Ana Sayfa Blog Sayfa 55

Polis devletine bir adım daha yaklaşıyoruz

Ocak sayımızda kendi çıkardıkları, Polis, Suç, Ceza ve Mahkemeler Yasası (Polislik Yasası)’nı yeterli bulmayan TORY hükümetinin geçen yıl parlamentoya sunduğu “Kamu Düzeni Yasa Tasarısı”nı belirli yönleri ile ele almıştık. Final aşamasına geçen tasarı birkaç ay sonra yasalaşarak yürürlüğe girmiş olacak. Tasarı, polisin olağanüstü yetkileriniartırırken, politikacılara mevcut yasaların içeriğini ve tanımlamaları değiştireme hakkı tanıyor. Polisin keyfi uygulamaları meşrulaştırılırken, tek kişilik gösteriler bile suç kapsamına alınıyor.

Lordlar’dan“Kamu Düzeni Yasa Tasarısı”na itiraz

Yasa Tasarısı Lordlar Kamarası’nda yapılan ufak tefek düzenlemelerin ardından son aşamaya geçti. Lordlar yasa tasarısında polise verilen iki yetkiye itiraz etti. İtiraz edilen ve kaldırılan yetkilerden biri bir şüphe olmadan kişileri ve araçları durdurma ve arama yetkisi oldu. Lordlar Kamarasında itiraz edilen ama yasa tasarısında olduğu gibi tutulan diğer yetki ise Ciddi Aksaklık Önleme Düzeni olarak adlandırılan ve kişileri bir suçları olmadığı halde protestolara katılmaktan men eden yetkiydi. Lordlar yasa tasarısına yaptıkları bir ekleme ile de gazeteciler ve gözlemciler için daha fazla koruma önlemi sağladı. Bu ekleme, Just Stop Oil protestosunu izleyen bir LBC muhabirinin polis tarafından tutuklanmasından dolayı benzeri durumların bir daha yaşanmaması için yapıldı. Hükümetin protestoları başlamadan önce durdurmak için polise vermek istediği yeni yetkiler de Lordlar tarafından engellendi.

“Kamu Düzeni Yasa Tasarısı” Mart’ta son kez görüşülecek

Mart içerisinde son kez Avam Kamara’sında görüşülecek olan tasarıda milletvekilleri Lordlar’ın itiraz ettikleri maddeler yeniden oylamaya sunulacak. Oylamaya sunulacak maddeler:

• Şüphe olmadan protestocuları ve araçları durdurma ve arama yetkisi

• Bir suçtan hüküm giymemiş kişilere karşı ‘Ciddi Aksaklık Önleme Düzenlemesi’ yetkilerinin kullanılmasının kaldırılması

• Tasarıya ciddi aksaklık tanımının eklenmesi

• Protestoya katılımı yasaklayacak mahkumiyetlerin kapsamının sınırlandırılması

• Gazeteciler ve protestoların diğer gözlemcileri için korumalar eklenmesi.

Polis protestoları ve protestocuları engellemek için her şeyi mazeret olarak kullanabilecek

Lütuf değil temel bir hak olan protesto hakkının kullanılması, Nisan 2022’de onaylanan Polis, Suç, Ceza ve Mahkemeler Yasası ile zaten büyük oranda kısıtlamaya uğramıştı. Bu kısıtlamaların kapsamı ve polisin yetkileri “Kamu Düzeni Yasası’’ ile daha da arttırılmış olacak.

Polis, Suç, Ceza ve Mahkemeler Yasası, asıl olarak protestoları etkisiz kılmak için protestocuların seslerini duyurabilmek amacıyla neden oldukları tüm aksaklıkların madde madde suç kapsamına alınması ve polise, yasanın kapsamına giren tüm maddelere ilişkin geniş yetkiler verilmesini içeriyor. Kapsamı genişletilen ‘Aksaklık’ bu yasa ile ilk kez örneklendirildi. Gürültü çıkartmak, statik gösteriler yürüyüşlerle eşitlendi. Statik gösteri için en az iki kişinin olma koşulu kaldırılarak tek kişilik gösteriler de yürüyüşlerle eşitlendi. Parlamento yakınlarında yapılan protestolar için mevcut kısıtlamalar, parlamento kapsamına giren coğrafi alanın genişletilmesi ve araç geçişlerinin engellenmemesi gibi yeni koşullarla genişletirdi. Haberdar olmadığını koşulları ihlal etmeyi de suç kapsamına alan yasa bakanlara da tanımlamaları değiştirme yetkisi vermiş durumda. Yani bakanlar “demokratik bir parlamento tartışmasından geçmek zorunda kalmadan” kural koyma yetkisine sahip olabilecekler.

 

Piyanist Gülsin Onay’dan depremzedeler için Cambridge Üniversitesi’nde resital

Devlet sanatçısı piyanist Gülsin Onay, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenenler için Cambridge Üniversitesi’nde bağış toplamak amacıyla piyano resitali verdi.

Piyanist Gülsin Onay, depremzedeler için İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde resital verdi. Onay, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “6 Şubat depreminde kaybettiğimiz canlarımız için yaklaşık 3 haftalık matem sürecinin ardından, UNICEF’e yardım amacıyla fon toplamak üzere Cambridge, Gitron College’deki güzel Stanley Kütüphanesi’nde bir hayır resitali için sahneye geri dönmek ayrıcalıktı. Salon tamamen doluydu ve amacımız için muhteşem bir meblağ topladık” dedi.

Piyano resitalinde toplanan yardımlar, UNICEF Türkiye Milli Komitesi’ne bağışlanacak. Bu bağışlar çocuklara acil psikososyal destek sağlanması, ana su istasyonları ve hizmetleri ile sağlık ve beslenme ihtiyaçlarının değerlendirilmesi, çocuklar için kışlık giysi, battaniye, aile ve seyahat hijyen kitlerinin dağıtılmasında kullanılacak.

Londra süpermarketlerinde meyve ve sebze kıtlığı gündemde

Asda süpermarket zinciri yetkilileri yaptığı açıklamada domates, biber, salatalık, marul, salata poşetleri, brokoli, karnabahar ve ahududuya üç satış sınırı getirildiğini duyurdu. Bu arada Morrisons ise domates, salatalık, marul ve biberde müşteri başına iki ürün sınırı getirdi. Diğer süpermarket devlerinin de benzer geçici önlemleri düşündüğü anlaşılırken, söz konusu sebze ve meyve kıtlığının ülke çapında gıda endüstrisi kapsamında tıkanıklıklara yol açabileceği düşünülüyor.

Perakendeciler sorunun Avrupa ve Afrika’daki kötü hava koşulları, ulaşım sorunları ve düşük verimden kaynaklandığını belirtiyor. Sıkıntının geçici olduğunu belirten yetkililer panik alımlarının yapılmamasını istedi.

Faiz artışlarına devam…

İngiltere Merkez Bankası (BoE), Şubat’ta da taban faizini üst üste onuncu kez arttırarak yüzde 4 seviyesine yükseltti. BBC’nin haberine göre, analiz uzmanları, taban faizinin yıl ortasına kadar artmaya devam etmesini ve yaz aylarında yüzde 4,5 seviyesinde zirve noktasına ulaşmasını öngörüyor.

BoE Başkanı Andrew Bailey, gaz fiyatlarının uluslararası piyasalarda dramatik bir şekilde düşmesinin ardından enflasyon konusunda zor bir dönemin atlatıldığını söylüyor. Bailey, yine de artan maaşlar ve gaz masraflarının yıl sonuna doğru yeniden artışa geçme ihtimalinin, enflasyonu tekrar yükseltme konusunda güçlü bir risk oluşturduğunu da ifade etti. The Guardian’a göre, İngiltere Merkez Bankası, Aralık 2022’de yüzde 10,5 olarak görülen enflasyon oranının bu yıl hızlı bir şekilde düşmesini ve yıl sonunda yüzde 3,5 seviyesine inmesini bekliyor.

Faiz artışının etkileri, ülke genelinde daha yüksek mortgage ve kredi masrafları olarak hissedilecek. Taban faizindeki artışın, değişken faizli anlaşmalarla mortgage ödemesi yapan kişilerin aylık ödemelerini de hemen yükseltmesi bekleniyor. Sabit faizli anlaşmalara sahip olanların aylık ödemeleri, sözleşmeleri sona erene kadar değişmeyecek. Hükümetin “English Housing Survey” araştırmasına göre, ülke genelindeki hane halklarının üçte birinden biraz daha az bir kısmı, mortgage ödüyor. İngiltere Merkez Bankası, ülke genelinde dört milyona kadar hane halkının bu yıl, aylık mortgage ödemelerinde artışla karşı karşıya olduğunu açıkladı.

Her dört aileden birinin bütçesi zorunlu ihtiyaçlara yetmiyor

Guardian’ın aktardığı ülke çapında yapılan bir ankete göre Her dört aileden birinin bütçesi zorunlu ihtiyaçlara yetmiyor. Ülkede faaliyet gösteren hayır kurumları, halkın yaklaşıkyüzde 40’ının ayı parasız bitirdiğini tespit etti ve yüzde 67’si de hükümetin kriz konusunda yeterince çaba göstermediğine inanıyor.

Ankete göre, insanların yaklaşık yüzde 40’ı ayı hiç parası kalmadan bitirirken, yüzde 24’ünün temel ihtiyaçlar için parası kalmıyor.

Save the Children, Shelter, Turn2us, Little Village ve 38 Degrees’ten oluşan “Together Through This Crisis” girişimi tarafından yapılan değerlendirme, kalıcı çift haneli enflasyon ve artan enerji faturaları oy sandığına da yansıyacak.

Ulusal İstatistik Ofisi de, kiracıların yarısından fazlasının bortalama 850 sterlinlik beklenmedik faturayı karşılayamayacağını açıklarken

Macmillan Cancer Support, kanser hastalarının geçimlerini sağlamak için tefecileri kullanmaya başlamasından kaygı duyulduğunu belirtti. Kurum hastaların üçte birisinin zorunlu tüketim harcamalarından tasarrufa yönelerek yatakta daha fazla zaman geçirdiğini, bu arada telefonların sayısında bir sıçrama olduğunu saptadı.

Together Through This Crisis’in anketine göre, Birleşik Krallık’taki en varlıklı 10 seçim bölgesi arasında bile insanların yüzde 19’u ayın sonunda yiyecek veya faturalarını ödeyemeyecek durumd.

Yardım kuruluşu 38 Degrees’in CEO’su Matthew McGregor, başbakan Rishi Sunak ve şansölye Jeremy Hunt’a yazdığı açık mektupta, çocukların beslenme krizine karşı acil harekete geçilmesini istedi. McGregor, Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın başkentteki tüm ilkokullar için duyurduğu ücretsiz okul yemeklerinin tüm çocuklara genişletilmesi gerektiğini de belirtti.

Ukrayna savaşı kaynaklanan enerji krizi İngiltere’deki her yetişkin için bin sterline mal oldu

Climate Intelligence Unit’in (ECIU)’nin çalışmasına göre;

İngiltere’nin gaza aşırı bağımlılığı savaşın halka olan faturasını ağırlaştırdı.Ukrayna’daki savaştan kaynaklanan enerji krizinin her yetişkin için bin sterlin eşdeğerine mal olduğu ortaya çıktı.

ECIU, Rusya’nın yaklaşık bir yıl önce Ukrayna’yı işgalinden bu yana yüksek toptan gaz fiyatlarının Birleşik Krallık enerji tedarikçilerine, 10 milyar ila 20 milyar sterline ek olarak 50 ila 60 milyar sterlin daha yük getirdi.

İşgal, halihazırda tarihi ortalamaların üzerinde olan toptan gaz fiyatlarının rekor seviyelere çıkmasına neden oldu. IMF İngiltere’nin gaza yüksek bağımlılık nedeniyle Batı Avrupa’da en kötü etkilenen ülke olduğunu açıkladı. Birleşik Krallık, elektriğinin yaklaşık yüzde 40’ını üretmek ve yüzde 85’ini ısıtmak için gaz kullanıyor aynı zamanda Avrupa’nın en az enerji tasarruflu ülkeleri arasında yer alıyor.

IMF: Dünya ekonomisi 2023’te yüzde 2,9’a büyüyecek

Uluslararası Para Fonu (IMF), geçen yıl Ekim’de dünya ekonomisinin yüzde 2,7 büyüyeceğini öngörmüştü. Şubat başında yaptığı tahminde ise bunu bir miktar yükselterek 2,9’a çıkardı. ve enflasyonun gerilmeye başladığı tespitinde bulundu.

Geçtiğimiz Ekim’de dünya ekonomisinin ciddi zorluklar yaşadığını belirten IMF, ekonomiyi zora sokan başlıca dört olumsuz etkenin sözünü etmişti. Bunlar, yüksek enflasyon, çoğu bölgelerde sıkılaşan mali koşullar, Ukrayna’da devam etmekte olan savaş ve Covid-19’un başta Çin olmak üzere belirli ekonomiler üzerinde oluşturduğu baskı olarak özetlenmişti. Bu olumsuzluklara bağlı olarak, IMF, önce yüzde 2,9 olarak tahmin ettiği 2023’te dünyanın toplam ekonomik büyümesini 2,7’e düşürmüştü.

IMF, yenilediği Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda ise, ABD ve Avrupa’da talebin düşmemesi ama sürmeye devam etmesi, enerji maliyetlerinin görece düşmesi ve Sıfır Covid politikasından vazgeçen Çin’in hızlı bir toparlanma içine girmesinin dünya ekonomisini az-çok olumlu etkilediğini yazdı. Geçen Ekim’de ekonomilerinin henüz dip yapmadığı ve “en kötü” durumun yaşanmadığını ve bunun için hazırlıklı olunması gerektiğini belirten IMF, şimdi daha iyimser. Ancak yine de, henüz tam bir iyileşme sağlanmadığını ve merkez bankalarının enflasyona karşı mücadelelerini sürdürmeleri gerektiğini belirtiyor. Merkez Bankalarının “enflasyonla mücadelesi”nin anlamını ise herkes biliyor: Mortgage faizlerini de uçurmakta olan faizleri artırma ve devlet harcamalarında, yani başlıca NHS’e belediyelere ve eğitime ayrılan bütçede ciddi kesintilere gitme!

Hala ücretlerini hiç değilse enflasyona ezdirmemek için grevlerini sürdürmekte olan işçi ve emekçiler, IMF’nin bu iyimserleşmesi konusunda tedirgin. Ekonomi toparlanıp canlanacak diye sevinsinler mi yoksa faizler artırılıp devlet harcamaları kısılacak diye üzülsünler mi, karar vermiş değiller. Çözümse, IMF de dahil enflasyon ve ekonomik durgunlukla krizlerin kaynağı olan kapitalizmle hesaplaşma ve ondan kurtulmada.

Birinci Yılında Rusya-Ukrayna Savaşı

2022’nin 24 Şubatında Rusya’nın Ukrayna topraklarına saldırısıyla başlayan savaş birinci yılını tamamladı.

Önceleri Rusya’nın kısa sürede sonuç alacağı tahmin edilirken, bu tahmin tutmadı ve birinci yılı dolan savaşta neredeyse bir denge durumu oluştu. Rusya ya ilerleyemiyor ya da ilerlemiyor, ancak artık sonuç alıcı bir saldırı yürütmediği ortada.

Bunda başta ABD olmak üzere NATO ve genel olarak Batının Ukrayna’ya sağladığı desteğin büyüklüğünün payı tayin edici. Hatta, ABD ve NATO’nun Ukrayna’ya destek sağlamaktan çok, bu ülkeyi “piyon” olarak kullanarak bizzat kendi savaşını yürüttüğünü söylemek yanlış olmaz. Ukrayna’yı savaşa neredeyse arkasından iterek en başta ABD ile İngiltere sürükledi. Önce Ukrayna’yı Rusya’nın “kırmızı çizgisi” olduğunu bilmelerine rağmen AB ve NATO’ya alma politikası izledi ve Rusya’yı kuşatmaya çalıştılar. Ve Rusya saldırdı saldıracak propagandasıyla savaş kışkırtıcılığı yaptılar. Rusya’nın saldırısının ardından ise milyar dolarlık destekler sunarak Ukrayna’yı silahlandırıp donattılar. Özellikle uzaydan sağladıkları istihbarat ve verdikleri yerden havaya güdümlü füzeler Rusya’nın hava üstünlüğünü dengeledi. Şubat ayı içinde Rusya savaşta 10. general kaybını verdi. Çok sayıda da savaş gemisi kaybetti.

Üstelik Batı ülkelerinin Rusya’ya koydukları tarihte eşi görülmemiş sertlikteki ambargonun kapsamına girmeyen neredeyse hiçbir şey yok ve bunlar Rusya’yı şüphesiz etkiliyor. Ancak bir karşı etkisi de var ve Rusya’yı daha çok Çin, Hindistan, İran ve Türkiye gibi ülkelerle ticareti sıkılaştırmaya yönlendiriyor ki, bunlardan Çin ve Hindistan küçümsenir ülkeler değiller.

Savaşın yıldönümünden bir gün önce BM Genel Kurulu’nda yapılan bir oylamayla Rusya kınandı. Oylamada 141 olumlu oy vardı. Ancak Çin, Hindistan, İran ve G. Afrika dahil 32 ülkenin çekimser kalması Belerus, K. Kore ve Suriye gibi 7 ülkenin ise Rusya lehinde oy kullanması, bu ülkenin tem bir tecrit içinde olmadığının kanıtı oldu.

Bu emperyalist savaş daha sürer görünüyor.

İsveç-Finlandiya-Türkiye NATO Pazarlığı

Rusya’nın Ukrayna işgali sonrasında, en azından II. Dünya Savaşından bu yana tarafsız konumda olan iki kuzey Avrupa ülkesi İsveç ve Finlandiya üyelik için NATO’ya baş vurmuş, ancak Türkiye’nin ayak diremesiyle karşılaşılmıştı.

Türkiye açısından kuşkusuz bu iki ülkenin NATO üyeliği bir sıkıntı oluşturmuyor. Ancak sorun, bir süredir batılı merkezlerle arasında güven sorunu oluşan Türkiye’nin, bu yönüyle üyelikleri bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışmasında. Önceden anlaşmasına karşın ABD’den F-35 ve Patriot füzeleri alamayan, Rusya’dan satın aldığı S-400’ler de vetolananTürkiye batıyla olan sorunlarını aşma peşinde. Ve sorunları bunlardan ibaret de değil. Doğu Akdeniz’de sadece Yunanistan’la değil İtalya ve Fransa ile de karşı karşıya gelen ve ABD desteğini alamadığı gibi, onu karşısında bulan Türkiye, Yunanistan’la olan Ege kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge anlaşmazlıklarında da ABD ve Avrupa’nın karşısında yer aldığını görüyor ve rahatsız. Ancak özellikle ABD de, Rusya ile ilişkilerini kendisine kar;ıkoz olarak kullanmaya çalışan Türkiye’den rahatsız. Üstelik ABD ve genel olarak Batı ile Türkiye arasında Ortadoğu sorunlarında da mesafe var.

O nedenle Türkiye özellikle İsveç’in YPG ve Fetullah Gülen’i desteklediğini ileri sürerek batıdan bir şeyler koparmak istiyor. İsveç’te bir meczubun Kuran yakması da Türkiye’nin aradığı bahanelere bir yenisini ekledi. Depremin ardından Türkiye’ye gelen NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, üç ülke ilişkisi üzerinde de kulis yaptı ve Mart’ta üç ülke temsilcisinin Brüksel’de görüşeceklerini açıkladı. Yine deprem sonrası gelen ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in ziyareti de yine sorunun aşılmasıyla ilgili olarak yorumlanıyor.

Barikatlarda bir doktor

Tesadüfler tarihte önceden tahmin edilemeyecek ve başlangıç olayıyla bağlantısı kurulamayan sonuçlar doğurur. 1871’de Fransa-Prusya savaşı sırasında, Alman topçular yanlışlıkla Bahçe Çiçekleri Müzesi’ni bombaladılar. Fransızlar bunun yanlışlık değil, barbarca bir saldırı olduğunu iddia ettiler. İddia sahibi, aslında bir ırkçı olan Fransız doğa bilimci Armand de Quatrefage, Prusyalıların Moğol kökenli Finliler olduğunu ileri sürerek, bombalamanın sebebini ırk kökenine bağladı. Bu görüşünü, “Prusyalıların Irkı” başlıklı makalesinde dile getirdi.

Aptal bir Alman subayın hedef hesaplarında yaptığı yanlışlık, hiç gündemde olmayan bir ırk tartışmasına yol açtı. Almanya’dan Dr. Virchow, antropoloji alanında çok kapsamlı bir çalışma yapmaya böylece başladı. Onun derdi de, Prusyalıların Moğol olmadığını kanıtlamaktı. Madem Fransız doğa bilimci, Finliler, Moğollar ve Prusyalılar arasında kök bağları olduğunu iddia ediyordu, o da Finlilerden başlayıp geriye doğru gitmeye karar verdi. Alman okul çocukları üzerinde çalışmaya başladı. 6 milyon yedi yüz elli bin çocuk üzerinde yapılan çalışmanın sonuçları, üstün bir Cermen ırkına inananlar için hayal kırıklığı oldu. Virchow, hiçbir yerde Almanların ya da başka bir ulusun ırksal olarak tek tip olmadığını belirtti. Sanıldığının aksine, Almanların üçte birinden daha azı açık tenli, mavi gözlü ve sarışındı! Sonuç şuydu, evet Almanlar Finli değildi, Finliler de Moğol değildi, ama saf ırk diye bir şey de yoktu! Önemli sayıda Prusyalının esmer ve önemli sayıda Yahudi’nin sarışın olduğu kanıtlanmıştı.  Aryan ırkı kavramının “İskandinav mistisizmi” olduğu ve herhangi bir ırkın veya ulusun üstünlüğüne dair hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna vardı.

Bu saçma sapan tartışma başka bir gelişmenin yolunu açtı. Virchow, Saha çalışmaları sırasında Yukarı Silezya’da patlayan tifüs salgınını derinlemesine inceledi ve sosyal şartlarla salgın arasındaki ilişkiyi görme fırsatı buldu. Junkers olarak bilinen toprak sahiplerinin toprağı ve üretim araçlarını kontrol ettiği ve genellikle vergi ödemekten muaf tutulduğu ekonomik sistemi ağır bir dille suçladı. Özellikle Prusya egemenliği altındaki Polonya topraklarındaki ayrımcılığa, dikkat çekti. Bütün ülkede tam demokrasini kurulmasını, vergilerin fakir işçiler ve çiftçilerden zengin toprak sahiplerine kaydırılmasını, Lehçe’nin resmi dil olarak benimsenmesini, tarım kooperatiflerinin oluşturulmasını, salgında öksüz kalan çocukların bakımı için yetimhanelerin yeniden açılmasını ve yardım fonlarının yerel yönetimlere devrini öneren kapsamlı bir reform programı önerdi. Şüphesiz bütün bunlar hiç dikkate alınmadı.

10 Mart 1848’de Berlin’e döndü sekiz gün sonra, aktif rol oynadığı hükümete karşı bir devrim patlak verdi ve Virchow barikatlarda yerini aldı. Aynı zamanda adaletsizlikle mücadele etmek ve sosyal tıbbı tanıtmak için haftalık bir gazete çıkarmaya başladı. Gazete, “tıp bir sosyal bilimdir” ve “hekim, fakirlerin doğal avukatıdır” sloganlarıyla yayınlandı. Siyasi baskılar onu 1849 Haziranında yayını sonlandırmaya zorladı ve resmi görevlerinden ihraç edildi

Virchow, hayatı boyunca Yahudilerle yakın çalıştı ve Yahudi karşıtlığıyla savaştı. Kölelik karşıtı hareketin içindeydi ve Afrika’nın Avrupa tarafından sömürgeleştirilmesinin aptallık olduğuna inanıyordu. Almanya’nın da koloniler edinmesine karşı mücadele etti.

Virchow, hastalığın hiçbir zaman tamamen biyolojik olmadığını, ancak çoğu kez sosyal koşullardan doğup yayıldığı gerçeğine odaklanan sosyal tıbbın kurucusu olarak kabul edilmektedir. Tuhaftır, bütün hayatında en radikal tavırlar takınmış olan Virchow, Darwin’in Evrim Teorisi’ne de şiddetle karşıydı ve okullarda öğretilmesini de engellemeye çalışmıştı.