Ana Sayfa Blog Sayfa 37

TUC: Her 5 işçiden 1’i grev hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıya

İngiltere Sendikalar Konfederasyonu TUC, hükümetin grev karşıtı yasalarına karşı yürütülen kampanyanın bir sonraki aşamasını tartışmak üzere özel bir kongre düzenleyeceğini duyurdu.

İngiltere’de artan hayat pahalılığına karşı ücret artışı talebiyle grevlerin başta ulaşım, sağlık, posta ve eğitim olmak üzere birçok sektörde geçen yıl Haziran ayından beri tırmanışa geçmesi üzerine Muhafazakar Parti hükümeti, Grev (Asgari Hizmet Düzeyleri) Yasası’nı çıkarmıştı.

Bu yasaya göre, hükümetin temel sektörler olarak belirlediği ulaşım, sağlık, sınır güvenliği, eğitim alanında çalışanlar, herhangi bir nedenle grev kararı almış olsa bile asgari düzeyde hizmet sağlama ve işverenin çağırması halinde işe gitmekle yükümlü tutuluyor. Aksi halde işten atılmaları mümkün olabiliyor.

TUC’nin düzenlediği etkinlik, 9 Aralık Cumartesi günü saat 10:00-1:00 arasında TUC merkezi Congress House’da gerçekleştirilecek.

5,5 milyon çalışanı temsil eden 48 sendikadan oluşan TUC’nin Eylül ayındaki yıllık olağan kongresi dışında özel bir kongre düzenlemesi nadir bir durum.

Böyle bir özel kongre en son 1982 yılında dönemin başbakanı Margaret Thatcher’ın anti-sendika yasalarına karşı mücadele için düzenlenmişti.

TUC, “grev hakkına yönelik eşi benzeri görülmemiş saldırı” nedeniyle olağanüstü koşullara işaret ediyor. “Bu antidemokratik yeni yasa, her 5 işçiden 1’inin grev hakkını kısıtlayabilir” diye uyarıda bulunan TUC “Bu hakkı ne pahasına olursa olsun savunmalıyız” diyor.

TUC genel sekreteri Paul Nowak,”Bu grev karşıtı yasalar, grev hakkını kısıtlamaya yönelik kasıtlı bir girişimdir. Bu yasalar demokratik değildir, uygulanamaz ve muhtemelen yasadışıdır” dedi.

 

İşçi Partisi Gazze konusunda bölündü

0

Avam Kamarası›nda Gazze›de ateşkes çağrısı yapılması önergesinin lehinde oy kullanan bir dizi gölge bakanın istifa etmesi veya atılmasının ardından, gölge kabinesinde yaptığı değişiklikleri duyurdu.

Alex Davies-Jones, aile içi şiddet ve korumadan sorumlu gölge bakan olarak Jess Phillips’in yerini aldı. Jim McMahon, sağlık gerekçesiyle gölge çevre sekreterliğinden istifa ettikten iki ay sonra, İngiliz yetki devri ve yerel yönetimden sorumlu gölge bakanı olarak ön sıradaki yerine geri döndü.

Diğer atamalar arasında suç seviyelerinin azaltılmasından sorumlu gölge bakan Feryal Clark, yerel hizmetler ve topluluklardan sorumlu gölge bakan Liz Twist, gölge başsavcı Karl Turner ve gölge gaziler bakanı Steve McCabe oldu.

İnançtan sorumlu gölge bakanlık görevi Barones Sherlock›a verildi, Ashley Daltowasen kadınlar ve eşitlikten sorumlu gölge bakan olarak atandı, Tan Dhewaseen’e gölge ihracat bakanı rolü verildi ve Lord Livermore da gölge maliye sekreteri oldu.

Son üç atamada Chris Evans, Muhalefetin teknoloji ve dijital ekonomi sorumluluklarını üstlenirken, Michael Shanks gölge İskoçya bakanı oldu ve Jeff Smith, Labour denetleme ofisine katıldı.

Ateşkes oylaması sırasında, Keir Starmer, partinin Hamas’ın rehineleri dışarı çıkarmak ve Gazze’ye bir miktar (İsrail onaylı) yardım girmesine izin vermek için şiddete ara verilmesi çağrısında bulunmasına karşı Avam Kamarası’nda büyük bir isyan yaşadı.

İşçi Partili milletvekillerine, İskoç Ulusal Partisi’nin (SNP) çatışmaların derhal durdurulması çağrısında bulunan önergesine oy vermemeleri konusunda disiplin bildirimi yapılmıştı.

Ancak aralarında 10 gölge bakan ve parlamento yardımcısının da bulunduğu 56 milletvekili bu emre karşı çıktı.

Milletvekillerinin ofisleri protestoların hedefi oldu

Kürt milletvekili ve Enfield North’u temsil eden Feryal Clark’da dahil olmak üzere gölge kabine deki yeni isimler, partide daha fazla güç kazanmak ve siyasi kariyerlerini ilerletmek için seçmenlerinin barış ve Gazze’de kalıcı ateşkes çağrılarını fırsatçı bir şekilde görmezden geldi.

Ama ateşkes çağrılarına kulak vermeyen milletvekillerini halk unutmadı.

Barışa karşı verdikleri dehşet verici oylarının ardından aralarında Tottenham Milletvekili David Lammy’nin de bulunduğu bazı milletvekilleri protestolar ile hedef alındı. Bu protestoların çoğu tamamen ‘barışcıl’ olsa da, gölge Galler sekreteri Jo Stevens seçim bölgesi ofis binası sloganlar ile boyandı.

Bu eylem, Starmer ve diğer gölge bakanların endişelerini ve “ailelerinin güvenliğiyle ilgili korkularını” abartılı dile getirmelerine yol açtı.

Yüzlerce Filistin yanlısı protestocu Starmer’ın Londra’nın kuzeyinde Camden’deki ofisinin önünde toplandı. Kalabalık yolu kapatarak, Keir Starmer bir ‘wasteman” yani sokak dili ile aptal/ gereksiz – ve “Ne istiyoruz? Ateşkes!” sloganları attı.

Protestocular, “Gazze’deki savaşı durdurun” yazan pankartlar taşıdılar ve İşçi Partisi liderinin ofisinin önünde büyük Filistin bayrakları salladılar.

Oylamanın diğer tarafındaki milletvekilleri, yani ateşkesi destekleyenler gerçek seviyede saldırılara maruz kaldıklarını belirtiler. Bunlardan biri ise gölge kabineyi terk eden Naz Shah, “İslamofobik nefret” ile karşılaştığını söyledi.

İskoçya başka bir yöne doğru eğiliyor

İskoç Hükümeti›nin yakın zamanda İskoç İşçi Partisi tarafından değiştirilen, Gazze’de ateşkes çağrısında bulunan önergesi, İskoçya Parlamentosu Holyrood’da kabul edildi.

İskoç İşçi Partisi değişikliği, Uluslararası Ceza Mahkemesi›ne savaştaki tüm tarafların davranışlarını soruşturması yönündeki çağrıları başarıyla eklemesinin ardından, yasa 28›e karşı 91 oyla kabul edildi.

İskoçya’da farklı görüşler

Bu arada, İskoç Muhafazakâr Parti’nin geçici ateşkesi destekleyen değişiklik önerisi 89 oya karşın 28’le reddedildi.

İskoçya başbakanı Hamza Yousaf ve İskoçya İşçi Partisi lideri Anas Sarwar da İskoç Sendikalar Kongresi’nin (STUC) Filistin dâhil birçok mücadelenin desteklendiği yıllık St Andrew Günü protestosuna katıldı.

Her iki lider yaptıkları konuşmalarda Gazze ile dayanışma içinde olduklarını ifade ederek kalıcı ateşkes çağrısında bulundu.

Dünya Çapında Filistin Halkına Destek

Sendikalar İsrail’e silah sevkiyatını engelliyor, Halklar barış ve adalet istiyor.

16 Ekim’de, özellikle Filistinli kadınları, öğretmenleri, mühendisleri, gazetecileri ve diğer demografik grupları ve meslekleri kapsayan sendikaların örgütü, Filistin Genel Sendikalar Federasyonu, dünya çapında sendikalara dayanışma çağrısında bulundu. Bu çağrıda, İsrail’i uluslararası hukuka uymaya zorlamak için Boykot, yatırımları geri çekme, yaptırımlar (BDS) hareketini destekleme, silah üretimine ve İsrail Savunma Kuvvetlerine teslimatına katılmayı reddetme; sendikaların ve sivil kuruluşların Filistin’e boyun eğdirilmesinden kâr sağlayan herhangi bir şirketle iş yapıp yapmadığını araştırma; bu tür şirketlerden emeklilik veya yatırım fonları elden çıkarma ve bölgede adaleti açıkça savunma önerileri yer alıyordu.

“İsrail askeri saldırılarını artırırken, Filistinli sendikalar uluslararası meslektaşlarımıza ve vicdan sahibi tüm insanlara, İsrail’in suçlarıyla her türlü suç ortaklığına son vermeleri, en acil olarak İsrail’le silah ticaretinin yanı sıra tüm finansman ve askeri araştırmaların durdurulması çağrısında bulunuyor. Artık harekete geçme zamanı; Filistinlilerin hayatları tehlikede.”

Bu çağrı, bütün dünyada etkili bir cevap buldu.

İngiltere

İngiltere’deki işçiler, İsrail ordusu için silah ürettiği bilinen İngiltere’nin Kent kentindeki Elbit Systems’in yan kuruluşunun her iki girişini de kapattı. Sendikalar yüzlerce üyesi ile birlikte, 10 Kasım Filistin için Uluslararası Eylem Günü’nde, İsrail ordusunun kullandığı F35 hayalet uçaklarında kullanılan parçaların üretildiği fabrikanın girişini kapatarak hem üretimi hem de sevkiyatı durdurdular. Silah üretici firma BAE Systems’in girişini yaklaşık 400 kişi ile kapatan sendikalar ‘Özgür Filistin için İşçiler’ pankartı açtı.

Ancak bu bir başlangıçtı ve arkası geldi. Filistin ile dayanışmanın sadece kitlesel yürüyüşler ile sınırlanmadığı İngiltere’de hemen hemen her hafta sayısız eylem, gösteri toplantı ve etkinlik gerçekleştirildi. Filistin halkının haklı davasına tarihsel olarak sahip çıkan İngiltere’nin sendikaları da 7 Ekim’den bu yana yapılan yürüyüş ve eylemler düzenlediler. Başbakanlık önü, parlamento meydanı ve ABD elçiliği önü gibi noktalara kurulan kürsülerden, halkın tepkisine rağmen Siyonist İsrail devletine koşulsuz destek veren Muhafazakâr Hükümeti, İşçi Partisi’ni eleştirerek üyelerine dayanışma eylemlerini büyütme çağrısı yaptılar. İngiliz sendikalarının Filistin ile dayanışması sadece yürüyüş ve açıklamalarla sınırlı kalmadı. Silah üretimi ve sevkiyatını durdurma eyleminde yer alan; Unite, Unison, GMB, NEU, BMA, UCU, Bectu ve BFAWU sendikaları derhal ateşkes yapılması çağrısında bulundu.

Belçika

Belçikalı sendikalar çağrıya cevap vererek, ortak bir basın açıklaması örgütlediler ve İsrail’e yönelik silah sevkiyatının durdurulması çağrısında bulundular. Çağrıda, “masum kurbanların öldürülmesine katkıda bulunmayı reddediyorlar ve derhal ateşkes çağrısında bulunuyoruz” açıklamasına yer verdiler.

Belçikalı nakliye işçileri İsrail’e giden silahları yüklemeyi ve boşaltmayı reddetti. Aynı gün başlayan boykot, ateşkes yönünde artan uluslararası baskıya eşlik etti. Beş Belçikalı ulaştırma sendikası (ACV Puls, BTB, BGTK ve ACV-Transcom) ortak bir bildiride, Filistin’de sürmekte olan “soykırıma” son vermek için Gazze’de derhal ateşkes talep ettiler.

Sendikalar, silahların “masum insanları öldürme aracı olduğu” gerekçesiyle limanlarda silah yükleme veya boşaltmayı reddettiklerini ilan ettiler.

“Filistin’de soykırım yaşanırken, Belçika’nın çeşitli havalimanlarındaki işçiler savaş bölgesine doğru giden silah sevkiyatlarını görüyorlar” dediler ve bu silahların yüklenmesi veya boşaltılmasının masum insanların öldürülmesine katkıda bulunmak anlamına geleceğini ifade ettiler. “Sendikalar olarak barış için kampanya yürütenlerin yanındayız” dediler.

Barış kampanyacıları bu hareketi memnuniyetle karşılarken, Nükleer Silahsızlanma Kampanyası genel sekreteri Kate Hudson, dünyanın her yerindeki diğer liman ve fabrikalardaki işçilerin de aynı yolu izlemesi gerektiğini söylediler. “Yer hizmetleri sektöründe faaliyet gösteren çeşitli sendikalar olarak biz üyelerimizi, Rusya ve Ukrayna ile çatışmanın başlangıcında açık anlaşmalar ve kurallarla belirlendiği üzere, Filistin/İsrail’e askeri malzeme sevkiyatı yapan uçuşlara ilişkin işleri artık yürütmemeye çağırıyoruz.”

Polis kayıtlarına göre, Brüksel’de düzenlenen Filistin yanlısı mitinge yaklaşık 21.000 kişi katılarak “Özgür Filistin” gibi sloganlar attı ve Gazze Şeridi’nde ateşkes talebinde bulundu. Protestocular “Soykırımı Durdurun”, “Filistinlilerin İnsan Hakları” yazılı posterler taşıdılar ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun savaş suçları nedeniyle tutuklanmasını talep ettiler.

Amerika

“Hangi taraftasın?” Bağımsız New Seasons İşçi Sendikası’ndan bir işçi, 11 Kasım’da Portland, Oregon’da düzenlenen mitingde diğer sendikalı işçilere bu soruyu yöneltti. “Bunun biz işçilerin alışık olduğumuz anlamı ‘İşçilerin tarafında mısınız, yoksa patronların tarafında mısınız…’ Ama bugün hangi taraftasınız diye sorduğumuzda ‘Mazlumun tarafında mısınız yoksa zalimin tarafında mısınız?’ diye soruyoruz.” Birleşik Teknoloji ve Britanya Müttefik İşçileri (UTAW-CWU), Filistinli sendikaların uluslararası işçi hareketine tüm suç ortaklığını sona erdirmesi ve İsrail’e silah tedarikine karşı somut adımlar atması yönündeki çağrılara destek verdi. Mitinge katılan Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri (DSA) ve Barış için Yahudi Sesi (JVP) gibi grupların çoğu Filistin hakları için verilen mücadeleye aşina olsalar da, dikkate değer olan şey bunun Filistin halkına doğrudan destek veren ilk işçi hareketi olmasıydı. Portland JWJ’nin genel müdürü Jill Pham, Truthout’a şunları söyledi: “Portland Jobs with Justice olarak, ‘her yerdeki işçilerle dayanışma’ derken bunu kastediyoruz. Filistinli sendikalar işçilere tavır alma çağrısında bulundu ve biz de yanıt verdik.”

Pek çok sektörde destek artarken, gazeteciler ve medya çalışanları eşi benzeri görülmemiş düzeyde bir dayanışma örgütlediler. 1960’lı ve 70’li yıllarda Vietnam Savaşı’na karşı çıkan bir grup profesyonel yazar ve gazeteciden oluşan Savaş Karşıtı Yazarlar’ın mirasını sürdüren, Jacobin ve Jewish Currents kuruluşlarında çalışan bir grup gazeteci, yüzlerce kişiyle Gazze’deki Savaşa Karşı Yazarlar grubunu kurdu. Dünya Serbest Gazeteciler Birliği ateşkese desteklerini dile getirerek ve Filistin işçi hareketinin taleplerini imzalayarak anında tavır aldı. Pasifik Medya Çalışanları Birliği (CWA) ve UAW’ye bağlı Ulusal Yazarlar Birliği (NWU), Uluslararası Gazeteciler Federasyonu üyeleri olarak benzer destek açıklamaları yaptı.

Hemşireleri, teknisyenleri ve diğer ön saflardaki sağlık çalışanlarını temsil eden çeşitli sendikalardan geçen karar, özellikle Gazze’deki şiddetin sağlık çalışanlarını ve hastaları nasıl etkilediğine odaklandı. Kaliforniya Hemşireler Birliği’nden (CNA) yapılan bir açıklamada, “Kaliforniya Hemşireler Birliği/Ulusal Hemşireler Organizasyon Komitesi, derhal ateşkes, insani yardım sağlanması, tüm rehinelerin serbest bırakılması ve bu şiddete son verilmesi çağrısında bulunuyor” denildi. CNA ile bağlantılı National Nurses United, İsrail militarizmini ve apartheid’i eleştiren benzer bir açıklama yaptı.

Hindistan

Binlerce işçi Hindistan’ın Kerala’daki Kozhikode şehrinde, Hindistan Sendikalar Merkezi, Tüm Hindistan Kisan Sabha, Tüm Hindistan Tarım İşçileri Birliği, Tüm Hindistan Demokratik Kadınlar Birliği ve Hindistan İşçi Sendikaları Merkezi tarafından düzenlenen kitlesel bir miting için bir araya geldi. 600.000’den fazla işçiyi temsil eden Hindistan Merkezi Sendika Konseyi (AICCTU), sendikalara İsrail’e silah sevkiyatını boykot etmeleri çağrısında bulundu: “Filistinli sendikaların dünyadaki tüm işçilere ve onların sendikalarına, İsrail’e ve onun acımasız savaşına yönelik silah ve askeri teçhizatın üretimini veya yüklenmesini engelleme ve boykot etme çağrısına tam desteğimizi sunuyoruz.” Hindistan Demokratik Gençlik Federasyonu ve Hindistan Öğrenci Federasyonu, sendikalarla birlikte ‘İsrail’e silah yok’ sloganıyla harekete geçti.

Sendikalar, 29 Kasım Uluslararası Filistin Halkıyla Dayanışma Günü’nü kutlayarak çağrılarını yineledi. “İsrail’in, başkenti Kudüs olmak üzere, Filistin anavatanı olarak tanımlanan Filistin bölgelerindeki işgal altındaki tüm toprakları boşaltmasını talep ediyoruz.”

Hindistan’ın güneyindeki Tamil Nadu’da eyalet bölgelerinin yarısından fazlasındaki işçiler mitingler düzenledi. Eyaletteki AITUC üyesi Vahidha Nizam, Arab News’e verdiği demeçte, “Bu protesto, Dünya Sendikalar Federasyonu’nun 29 Kasım’ı dayanışma günü olarak kutlama çağrısına yanıttır” dedi. Tamil Nadu’nun yaklaşık 20 bölgesinde Filistin halkıyla dayanışma amacıyla protesto yürüyüşleri düzenlendi.

Brezilya

Brezilyalı sendika CUT, Filistin’le dayanışma çağrısını tekrarladı. Brezilya’da 7,4 milyondan fazla işçiyi temsil eden en büyük sendika federasyonu olan CUT, Filistinlilere sarsılmaz destek sözü veren bir kararı kabul etti. Sendikaların çağrısı, Rio’nun yoksul mahallelerinde de yankısını buldu. Siyahların tarihi konusunda uzmanlaşmış yerel bir politikacı ve tur rehberi olan Felippsen, “Militarizasyon, silahlı grupların halkı infaz etmesi; Filistin’de olan pek çok şey aynı zamanda Rio de Janeiro’nun gecekondu mahallelerinde de oluyor” dedi. Rio de Janeiro’daki Morro da Providencia favelasında, sakinler oradaki silah sesleri nedeniyle bir sokağa ‘Gazze Şeridi’ adını verdiler. Bazıları Brezilya’nın gecekondu mahalleleriyle bağlantısı olan sol gruplar, İsrail-Hamas savaşının başladığı 7 Ekim’den bu yana ülke çapında protestolar düzenledi. Brezilyalı Kadınların Artikülasyonu feminist grubunun bir parçası olan ve Birleşik Siyah Hareketi koordinatörü olan Martins, “Burada dayanışma içindeyiz çünkü empatimiz var. Şiddet altında yaşamanın nasıl bir şey olduğunu biliyoruz,” dedi. Brezilya’nın ABC Bölgesi’ndeki Filistin Halkıyla Dayanışma Komitesi Filistin davasının savunulması, İsrail’in boykot edilmesi ve Filistinli siyasi tutuklulara özgürlük sloganlarıyla kitle yürüyüşü ve mitingi düzenledi.

Kanada

740.000 üyesiyle ülkenin en büyük sendikası olan Kanada Kamu Çalışanları Sendikası (CUPE), Filistin halkıyla dayanışma amacıyla, hükümete “İsrail’e silah satışına son vermesi” çağrısını da içeren bir kararı açıkladı. Montreal’in Dorchester Meydanı’nda “Ateşkes Şimdi” grubu tarafından düzenlenen bir protestoda Gazze Şeridi sakinleriyle dayanışma ifade edildi. Toronto’da ve Antigonish, NS’den Yellow knife’a kadar çeşitli şehirlerde benzer gösteriler gerçekleşti. Nathan Phillips Meydanı’nda düzenlenen Filistin yanlısı bir mitingde, Holokost’tan sağ kurtulan Suzanne Weiss, İsrail ordusunun şu anda kuşattığı Gazze Şehri’nde İsrail’in devam eden işgalini kınadı. Weiss, belediye binasının önünde kalabalığa hitaben yaptığı konuşmada, “Bu, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler arasındaki dayanışmaya karşı şiddetli bir saldırıdır” dedi. “Filistin’in özgürlüğü bizim de özgürlüğümüzdür.” Öte yandan, Kanada’da Filistin halkına destek ifade eden işçilere yönelik baskılar artıyor.

Japonya

Japonya’da, 1 milyon nüfuslu Chiba kasabasının Ulusal Demiryolu Güç Birliği, Filistinli sendikaların çağrısına güçlü bir cevap verdi. Japon hükümetinin, İsrail’e silah ve mali yardım sağlamayı planlamasını engellemek amacıyla bir açıklama yaptı. “Filistin halkının amansız mücadelesini tüm kalbimizle destekliyoruz ve uluslararası emperyalizmin bir üyesi olan İsrail yönetimine karşı var gücümüzle mücadele edeceğiz.” Tokyo’nun Shinjuku bölgesinde yüzlerce Japon ve yabancı Orta Doğu’da barış çağrısında bulundu. Göstericiler, İsrail’in insanları kuzey Gazze’den güneye gitmeleri konusunda uyarmasının ardından Gazze’deki sivil nüfusla ilgili endişelerini dile getirdi. Protestocular İsrail’in Filistin topraklarında elektrik, su ve gıdayı kesme hamlesini kınadılar.

Kolombiya

Kolombiya’da madenciler sendikası İsrail’e tüm maden ve yakıt tedarikinin askıya alınmasını istiyor.

“Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in de belirttiği gibi, bu olaylar ‘boşluktan gelmiyor’. Filistin halkı 56 yıldır boğucu bir işgale maruz kalıyor; toprakları sürekli olarak yerleşim yerleri tarafından yutuluyor ve şiddete maruz kalıyor.Ekonomileri boğuldu, insanlar yerinden edildi ve evleri yıkıldı. İçinde bulundukları kötü duruma siyasi bir çözüm bulma umutları sönüyor.” Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun, İsrail ordusunun Gazze’deki Şifa Hastanesi’ne yaptığı baskını Nazi toplama kamplarında yaşananlara benzer bir durum olarak tanımlamasını destekleyen sendikalar, Kolombiya’nın İsrail büyükelçisini istişarelerde bulunmak üzere geri çağırmasını da olumlu bulduklarını açıkladılar: “Bu kararları tamamen destekliyoruz ve sivil toplumun, insan hakları örgütlerinin ve kiliselerin talep ettiği gibi, hükümeti, acil ateşkes için bir koz olarak Kolombiya kömürü ile tüm metal ve minerallerin İsrail’e sevkiyatını askıya almaya davet ediyoruz.”

İspanya

İspanya, Barselona’da liman işçileri Gazze Şeridi’ndeki çatışmalara malzeme gönderilmesine izin vermeme kararı aldı. “Hiçbir gerekçe sivillerin feda edilmesini haklı çıkarmaz.”

Liman işçileri, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni “dişinden tırnağına” savunmayı kolektif bir “yükümlülük” olarak görüyorlar. Pek çok ülkenin Bildirgeyi imzaladığını unutmuş gibi görünmesini eleştiriyorlar. Bu insan haklarının “şu anda Ukrayna, İsrail ve Filistin topraklarında ihlal edildiğine” dikkat çekiyorlar. Liman işçileri ayrıca, acil ateşkes ilanı ve çatışmalara barışçıl çözümler getirilmesi talebini de ileri sürdüler.

Farklı dayanışma derneklerinin çağrısını yaptığı Madrid’deki protesto, başkentin tüm merkezini işgal etti ve organizatörlerin bile beklentilerini aştı. Yolda biriken insan sayısı nedeniyle protestonun başlamasını ertelemek zorunda kaldılar. İspanya’da yaşayan Araplar ve Filistinlilerin yanı sıra binlerce İspanyol işçinin ve her şeyden önce çok sayıda gencin kitlesel katılımı vardı. “İsrail katil, Avrupa sponsoru”, “Filistin halkının katili Netanyahu”, “Nehirden denize kadar Filistin özgür olacak” ve “Bu bir savaş değil, soykırım” gibi sloganlar duyuldu.

Buna karşılık, Sosyalist Parti (PSOE)-Podemos hükümetinin başbakanı Pedro Sánchez İsrail’i destekledi. Tüm “rehinelerin ve İsrailli esirlerin” “acil” serbest bırakılmasını talep ederek, “İsrail’deki Hamas terör saldırısını ve ayrıca İsraillilerin ölümlerini güçlü ve açık bir şekilde kınıyoruz” dedi. İsrail’in soykırım eylemlerini meşrulaştıran Sánchez, şunları ekledi: “Aynı güçle, İsrail’in kendisini savunma hakkına sahip olduğunu ancak her zaman uluslararası insani hukuk çerçevesinde olması gerektiğini söylüyoruz.”

Polonya

Polonya’nın en büyük sendikaların çatı örgütü olan konfederasyonu da (OPZZ), İsrail ile askeri işbirliğine son verilmesi çağrısında bulundu.

Bunun yanı sıra, Polonya’nın ikinci büyük şehri Kraków’da yüzlerce kişi Filistin’e desteklerini ve İsrail’in Gazze’deki eylemlerine karşı olduklarını ifade eden bir gösteriye katıldı.

Ve Türkiye

Türkiye’de ise, hükümetin düzenlediği gösterişli fakat içi boş miting dışında, kimi grupların gazoz ve kahve boykot eylemleri gibi aptalca protesto biçimleri öne çıktı. Bazı gerici sendikaların başkanları masa başından protesto açıklamaları yaptı. Bu utanç verici durumu hafifleten ise, yine solcu ve sosyalist grup ve partilerin samimi fakat zayıf kalan protestoları oldu. Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) çağrısıyla sol gruplar bir araya gelip hastane katliamını protesto etti.

Londra sokaklarında isyan ateşleri

Geçen ay, “Renkli Resimli Felsefe Söyleşileri” sırasında Aydın Çubukçu, William Blake’i anlatırken, notlarını karıştırdı ve sanatçının katıldığı isyanın ayrıntılarını atladı. Onun eksiğini biz tamamlayalım. Söz konusu olan, 1780’deki Gordon İsyanları olarak anılan bir dizi ayaklanmadır ve Blake bu isyanlarda hem kışkırtıcı hem de militan olarak yer almıştır.

Peki, nedir Gordon İsyanları?

Katolik mezhebinin yaygınlaşmasını önlemek amacıyla krallık bir dizi sınırlama getiren yasalar koymuştu. Sonradan bunların “hafifletilmesi” gereği doğunca, bu değişiklikler çoğunluğu papalığa karşı Anglikan olan İngiliz halkı kışkırtıldı ve tepkiler doğdu. Değişikliklere karşı protesto eylemleri 1778’de başladı. Protestanlar Birliği başkanı Lord George Gordon, bu girişimin İngiliz Ordusu’ndaki Katoliklerin tehlikeli bir tehdit haline gelmesine yol açacağını ileri sürüyordu. Bir mezhep kavgası biçiminde görünse de, isyanın derinde yatan sebepleri vardı. İsyanların kitlesel boyutlar kazanması ve büyük ticaret şirketlerine, Merkez Bankasına yapılan saldırılar biçiminde gelişerek büyümesi, esas olarak İngiltere’nin gittikçe zayıflayan ekonomik durumu ve halkın hayat şartlarının olağanüstü bozulmasına dayanıyordu. Uzun süren savaşlar sırasında ticaret hayatı alt üst olmuş, ücretler düşmüş, fiyatlar yükselmiş ve işsizlik korkunç boyutlar kazanmıştı.

2 Haziran 1780’de, 40-60 bin arasında bir kitle “ No Popery” sloganıyla sembolleri olan mavi hamamböceği resimleriyle yürüdü. Yürüdükçe, sayıları arttı. Avam Kamarası’na girmeye niyetlendiler ama başaramadılar. Parlamento içinde dilekçe tartışmaları sürerken, dışarıda durum hızlı bir şekilde kontrolden çıktı ve isyan patladı.

Bazı isyancıların tutuklandığı Newgate Hapishanesine saldırıldı, büyük ölçüde tahrip edildi. Katolik kiliselerine, Katoliklerin oturduğu evlere saldırıldı. Bundan böyle “Kara Çarşamba” olarak adlandırılacak olan 7 Haziran’da isyan doruğa ulaştı. Buckingham Sarayı, Bow Street’teki polis karakolu ve Woolwich’teki cephanelik saldırıya uğradı. Aristokratların evlerine saldırıldı. Artık “Katolik Karşıtı” bir hareket olmaktan çıkmış, Blake’in değerlendirmesine göre, “Amerikan devrimiyle birlikte, statükoya karşı bir eylem” halini almıştı.

Newgate hapishanesi yakıldı. İçerideki 300 mahkûm zincirlerinden kurtarılmak için mahalle demircilerine götürüldü. Muzaffer isyancılar Keeper’s şarap mahzenlerine baskın yaptılar ve bir gecede stokları boşalttılar. İsyan ve yağma olayından bir hafta sonra isyancılar, Londra’daki bütün hapishaneleri tek tek yok ettiler. Eski Bailey harabeye çevrilmişti, tüm kayıtlar yakılmıştı ve Londra geceleri şenlik ateşleriyle parlıyordu. Holborn’daki dev bir cin içki fabrikası da isyancıların yağmasından nasibini aldı.

Toplamda 2000’den fazla mahkûm serbest bırakıldı, yalnızca esnafa borçlu olanların büyük çoğunluğu kodeste kaldı. Cezaevlerinden sonra isyancıların bir sonraki hedefi İngiltere Merkez Bankası idi. Burada isyan hem doruk noktasına ulaştı, ham da sönmeye başladı. Ordunun isyancıların üzerine sürülmesiyle 300 ile 700 arasında isyancı öldü. Kimi tarihçilere göre, özellikle şarap mahzenlerinin ve cin fabrikasının yağmalanmasından sonra isyan “odağını kaybetti” ve birkaç gün sonra tamamen söndü.

Gordon İsyanları tüm dünyada özgürlük için de imham kaynağı oldu. 1780’de İngiliz devleti, Amerikan devrimcilerine karşı umutsuz bir savaş sürdürüyordu. İsyanlar, onlarla da bir dayanışma eylemi karakteri kazandı. 23 yaşındaki şair William Blake, 6 Haziran 1780’de Newgate’i tahrip eden kalabalığın ön saflarında idi. “Amerika” adlı eserinde Blake, Londra ve Bristol’deki ayaklanmaları statükonun koruyucularını zayıflatan ve barışın gelmesini hızlandıran gösteriler olarak selamladı.

Bu 1780’de oldu. Ve Londralıların hafızasından uzun yıllar silinmedi. Öyle ki, 1999’daki bombalı saldırılar münasebetiyle önde gelen gazeteler, “1780’deki Gordon İsyanlarından bu yana yaşanan en büyük sorun” tanımını kullandı.

 

Kovid-19 Kamu Soruşturması devam ediyor

Birleşik Krallık’ın Kovid-19 salgını karşısındaki tepkisi, salgının etkisi ve geleceğe yönelik dersler çıkartılması için Haziran’da başlayan UK Covid-19 bağımsız halk soruşturmasının ikinci ayağı 3 Ekim’de başladı. İngiltere Sendikalar Konfederasyonu TUC’nin de bulguları ve Başbakan Rishi Sunak’ın cevaplaması talebiyle sorduğu sorularıyla dahil olduğu soruşturmanın ikinci ayağı 14 Aralık’a kadar devam edecek.

Covid-19’a yakalanan çalışanlara çok görülen yardımlar, işletmelere aktarıldı

TUC adına soruşturmaya katılan yardımcı genel sekreter Kate Bell, oturumu öncesi yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Rishi Sunak’ın cevaplaması gereken ciddi soruları var. Hazine’nin herkese yeterli hastalık ücreti sağlamayı reddetmesi, Birleşik Krallık’ın halk sağlığı çabalarını büyük ölçüde baltaladı.

Bu durum enfeksiyon oranlarını artırdı, kamu hizmetlerimiz üzerinde büyük bir yük oluşturdu test ve tedavi maliyetlerinin artmasına neden oldu.”

TUC, Muhafazakar Hükümetin halkın can güvenliğini ciddi anlamda tehlikeye atarak işletmecilere gelir desteği sağlayan ‘Eat Out Help Out’ gibi akıl karı olmayan programlara milyonlarca sterlinlik fon aktarırken, izolasyon süresince maddi, manevi ve sağlık sorunları yaşayan halkın büyük bir kesimini göz ardı etmesini sorguluyor.

TUC’nin soruşturma kapsamında Başbakan Rishi Sunak ve hükümetinin cevaplamasını istediği sorulardan bazıları şunlar;

  1. Neden çalışanlara geçinmeye yetecek düzeyde hastalık maaşı sağlamadı?

(Birleşik Krallık, salgına en düşük yasal hastalık ücreti oranıyla girdi. Haftada sadece £94! Ortalama bir çalışan, kendini izole etmek zorunda kaldığında kazancında £418’luk bir düşüşle karşı karşıya kaldı.)

  1. Başbakan neden herkese hastalık ödeneği sağlamadı?

(Hükümet, salgının başlangıcında iki milyon işçinin hiçbir hastalık maaşı korumasının olmadığı konusunda uyarılmıştı. Ancak Rishi Sunak, çoğunluğu çalışan olan bu işçiler için düşük kazanç eşiğini kaldırmayı reddetti.)

  1. Hükümetin izolasyon planı neden bu kadar yetersizdi?

(Hükümet “fazlasıyla gecikmeli olarak”, düşük ücretli işçilerin çalışamamaları durumunda £500 talep etmelerine olanak tanıyan bir izolasyon destek planını uygulamaya koydu. Ancak bu planın kaynakları yetersizdi ve programdan destek almak için başvuran düşük ücretli çalışanların üçte ikisi reddedildi!)

  1. Rishi Sunak neden insanların kendilerini izole etmelerine yardım etmek yerine ‘Eat Out to Help Out’a daha fazla para harcadı?

(Rishi Sunak’ın ‘Eat Out Help Out”’ için yetersiz kişisel izolasyon planına harcadığının iki katından fazlasını harcadığı aşikâr. Bir aydan biraz fazla süren ‘Eat Out Help Out”’ projesine £800 milyondan fazla para harcandı! Buna karşılık, yaklaşık 18 ay suren self-isolation destek planına varlığı boyunca toplamda yalnızca £385 milyon harcandı!)

  1. Hazine üst düzey yetkililerin uyarılarını neden dikkate almadı?

(Kendi kendini tecrit etmeye gücü yetmeyen insanların, Birleşik Krallık’ın halk sağlığı çabalarına büyük ölçüde zarar vermesinin bir sebebi de buydu).

Birçok kişi için koronavirüs salgını uzak bir anı gibi görünüyor ancak uzun dönem Kovid’e yakalananlar ve etkisi altında kalanlar için kâbus bitmeyecekmiş gibi geliyor. Bunun yanı sıra ‘yaslı aileler’ hâlâ yanıt bekliyor.

Sunak’a Dr. Death ismi verilmiş

Soruşturma sürecinde ortaya çıkan, hükümetin yeni baş bilim danışmanı Profesör Dame Angela McLean’ın Başbakan Sunak’a dair değerlendirmesi ise skandal niteliğinde. Pandeminin devam ettiği dönemde bilim danışma kurulunda yer alan McLean’in önemli bir pandemi toplantısı sırasında gönderdiği özel WahatsApp mesajlarında Rishi Sunak’ı ‘Dr Death, The Chancellor’ (Doktor Ölüm, Maliye Bakanı) olarak tanımladığı ifşaa oldu. Prof. McLean bu yorumu Eylül 2020’de yani “Eat out Help Out” programi dönemindeki bir WhatsApp sohbetinde yapmış.

Soruşturmada şimdiye kadar ortaya çıkan bilgileri de yorumlayan TUC, bakanların pandemiden ders almak yerine hatalarını ikiye katladıklarını ifade etti. Mart 2022’nin sonlarında (Koronavirüs Yasası’nın sona ermesiyle birlikte) hükümet, hastalık maaşına erişimi ilk günden itibaren kaldırdı. İşçilerin Yasal Hastalık Ödemesini talep edebilmeleri için bir kez daha üç gün (dördüncü güne kadar) beklemeleri gerekiyor. Nispeten küçük bir paraya mal olmasına rağmen bakanlar salgın sırasında yaklaşık iki milyon işçinin Yasal Hastalık Ödemesine erişimini engelleyen düşük kazanç eşiğini hala kaldırmış değil.

 

TUC Britanya Hükümetini “Sendika Karşıtı Yasalar” Gerekçesiyle Birleşmiş Milletlere Şikayet Etti

Geçtiğimiz bir buçuk yıllık süre içerisinde gelişen işçi grevlerini engellemek için hükümetin geçirdiği asgari hizmet güvencesi kanunlarına tepkiler sürüyor. Son olarak Eylül ayı ortalarında Sendikalar Konfederasyonu, TUC (Trades Union Congress), konuyla ilgili Birleşmiş Milletler çalışma standartları mercilerine, hükümetin dayattığı “demokratik olmayan” düzenlemeler ilgili bir şikayette bulunduğunu açıkladı.

İngiltere ve Galler sendikaları konfederasyonu TUC Genel Sekreteri Paul Nowak, konuyu uluslararası kanunları ihlal etmesi nedeniyle Uluslararasu Çalışma Örgütü, ILO’ya (International Labour Organization) götürdüklerini belirtti. Bilindiği üzere kanun, özellikle anahtar roldeki sağlık, eğitim ve ulaşım sektörlerinde çalışanların grev süreçlerinde asgari bir hizmeti güvence altına almalarını gerektiriyor.

ILO, kanunun yürürlüğe girmesinden bir ay önce, Haziran’da, Britanya hükümetine bir ihtar vermiş, kanunların uluslararası örgütlenme kurallarına uyması ve kendilerinden tavsiye almaları çağrısında bulunmuştu. Yaptığı açıklamada ILO “hükümetin işveren ve işçi kurumlarının özerkliği ve işleyişine müdahele etmemesi gerektiğini” de kaydetmişti. Liverpool’da gerçekleşen TUC kongresi öncesi de Nowak, hükümet icraatının ILO’nın uyarılarının gerisinde kaldığını söyledi. ILO’nun Haziran ayındaki uyarıları TUC’nin bir yıl önce yaptığı ilk şikayeti sonrası gelmişti.

Yaptığı açıklamada Nowak “bu kanunlar işyerinde sürtüşmeleri gidermek için değil tırmandırmak için düzenlenmişlerdir. Yürürlüğe konamazlar, demokratik değiller ve hemen hemen kesinlikle de uluslararası yasaları çiğnemekteler” şeklinde konuştu. Konuyla bir açıklama yapan hükümet yetkilileri “bu yasamanın maksadı genel halkın yaşam ve geçimini korumak ve hayati kamu hizmetlerine ulaşımlarını sağlamaktır” dedi.

Konunun ve ILO uyarılarının önümüzdeki günlerde de tekrar gündeme gelmesi bekleniyor.

 

Enflasyondaki Nıspi Düşüşe ve Ücretlerdeki Güdük Artışlara Rağmen Yoksullaşmanın Sonu Ufukta Değil

Office for National Statistics (ONS) 18 Ekim’de, Eylül ayı enflasyon oranlarının, bir önceki ayla aynı kalarak, %6.7 düzeyinde seyretmeye devam ettiğini açıkladı. ONS, tüketici fiyat endekslerine göre hesaplanan oran üzerinde düşen gıda fiyatlarına rağmen artan yakıt fiyatlarının etkili olduğunu da sözlerine ekledi. Ekonomistlerin %6.6 dolaylarında olacağını tahmin ettikleri orana dair açıklamalar, İngiltere Merkez Bankasının Kasım’da açıklamasının beklendiği faiz oranları üzerindeki tartışmayı da yoğunlaştırmayı sürdürmekte.

Perkande değil de tüketici fiyatları endeksleri göre düzenlendiği için sokaktaki yansıması emekçiler açısından belirsiz kalan yeni enflasyon verilere göre gıda ve alkolik olmayan içecek fiyatları Eylül ayında %0.2 bir düşüş gösterdi. ONS bunun Eylül 2021’den bu yana bu sektörde görülen ilk düşüş olduğunu kaydetti. Buna rağmen, gıda ve içercek fiyatları geçen yılın aynı döneminden %12 daha pahalı olmayı sürdürüyor. ONS gıda fiyatlarındaki bu duruma rağmen, Ekim başlarında litre başı 8p artarak 163p’ye varan mazot ve 4.5p bir artışla 152p’ye varan yakıt fiyatlarını enflasyonun yüksek oranlarda seyretmesine etken olduğunu kaydetti.

Konuyla ilgili yaptığı açıklamada maliye bakanı Jeremy Hunt durumun Britanya gibi büyük G7 ülkeleri açısından normal olduğunu gerekçe göstererek, enflasyondaki düşüşe hükümet politikalarını neden gösterdi ve “aile ve işletmelerin üzerindeki baskıyı” hafifletmek üzere bu yıl boyunca düşürmeyi sürdüreceklerini iddia etti. Hunt’ın açıklamalarına rağmen bu oranların işçi ve emekçilerin haklarına nasıl yansıyacağı konusunda hükümetten bir açıklama gelmedi. Bilindiği üzere Eylül ayı enflasyon oranları Nisan’da yenilenen sosyal güvenlik ödemeleri için taban olarak kullanılmakta.

Ekonomistler, Eylül ayında büyük değişiklik göstermese de enflasyon oranlarının yıl sonunan kadar %5.1’e düşeceğini ve Ağustos’ta bu dönem enflasyon oranlarını %6.9 olarak tahmin eden Merkez Bankasının faiz oranlarını Kasım ayında düşürmeyeceğini tahmin ediyor. Ancak kamuoyunda tartışmalar, Ortadoğu’daki son gelişmelerin petrol fiyatlarının son günlerde artırdığını gözeterek, bu oran ve pahalılık üzerinde etkili olmayı sürdüreceğini de kaydediyor.

Toplumsal politikalarla ilgili eleştirel çalışmalarla tanınan Joseph Rowntree Foundation vakfı ekonomi şefi Alfie Stirling, Guardian gazetesine verdiği bir demeçte, başbakan Sunak’ın bu oranların sosyal yardımlara nasıl yansıyacağını dair bir açıklama yapmamış olmamasıyla ilgili olarak, “hükümetin bu enflasyon oranlarını tümüyle yansıtmaya şüphe düşürmüş olması kabul edilemez” dedi. Stirling ayrıca “milyonlarca aile yardımlarda noktasında iki yıldır yaşadıkları kayıpların karşılanması noktasında bir kesinliğe muhtaçlar ve bu şimdi olmalı” diye konuştu.

Duruma yönelik olarak Maliye Bakanlığı yetkililerinin enflasyon oranlarının emeklilik fonu oranlarına yansıtılmaması olasılıkları tartıştıklarını da kaydetmek gerekiyor. Bilindiği gibi kamu emeklilik fonları ya Eylül enflasyon oranlarına göre ya da %2.5 oranla (hangisi daha yüksekse) artması gerekiyor. Kamu sektöründeki grev ve direnişlerle, bu yıl Temmuz ayına kadar süren dönemde ücretlerin %8.5 arttığı açıklanmasından bu yana hükümet yetkilileri , emeklilik fonları artışında daha düşük bir oran kullanacaklarını ve böylece £1 milyar tasarruf edeceklerini söylemişlerdi.

Rakamlara Rağmen Ücretlerde de Belirsizlik

Yine 17 Ekim’de ONS, ikramiyeler dışarda tutulduğunda, Ağustos’la biten üç aylık dönemde, 2001’den bu yana ilk defa görülen bir hızla, ortalama ücretlerin %7.8 dolayında artığını açıkladı. Enflasyon verileri de gözönünde bulundurulduğunda, bunun geçen yıla kıyasla %0.7’lik bir artış olduğunu da kaydetti ONS. Bir önceki üç aylık dilimde ücretler %0.1 oranında yükselmişti.

Buna rağmen yapılan açıklamalar, ne enflasyonun perakande fiyat endeksine göre daha yüksek oranlarda seyrederek bu ücret artışının emekçiler açısından etkisinin sınırlı kaldığını ne de iş sayısındaki düşüşü gizleyebiliyor. Nisan ile Haziran ayları arasında doldurulması gereken iş oranları 43,000 dolayında bir düşüşle 1 milyonun altına geçerken, Eylül ayında 11,000 daha az kişi işveren bardrolarında yeraldı.

Bu nedenle ekonomistler ücretlerdeki nıspi artışın iş olanaklarının daralması ve işsizliğin artması gibi sonuçlarına da dikkat çekiyorlar. Ve aynı nedenle ücretlerdeki artışın sürmeyeceğini de. Konuyla ilgili Guardian gazetesine bir açıklamada bulunan the Resolution Foundation ekonomisti, Hannah Slaughter “iş piyasasının daralmasının sürmesiyle bu sonbaharda önümüzdeki büyük sorun ücretlerdeki bu düzelmenin ne kadar süreceğidir” şeklinde konuştu. İşsizlik ve iş piyasası verilerinin önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor.

Ekonomistler faiz oranlarının artışının etkilerinin hala sonlarına varmadığını açıklarken, ücret artışının büyük bir nedeninin de mali ve finans sektörün bulunduğu City of London’daki çalışanların aldıkları ortalama %9.6 ücret artışının bunda etkili olduğunu da kaydediyor. Kaldı ki aynı dönemde kamu ücretleri %6.8 artarken, özel sektörde bu artış %8 dolaylarında seyretti. İkramiyelerle birlikte toplam ücret artış oranı Ağustos’a kadar olan dönemde %8.1’ken, bunun önemli etkenlerinden birinin de özellikle NHS çalışanlarıyla, kamu emekçilerinin aldıkları tek tek ödemelerin de olduğu gözetildiğinde, bu artışın kalıcılığının ve sokağa yansıyan etkisinin de sınırlı kaldığını söylemek mümkün. Ki ortalama bir emekçinin ücretinin 2008 oranlarına kıyasla £30 daha az olduğu açıklanan verilerdendi.

Van Gogh’un en iyi tablosu

“Bir köylü resmi köylü olmalı, bir kazmacı resimde toprağı gerçekten kazmalı, diyorum; o zaman bu resimlerin temelinde gerçekten bir çağdaşlık olabilir, diyorum. Ancak şu noktayı unutmamak gerekir ki, köylüler, işçiler çıplak değil ve onları nü figürler olarak düşünmek kesinlikle uygunsuz.Ressamlar ne kadar çok köylü ve işçi figürleri yapmaya başlarlarsa o kadar memnun olacağım. Kendi adıma bundan daha iyi yapılacak bir şey bilmiyorum.”

Dünyanın en önemli sanatçılarından biri olan Vincent Van Gogh1885 yılında yaptığı Patates Yiyenler tablosunu ağabeyi Theo’ya yazdığı mektupta böyle anlatıyordu.

Küçük bir odada tavandan sarkan solgun ışığın altında iki kadın, iki erkek ve bir çocuktan oluşan bir madenci bir ailesinin akşam yemeği… Erkekler yorgun argın madenden, kadınlar tarla işlerinden eve dönmüşler. Erkeklerin elleri kir pas içinde. Kadınlar ev işlerinin ardından toplamış oldukları patatesleri pişirmişler. Hep birlikte oturmuşlar, sadece çay ve patatesten oluşan akşam yemeklerini yiyorlar. Kadın çok yorgun ve düşünceli… Çalışmaktan adeta derisi kalınlaşmış, ayların yılların çalışmasıyla rengi koyulaşmış ve yıpranmış elleriyle çay servisi yapıyor.Sofrada sadece patates yenip çay içilen,tavandan sarkan bir gaz lambası,duvarda asılı birkaç raf, küçük bir tablo ve kaşıkların koyulduğu küçük bir sepetle tahta masa ve sandalyeler dışında hiçbir şeyin olmadığı yoksul bir ev.Yoksulların evi.Kullanılan renklerdeki koyuluk, cansızlık, puslu ve kasvetli halin bu insanların yaşamındaki çaresizliği, yoksunluğu, tükenmişliği yansıtması açısından başarıyla kullanıldığını görüyoruz.

Mektupta anlatmaya devam eder Van Gogh. Bu insanları bir lamba ışığı altında patates yerken, toprağı kazdıkları ellerini tabağa koyarken gösterdiğini, bu sayede el emeğini ve dürüstçe ürettikleri yiyeceği yücelttiğini ifade eder. Modernleşmiş insanlardan oldukça farklı bir hayat tarzının etkilerini yansıtmaya çalıştığını, o nedenle kimsenin çalışmanın güzel ya da iyi olduğunu düşünüp düşünmemesini önemsemediğini belirtir.

37 yıllık kısacık ömründe 10 yıldan biraz fazla bir süre içinde aralarında 860 yağlı boya tablonun da olduğu 2100 kadar resim ve çizim çalışması üretti Van Gogh ve bunların çoğunu yaşamının son iki yılında yaptı.

Van Gogh madenciler, işçiler ve tarlalarda çalışan köylülerle iç içe yaşadığı için onları yakından gözlemleme şansı buldu. Londra yakınlarındaki Ramsgate’te ve Londralı işçilerin yaşadığı mahallelerden Isleworth’de yedek öğretmen olarak çalıştı. Rahiplik yapmak için Belçika’nın Fransa sınırı yakınlarındaki bir madencilik bölgesi olan Borinage’ye gitti. Yoksulluk içinde yaşıyor, hastaları ziyaret ediyor ve madencilere İncil’den bölümler okuyordu. Vaizlik mesleğine uygun olmadığı gerekçesiyle işine son verilince yine bir madencilik bölgesi olan Cuesmes’e geçti, yoksulluk içinde yaşamasına karşın yoksullara ve hastalara yardım edebilmek için çabaladı.

Yıllar süren yoğun çalışmalarının çarpıcı bir ürünü“Patates Yiyenler” oldu.

1885’in Nisan ayı boyunca üzerinde çalıştığı Patates Yiyenler, Vincent Van Gogh’un ilk baş yapıtı olarak kabul edilir. Van Gogh, kimilerine göre “en iyi tablom” dediği bu tablo için birçok yağlı boya çalışması ve eskiz yapmıştı.

Tabloya yönelik oran eleştirilerine karşı Theo’ya mektubunda şu satırları yazdı:

“…candan belirtmek istediğim fikir şudur: Lambanın altında patateslerini tabağa el uzatarak yiyen bu insanlar, aynı ellerle toprağı işlemiş adamlardır. İstedim ki, resim, çiftçinin el çalışmasını ve bu kadar namusluca kazandığı besini yüceltsin. İstedim ki, biz uygar insanların yaşayışından bambaşka bir yaşayışı canlandırsın. Onun için herkesin resmi güzel ya da başarılı bulmasını istemek aklımdan bile geçmiyor.”

 

Flüt

Mahalleden arkadaşım Oscar heyecanlı ve tedirgin bir halde dükkândan içeri girdi bir gün. Liverpool Street’de bir pub’da klasik müzik hakkında bir sunuş yapacağını söyledi. ‘Ben seni matematik profesörü sanıyordum.’ dedim. Güldü, ‘Öyle de müzikle de hep ilgili oldum.’ dedi. ‘Herhangi bir enstrüman çalıyor musun?’ diye sordum. Altı yedi tane çalabildiğini söyledi. Hayretle baktığımı görünce, ‘Avrupa’da burjuva bir ailede büyürsen müzik aleti çalmayı öğrenirsin.’ diye açıklama yaptı. Sarayda büyüyüp de kulübede yaşayanlar gibi düşünebilen ender insanlardandır Oscar.

‘Sen herhangi bir enstrüman çalıyor musun?’ diye sordu. Bir ergen şakası yapıp ‘Islık çalabiliyorum’ diye konuyu kapatmayı düşünürken ağzımdan ‘flüt’ kelimesi çıkmış bulundu. İşte bu hikâyenin geri kalan kısmı ilk gençliğimin parçası flüt mezalimine dairdir…

Ortaokul ikinci sınıfta bizim okula gerçek bir müzik öğretmeni atandı. Anlayışlı, idealist bir öğretmendi Sevim Hanım. Ondan önce Fen Bilgisi hocası müzik dersine gelir, türkü söyleterek dersi geçirirdi. Arguvanlı olduğundan o yöre türkülerine daha iyi notlar verir, her Arguvan türküsüne kendinden geçerek eşlik ederdi Ali Haydar Hoca. Sevim Hanım ilk dersin sonunda ‘Gelecek derse herkes flüt getirecek’ dedi. Okulun tek branş öğretmeni olduğu için tüm okulun müzik derslerini ona vermişlerdi. Okulun öğrenci sayısı iki bin. İşaret fişeği o gün atıldı mahalleyi saracak flüt mezaliminin.

Mahallenin tek kırtasiye dükkânı okulun karşısında, emekli öğretmen Hasan Bey’e ait Dost Kırtasiye… Herkes kırtasiyeye flüt sorar oldu. Hasan Bey her gün flüt siparişi veriyor yine de yetiştiremiyordu. Veresiye de alabiliyorduk oradan, zaten hepimizin ailesini tanırdı. Mahallenin flütleri tedarik edilince hepimiz yolda sokakta flütle gezer olduk. O gün müzik dersimiz olsun olmasın elimizde flütle gidiyorduk okula. Hep birlikte üflüyorduk her fırsatta. Teneffüslerde flütsüz bir anımız olmuyordu. Mahallede boş arsaya flütlerimizle gidip toplu ayin yapar gibi flüt üflüyorduk.

Derste öğrendiğimiz neydi o kelime? Kakofoni… Biraz yeteneği olanlar o günün popüler parçalarını doğaçlama çalıyorlardı kafa göz yararak ama geri kalanlar sadece üflüyorduk.

Eylül fırtınasının mahalleyi sardığı dönemdi. Bizim flüt mezalimimiz insanları iyice çileden çıkarmıştı. Evde ailemiz, sokakta mahalleli, okulda diğer derslerin hocaları bizden yaka silker olmuştu. Mahalle muhtarına, okul idaresine her gün şikayetler gidiyordu. Okul müdürü en sonunda müzik dersi olmadığı günler okula flütle gelinmesini yasakladı da okul biraz sakinledi. Seksenli ‘Özallı’ yıllarda dar gelirli ailelerin, o zamanki moda terimle ‘orta direk’ çocuklarının sahip olabildiği enstrüman flüttü. Çünkü ucuzdu. Her dönemin zorunlu enstrümanı başkaymış demek. Yetmişli yıllarda -Yeşilçam filmlerini referans alırsak- mandolin olmalı. Yılmaz Güney’in Baba filminin aynı senaryosunu alıp seksenli yıllarda yeniden çeken İbrahim Tatlıses’in, ‘Babam bana mandolin alacak.’ repliğini ‘flüt alacak’ diye değiştirdiğini en azından ben biliyorum…

Flüt salgını bizim okulda sonraki yıllarda da devam etti. Yoksul da olsa başkent Ankara’da olan okulumuzda elektrik yoktu, kışın son iki dersi mum ışığında yapmak zorunda kalırdık, ama herkesin elinde flütü vardı. Daha ne olsun!

Sevim Öğretmen’den genel müzik bilgisini öğrendim. Bemoldü diyezdi tamam da flütte ’Bak postacı geliyor’dan ileriye gidemedim. Notaları hala aklımdadır ama… Müzik benim hayatımın da bir parçası oldu böylece. Bütün yeteneksizliğime rağmen ‘Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın’dan yetmişli yıllardaki aranjmanlara ‘Bir teselli ver’den Neşet türkülerine uzanan bir repertuar var ezberimde. Tek sorun söyleyemiyor oluşum…

Oscar gibi ders vermiyorum ama içinde flüt geçen hiçbir haberi kaçırmadım flüt üflediğim günlerden beri. On yıl kadar önce şöyle bir haberi okudum mesela: Almanya’nın Frankfurt havaalanında polis müzik grubu olarak vize alan Türkiyeli bir gruptan şüpheleniyor, ellerindeki müzik aletlerini çalmalarını istiyor. Sadece elinde flüt olan arkadaş enstrümanı üfleyebiliyor. Çalabildiği ise kim bilir hangi yoksul mahallenin ortaokulunda öğrendiği ‘Bak postacı geliyor’… Belki de aynı elektriksiz okula gitmişizdir… Kim bilir…

 

Kısaca sanat…

0

AHMET ASLAN KONSERİ: Ahmet Aslan 4 Kasım’da Hackney’deki Round Chapel’e bir konser verecek. Saat 19’da başlayacak konser biletleri 25 sterlin olup eventbrite.co.uk’den sağlanabilecek…

BALIKÇIOĞLU KABARE TİYATROSU: “Alikkonun oğlu Durmuş ve Gocamış Caher” adlı tiyatro oyunu Kuzey ve Güney Londra’da izleyicisiyle buluşuyor. Balıkçıoğlu Kabare Tiyatrosu’nun sunduğu oyun, 8 Kasım Çarşamba akşamı Kuzey Londra’da, Millfield tiyatrosunda ve 11 Kasım Cumartesi akşamı da Güney Londra’da, Sidcup’taki Blackfen Okulu’nda sahneye konulacak. Oyunun ayrıca Kanser Hastalarına Yardım Derneği sponsorluğunda, 20, 21 ve 22 Kasım’da Lefkoşa, Girne ve Mağusa’da sahneleneceği açıklandı. Balıkçıoğlu topluma oyuna şöyle davet etti: “Çok az zaman hem da bir çıngıcık pilet galdı. Onun için fazla nazlanmadan şindik alasınız piletlerinizi. Yok eğer katıla katıla gülmek ve da oturduğunuz yerde şıkır şıkır oynamak istemezsanız, işeyip da yatın. İşte o gadar.”

GÜLSİN ONAY’DAN 100’ÜNCÜ YIL LONDRA KONSERİ: Sectoral Events’in organizasyonu ile Gülsin Onay, Erdem Mısırlıoğlu ve Emre Engin ile birlikte isimleri henüz açıklanmayan 3 genç müzisyenin de yer alacağı “Cumhuriyetin 100’üncü Yılı” konseri 1 Aralık saat 19’da “Sussex Gardens London W2 3UD” adresindeki Paddington St James’s Church’da gerçekleşecek. sectoralevents.com’dan alınabilecek biletler 15, 30 ve 40 sterlin olarak belirlendiği açıklandı.

HOŞ SEDA’DAN ÇAĞRI: Klasik Türk Müziği Korosu Hoş Seda, yaptığı çağrıda yeni dönem için koraya çalışacak yeni üyeler aradığını belirtti. Yapılan açıklamada “Koromuzun çalışmaları her çarşamba saat 19-21 arasında şefimiz Levent Gürbüz eğitmenliğinde Dalston junction’da devam etmektedir. Çalışmalarımıza katılmayı dilerseniz detaylı bilgi için 07568441357’den bizlere ulaşabilirsiniz” denildi.

SOUTHBANK KIŞ FESTİVALİ: Londra Southbank Kış Festivalinde ücretsiz bir dizi etkinlik 28 Ekim 2023’ten 7 Ocak 2024’e kadar sürecek. Festival boyunca düzenlenecek pek çok etkinlik arasında Fındıkkıran (28 Ekim – 6 Ocak) ve Reuben Kaye gösterileri de yer alacak. The Butch is Back (8-30 Aralık) adlı Avustralyalı komedyen ile Purcell Room’da gerçekleştirilecek. Daha fazla bayram neşesi için, Four Weddings and a Funeral, Notting Hill ve doğal olarak Love Actually filmlerinin yönetmeni Richard Curtis’in küratörlüğünü yaptığı Christmas Actually’nin (7-11 Aralık) tadını çıkarabilirsiniz. Müzikal olarak, Handel’in Messiah’ı 4 Aralık’ta icra edilecek ve altı gün sonra Noel Şarkısı söylenecek. Ya da Noel arifesinde Five Go Jiving’e veya Yeni Yıl Günü Ceilidh’e katılabilirsiniz. Açık havada ise ücretsiz bir açık hava sergisi olan Winter Light sergisi yer alacak. Hayward Gallery Hiroshi Sugimoto’nun fotoğraflarını sunarken, Royal Festival Hall’da ücretsiz Koestler Arts: IN CASE OF EMERGENCY sergisi 2 Kasım’dan 17 Aralık’a kadar devam edecek.

KARANLIK GECE FİLMİ RİO’DA: Taste of Anatolia Film Festivali, Özcan Alper’in yönettiği Kara Gece filmini, İngiltere’de ilk kez sinema severlerle buluşturuyor.

Kara Gece, 5 Kasım saat 15.30-18 arasında “107 Kingsland High Street Hackney E8 2PB” adresindeki Rio Sineması’nda izlenebilecek. Kara Gece’nin yanı sıra The Cold ve The Banishment adlı kısa filmlerin İngiltere prömiyerleri yapılacağı açıklandı.

EGE’NİN İKİ YAKASI KONSERİ: Ud üstadı Baha Yetkin ve Kanun da Konstantinos Glynos, 18 Kasım 19.30’da “35 Blomfield Road, London, W9 2PF” adresindeki Puppet Theatre Barge’da Türk ve Yunan ezgilerinden oluşan bir konser verecekler. Konserin 11 ve 14 sterlin olan biletleri internetten satın alınabilecek. “Her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan barış adına sanatın birleştirici ezgilerini kaçırmayın” diyoruz.

SEHER İLE ALİ OYUNU: Şamil Yılmaz’ın yazdığı Fatih Dönmez ve Eda Çatalçam’ın oynadığı Seher ile Ali tiyatro oyunu 23, 24, 25 Kasım saat 19.30’da “16 Northwold Road Stoke Newington N16 7HR” adresindeki Tower Tiyatrosu’nda sahnelenecek. Arabesk ruh halinin getirdiği iniş çıkışlarla kadın erkek ilişkilerine odaklanan oyun, pavyonda şarkıcılık yapan Seher ile fedailik yapan Ali’nin ilişkilerini ele alıyor. İki âşık çalıştıkları pavyondan kaçıp birlikte bir otel odasına sığınmış olsalar da geride bıraktıkları yaşanmışlıkları onları takip ediyor. Biletler 20 sterlin olup Sevda Bloom Events Organizasyon’dan 07515835181 sağlanabilecek.

LONDRA KİTAP ŞENLİĞİ 18-27 KASIM’DA

Londra’da toplumu yine toplum üyesi yazarlarla buluşturacak Londra Kitap Şenliği 6’ncı kez 18-27 Kasım’da “665 High Road Tottenham N17 8AD” adresindeki “Fieldseat / Kit@pEvi”nde gercekleşecek…

Londra Kitap Şenliği’ni organize eden İrfan Şahin, toplumda kitapseverlerle yazarları bir araya getirmek ve yeni yazarları tanıtmak amacıyla şenliği düzenlediğini belirterek, “Şenliği 2004’te üç yıl üst üste düzenlemiştik. 2018’de tekrar başladık. Umarım sürekli kılar ve gelenekselleştiririz” dedi.

Şahin toplumun kitaplara ilgisinin az olmasına karşın, yine de kitap dostu bir kesimin olduğunu belirterek, “Kitap kulüplerinde, okuma toplantılarında bir araya gelen toplum üyelerimizin varlığı da önemli. Toplum nüfusuna oranla kitap satışlarımız az. Bazı arkadaşlar Türkiye’ye gittiklerinde daha hesaplı olduğu için kitap aldıklarını söylüyorlar. Domates de öyle. Bu mantığı anlamakta zorlanıyorum. Evlerdeki kitaplık tv boyutundan daha küçük” dedi.

Şahin, kadınların daha çok kitap dostu olduğunu toplumdaki gençlerin ise Türkçe kitaplara ilgisinin yok denecek kadar az olduğunu söyledi.

Şahin, bu yıl ki şenlik programı ile ilgili şunları söyledi:

“Festivalde imza günlerinin yanı sıra söyleşi, müzik dinletisi ve film gösterimi de yer alacak. 17 Kasım’da Uluslararası Pen Başkanı Burhan Sönmez’in katılacağı söyleşi ve imza günü olacak. Sönmez Cambridge’de yaşıyor. Gezi ile ilgili romanı yayınlanan Deniz Goran, BirGün köşe yazarı Semiha Durak da o gün kitaplarını imzalayacak. Londra’da Bizim’Kiler’in yazarı gazeteci Faruk Eskioğlu da yer alacak. 18’inde roman yazarı Mahir Ünsal ile Londra merkezli Press Dionysus yayınları tarafından yayınlanan Türkçe kitaplar ve yazarları yer alacak. 19 Kasım akşamı Dursun Kuran’ın yönettiği “Bir Nazım Masalı” oyunu gösterilecek. 24-25 Kasıl günlerinde Press Dionysus yazarları ve kitapları ses getiren Aybüke Yılmaz okurla buluşacak. Sürpriz etkinlikler de planlıyoruz…”