklü (!) reformlar kapsamında, esnek çalışma talep etme hakkını getirmeyi planlıyor. Bu reformlar, “sıkıştırılmış çalışma saatleri”ni de içeriyor. Yani 5 günlük işgününü 4’e sıkıştıracaklar. Çalışma günü azalacak ama haftalık 40 saat ve eski ücret baki kalacak… Hükümetin gerekçesi de şöyle: “Daha ‘verimli’ olacak, çalışanlar aileleriyle daha fazla vakit geçirebilecek…”

İşveren için dört dörtlük sayılan bu plana mercekle bakıldığında işçi ve emekçiler için hiç de “hayırlara vesile” diyemeyiz. Öncelikle duble olması gereken günde 2 saat fazla mesai ücreti ödenmemiş olacak. Çalışanlar için yapılan servisten yemeğe işveren masrafları 5’ten 4’e düşecek. Öte yandan işveren haftanın kalan 3 günü de başka vardiya yaratabilecek. “Çalışanlar fazla mesaiye zorlanamaz” hakkı da böylece hasır altı edilecek. Çalışanlar haftanın 4 günü çocukları uykudayken evlerine dönecek ama olsun varsın kalanında aileleriyle bol zaman geçirecek. Ayrıca işçiler, çalışma saatlerine denk düşen doktor randevusu, okul aile toplantısı gibi “zorunlu ücretsiz idari izinleri” de bir zahmet çalışmadığı 5’inci gün kullanacak ya da 5’inci günü 3’üncü günle değiştirecek.

“İşçilere iyilik” adına yapılan bu harika düzenlemeyle işçi maliyeti düşürülecek, enerjiden tasarruf sağlanacak ve kronik sorun usta işçi açığı azaltılmış olacak. Bundan iyisi Şam’da kayısı… Hükümet kanadı bugünlerde dahice planı ikna için sendika ve iş dünyası temsilcileriyle bir araya geliyor. Gazete haberlerinde manşetle idare eden Britanyalıların çoğu; makus talihlerinin değişeceğini, az çalışarak pastadaki paylarının artacağını sanıyor olabilir.

İş Dünyası ve Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı (Secretary of State for Business and Trade) Jonathan Reynolds bu planla hem çalışma koşullarını iyileştirecekleri hem de ekonomik büyümeyi teşvik edeceklerini söyledi. Bakanın söylemindeki mantık hatasını anladınız mı? Demek ki bu plan bir ekonomik büyüme yaratacak. Eyvallah! Ama biz biliyoruz ki bu büyüme çalışanlara yansımayacak. O halde biz niye bu tasarının yanında olalım ki?

 

ASLEF grevi anlaşma sonucu bitirildi

Tren makinistlerinin üye olduğu ASLEF sendikası, iki yıldan fazladır devam eden grevlerini sonlandırdığını açıkladı. Toplam 20 bin makinisti ilgilendiren anlaşmaya göre üç yıllığına toplam yüzde 15’lik bir zam alan işçiler, ara ara yaptıkları grevlerine son verdi.

Toplam 16 ayrı tren şirketinde örgütlü olan ASLEF, 2022-23 için yüzde 5 ve 2023-24 yılı için de yüzde 4.75 olmak üzere geriye dönük de zam alacak. 2024-25 yılı için zam oranı yüzde 4.5 olacak. İşçiler önümüzdeki yıl tekrar toplu sözleşme masasına oturacak ve sonraki üç yıl alacakları ücretleri tartışacak.

“Mücadele ile elde ettik”

Ulaştırma Bakanlığı ile sendikanın masaya oturarak tartışmasının ardından yapılan anlaşmaya ilişkin ASLEF Genel Sekreteri Mick Whelan, işçilerin kararlı tutumu karşısında hükümet ve işverenlerin işçilerin taleplerinin büyük çoğunluğunu kabul ettiklerini ve üyelerinin bunun ancak mücadele ile elde edilebileceğini gösterdiklerini söyledi.

Whelan, yapılan anlaşmayı 20 bin üyenin oyuna sunduklarını ve üyelerin yüzde 97’sinin onay verdiğini belirterek, maaş zammının yanı sıra çalışma koşullarının da iyileştirilmesine ilişkin taleplerin de elde edildiğini söyledi.

 

Sendikalardan Filistin’e destek kararı

Britanya sendikalar birliği TUC, Eylül ayındaki konferansında Filistin’e destek kararı aldı.

TUC oybirliğiyle İsrail’e tam bir silah ambargosu uygulanması, Filistin devletinin tanınması, ateşkes sağlanması, rehinelerin ve Filistinli siyasi tutukluların serbest bırakılması ve hükümetin dış politikasını uluslararası hukukla uyumlu hale getirmesi yönünde oy kullandı.

İki yıl önceki TUC Kongresi, hükümete savunma harcamalarını arttırması ve silah sanayine daha fazla yatırım yapması için baskı yapan bir önergeyi kıl payı kabul etmişti. Bu yılki konferansta ise çok farklı bir karar çıktı. Filistin’e destek önergesi Öğretmenler Sendikası NEU tarafından sunuldu.

Buna ek olarak, İsrail’in Orta Doğu’daki komşu ülkelere yönelik saldırılarını kınayan ve Stop the War Coalition ve diğer Filistin yanlısı örgütler tarafından organize edilen Gazze’de acil ateşkes için ülke çapında işyeri eylemlerine destek çağrısı yapan acil bir karar oybirliğiyle kabul edildi.

UCU’dan Sean Vernell, Filistin’e destek eylemleri için “Bu, çağımızın en büyük kitlesel hareketlerinden biri… ancak sendikaların daha fazlasını yapması gerekiyor, gösterilere pankartlarımızı taşımalıyız, ancak protestoları gücümüzün olduğu işyerlerine de taşımalıyız” dedi.

TUC ülke çapında altı milyon işçiyi temsil eden 48 sendikayı bir araya getiren ülkedeki en büyük sendikal birlik.

 

Starmer uzun dönemli hastalık yardımı alanların işe dönmesini istiyor

0

Starmer uzun dönemli hastalık yardımı alanların işe dönmesini istiyor

Milyonlarca emeklinin yakıt yardımını tüm itirazlara rağmen kesen ve NHS’in ihtiyaç duyduğu kaynak için reform dayatmasında bulunan Starmer şimdi de gözünü rahatsızlıklarından dolayı çalışamayanlara dikti. Starmer, uzun süreli hastalıkları nedeniyle çalışamayanların tekrar işe dönmelerini istiyor.

Starmer Başbakan olarak katıldığı İşçi Partisi’nin yıllık kongresinin kapanış konuşmasında üyelere “tünelin sonunda ışık” olduğunu, ancak önce kısa vadeli zorluklar karşısında “ortak mücadeleye” katılmaları gerektiğini söyledi. Yani Starmer, ekonomik zorlukların bedelini toplumun en yoksul ve mağdurlarının sırtına yıkacak şekilde, uzun dönemli hastalığı olanların işe dönmelerini istiyor.

2015 öncesine ait rakamlar, 2 bin 380 kişinin 2011 ila 2014 yılları arasında çalışmaya elverişli olup olamadıklarını tespit etmek için yapılacak değerlendirme öncesinde veya sonrasında yaşamını yitirdiğini gösteriyordu. Yani her ay 90 kişi çalışamayacak durumda olmadığını ispat edemeden hayata veda etti. İnfiale yol açacak olan bu istatistikler 2015 sonrasında bir daha açıklanmadı. Starmer, hasta olduklarını ispatlamak için bir sürü zorluğu ve bürokratik engeli aşan yaklaşık 3 milyon kişiyi yeniden strese ve sıkıntıya sokacak işlemleri başlatmak istiyor.

Hastalık yardımı alan birinin bu yardımı hak edebilmek için önce mahalle doktorundan aylarca çalışamaz raporu alması (Fit Note), sonrasında 24 sayfalık Çalışma Kapasitesi tespit formu (Capability for Work Questionnaire) doldurması ve ardından da aralarında sağlıkçıların olmadığı bir heyetin karşısına çıkması ve çalışamayacak durumda olduğunu ispatlaması lazım. Son kararı verecek olan heyetin temel motivasyonu yapılan başvuruları reddetmek. Yukarıda bahsettiğimiz ölüm döşeğindeki 2 bin 380 kişiyi değerlendirmeye çağıran bu heyetler bu ‘sorumluluk’ için devletten yüz milyonlarca sterlin ihale alan firmalardandı. Bu heyetlerin çalışabilir raporu vermesinden dolayı milyonlarca insan sağlık problemleri yerine itiraz ve mahkemeyle uğraşmak zorunda bırakılıyor. Starmer şimdi bu kadar zorlukla yüz yüze kalmış olanları tekrar heyetler önüne çağırmaya hazırlanıyor.

Starmer delegelere ayrıca şunları da söyledi: “Refah devletine desteği sürdürmek istiyorsak, yardım dolandırıcılığını durdurmak için yasa çıkaracağız, işsizliği önlemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.”

Starmer, devasa şirketlerin ve servet sahiplerinin her yıl kaçırdığı yüz milyarlarca vergiyi dile getirmek yerine, toplasan birkaç yüz milyonu bulmayacak olan yardım dolandırıcılığını gündeme getirmeyi tercih ediyor. Sermaye ile uğraşmayı göze alamayan Starmer toplumun en kırılgan kesimlerini sadece kolayına geldiği için değil aynı zamanda, uygulayacağı kemer sıkma politikalarına karşı duracak olan kesimleri bölmek ve karşı karşıya getirmek istiyor.

 

Monarşi karşıtları: ‘Kraliyet Ailesi’nin İngiltere’ye gerçek maliyeti yılda 510 milyon sterlin’

İngiltere’de monarşi karşıtı kampanya grubu Republic (Cumhuriyet), Kraliyet Ailesi’nin ülkedeki vergi mükelleflerine “gerçek maliyetinin” 510 milyon sterlin olduğunu öne sürdü. Bu tutar, Kraliyet Ailesi’nin masraflarını finanse eden 86 milyon sterlinlik Sovereign Grant adlı devlet fonunun yaklaşık altı katı.

Sovereign Grant fonu, Kraliyet Ailesi’nin personel, seyahat, saray ve konutlarının bakım ve onarımı gibi harcamalarını karşılıyor. Ancak örneğin güvenlik gibi bazı harcamalar bu fonun dışında kalıyor.

Republic grubu da sadece güvenlik giderlerinin “basındaki haberlere dayanarak” 150 milyon sterlin düzeyinde hesaplanabildiğini kaydediyor.

Monarşi karşıtları, bu tutarların net olarak açıklanması yönünde hükümete de çağrıda bulunuyor. Republic yöneticisi Graham Smith, emeklilere yapılan yakıt yardımının kesilmesi tartışmalarına gönderme yaparak, “Yarım milyar sterlini kraliyet için boşa harcarken, nasıl olur da yardımların kesilmesini konuşabiliriz?” dedi.

Grubun hesapladığı 510 milyon sterlinlik tutar, “kayıp gelirleri” de kapsıyor. Örneğin Kraliyet Ailesi’nin konutlarından sağlanabilecek yılda 96 milyon sterlinlik ticari gelir de bu tutara dahil. Republic grubu, Kraliyet’in bugünkü gibi fonlanmasının “kamu parasının boşa harcanması” olduğunu savunuyor ve Kral’ın yılda 189 bin sterlinlik maaşa sahip olmasını öneriyor.

Buckingham Sarayı, söz konusu açıklamalarla ilgili bir yanıt vermeyi reddetti. Ancak Sovereign Grant fonunun Temmuz’da yayınlanan son raporunda, Kraliyet Ailesi’ne ayrılan devlet ödeneğinin 2024-25’te 86,3 milyon sterlin düzeyinde kalacağı, 2025-26 döneminde ise 132 milyon sterline çıkacağı görülüyor.

Kamuoyu araştırma şirketi YouGov’a göre geçen yıl monarşiyi parasal fayda anlamında olumlu görenlerin oranı yüzde 55’ti. Monarşiyi maddi olarak olumsuz görenler ise yüzde 30 düzeyindeydi. Aynı ankette Kraliyet’e olumlu bakanlar yüzde 59, olumsuz bakanlar yüzde 32 olarak hesaplanmıştı. Monarşiye desteğin daha çok yaşlılar arasında, monarşi karşıtlığının ise gençler arasında yaygın olduğu saptanmıştı.

 

Corbyn Parlamento’da “Bağımsız İttifak” kurdu

0

İşçi Partisi’nden 41 yıldır milletvekili olduğu Kuzey İslington’da bağımsız aday olarak tekrar seçimi kazanan ve milletvekili seçilen Jeremy Corbyn, parlamentoda bulunan 4 diğer bağımsız milletvekili ile bir ittifak kurarak ortak açıklamalar yapıyor.

Partinin eski lideri Corbyn, Keir Starmer’ın lider olması ardından parlamentodaki İşçi Partisi grubundan çıkarılmış ve son seçimlerde bölgesinden başka bir aday gösterilmişti. Bunun üzerine Corbyn 4 Temmuz’da yapılan seçimlere bağımsız aday olarak girdi ve büyük bir çoğunluk sağlayarak milletvekili seçildi.

Daha önce yine İşçi Partisi’nde politika yapan Blackburn Milletvekili Adnan Hussain, Birmingham Milletvekili Ayoub Khan, Dewsbury and Batley Milletvekili Iqbal Mohamed ve Güney Leicester Millevekili Shockat Adam ile birlikte “Bağımsız İttifat” adını verdiği oluşumun, parlamentodaki tartışmalara ortak tavır belirleyerek katılım sağlanması hedefleniyor.

İlk açıklama Filistin ile ilgili

5 milletvekili geçtiğimiz ay ilk açıklamalarını yaptılar ve taleplerini Dışişleri Bakanlığına sundular. Açıklamada, 40 bin Filistinlinin İsrail tarafından katledildiği hatırlatılarak, savaşın derhal durdurulması talep edildi.

Bağımsız İttifak, başta F-35 uçaklarının parçaları olmak üzere İsrail’e silah satışlarının derhal durdurulmasını isterken, ambargo uygulanmasını da talep etti. Bağımsız milletvekilleri, Filistin devletinin tanınmasını ve işgal altındaki topraklardan da İsrail’in çekilmesi ile kalıcı bir barışın sağlanacağına vurgu yaptı.

 

Hackney’de iki bölgede yerel ara seçimleri gerçekleşti

Hackney’in Stoke Newington ve London Fields bölgelerinde, her iki bölge encümenlerinin görevlerinden ayrılmasından sonra gündeme gelen ara seçimler 12 Eylül tarihinde gerçekleşti.

İşçi Partili önceki encümen Mete Çoban’ın Londra Büyükşehir Belediyesi’nde enerjiden sorumlu başkan yardımcısı olarak atanmasından sonra boşalan Stoke Newington bölgesinde seçimleri sürpriz biçimde Yeşiller (Green Party) adayı Liam Davis %53 oy oranıyla kazandı.

Seçimlerde İşçi Partisi adayı Zak Davies-Khan %40 oy oranıyla ikinci oldu; geçen seçimelere göre %19’luk bir değişimin olduğu seçimlerde, Liberal Demokratlar %3.3 or oranıyla üçüncü olurken, Muhafazakârlar % 3.1 ile hemen arkasından geldi. Bağımsız aday Tan Bui ise % 0.5 oy aldı.

Bu ara seçime katılım oranı %20.35’te kaldı ve toplamda 2.362 oy kullanıldı.

Davis zafer konuşmasında konut koşulları, kesintiler ve belediye emeklilik fonlarının etik bir şekilde elden çıkarılması gibi önemli kampanya konularını yeniden ele aldı.

Ağustos ayında Yeşiller, seçim anlaşmasının bir parçası olarak Davis’e destek veren Bağımsız Sosyalistlerle güçlerini birleştirmişlerdi. Bu koalisyon, Muhafazakarları beledeyideki en büyük muhalefet grubu olmaktan çıkarmayı hedefliyor.

London Fields’te değişim yok

London Fields bölgesinde gerçekleşen seçimlerde ise İşçi Partili George Gooch meclis üyesi olarak seçildi. Gooch oyların %54’ünü alarak seçimi kazanırken, Bağımsız Sosyalist aday Sarah Byrne ise %31.5 ile ikinci sırada yer aldı.

Muhafazakârlar %5.2 ile üçüncü ve Liberal Demokratlar az farkla onların ardından gelirken, Workers Party %3.8 ile sonuncu oldu.

Ara seçime katılım oranı %14.49’da kaldı ve toplamda 1.378 oy kullanıldı.

Gooch, konut onarımlarını ve yeşil alanları iyileştirme, daha erişilebilir geri dönüşüm sağlama ve anti-sosyal davranışlarla mücadele etme sözü vermişti.

Kampanyada, yine Muhafazakârları belediyedeki resmi muhalefet grubu olmaktan çıkarmaya yönelik koalisyon teklifinin bir parçası olarak Yeşiller’in Byrne’ü desteklemek üzere adaylarını geri çekmesi dikkat çekti.

 

İşçi Partisi konferansı önünde binlerce insan barış talep etti

15 yıl aradan sonra ilk kez hükümet partisi olarak yıllık olağan konferansını toplayan İşçi Partisi, binlerce kişinin protestosuyla karşılaştı. People’s Assembly (Halk Meclisi) tarafından yapılan çağrıya 15 bin kişi katılarak, İşçi Partisi’nin Filistin halkının katledilmesine destek vermesini protesto etti. Ayrıca emeklilerin “Yakıt Yardımı’nın kesilmesi de protesto edildi.

21 Eylül günü Liverpool’da başlayan konferansı protesto için binlerce kişi Liverpool şehir merkezinde toplanarak, konferansın yapıldığı ACC Konferans Salonu’na yürüdü. Başta Londra olmak üzere birçok şehirden otobüslerle Liverpool’a giden protestocular, İsrail ile tüm ticari ilişkilerin kesilmesini, silah satışlarının durdurulmasını ve ambargo uygulanmasını istedi.

Birçok sendikacı ve savaş karşıtı burada yaptığı konuşmalarda, İşçi Partisi’ne barışı ve adaleti sağlaması için oy verdiklerini, katliamcı bir ülkenin iktidarına destek vermesini istemediklerini belirterek, savaşın bir an önce durdurulup daha fazla insanın katledilmesinin önüne geçilmesi istendi.

 

Kanser tedavisine 62 gün içinde başlama hedefi tutturulamıyor

0

İngiltere’de farklı kanser türleri için tedaviye başlama sürelerinde büyük farklılıklar görülüyor. Cancer Research UK (Britanya Kanser Araştırma Vakfı) tarafından yapılan araştırmaya göre baş, boyun ve mesaneyi etkileyen kanser hastaları en uzun tedavi bekleme süreleriyle karşı karşıya.

Bu hastaların yalnızca yarısından biraz fazlası hedef süre olan 62 gün içinde tedaviye başlayabildi. Kan, ilik ve cilt kanseri hastaları ise büyük olasılıkla tedavilerine zamanında başlıyor.

Vakıf, bu farklılıkların insanların hayatını riske attığı uyarısında bulunurken, ameliyattaki her dört haftalık gecikmenin birçok kanser türünde ölüm riskini yüzde 6 ila 8 arttırdığını gösteren araştırmaya dikkat çekiyor.

Bu kadar uzun bekleme sürelerinin kabul edilemez olduğunu belirten Vakıf yetkilisi Naser Turabi’ye göre, “NHS’e (Ulusal Sağlı Hizmeti) ek personel ve teşhis ekipmanı sağlayacak 10 yıllık bir plan bekleme listelerini kısaltacak ve yaşamları kurtaracak”.

Kanser hastalarının tedavilerine 62 gün içinde başlanması hedefi İngiltere’de 2015, İskoçya’da 2012, Galler’de 2010, Kuzey İrlanda’da ise 2009’dan beri tutturulamıyor. Vakfa göre, durum değişmezse gelecek beş yılda 300 binden fazla hastanın tedavi süresi hedefi tutturulamayacak. Aynı dönemde kanser tedavisi için sevklerde de yüzde 20’nin üzerinde artış olacağı tahmin ediliyor.